3899. Metin
{حم} سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
{حم} Hurûf-ı mukattaa hakkında Bakara Suresi'nin başında açıklama geçmişti.
3900. Metin
تنزيل القرآن على النبي محمد ﷺ من عند الله ﷿ العزيز الذي قهر بعزته كل مخلوق، العليم بكل شيء.
Kur'an'ın Peygamber Muhammed'e [sallallâhu aleyhi ve sellem] indirilmesi; izzetiyle her yaratılmışa boyun eğdiren Azîz [ve] her şeyi hakkıyla bilen Alîm olan Azîz ve Celîl Allah katındandır.
3901. Metin
غافر الذنب للمذنبين، وقابل التوب من التائبين، شديد العقاب على مَن تجرَّأَ على الذنوب، ولم يتب منها، وهو ﷾ صاحب الإنعام والتفضُّل على عباده الطائعين، لا معبود تصلح العبادة له سواه، إليه مصير جميع الخلائق يوم الحساب، فيجازي كلا بما يستحق.
Günahkârların günahını bağışlayan, tövbe edenlerin tövbesini kabul eden, günah işlemeye cüret edip tövbe etmeyenlere cezası pek çetin olandır. O [azze ve celle], itaatkâr kullarına lütuf ve ihsan sahibidir. O'ndan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Hesap gününde bütün yaratılmışların dönüşü O'nadır; böylece herkese hak ettiğinin karşılığını verir.
3902. Metin
ما يخاصم في آيات القرآن وأدلته على وحدانية الله، ويقابلها بالباطل إلا الجاحدون الذين جحدوا أنه الإله الحق المستحق للعبادة وحده، فلا يغررك -أيها الرسول- ترددهم في البلاد بأنواع التجارات والمكاسب، ونعيم الدنيا وزهرتها.
Kur'an ayetleri ve Allah'ın birliğine dair delilleri hakkında tartışıp onları batılla karşılayanlar, ancak O'nun tek başına ibadete layık hak ilah olduğunu inkâr eden kâfirlerdir. [Ey Peygamber!] Onların çeşitli ticaret ve kazançlarla, dünya nimeti ve süsüyle beldelerde gezip dolaşmaları seni aldatmasın.
3903. Metin
كذَّبت قبل هؤلاء الكفار قومُ نوح ومَن تلاهم من الأمم التي أعلنت حربها على الرسل كعاد وثمود، حيث عزموا على إيذائهم وتجمَّعوا عليهم بالتعذيب أو القتل، وهمَّت كل أمة من هذه الأمم المكذبة برسولهم ليقتلوه، وخاصموا بالباطل؛ ليبطلوا بجدالهم الحق فعاقَبْتُهم، فكيف كان عقابي إياهم عبرة للخلق، وعظة لمن يأتي بعدهم؟
Bu kâfirlerden önce Nûh kavmi ve onların ardından Âd ile Semûd gibi peygamberlere savaş açan ümmetler de yalanlamıştı. Nitekim onlara eziyet etmeye azmetmiş, işkence veya öldürmek üzere onlara karşı toplanmışlardı. Bu yalanlayıcı ümmetlerin her biri, peygamberlerini öldürmeye yeltendi ve hakkı batılla çürütmek için mücadele etti; bunun üzerine Ben de onları cezalandırdım. Benim onlara verdiğim ceza yaratılanlar için nasıl bir ibret ve sonradan gelenler için nasıl bir öğüt oldu!
3904. Metin
وكما حق العقاب على الأمم السابقة التي كذَّبت رسلها، حق على الذين كفروا أنهم أصحاب النار.
Peygamberlerini yalanlayan önceki ümmetler hakkında ceza nasıl kesinleştiyse, inkâr edenlerin cehennemlik oldukları [hükmü] de öylece kesinleşmiştir.
3905. Metin
الذين يحملون عرش الرحمن من الملائكة ومَن حول العرش ممن يحف به منهم، ينزِّهون الله عن كل نقص، ويحمَدونه بما هو أهل له، ويؤمنون به حق الإيمان، ويطلبون منه أن يعفو عن المؤمنين، قائلين: ربنا وسعت كل شيء رحمة وعلمًا، فاغفر للذين تابوا من الشرك والمعاصي، وسلكوا الطريق الذي أمرتهم أن يسلكوه وهو الإسلام، وجَنِّبْهم عذاب النار وأهوالها.
Meleklerden Rahmân'ın Arş'ını taşıyanlar ve Arş'ın çevresini kuşatanlar, Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih ederler, O'na layık olduğu şekilde hamdederler, O'na hakkıyla inanırlar ve müminleri bağışlamasını isteyerek şöyle derler: 'Rabbimiz! Sen her şeyi rahmet ve ilimle kuşattın; şirkten ve günahlardan tövbe edip tutmalarını emrettiğin yola -ki o İslâm'dır- uyanları bağışla, onları cehennem azabından ve onun dehşetinden koru!'
3906. Metin
ربنا وأدخل المؤمنين جنات عدن التي وعدتهم، ومَن صلح بالإيمان والعمل الصالح من آبائهم وأزواجهم وأولادهم. إنك أنت العزيز القاهر لكل شيء، الحكيم في تدبيره وصنعه.
Rabbimiz! Müminleri ve onların atalarından, eşlerinden ve nesillerinden iman edip salih amel işleyerek iyi hâl üzere olanları onlara vadettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz Sen, her şeye boyun eğdiren Azîz [ve] tedbirinde ve yaratmasında Hakîm olansın.
3907. Metin
واصرف عنهم سوء عاقبة سيئاتهم، فلا تؤاخذهم بها، ومن تصْرِف عنه السيئات يوم الحساب فقد رحمته، وأنعمت عليه بالنجاة من عذابك، وذلك هو الظَّفَر العظيم الذي لا فوز مثله.
Onları günahlarının kötü akıbetinden koru, onlardan dolayı kendilerini muaheze etme (hesaba çekme). Hesap gününde kimi kötülüklerden korursan, şüphesiz ona merhamet etmiş ve onu azabından kurtararak nimetlendirmiş olursun. İşte bu, benzeri olmayan en büyük kurtuluştur.
3908. Metin
إن الذين جحدوا أن الله هو الإله الحق وصرفوا العبادة لغيره عندما يعاينون أهوال النار بأنفسهم، يَمْقُتون أنفسهم أشد المقت، وعند ذلك يناديهم خزنة جهنم: لَمقت الله لكم في الدنيا -حين طلب منكم الإيمان به واتباع رسله، فأبيتم- أكبر من بغضكم لأنفسكم الآن، بعد أن أدركتم أنكم تستحقون سخط الله وعذابه.
Allah'ın hak ilah olduğunu inkâr edip ibadeti O'ndan başkasına yapanlar, cehennemin dehşetini bizzat gördüklerinde kendi nefretlerinden çok daha şiddetli bir şekilde kendilerine öfke duyarlar (buğzederler). O vakit cehennem bekçileri onlara şöyle seslenir: 'Dünyada iken Allah'a inanmanız ve elçilerine uymanız istendiğinde yüz çevirdiğiniz için Allah'ın size olan gazabı, O'nun gazabını ve azabını hak ettiğinizi anladıktan sonra şimdi kendinize duyduğunuz nefretten daha büyüktü.'
3909. Metin
قال الكافرون: ربنا أمتَّنا مرتين: حين كنا في بطون أمهاتنا نُطَفًا قبل نفخ الروح، وحين انقضى أجلُنا في الحياة الدنيا، وأحييتنا مرتين: في دار الدنيا، يوم وُلِدْنا، ويوم بُعِثنا من قبورنا، فنحن الآن نُقِرُّ بأخطائنا السابقة، فهل لنا من طريق نخرج به من النار، وتعيدنا به إلى الدنيا؛ لنعمل بطاعتك؟ ولكن هيهات أن ينفعهم هذا الاعتراف.
Kâfirler şöyle derler: 'Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün: Annelerimizin karnında ruh üflenmeden önce birer nutfe iken ve dünya hayatındaki ecelimiz bittiğinde; bizi iki kez dirilttin: Doğduğumuz gün dünya yurdunda ve kabirlerimizden diriltildiğimiz gün. Şimdi geçmişteki hatalarımızı itiraf ediyoruz. Acaba cehennemden çıkıp Sana itaat üzere amel etmek için dünyaya dönmemize bir yol var mı?' Fakat bu itirafın onlara fayda vermesi ne mümkün!
3910. Metin
ذلكم العذاب الذي لكم -أيها الكافرون- بسبب أنكم كنتم إذا دُعيتم لتوحيد الله وإخلاص العمل له كفرتم به، وإن يُجْعل لله شريك تُصَدِّقوا به وتتبعوه. فالله ﷾ هو الحاكم في خلقه، العادل الذي لا يجور، يهدي من يشاء ويضل من يشاء، ويرحم مَن يشاء ويعذب مَن يشاء، لا إله إلا هو الذي له علو الذات والقَدْر والقهر، وله الكبرياء والعظمة.
[Ey kâfirler!] Size olan bu azap, bir olan Allah'a çağrıldığınızda ve ameli O'na halis kılmaya davet edildiğinizde inkâr etmeniz, Allah'a ortak koşulduğunda ise buna inanıp tabi olmanız sebebiyledir. Allah [azze ve celle], yaratıkları arasında hüküm veren, asla zulmetmeyen adil olandır; dilediğini hidayete erdirir, dilediğini saptırır; dilediğine merhamet eder, dilediğine azap eder. Zat, kadr ve galebe bakımından en yüce olan, kibriya ve azamet sahibi olan O'ndan başka hiçbir ilah yoktur.
3911. Metin
هو الذي يُظْهِر لكم -أيها الناس- قدرته بما تشاهدونه من الآيات العظيمة الدالة على كمال خالقها ومبدعها، ويُنَزِّل لكم من السماء مطرًا تُرزَقون به، وما يتذكر بهذه الآيات إلا مَن يرجع إلى طاعة الله، ويخلص له العبادة.
Ey insanlar! Yaratıcısının ve var edicisinin mükemmelliğine delalet eden ve müşahede ettiğiniz büyük ayetlerle kudretini size gösteren, gökten kendisiyle rızıklandığınız yağmuru indiren O'dur. Bu ayetlerle ancak Allah'a itaate dönen ve ibadeti yalnız O'na halis kılan kimse düşünüp öğüt alır.
3912. Metin
فأخلصوا -أيها المؤمنون- لله وحده العبادة والدعاء، وخالفوا المشركين في مسلكهم، ولو أغضبهم ذلك، فلا تبالوا بهم.
Ey müminler! İbadeti ve duayı yalnızca Allah'a halis kılın; müşriklere yollarında muhalefet edin, bu onları öfkelendirse bile onlara aldırış etmeyin.
3913. Metin
إن الله هو العليُّ الأعلى الذي درجاته ارتفاعًا باين به مخلوقاته، وارتفع به قَدْره، وهو صاحب العرش العظيم، ومن رحمته بعباده أن يرسل إليهم رسلا يلقي إليهم الوحي الذي يحيون به، فيكونون على بصيرة من أمرهم؛ لتخوِّف الرسل عباد الله، وتنذرهم يوم القيامة الذي يلتقي فيه الأولون والآخرون.
Şüphesiz Allah; dereceleri yaratılmışlarından ayrışacak şekilde yüksek, şanı yüce olan en yücedir (el-Aliyyü'l-A'lâ). O, yüce Arş'ın sahibidir. Kullarına olan merhametindendir ki onlara, kendisiyle dirilecekleri vahyi ulaştıran peygamberler gönderir; böylece onlar işlerinde basiret sahibi olurlar. Peygamberler Allah'ın kullarını korkutsun ve öncekilerle sonrakilerin bir araya geleceği kıyamet gününe karşı onları uyarsın diye [bunu yapar].
3914. Metin
يوم القيامة تظهر الخلائق أمام ربهم، لا يخفى على الله منهم ولا مِن أعمالهم التي عملوها في الدنيا شيء، يقول الله سبحانه: لمن الملك والتصرف في هذا اليوم؟ فيجيب نفسه: لله المتفرد بأسمائه وصفاته وأفعاله، القهَّار الذي قهر جميع الخلائق بقدرته وعزته.
Kıyamet günü yaratılmışlar Rablerinin huzuruna çıkarlar; kendilerinden de dünyada yaptıkları amellerden de hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. Allah Sübhânehu: 'Bugün mülk ve tasarruf kime aittir?' buyurur. Sonra bizzat Kendisi cevap verir: 'İsimlerinde, sıfatlarında ve fiillerinde tek olan; kudreti ve izzetiyle bütün yaratılmışlara boyun eğdiren Kahhâr olan Allah'a aittir.'
3915. Metin
اليوم تثاب كل نفس بما كسبت في الدنيا من خير وشر، لا ظلم لأحد اليوم بزيادة في سيئاته أو نقص من حسناته. إن الله ﷾ سريع الحساب، فلا تستبطئوا ذلك اليوم؛ فإنه قريب.
Bugün her nefis dünyada kazandığı hayır ve şerrin karşılığını görür. Bugün kötülüklerinin artırılması ya da iyiliklerinin eksiltilmesi suretiyle kimseye zulüm yapılmaz. Şüphesiz Allah [azze ve celle], hesabı pek çabuk görendir; dolayısıyla o günü uzak görmeyin, zira o yakındır.
3916. Metin
وحذِّر -أيها الرسول- الناس من يوم القيامة القريب، وإن استبعدوه، إذ قلوب العباد مِن مخافة عقاب الله قد ارتفعت من صدورهم، فتعلقت بحلوقهم، وهم ممتلئون غمًّا وحزنًا. ما للظالمين من قريب ولا صاحب، ولا شفيع يشفع لهم عند ربهم، فيستجاب له.
[Ey Peygamber!] İnsanlar uzak görseler de onları yakın olan kıyamet gününe karşı uyar. Zira o gün kulların kalpleri, Allah'ın azabının korkusundan göğüslerinden kalkıp gırtlaklarına dayanmıştır ve onlar gam ve kederle doludurlar. Zalimlerin ne bir yakını ne bir dostu ne de Rableri katında kendileri için şefaati kabul olunacak bir şefaatçisi vardır.
3917. Metin
يعلم الله سبحانه ما تختلسه العيون من نظرات، وما يضمره الإنسان في نفسه من خير أو شر.
Allah Sübhânehu, gözlerin hain bakışlarını (gizlice bakmasını) ve insanın içinde gizlediği hayır veya şerri bilir.
3918. Metin
والله سبحانه يقضي بين الناس بالعدل فيما يستحقونه، والذين يُعبدون من دون الله من الآلهة لا يقضون بشيء؛ لعجزهم عن ذلك. إن الله هو السميع لأقوال خلقه، البصير بأفعالهم وأعمالهم، وسيجازيهم عليها.
Allah Sübhânehu, insanlar arasında hak ettikleri şekilde adaletle hükmeder. Allah'tan başka tapınılan ilahlar ise buna güç yetiremediklerinden hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, yaratıklarının sözlerini hakkıyla işiten Semî', fiillerini ve amellerini hakkıyla gören Basîr'dir ve onlara yaptıklarının karşılığını verecektir.
3919. Metin
أو لم يَسِرْ هؤلاء المكذبون برسالتك -أيها الرسول- في الأرض، فينظروا كيف كان خاتمة الأمم السابقة قبلهم؟ كانوا أشد منهم بطشًا، وأبقى في الأرض آثارًا، فلم تنفعهم شدة قواهم وعِظَم أجسامهم، فأخذهم الله بعقوبته؛ بسبب كفرهم واكتسابهم الآثام، وما كان لهم من عذاب الله من واق يقيهم منه، فيدفعه عنهم.
[Ey Peygamber!] Senin peygamberliğini yalanlayan bu kimseler, yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden önceki geçmiş ümmetlerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar? Onlar bunlardan daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri bakımından daha kalıcı idiler. Fakat kuvvetlerinin şiddeti ve bedenlerinin büyüklüğü onlara fayda vermedi; küfürleri ve günah kazanmaları sebebiyle Allah onları azabıyla yakalayıverdi. Kendilerini Allah'ın azabından koruyup onu savacak hiçbir koruyucu da olmadı.
3920. Metin
ذلك العذاب الذي حلَّ بالمكذبين السابقين، كان بسبب موقفهم من رسل الله الذين جاؤوا بالدلائل القاطعة على صدق دعواهم، فكفروا بهم، وكذَّبوهم، فأخذهم الله بعقابه، إنه سبحانه قوي لا يغلبه أحد، شديد العقاب لمن كفر به وعصاه.
Önceki yalanlayıcıların başına gelen bu azap, davalarının doğruluğuna dair kesin delillerle gelen Allah'ın peygamberlerine karşı takındıkları tavır yüzündendi; onları inkâr edip yalanladılar, bunun üzerine Allah da onları cezasıyla yakalayıverdi. Şüphesiz O Sübhânehu, hiç kimsenin mağlup edemeyeceği kuvvet sahibidir (Kavî) ve Kendisini inkâr edip O'na isyan edenler için cezası pek çetindir.
3921. Metin
ولقد أرسلنا موسى بآياتنا العظيمة الدالة على حقيقة ما أُرسل به، وحجة واضحة بيِّنة على صدقه في دعوته، وبطلان ما كان عليه مَن أُرسل إليهم.
Andolsun ki Mûsâ'yı, gönderildiği şeyin hakikatine delalet eden yüce ayetlerimizle ve davasındaki doğruluğuna, kendilerine gönderildiği kimselerin üzerinde bulunduğu şeyin ise batıl olduğuna dair açık ve apaçık bir delille gönderdik.
3922. Metin
إلى فرعون ملك «مصر» ، وهامان وزيره، وقارون صاحب الأموال والكنوز، فأنكروا رسالته واستكبروا، وقالوا عنه: إنه ساحر كذاب، فكيف يزعم أنه أُرسِل للناس رسولا؟
Mısır kralı Firavun'a, veziri Hâmân'a ve mallar ile hazineler sahibi Kârûn'a [gönderdik]. Onlar onun peygamberliğini inkâr edip kibirlendiler ve onun hakkında: 'O, yalancı bir büyücüdür; insanlara elçi olarak gönderildiğini nasıl iddia eder?' dediler.
3923. Metin
فلما جاء موسى فرعون وهامان وقارون بالمعجزات الظاهرة مِن عندنا، لم يكتفوا بمعارضتها وإنكارها، بل قالوا: اقتلوا أبناء الذين آمنوا معه، واستبقوا نساءهم للخدمة والاسترقاق. وما تدبير أهل الكفر إلا في ذَهاب وهلاك.
Mûsâ, Firavun'a, Hâmân'a ve Kârûn'a katımızdan apaçık mucizelerle gelince, sadece onlara karşı çıkıp inkâr etmekle yetinmediler, aksine: 'Onunla birlikte iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını ise hizmet ve kölelik için sağ bırakın!' dediler. Kâfirlerin tuzağı ise yok olup helak olmaktan başka bir şey değildir.
3924. Metin
وقال فرعون لأشراف قومه: اتركوني أقتل موسى، وليدع ربه الذي يزعم أنه أرسله إلينا، فيمنعه منا، إني أخاف أن يُبَدِّل دينكم الذي أنتم عليه، أو أن يُظْهِر في أرض «مصر» الفساد.
Firavun kavminin ileri gelenlerine şöyle dedi: 'Bırakın beni, Mûsâ'yı öldüreyim! O da bizi kendisine gönderdiğini iddia ettiği Rabbine dua etsin de O kendisini bizden korusun! Doğrusu ben, onun sizin üzerinde bulunduğunuz dininizi değiştirmesinden yahut Mısır topraklarında fesat çıkarmasından korkuyorum.'
3925. Metin
وقال موسى لفرعون وملئه: إني استجرت بربي وربكم -أيها القوم- من كل مستكبر عن توحيد الله وطاعته، لا يؤمن بيوم يحاسب الله فيه خلقه.
Mûsâ, Firavun'a ve ileri gelenlerine şöyle dedi: 'Ey kavim! Ben, Allah'ı birlemekten ve O'na itaat etmekten büyüklenen, Allah'ın yaratıklarını hesaba çekeceği güne inanmayan her kibirliden benim de Rabbim sizin de Rabbiniz [olan Allah]'a sığındım.'
3926. Metin
وقال رجل مؤمن بالله من آل فرعون، يكتم إيمانه منكرًا على قومه: كيف تستحلون قَتْلَ رجل لا جرم له عندكم إلا أن يقول ربي الله، وقد جاءكم بالبراهين القاطعة مِن ربكم على صِدْق ما يقول؟ وإن يك موسى كاذبًا فإنَّ وبالَ كذبه عائد عليه وحده، وإن يك صادقًا لحقكم بعض الذي يتوعَّدكم به، إن الله لا يوفق للحق مَن هو متجاوز للحد، بترك الحق والإقبال على الباطل، كذَّاب بنسبته ما أسرف فيه إلى الله.
Firavun ailesinden imanını gizleyen mümin bir adam, kavmine karşı çıkarak şöyle dedi: 'Size göre hiçbir suçu olmayıp sadece «Rabbim Allah'tır» diyen ve Rabbinizden söylediklerinin doğruluğuna dair kesin delillerle gelmiş olan bir adamı öldürmeyi nasıl helal görürsünüz? Eğer Mûsâ yalancı ise yalanının vebali yalnızca kendisinedir; şayet doğru söylüyorsa sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelir. Şüphesiz Allah, hakkı terk edip batıla yönelerek haddi aşan, haddi aştığı şeyleri Allah'a isnat ederek yalan söyleyen kimseyi hakka muvaffak kılmaz.'
3927. Metin
يا قوم لكم السلطان اليوم ظاهرين في أرض «مصر» على رعيتكم من بني إسرائيل وغيرهم، فمَن يدفع عنا عذاب الله إن حلَّ بنا؟ قال فرعون لقومه مجيبًا: ما أريكم -أيها الناس- من الرأي والنصيحة إلا ما أرى لنفسي ولكم صلاحًا وصوابًا، وما أدعوكم إلا إلى طريق الحق والصواب.
'Ey kavmim! Bugün Mısır topraklarında İsrâiloğulları'ndan ve başkalarından oluşan tebaanıza üstün gelmiş olarak hükümranlık sizindir. Peki, başımıza gelirse Allah'ın azabını bizden kim savabilir?' Firavun kavmine cevap vererek şöyle dedi: 'Ey insanlar! Ben size ancak kendim ve sizin için uygun ve doğru gördüğüm görüş ve nasihati gösteriyorum; sizi ancak hak ve doğru yola çağırıyorum.'
3928. Metin
وقال الرجل المؤمن من آل فرعون لفرعون وملئه واعظًا ومحذرًا: إني أخاف عليكم إن قتلتم موسى، مثل يوم الأحزاب الذين تحزَّبوا على أنبيائهم.
Firavun ailesinden olan o mümin adam Firavun'a ve ileri gelenlerine öğüt verip uyararak şöyle dedi: 'Eğer Mûsâ'yı öldürürseniz, peygamberlerine karşı birleşen o fırkaların (ahzâb) gününün [benzerinin] başınıza gelmesinden korkuyorum.'
3929. Metin
مثلَ عادة قوم نوح وعاد وثمود ومَن جاء بعدهم في الكفر والتكذيب، أهلكهم الله بسبب ذلك. وما الله سبحانه يريد ظلمًا للعباد، فيعذبهم بغير ذنب أذنبوه. تعالى الله عن الظلم والنقص علوًا كبيرًا.
Nûh kavminin, Âd, Semûd ve onlardan sonra gelenlerin küfür ve yalanlama konusundaki âdetleri gibi; Allah bu sebeple onları helak etti. Allah Sübhânehu kullara bir zulüm dilemez ki işlemedikleri bir günah yüzünden onlara azap etsin. Allah zulümden ve noksanlıktan son derece yücedir.
3930. Metin
ويا قوم إني أخاف عليكم عقاب يوم القيامة، يوم ينادي فيه بعض الناس بعضًا; من هول الموقف في ذلك اليوم.
Ey kavmim! Şüphesiz ben, o gündeki duruşun dehşetinden ötürü insanların birbirine feryat edip bağrışacağı kıyamet gününün azabından sizin adınıza korkuyorum.
3931. Metin
يوم تولون ذاهبين هاربين، ما لكم من الله من مانع يمنعكم وناصر ينصركم. ومَن يخذله الله ولم يوفقه إلى رشده، فما له من هاد يهديه إلى الحق والصواب.
Arkanıza dönüp kaçacağınız o gün, sizi Allah'tan koruyacak bir koruyucu ve yardım edecek bir yardımcı yoktur. Allah kimi yardımsız bırakır ve doğru yoluna muvaffak kılmazsa, artık onu hakka ve doğruya iletecek hiçbir kılavuz yoktur.
3932. Metin
ولقد أرسل الله إليكم النبيَّ الكريم يوسف بن يعقوب ﵉ من قبل موسى، بالدلائل الواضحة على صدقه، وأمركم بعبادة الله وحده لا شريك له، فما زلتم مرتابين مما جاءكم به في حياته، حتى إذا مات ازداد شككم وشرككم، وقلتم: إن الله لن يرسل من بعده رسولا، مثل ذلك الضلال يُضِلُّ الله كل متجاوز للحق، شاكٍّ في وحدانية الله تعالى، فلا يوفقه إلى الهدى والرشاد.
Andolsun ki Mûsâ'dan önce Allah size, doğruluğuna dair apaçık delillerle kerim peygamber Ya'kûb oğlu Yûsuf'u [aleyhisselâm] gönderdi ve size ortağı olmayan bir olan Allah'a ibadet etmeyi emretti. Hayattayken onun size getirdiği şeyler hakkında şüphe edip durdunuz; nihayet o vefat edince şüpheniz ve şirkiniz daha da arttı ve: 'Allah ondan sonra asla bir peygamber göndermeyecektir' dediniz. İşte böyle bir sapıklıkla Allah, hakkı çiğneyen ve Yüce Allah'ın birliği hususunda şüpheye düşen herkesi saptırır; artık onu hidayete ve doğru yola muvaffak kılmaz.
3933. Metin
الذين يخاصمون في آيات الله وحججه لدفعها من غير أن يكون لديهم حجة مقبولة، كَبُر ذلك الجدال مقتًا عند الله وعند الذين آمنوا، كما خَتَم بالضلال وحَجَبَ عن الهدى قلوب هؤلاء المخاصمين، يختم الله على قلب كل مستكبر عن توحيد الله وطاعته، جبار بكثرة ظلمه وعدوانه.
Ellerinde kabul edilebilir bir delil olmaksızın onları reddetmek için Allah'ın ayetleri ve hüccetleri hakkında mücadele edenlerin bu tartışması, Allah katında da iman edenler katında da büyük bir gazaba sebep olmuştur. Allah, bu mücadele edenlerin kalplerini sapıklıkla mühürleyip hidayetten engellediği gibi, Allah'ın birliğini kabul etmekten ve O'na itaat etmekten kibirlenen, zulüm ve düşmanlığının çokluğuyla zorba kesilen herkesin kalbini de öylece mühürler.
3934. Metin
وقال فرعون مكذِّبًا لموسى في دعوته إلى الإقرار برب العالمين والتسليم له: يا هامان ابْنِ لي بنًاء عظيمًا; لعلي أبلغ أبواب السموات وما يوصلني إليها، فأنظر إلى إله موسى بنفسي، وإني لأظن موسى كاذبًا في دعواه أن لنا ربًا، وأنه فوق السماوات، وهكذا زُيَّن لفرعون عمله السيِّئ فرآه حسنًا، وصُدَّ عن سبيل الحق؛ بسبب الباطل الذي زُيِّن له، وما احتيال فرعون وتدبيره لإيهام الناس أنه محق، وموسى مبطل إلا في خسار وبوار، لا يفيده إلا الشقاء في الدنيا والآخرة.
Firavun, Âlemlerin Rabbi'ni ikrar etmeye ve O'na teslim olmaya çağıran Mûsâ'yı yalanlayarak şöyle dedi: 'Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap; belki göklerin kapılarına ve beni oraya ulaştıracak yollara erişirim de Mûsâ'nın ilahını bizzat görürüm! Doğrusu ben Mûsâ'nın bir Rabbimiz olduğu ve O'nun göklerin üzerinde bulunduğu iddiasında yalancı olduğunu sanıyorum.' İşte böylece Firavun'a kötü ameli süslü gösterildi de onu güzel gördü ve kendisine süslenen batıl sebebiyle hak yoldan alıkonuldu. Firavun'un kendisinin haklı, Mûsâ'nın haksız olduğunu insanlara vehmettirmek için kurduğu hilesi ve düzeni ise hüsran ve helaktan başka bir şey getirmemiş, ona dünyada ve ahirette bedbahtlıktan başka fayda vermemiştir.
3935. Metin
وقال الذي آمن معيدًا نصيحته لقومه: يا قوم اتبعون أهدكم طريق الرشد والصواب.
İman eden kimse kavmine nasihatini tekrarlayarak şöyle dedi: 'Ey kavmim! Bana uyun ki sizi doğru ve isabetli yola ileteyim.'
3936. Metin
يا قوم إن هذه الحياة الدنيا حياة يتنعَّم الناس فيها قليلا ثم تنقطع وتزول، فينبغي ألا تَرْكَنوا إليها، وإن الدار الآخرة بما فيها من النعيم المقيم هي محل الإقامة التي تستقرون فيها، فينبغي لكم أن تؤثروها، وتعملوا لها العمل الصالح الذي يُسعِدكم فيها.
'Ey kavmim! Bu dünya hayatı, insanların içinde az bir süre faydalandığı, sonra kesilip yok olan bir hayattır; öyleyse ona bel bağlamamalısınız. İçindeki ebedî nimetlerle ahiret yurdu ise ebediyen kalacağınız ikamet yeridir. Dolayısıyla onu tercih etmeli ve orada sizi mutlu edecek salih ameller işlemelisiniz.'
3937. Metin
من عصى الله في حياته وانحرف عن طريق الهدى، فلا يُجْزى في الآخرة إلا عقابًا يساوي معصيته، ومَن أطاع الله وعمل صالحًا بامتثال أوامره واجتناب نواهيه، ذكرًا كان أو أنثى، وهو مؤمن بالله موحد له، فأولئك يدخلون الجنة، يرزقهم الله فيها من ثمارها ونعيمها ولذاتها بغير حساب.
Kim hayatında Allah'a isyan eder ve hidayet yolundan saparsa, ahirette ancak isyanına denk bir ceza ile cezalandırılır. Erkek olsun kadın olsun, kim de Allah'a inanıp O'nu birleyerek emirlerine uyup yasaklarından sakınmak suretiyle Allah'a itaat eder ve salih amel işlerse, işte onlar cennete girerler; Allah orada kendilerini meyvelerinden, nimetlerinden ve lezzetlerinden hesapsızca rızıklandırır.
3938. Metin
ويا قوم كيف أدعوكم إلى الإيمان بالله واتباع رسوله موسى، وهي دعوة تنتهي بكم إلى الجنة والبعد عن أهوال النار، وأنتم تدعونني إلى عمل يؤدي إلى عذاب الله وعقوبته في النار؟
'Ey kavmim! Ne oluyor ki ben sizi Allah'a imana ve O'nun elçisi Mûsâ'ya uymaya -ki bu sizi cennete ve cehennemin dehşetinden uzaklaşmaya ulaştıracak bir davettir- çağırırken, siz beni Allah'ın azabına ve ateşteki cezasına götürecek bir amele çağırıyorsunuz?'
3939. Metin
تدعونني لأكفر بالله، وأشرك به ما ليس لي به علم أنه يستحق العبادة من دونه -وهذا من أكبر الذنوب وأقبحها- وأنا أدعوكم إلى الطريق الموصل إلى الله العزيز في انتقامه، الغفار لمن تاب إليه بعد معصيته.
'Siz beni Allah'ı inkâr etmeye ve O'ndan başka ibadete layık olduğuna dair hiçbir bilgim olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz -ki bu en büyük ve en çirkin günahlardandır-. Ben ise sizi intikamında Azîz, isyanından sonra Kendisine tövbe edenleri çokça bağışlayan Gaffâr olan Allah'a ulaştıran yola çağırıyorum.'
3940. Metin
حقًا أن ما تدعونني إلى الاعتقاد به لا يستحق الدعوة إليه، ولا يُلجأ إليه في الدنيا ولا في الآخرة لعجزه ونقصه، واعلموا أن مصير الخلائق كلها إلى الله سبحانه، وهو يجازي كل عامل بعمله، وأن الذين تعدَّوا حدوده بالمعاصي وسفك الدماء والكفر هم أهل النار.
'Şüphe yok ki sizin beni inanmaya çağırdığınız şey, acziyeti ve noksanlığı sebebiyle ne kendisine davet edilmeye layıktır ne de dünyada ve ahirette kendisine sığınılabilir. Biliniz ki bütün yaratılmışların dönüşü Allah Sübhânehu'yadır; O, her amel edene amelinin karşılığını verecektir ve günahlarla, kan dökmekle ve küfürle O'nun sınırlarını aşanlar cehennem ehlidir.'
3941. Metin
فلما نصحهم ولم يطيعوه قال لهم: فستذكرون أني نصحت لكم وذكَّرتكم، وسوف تندمون حيث لا ينفع الندم، وألجأ إلى الله، وأعتصم به، وأتوكل عليه. إن الله ﷾ بصير بأحوال العباد، وما يستحقونه من جزاء، لا يخفى عليه شيء منها.
Onlara nasihat edip de itaat etmediklerinde onlara şöyle dedi: 'Size nasihat ettiğimi ve hatırlattığımı yakında hatırlayacaksınız; pişmanlığın fayda vermediği anda pişman olacaksınız. Ben ise Allah'a sığınır, O'na sarılır ve O'na tevekkül ederim. Şüphesiz Allah [azze ve celle], kulların hallerini ve hak ettikleri karşılığı hakkıyla görendir (Basîr), bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz.'
3942. Metin
فوقى الله سبحانه ذلك الرجل المؤمن الموفَّق عقوبات مكر فرعون وآله، وحلَّ بهم سوء العذاب حيث أغرقهم الله عن آخرهم.
Allah Sübhânehu, o muvaffak kılınmış mümin adamı Firavun ve kavminin kurduğu tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini ise hepsini birden suda boğmak suretiyle azabın en kötüsü kuşatıverdi.
3943. Metin
لقد أصابهم الغرق أولا وهلكوا، ثم يُعذَّبون في قبورهم حيث النار، يُعرضون عليها صباحًا ومساء إلى وقت الحساب، ويوم تقوم الساعة يقال: أدخلوا آل فرعون النار؛ جزاء ما اقترفوه من أعمال السوء. وهذه الآية أصل في إثبات عذاب القبر.
Onlar önce boğuldular ve helak oldular; sonra hesap vaktine kadar sabah akşam ateşe sunuldukları kabirlerinde azap görürler. Kıyamet koptuğu gün ise: 'İşledikleri kötü amellerin cezası olarak Firavun ailesini ateşe sokun!' denilir. Bu ayet, kabir azabının ispatında temel bir dayanaktır.
3944. Metin
وإذ يتخاصم أهل النار، ويعاتب بعضهم بعضًا، فيحتجُّ الأتباع المقلدون على رؤسائهم المستكبرين الذين أضلُّوهم، وزيَّنوا لهم طريق الشقاء، قائلين لهم: هل أنتم مغنون عنا نصيبًا من النار بتحملكم قسطًا من عذابنا؟
Cehennem ehli birbiriyle çekişip birbirini kınadığında; körü körüne uyan tâbiler, kendilerini saptıran ve kendilerine bedbahtlık yolunu süsleyen kibirli önderlerine karşı delil getirerek: 'Azabımızdan bir pay yüklenmek suretiyle ateşin bir kısmını bizden savabilir misiniz?' derler.
3945. Metin
قال الرؤساء المستكبرون مبيِّنين عجزهم: لا نتحمل عنكم شيئًا من عذاب النار، وكلُّنا فيها، لا خلاصَ لنا منها، إن الله قد قسم بيننا العذاب بقَدْر ما يستحق كلٌّ منا بقضائه العادل.
Kibirli önderler acziyetlerini belirterek şöyle derler: 'Biz cehennem azabından sizin namınıza hiçbir şey yüklenemeyiz; hepimiz onun içindeyiz, bizim için ondan kurtuluş yoktur. Şüphesiz Allah, adil hükmüyle her birimizin hak ettiği ölçüde azabı aramızda paylaştırmıştır.'
3946. Metin
وقال الذين في النار من المستكبرين والضعفاء لخزنة جهنم: ادعوا ربكم يُخَفِّفْ عنا يومًا واحدًا من العذاب؛ كي تحصل لنا بعض الراحة.
Ateşte bulunan kibirliler ve zayıflar, cehennem bekçilerine: 'Rabbinize dua edin de bir gün olsun bizden azabı hafifletsin ki bize biraz rahatlık gelsin' dediler.
3947. Metin
قال خزنة جهنم لهم توبيخًا: هذا الدعاء لا ينفعكم في شيء، أو لم تأتكم رسلكم بالحجج الواضحة من الله فكذبتموهم؟ فاعترف الجاحدون بذلك وقالوا: بلى. فتبرأ خزنة جهنم منهم وقالوا: نحن لا ندعو لكم، ولا نشفع فيكم، فادعوا أنتم، ولكن هذا الدعاء لا يغني شيئًا؛ لأنكم كافرون. وما دعاء الكافرين إلا في ضياع لا يُقبل، ولا يُستجاب.
Cehennem bekçileri onları azarlayarak şöyle dedi: 'Bu dua size hiçbir fayda sağlamaz. Peygamberleriniz size Allah'tan apaçık delillerle gelmemiş miydi de siz onları yalanladınız?' İnkârcılar bunu itiraf edip: 'Evet, gelmişti' dediler. Bunun üzerine cehennem bekçileri onlardan uzaklaşıp: 'Biz sizin için dua etmeyiz ve size şefaatçi olmayız; öyleyse kendiniz dua edin! Fakat bu dua hiçbir işe yaramaz; çünkü siz kâfirsiniz. Kâfirlerin duası ise kabul edilmeyen ve icabet olunmayan bir ziyan içindedir' dediler.
3948. Metin
إنَّا لننصر رسلنا ومَن تبعهم من المؤمنين، ونؤيدهم على مَن آذاهم في حياتهم الدنيا، ويوم القيامة، يوم تشهد فيه الملائكة والأنبياء والمؤمنون على الأمم التي كذَّبت رسلها، فتشهد بأن الرسل قد بلَّغوا رسالات ربهم، وأن الأمم كذَّبتهم.
Şüphesiz Biz peygamberlerimize ve onlara uyan müminlere yardım ederiz; dünya hayatında kendilerine eziyet edenlere karşı ve meleklerin, peygamberlerin ve müminlerin, peygamberlerini yalanlayan ümmetler aleyhine peygamberlerin Rablerinin elçilik vazifesini tebliğ ettiklerine, ümmetlerin ise onları yalanladığına şahitlik edeceği kıyamet gününde onları destekleriz.
3949. Metin
يوم الحساب لا ينتفع الكافرون الذين تعدَّوا حدود الله بما يقدِّمونه من عذر لتكذيبهم رسل الله، ولهم الطرد من رحمة الله، ولهم الدار السيئة في الآخرة، وهي النار.
Hesap gününde, Allah'ın sınırlarını aşan kâfirlere, Allah'ın peygamberlerini yalanlamalarına dair ileri sürecekleri mazeret fayda vermez. Allah'ın rahmetinden kovulmak onlaradır ve ahiretteki kötü yurt -ki o da ateştir- onlar içindir.
3950. Metin
ولقد آتينا موسى ما يهدي إلى الحق من التوراة والمعجزات، وجعلنا بني إسرائيل يتوارثون التوراة خلفًا عن سلف، هادية إلى سبيل الرشاد، وموعظة لأصحاب العقول السليمة.
Andolsun ki Biz Musa'ya Tevrat'tan ve mucizelerden hakka ileten şeyleri verdik ve İsrailoğullarını nesilden nesile; doğru yola ileten ve selim akıl sahipleri için bir öğüt olan Tevrat'a vâris kıldık.
3951. Metin
فاصبر -أيها الرسول- على أذى المشركين، فقد وعدناك بإعلاء كلمتك، ووعْدُنا حق لا يتخلف، واستغفر لذنبك، ودُمْ على تنزيه ربك عمَّا لا يليق به، في آخر النهار وأوله.
[Ey Peygamber!] Müşriklerin eziyetlerine sabret. Şüphesiz Biz sana sözünü yücelteceğimizi vadettik ve Bizim vaadimiz gerçektir, asla cayılmaz. Günahın için bağışlanma dile; günün sonunda ve başında Rabbini O'na yakışmayan her türlü noksanlıktan tenzih etmeye devam et.
3952. Metin
إن الذين يدفعون الحق بالباطل، ويردُّون الحجج الصحيحة بالشُّبَه الفاسدة بلا برهان ولا حجة من الله، ليس في صدور هؤلاء إلا تكبر عن الحق؛ حسدًا منهم على الفضل الذي آتاه الله نبيه، وكرامة النبوة التي أكرمه بها، وهو أمر ليسوا بمدركيه ولا نائليه، فاعتصم بالله من شرهم؛ إنه هو السميع لأقوالهم، البصير بأفعالهم، وسيجازيهم عليها.
Allah'tan bir delil ve hüccet olmaksızın hakkı batılla savmaya çalışan ve sahih delilleri bozuk şüphelerle reddeden kimselerin göğüslerinde, Allah'ın Peygamberi'ne verdiği lütfa ve onu şereflendirdiği peygamberlik kerametine karşı besledikleri hasetten ötürü, hakka karşı yalnızca bir büyüklük taslama vardır. Oysa onlar buna asla erişemeyecek ve nail olamayacaklardır. O halde onların şerrinden Allah'a sığın; şüphesiz O, onların sözlerini hakkıyla işiten, yaptıklarını hakkıyla görendir ve onları bunlarla cezalandıracaktır.
3953. Metin
لَخَلْق الله السموات والأرض أكبر من خَلْق الناس وإعادتهم بعد موتهم، ولكن أكثر الناس لا يعلمون أن خلق جميع ذلك هيِّن على الله.
Elbette Allah'ın gökleri ve yeri yaratması, insanları yaratmasından ve ölümlerinden sonra onları yeniden diriltmesinden daha büyüktür; fakat insanların çoğu bütün bunları yaratmanın Allah'a pek kolay olduğunu bilmezler.
3954. Metin
وما يستوي الأعمى والبصير، وكذلك لا يستوي المؤمنون الذين يُقِرُّون بأن الله هو الإله الحق لا شريك له، ويستجيبون لرسله ويعملون بشرعه، والجاحدون الذين ينكرون أن الله هو الإله الحق، ويكذبون رسله ولا يعملون بشرعه. قليلا ما تتذكرون -أيها الناس- حجج الله، فتعتبرون، وتتعظون بها.
Kör ile gören bir olmaz. Tıpkı bunun gibi, Allah'ın ortağı olmayan hak ilah olduğunu ikrar eden, O'nun peygamberlerine icabet edip şeriatıyla amel eden müminler ile Allah'ın hak ilah olduğunu inkâr eden, O'nun peygamberlerini yalanlayıp şeriatıyla amel etmeyen nankörler de bir olmaz. [Ey insanlar!] Siz Allah'ın delillerini pek az düşünüp ibret alıyor ve bunlarla pek az öğütleniyorsunuz.
3955. Metin
إن الساعة لآتية لا شك فيها، فأيقنوا بمجيئها، كما أخبرتْ بذلك الرسل، ولكن أكثر الناس لا يُصَدِّقون بمجيئها، ولا يعملون لها.
Şüphesiz kıyamet saati kesinlikle gelecektir, onda hiçbir şüphe yoktur. Peygamberlerin haber verdiği gibi onun geleceğine kesin olarak inanın. Fakat insanların çoğu onun geleceğini tasdik etmez ve onun için hazırlık yapmaz.
3956. Metin
وقال ربكم -أيها العباد-: ادعوني وحدي وخصُّوني بالعبادة أستجب لكم، إن الذين يتكبرون عن إفرادي بالعبودية والألوهية، سيدخلون جهنم صاغرين حقيرين.
Rabbiniz [şöyle] buyurdu: «[Ey kullar!] Yalnızca Bana dua edin ve ibadeti Bana has kılın ki size icabet edeyim. Şüphesiz kullukta ve ilahlıkta Beni birlemekten büyüklenenler, boyun eğmiş ve horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir.»
3957. Metin
الله وحده هو الذي جعل لكم الليل؛ لتسكنوا فيه، وتحققوا راحتكم، والنهار مضيئًا؛ لتُصَرِّفوا فيه أمور معاشكم. إن الله لذو فضل عظيم على الناس، ولكن أكثرهم لا يشكرون له بالطاعة وإخلاص العبادة.
İçinde sükûnet bulup dinlenmeniz için geceyi, geçim işlerinizi yürütmeniz için de gündüzü aydınlık kılan yalnızca Allah'tır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük bir lütuf sahibidir; fakat onların çoğu itaatle ve ibadeti ihlasla yaparak O'na şükretmezler.
3958. Metin
الذي أنعم عليكم بهذه النعم إنما هو ربكم خالق الأشياء كلها، لا إله يستحق العبادة غيره، فكيف تعدلون عن الإيمان به، وتعبدون غيره من الأوثان، بعد أن تبينت لكم دلائله؟
Size bu nimetleri bahşeden; her şeyin yaratıcısı olan Rabbinizdir. O'ndan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Delilleri size apaçık belli olduktan sonra O'na iman etmekten nasıl yüz çeviriyor ve O'ndan başka putlara tapıyorsunuz?
3959. Metin
كما كذَّبتم بالحق -يا كفار قريش- وأعرضتم عنه إلى الباطل، يُصرف عن الحق والإيمان به الذين كانوا بحجج الله وأدلته يجحدون.
[Ey Kureyş kâfirleri!] Hakkı yalanlayıp ondan batıla yüz çevirdiğiniz gibi; Allah'ın hüccetlerini ve delillerini inkâr etmekte olan kimseler de haktan ve ona iman etmekten işte böyle döndürülürler.
3960. Metin
الله الذي جعل لكم الأرض؛ لتستقروا فيها، ويسَّر لكم الإقامة عليها، وجعل السماء سقفًا للأرض، وبثَّ فيها من العلامات الهادية، وخلقكم في أكمل هيئة وأحسن تقويم، وأنعم عليكم بحلال الرزق ولذيذ المطاعم والمشارب، ذلكم الذي أنعم عليكم بهذه النعم هو ربكم، فتكاثر خيره وفضله وبركته، وتنزَّه عمَّا لا يليق به، وهو ربُّ الخلائق أجمعين.
Allah; üzerinde yerleşmeniz için yeri size karargâh kılan, onda barınmayı size kolaylaştıran, göğü yere bir tavan yapan, onda yol gösterici işaretler yayan, sizi en mükemmel surette ve en güzel biçimde yaratan, helal rızıklar ile lezzetli yiyecek ve içecekleri size lütfeden zattır. Size bu nimetleri bahşeden işte O Rabbinizdir. O'nun hayrı, lütfu ve bereketi pek çoktur; O, kendisine yakışmayan her şeyden münezzehtir ve bütün yaratılmışların Rabbidir.
3961. Metin
هو الله سبحانه الحي الذي له الحياة الكاملة التامة لا إله غيره، فاسألوه واصرفوا عبادتكم له وحده، مخلصين له دينكم وطاعتكم. فالحمد لله والثناء الكامل له رب الخلائق أجمعين.
O Allah Sübhânehu, tam ve kâmil hayat sahibi olan Hayy'dır; O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse dininizi ve itaatinizi yalnız O'na has kılarak O'ndan isteyin ve ibadetinizi sadece O'na yöneltin. Bütün yaratılmışların Rabbi olan Allah'a hamdolsun ve eksiksiz övgüler O'nadır.
3962. Metin
قل -أيها الرسول- لمشركي قومك: إني نُهيت أن أعبد الذين تدعون من دون الله، لمَّا جاءني الآيات الواضحات من عند ربي، وأمرني أن أخضع وأنقاد بالطاعة التامة له، سبحانه رب العالمين.
[Ey Peygamber!] Kavminin müşriklerine de ki: «Rabbimden bana apaçık ayetler geldiğinde, Allah'ı bırakıp da yalvardıklarınıza tapmaktan kesinlikle menedildim ve âlemlerin Rabbi olan Sübhânehu'ya tam bir itaatle boyun eğip teslim olmakla emrolundum.»
3963. Metin
هو الله الذي خلق أباكم آدم من تراب، ثم أوجدكم من المنيِّ بقدرته، وبعد ذلك تنتقلون إلى طور الدم الغليظ الأحمر، ثم تجري عليكم أطوار متعددة في الأرحام، إلى أن تولدوا أطفالا صغارًا، ثم تقوى بِنْيَتُكم إلى أن تصيروا شيوخًا، ومنكم من يموت قبل ذلك، ولتبلغوا بهذه الأطوار المقدَّرة أجلا مسمى تنتهي عنده أعماركم، ولعلكم تعقلون حجج الله عليكم بذلك، وتتدبرون آياته، فتعرفون أنه لا إله غيره يفعل ذلك، وأنه الذي لا تنبغي العبادة إلا له.
O Allah'tır ki babanız Âdem'i topraktan yarattı, sonra kudretiyle sizi bir meniden var etti; ardından koyu kırmızı bir kan pıhtısı evresine geçersiniz, sonra rahimlerde çeşitli evrelerden geçerek nihayet küçük çocuklar olarak doğarsınız; ardından yapınız güçlenir ve en sonunda yaşlı kimseler olursunuz. İçinizden kimisi de bundan önce vefat eder. [Bütün bunlar] takdir edilmiş bu evrelerle ömürlerinizin sona ereceği belirlenmiş bir süreye ulaşmanız, böylece Allah'ın sizin aleyhinizdeki delillerini akledip ayetlerini tefekkür etmeniz, bunları yapan O'ndan başka hiçbir ilah olmadığını ve ibadetin ancak O'na layık olduğunu bilmeniz içindir.
3964. Metin
هو سبحانه المتفرد بالإحياء والإماتة، فإذا قضى أمرًا فإنما يقول له: «كن» ، فيكون، لا رادَّ لقضائه.
Dirilten ve öldüren yalnız O Sübhânehu'dur. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece «Ol» der, o da hemen oluverir; O'nun hükmünü geri çevirecek hiçbir güç yoktur.
3965. Metin
ألا تعجب -أيها الرسول- من هؤلاء المكذِّبين بآيات الله يخاصمون فيها، وهي واضحة الدلالة على توحيد الله وقدرته، كيف يعدلون عنها مع صحتها؟ وإلى أيِّ شيء يذهبون بعد البيان التام؟
[Ey Peygamber!] Allah'ın birliğine ve kudretine delaleti apaçık olduğu halde, Allah'ın ayetleri hakkında tartışıp duran bu yalanlayıcılara şaşmaz mısın; sahih oluşuna rağmen ondan nasıl yüz çeviriyorlar ve böylesine tam bir açıklamadan sonra nereye gidiyorlar?
3966. Metin
هؤلاء المشركون الذين كذَّبوا بالقرآن والكتب السماوية التي أنزلها الله على رسله لهداية الناس، فسوف يعلم هؤلاء المكذبون عاقبة تكذيبهم حين تُجعل الأغلال في أعناقهم، والسلاسل في أرجلهم، وتسحبهم زبانية العذاب في الماء الحار الذي اشتدَّ غليانه وحرُّه، ثم في نار جهنم يوقد بهم.
İnsanları hidayete erdirmek için Allah'ın peygamberlerine indirdiği Kur'an'ı ve semavi kitapları yalanlayan bu müşrikler, boyunlarına tasmalar ve ayaklarına zincirler vurulup azap zebanileri tarafından kaynaması ve sıcağı şiddetlenmiş kaynar suda sürüklendiklerinde, ardından da cehennem ateşinde yakıldıklarında yalanlamalarının akıbetini pek yakında bileceklerdir.
3967. Metin
ثم قيل لهم توبيخًا، وهم في هذه الحال التعيسة: أين الآلهة التي كنتم تعبدونها من دون الله؟ هل ينصرونكم اليوم؟ فادعوهم؛ لينقذوكم من هذا البلاء الذي حلَّ بكم إن استطاعوا، قال المكذبون: غابوا عن عيوننا، فلم ينفعونا بشيء، ويعترفون بأنهم كانوا في جهالة من أمرهم، وأن عبادتهم لهم كانت باطلة لا تساوي شيئًا، كما أضل الله هؤلاء الذين ضلَّ عنهم في جهنم ما كانوا يعبدون في الدنيا من دون الله، يضل الله الكافرين به.
Sonra onlar bu perişan durumdayken azarlanarak kendilerine: «Allah'ı bırakıp da taptığınız ilahlar nerede? Bugün size yardım edebiliyorlar mı? Eğer güçleri yetiyorsa, başınıza gelen bu beladan sizi kurtarmaları için onları çağırın bakalım!» denilir. Yalanlayıcılar: «Gözlerimizden kaybolup gittiler, bize hiçbir fayda sağlamadılar» derler; böylece cehalet içinde olduklarını ve onlara tapmalarının hiçbir değer taşımayan batıl bir şey olduğunu itiraf ederler. Dünyada iken Allah'ı bırakıp taptıkları şeyler cehennemde kendilerini yüzüstü bırakan bu kimseleri saptırdığı gibi, Allah Kendisini inkâr eden kâfirleri de işte böyle saptırır.
3968. Metin
ذلكم العذاب الذي أصابكم إنما هو بسبب ما كنتم عليه في حياتكم الدنيا من غفلة، حيث كنتم تفرحون بما تقترفونه من المعاصي والآثام، وبما أنتم عليه من الأشَر والبَطَر والبغي على عباد الله.
Başınıza gelen bu azap; dünya hayatınızda içinde bulunduğunuz gaflet, işlediğiniz günahlar ve masiyetlerle sevinmeniz, şımarıklık, azgınlık ve Allah'ın kullarına taşkınlık etmeniz sebebiyledir.
3969. Metin
ادخلوا أبواب جهنم عقوبة لكم على كفركم بالله ومعصيتكم له خالدين فيها، فبئست جهنم نزلا للمتكبرين في الدنيا على الله.
Allah'ı inkâr etmenize ve O'na isyan etmenize bir ceza olarak, içinde ebedî kalıcılar olmak üzere cehennemin kapılarından girin! Dünyada Allah'a karşı büyüklük taslayanların kalacağı yer olan cehennem ne kötüdür!
3970. Metin
فاصبر -أيها الرسول- وامض في طريق الدعوة، إن وعد الله حق، وسيُنْجِز لك ما وعدك، فإما نرينَّك في حياتك بعض الذي نعد هؤلاء المشركين من العذاب، أو نتوفينَّك قبل أن يحلَّ ذلك بهم، فإلينا مصيرهم يوم القيامة، وسنذيقهم العذاب الشديد بما كانوا يكفرون.
[Ey Peygamber!] Sabret ve davet yolunda kararlılıkla yürü. Şüphesiz Allah'ın vaadi haktır ve sana vadettiğini muhakkak yerine getirecektir. Bu müşriklere vadettiğimiz azabın bir kısmını hayattayken ya sana gösteririz yahut bu onların başına gelmeden önce senin canını alırız; kıyamet gününde onların dönüşü ancak Bizedir ve inkâr edegeldiklerinden ötürü onlara şiddetli azabı tattıracağız.
3971. Metin
ولقد أرسلنا مِن قبلك -أيها الرسول- رسلا كثيرين إلى قومهم يدعونهم، ويصبرون على أذاهم: منهم مَن قصصنا عليك خبرهم، ومنهم مَن لم نقصص عليك، وكلهم مأمورون بتبليغ وحي الله إليهم. وما كان لأحد منهم أن يأتي بآية من الآيات الحسية أو العقلية إلا بإذن الله ومشيئته، فإذا جاء أمر الله بعذاب المكذبين قُضِي بالعدل بين الرسل ومكذبيهم، وخسر هنالك المبطلون؛ لافترائهم على الله الكذب، وعبادتهم غيره.
Andolsun ki [Ey Peygamber!] senden önce de kendi kavimlerine onları davet eden ve onların eziyetlerine sabreden pek çok peygamber gönderdik; onlardan kiminin haberini sana anlattık, kimini de sana anlatmadık. Onların hepsi Allah'ın vahyini kendilerine tebliğ etmekle emrolunmuştu. Allah'ın izni ve dilemesi olmaksızın hiçbir peygamberin hissi veya akli bir mucize getirmesi mümkün değildi. Yalanlayıcıların azabına dair Allah'ın emri geldiğinde, peygamberler ile onları yalanlayanlar arasında adaletle hükmolunur ve Allah'a yalan iftira etmeleri ve O'ndan başkasına tapmaları sebebiyle batıla sapanlar orada hüsrana uğrarlar.
3972. Metin
الله سبحانه هو الذي جعل لكم الأنعام؛ لتنتفعوا بها: من منافع الركوب والأكل وغيرها من أنواع المنافع، ولتبلغوا بالحمولة على بعضها حاجةً في صدوركم من الوصول إلى الأقطار البعيدة، وعلى هذه الأنعام تُحْمَلون في البرية، وعلى السفن في البحر تُحْمَلون كذلك.
Binme, yeme ve diğer faydalanma çeşitlerinden istifade etmeniz ve bir kısmına yük vurarak gönüllerinizdeki uzak diyarlara ulaşma arzusuna erişmeniz için hayvanları sizin hizmetinize veren Allah Sübhânehu'dur. Karada bu hayvanlar üzerinde, denizde ise gemiler üzerinde taşınırsınız.
3973. Metin
ويريكم الله تعالى دلائله الكثيرة الواضحة الدالة على قدرته وتدبيره في خلقه، فأي آية من آياته تنكرونها، ولا تعترفون بها؟
Allah Teâlâ, yaratışındaki kudretine ve tedbirine delalet eden pek çok apaçık delilini size göstermektedir. Öyleyse O'nun ayetlerinden hangisini inkâr ediyor ve kabul etmiyorsunuz?
3974. Metin
أفلم يَسِرْ هؤلاء المكذبون في الأرض ويتفكروا في مصارع الأمم المكذبة من قبلهم، كيف كانت عاقبتهم؟ وكانت هذه الأمم السابقة أكثر منهم عددًا وعدة وآثارًا في الأرض من الأبنية والمصانع والغراس وغير ذلك، فما أغنى عنهم ما كانوا يكسبونه حين حلَّ بهم بأس الله.
Bu yalanlayıcılar yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ve kendilerinden önceki yalanlayıcı ümmetlerin helak oldukları yerleri düşünüp akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa bu önceki ümmetler sayıca, güç ve donanımca, yapılar, imarethaneler, dikili ağaçlar ve benzeri yeryüzündeki eserler bakımından onlardan daha üstündü. Fakat Allah'ın azabı başlarına indiğinde kazanmakta oldukları şeyler kendilerine hiçbir fayda sağlamadı.
3975. Metin
فلما جاءت هؤلاء الأمم المكذبة رسلُها بالدلائل الواضحات، فرحوا جهلا منهم بما عندهم من العلم المناقض لما جاءت به الرسل، وحلَّ بهم من العذاب ما كانوا يستعجلون به رسلَهم على سبيل السخرية والاستهزاء. وفي الآية دليل على أن كل علم يناقض الإسلام، أو يقدح فيه، أو يشكك في صحته، فإنه مذموم ممقوت، ومعتقده ليس من أتباع محمد ﷺ.
Bu yalanlayıcı ümmetlere peygamberleri apaçık delillerle geldiğinde, cehaletlerinden ötürü, peygamberlerin getirdiğine aykırı olan kendi yanlarındaki bilgiyle şımardılar; alay ve eğlence yoluyla peygamberlerinden acelece istedikleri azap ise kendilerini kuşatıverdi. Bu ayette; İslâm'a aykırı olan, onu kötüleyen veya doğruluğunda şüphe uyandıran her türlü ilmin yerilmiş ve nefret edilmiş olduğuna, bunu benimseyenin ise Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in tâbilerinden olmadığına dair delil vardır.
3976. Metin
فلما رأوا عذابنا أقرُّوا حين لا ينفع الإقرار، وقالوا: آمنا بالله وحده، وكفرنا بما كنا به مشركين في عبادة الله.
Azabımızı gördüklerinde, ikrarın fayda vermeyeceği bir anda [hakikati] ikrar edip şöyle dediler: «Yalnızca tek olan Allah'a iman ettik ve Allah'a ibadette O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik.»
3977. Metin
فلم يك ينفعهم إيمانهم هذا حين رأوا عذابنا; وذلك لأنه إيمان قد اضطروا إليه، لا إيمان اختيار ورغبة، سنة الله وطريقته التي سنَّها في الأمم كلها أن لا ينفعها الإيمان إذا رأوا العذاب، وهلك عند مجيء بأس الله الكافرون بربهم، الجاحدون توحيده وطاعته.
Azabımızı gördüklerinde bu imanları kendilerine fayda vermedi; zira bu, isteyerek ve arzu edilerek yapılmış bir iman değil, mecbur kalınarak edilmiş bir imandır. Azabı gördüklerinde imanın fayda vermemesi, Allah'ın bütün ümmetler hakkında uygulayageldiği sünneti ve kanunudur. Allah'ın azabı geldiğinde, Rablerini inkâr eden, O'nun birliğini ve O'na itaati reddeden kâfirler helak olup gittiler.