3978. Metin
{حم} سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
{حم} Hurûf-ı mukattaa hakkındaki açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
3979. Metin
هذا القرآن الكريم تنزيل من الرحمن الرحيم، نزَّله على نبيه محمد ﷺ.
Bu Kur'ân-ı Kerîm; Rahmân ve Rahîm olandan indirilmedir, onu Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e indirmiştir.
3980. Metin
كتاب بُيِّنت آياته تمام البيان، وَوُضِّحت معانيه وأحكامه، قرآنًا عربيًا ميسَّرًا فهمه لقوم يعلمون اللسان العربي.
Arap dilini bilen bir topluluk için ayetleri etraflıca açıklanmış, manaları ve hükümleri beyan edilmiş, anlaşılması kolay Arapça bir Kur'an olan bir kitaptır.
3981. Metin
بشيرًا بالثواب العاجل والآجل لمن آمن به وعمل بمقتضاه، ونذيرًا بالعقاب العاجل والآجل لمن كفر به، فأعرض عنه أكثر الناس، فهم لا يسمعون له سماع قَبول وإجابة.
Ona inanıp gereğince amel eden kimseye dünyadaki ve ahiretteki sevabı müjdeleyici, onu inkâr eden kimseye de dünyadaki ve ahiretteki cezayı haber verip uyarıcıdır. Fakat insanların çoğu ondan yüz çevirdi; artık onlar kabul ve icabet kastıyla dinlemezler.
3982. Metin
وقال هؤلاء المعرضون الكافرون للنبي محمد ﷺ: قلوبنا في أغطية مانعة لنا من فهم ما تدعونا إليه، وفي آذاننا صمم فلا نسمع، ومن بيننا وبينك -يا محمد- ساتر يحجبنا عن إجابة دعوتك، فاعمل على وَفْق دينك، كما أننا عاملون على وَفْق ديننا.
Yüz çeviren bu kâfirler Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e dediler ki: "Bizi çağırdığın şeyi anlamamıza engel olan örtüler içindedir kalplerimiz. Kulaklarımızda da bir sağırlık vardır, bu yüzden işitmeyiz. Seninle bizim aramızda da -ey Muhammed- senin davetine uymamızı engelleyen bir perde vardır. Artık sen kendi dinine göre amel et, biz de kendi dinimize göre amel etmekteyiz."
3983. Metin
قل لهم -أيها الرسول-: إنما أنا بشر مثلكم يوحي الله إليَّ أنما إلهكم الذي يستحق العبادة، إله واحد لا شريك له، فاسلكوا الطريق الموصل إليه، واطلبوا مغفرته. وعذاب للمشركين الذين عبدوا من دون الله أوثانًا لا تنفع ولا تضر، والذين لم يطهروا أنفسهم بتوحيد ربهم، والإخلاص له، ولا يؤدون الصدقة إلى مستحقيها، فلا إخلاص منهم للخالق ولا نفع فيهم للخلق، وهم لا يؤمنون بالبعث، ولا بالجنة والنار.
Onlara de ki -ey Peygamber-: "Ben ancak sizin gibi bir insanım. Bana, ibadete layık olan ilahınızın tek bir ilah olduğu ve hiçbir ortağının bulunmadığı vahyolunuyor. Artık O'na ulaştıran yola girin ve O'ndan bağışlanma dileyin." Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne de zarar vermeyen putlara tapan, Rablerinin birliği ve O'na ihlasla yönelerek kendilerini arındırmayan, zekâtı da hak sahiplerine vermeyen müşriklerin vay haline! Onlar Yaratan'a karşı ihlaslı değillerdir, yaratılmışlara da bir faydaları yoktur. Onlar öldükten sonra dirilmeye, cennete ve cehenneme de inanmazlar.
3984. Metin
إن الذين آمنوا بالله ورسوله وكتابه وعملوا الأعمال الصالحة مخلصين لله فيها، لهم ثواب عظيم غير مقطوع ولا ممنوع.
Allah'a, Resulüne ve Kitabına iman edip O'na ihlasla salih ameller işleyenlere gelince; onlar için kesintisiz ve engelsiz büyük bir mükâfat vardır.
3985. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين موبخًا لهم ومتعجبًا من فعلهم: أإنكم لتكفرون بالله الذي خلق الأرض في يومين اثنين، وتجعلون له نظراء وشركاء تعبدونهم معه؟ ذلك الخالق هو رب العالمين كلهم.
De ki -ey Peygamber- bu müşriklere onları kınayarak ve yaptıklarına hayret ederek: "Siz mi yeri iki günde yaratan Allah'ı inkâr ediyor ve O'na eşler, ortaklar koşup O'nunla birlikte onlara ibadet ediyorsunuz? İşte o Yaratıcı, bütün âlemlerin Rabbidir."
3986. Metin
وجعل سبحانه في الأرض جبالا ثوابت من فوقها، وبارك فيها فجعلها دائمة الخير لأهلها، وقدَّر فيها أرزاق أهلها من الغذاء، وما يصلحهم من المعاش في تمام أربعة أيام: يومان خلق فيهما الأرض، ويومان جعل فيها رواسي وقدر فيها أقواتها، سواء للسائلين أي: لمن أراد السؤال عن ذلك؛ ليعلمه.
O [Allah], yeryüzünün üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onu bereketli kılıp oradaki halk için hayrı sürekli kıldı ve oradaki halkın azıklarını, geçimlerine yarayacak şeyleri tam dört günde takdir etti: İki günde yeri yarattı, iki günde de orada sarsılmaz dağlar var edip azıklarını takdir etti; bunu öğrenmek için soranların hepsine eşit bir şekilde.
3987. Metin
ثم استوى ﷾، أي قصد إلى السماء وكانت دخانًا من قبلُ، فقال للسماء وللأرض: انقادا لأمري مختارتين أو مجبرتين. قالتا: أتينا مذعنين لك، ليس لنا إرادة تخالف إرادتك.
Sonra celali yüce olan [Allah], daha önce duman halinde olan göğe yöneldi. Göğe ve yere: "İsteyerek veya istemeyerek emrime boyun eğin" buyurdu. Onlar da: "Boyun eğerek sana geldik, senin iradene aykırı bir irademiz yoktur" dediler.
3988. Metin
فقضى الله خلق السماوات السبع وتسويتهن في يومين، فتم بذلك خلق السماوات والأرض في ستة أيام، لحكمة يعلمها الله، مع قدرته سبحانه على خلقهما في لحظة واحدة، وأوحى في كل سماء ما أراده وما أمر به فيها، وزيَّنا السماء الدنيا بالنجوم المضيئة، وحفظًا لها من الشياطين الذين يسترقون السمع، ذلك الخلق البديع تقدير العزيز في ملكه، العليم الذي أحاط علمه بكل شيء.
Böylece Allah, yedi göğün yaratılmasını ve düzenlenmesini iki günde tamamladı. Yüce Allah'ın onları bir anda yaratmaya gücü yettiği halde, bildiği bir hikmetten ötürü göklerin ve yerin yaratılışı altı günde tamamlanmış oldu. Her bir göğe dilediği ve emrettiği hususları vahyetti. Dünya semasını ışık saçan yıldızlarla ve kulak hırsızlığı yapan şeytanlardan koruma vasıtalarıyla süsledik. Bu eşsiz yaratılış, mülkünde mutlak galip olan, ilmi her şeyi kuşatmış bulunan Alîm'in takdiridir.
3989. Metin
فإن أعرض هؤلاء المكذبون بعدما بُيَّن لهم من أوصاف القرآن الحميدة، ومن صفات الإله العظيم، فقل لهم: قد أنذرتكم عذابًا يستأصلكم مثل عذاب عاد وثمود حين كفروا بربهم وعصوا رسله.
Eğer bu yalanlayıcılar Kur'an'ın övgüye değer nitelikleri ve Yüce İlah'ın sıfatları kendilerine açıklandıktan sonra yine de yüz çevirirlerse, onlara de ki: "Rablerini inkâr edip elçilerine isyan ettiklerinde Âd ve Semûd kavimlerinin uğradığı azap gibi, kökünüzü kazıyacak bir azaba karşı sizi uyardım."
3990. Metin
حين جاءت الرسل عادًا وثمود، يتبع بعضهم بعضًا متوالين، يأمرونهم بعبادة الله وحده لا شريك له، قالوا لرسلهم: لو شاء ربنا أن نوحده ولا نعبد من دونه شيئًا غيره، لأنزل إلينا ملائكة من السماء رسلا بما تدعوننا إليه، ولم يرسلكم وأنتم بشر مثلنا، فإنا بما أرسلكم الله به إلينا من الإيمان بالله وحده جاحدون.
Peygamberler Âd ve Semûd kavimlerine ardı ardına gelip onları yalnızca tek olan ve ortağı bulunmayan Allah'a ibadet etmeye davet ettiklerinde, peygamberlerine şöyle dediler: "Eğer Rabbimiz O'nu birlememizi ve O'ndan başka hiçbir şeye ibadet etmememizi dileseydi, bizi davet ettiğiniz şey hususunda gökten melekleri elçi olarak indirirdi; sizin gibi birer insan olan sizleri göndermezdi. Biz, Allah'ı birlemeye dair O'nun sizinle bize gönderdiği şeyleri inkâr ediyoruz."
3991. Metin
فأما عاد قوم هود فقد استعلَوا في الأرض على العباد بغير حق، وقالوا في غرور: مَن أشد منا قوة؟ أو لم يروا أن الله تعالى الذي خلقهم هو أشدُّ منهم قوة وبطشًا؟ وكانوا بأدلتنا وحججنا يجحدون.
Hûd'un kavmi olan Âd'a gelince; onlar yeryüzünde kullara karşı haksız yere büyüklük tasladılar ve gurura kapılarak: "Bizden daha kuvvetli kim var?" dediler. Kendilerini yaratan Yüce Allah'ın, kuvvet ve kudret bakımından kendilerinden çok daha üstün olduğunu görmediler mi? Onlar ayetlerimizi ve delillerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.
3992. Metin
فأرسلنا عليهم ريحًا شديدة البرودة عالية الصوت في أيام مشؤومات عليهم؛ لنذيقهم عذاب الذل والهوان في الحياة الدنيا، ولَعذاب الآخرة أشد ذلا وهوانًا، وهم لا يُنْصَرون بمنع العذاب عنهم.
Dünya hayatında zillet ve perişanlık azabını onlara tattırmak için, aleyhlerine olan uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu soğuklukta, uğultulu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok aşağılayıcı ve zelil edicidir; onlardan azap engellenerek hiçbir yardım da görmezler.
3993. Metin
وأما ثمود قوم صالح فقد بينَّا لهم سبيل الحق وطريق الرشد، فاختاروا العمى على الهدى، فأهلكتهم صاعقة العذاب المهين؛ بسبب ما كانوا يقترفون من الآثام بكفرهم بالله وتكذيبهم رسله.
Sâlih'in kavmi olan Semûd'a gelince; onlara hakkın yolunu ve doğru yolu açıkladık, fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine, Allah'ı inkâr etmeleri ve peygamberlerini yalanlamaları sebebiyle kazandıkları günahlar yüzünden alçaltıcı azap yıldırımı onları helak etti.
3994. Metin
ونجَّينا الذين آمنوا من العذاب الذي أخذ عادًا وثمود، وكان هؤلاء الناجون يخافون الله ويتقونه.
Âd ve Semûd kavimlerini yakalayan azaptan iman edenleri kurtardık; bu kurtulanlar Allah'tan korkuyor ve O'na karşı gelmekten sakınıyorlardı.
3995. Metin
ويوم يُحشر أعداء الله إلى نار جهنم، تَرُدُّ زبانية العذاب أولَهم على آخرهم، حتى إذا ما جاؤوا النار، وأنكروا جرائمهم شهد عليهم سمعهم وأبصارهم وجلودهم بما كانوا يعملون في الدنيا من الذنوب والآثام.
Allah'ın düşmanları cehennem ateşine toplandıkları gün, azap zebanileri onların öncekilerini sonrakileriyle bir araya toplar. Nihayet ateşe geldiklerinde ve suçlarını inkâr ettiklerinde; kulakları, gözleri ve derileri dünyada işledikleri günahlar ve suçlar hususunda onların aleyhine şahitlik eder.
3996. Metin
وقال هؤلاء الذين يُحْشرون إلى النار من أعداء الله لجلودهم معاتبين: لِمَ شهدتم علينا؟ فأجابتهم جلودهم: أنطقنا الله الذي أنطق كل شيء، وهو الذي خلقكم أول مرة ولم تكونوا شيئًا، وإليه مصيركم بعد الموت للحساب والجزاء.
Ateşe toplanan bu Allah düşmanları, sitem ederek derilerine: "Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?" derler. Derileri onlara: "Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi ilk defa hiçbir şey değilken yaratan O'dur ve ölümden sonra hesap ve ceza için dönüşünüz O'nadır" diye cevap verir.
3997. Metin
وما كنتم تَسْتَخْفون عند ارتكابكم المعاصي؛ خوفًا من أن يشهد عليكم سمعكم ولا أبصاركم ولا جلودكم يوم القيامة، ولكن ظننتم بارتكابكم المعاصي أن الله لا يعلم كثيرًا من أعمالكم التي تعصون الله بها. وذلكم ظنكم السيِّئ الذي ظننتموه بربكم أهلككم، فأوردكم النار، فأصبحتم اليوم من الخاسرين الذين خسروا أنفسهم وأهليهم.
Kıyamet gününde kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden korkarak günahları gizlice işlemiyor değildiniz; fakat siz, işlediğiniz günahlarla Allah'a isyan ederken O'nun yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sandınız. Rabbiniz hakkında beslediğiniz işte bu kötü zan sizi helak etti, ateşe sürükledi ve bugün kendilerini ve ailelerini hüsrana uğratan kaybedenlerden oldunuz.
3998. Metin
فإن يصبروا على العذاب فالنار مأواهم، وإن يسألوا الرجوع إلى الدنيا؛ ليستأنفوا العمل الصالح لا يُجابوا إلى ذلك، ولا تُقبل لهم أعذار.
Eğer azaba sabrederlerse onların barınağı ateştir; eğer salih amele yeniden başlamak için dünyaya dönmeyi isterlerse buna olumlu cevap verilmez ve onların hiçbir mazereti kabul edilmez.
3999. Metin
وهيأنا لهؤلاء الظالمين الجاحدين قرناء فاسدين من شياطين الإنس والجن، فزينوا لهم قبائح أعمالهم في الدنيا، ودعَوهم إلى لذاتها وشهواتها المحرمة، وزَيَّنوا لهم ما خَلْفهم من أمور الآخرة، فأنسوهم ذِكرها، ودعَوهم إلى التكذيب بالمعاد، وبذلك استحقوا دخول النار في جملة أمم سابقة من كفرة الجن والإنس، إنهم كانوا خاسرين أعمالهم في الدنيا وأنفسهم وأهليهم يوم القيامة.
Biz bu inkârcı zalimlere insan ve cin şeytanlarından kötü yoldaşlar musallat ettik de dünyada çirkin amellerini onlara süslü gösterdiler, onları haram zevk ve şehvetlere çağırdılar; arkalarından gelecek ahiret işlerini de kendilerine süslediler, ahireti onlara unutturdular ve öldükten sonra dirilmeyi yalanlamaya davet ettiler. Böylece onlar, kendilerinden önceki kâfir cin ve insan toplulukları içinde ateşe girmeyi hak ettiler. Şüphesiz onlar dünyadaki amellerini, kıyamet gününde de kendilerini ve ailelerini hüsrana uğratan kimseler olmuşlardı.
4000. Metin
وقال الكافرون بعضهم لبعض متواصين فيما بينهم: لا تسمعوا لهذا القرآن، ولا تطيعوه، ولا تنقادوا لأوامره، وارفعوا أصواتكم بالصياح والصفير والتخليط على محمد إذا قرأ القرآن؛ لعلكم تغلبونه، فيترك القراءة، وننتصر عليه.
Kâfirler birbirlerine tavsiyede bulunarak şöyle dediler: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin, ona itaat etmeyin, emirlerine boyun eğmeyin. Muhammed Kur'an okuduğu zaman bağırıp çağırarak, ıslık çalarak ve gürültü yaparak yaygara koparın; belki üstün gelirsiniz de okumayı bırakır ve biz ona galip geliriz."
4001. Metin
فلنذيقن الذين قالوا هذا القول عذابًا شديدًا في الدنيا والآخرة، ولنجزينهم أسوأ ما كانوا يعملون من السيئات.
Bu sözü söyleyenlere dünyada ve ahirette mutlaka şiddetli bir azap tattıracağız ve yapmakta oldukları en kötü amellerin cezasını onlara elbette vereceğiz.
4002. Metin
هذا الجزاء الذي يُجزى به هؤلاء الذين كفروا جزاء أعداء الله النار، لهم فيها دار الخلود الدائم؛ جزاء بما كانوا بحججنا وأدلتنا يجحدون في الدنيا. والآية دالة على عظم جريمة من صرف الناس عن القرآن العظيم، وصدهم عن تدبره وهدايته بأيِّ وسيلة كانت.
İnkâr eden bu kimselere verilecek ceza, Allah'ın düşmanlarının cezası olan ateştir. Dünyada delillerimizi ve hüccetlerimizi bile bile inkâr etmelerinin cezası olarak onlar için orada ebedî kalış yurdu vardır. Bu ayet; insanları Yüce Kur'an'dan saptıran, hangi yolla olursa olsun onun üzerinde tefekkür etmekten ve onun hidayetinden alıkoyan kimselerin cürmünün büyüklüğüne delalet eder.
4003. Metin
وقال الذين كفروا بالله ورسوله، وهم في النار: ربنا أرنا اللذَين أضلانا من خلقك من الجن والإنس نجعلهما تحت أقدامنا؛ ليكونا في الدرك الأسفل من النار.
Allah'ı ve Resulünü inkâr edenler ateşteyken şöyle dediler: "Rabbimiz! Yaratıklarından bizi saptıran o cin ve insanı bize göster de ateşin en alt tabakasında olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım."
4004. Metin
إن الذين قالوا ربنا الله تعالى وحده لا شريك له، ثم استقاموا على شريعته، تتنزل عليهم الملائكة عند الموت قائلين لهم: لا تخافوا من الموت وما بعده، ولا تحزنوا على ما تخلفونه وراءكم من أمور الدنيا، وأبشروا بالجنة التي كنتم توعدون بها.
Şüphesiz "Rabbimiz, tek olan ve hiçbir ortağı bulunmayan Yüce Allah'tır" deyip sonra O'nun şeriatı üzere dosdoğru olanların üzerine ölüm anında melekler inerek onlara şöyle derler: "Ölümden ve sonrasından korkmayın; dünyada arkanızda bıraktığınız şeylere üzülmeyin ve vadedilmekte olduğunuz cennetle sevinin."
4005. Metin
وتقول لهم الملائكة: نحن أنصاركم في الحياة الدنيا، نسددكم ونحفظكم بأمر الله، وكذلك نكون معكم في الآخرة، ولكم في الجنة كل ما تشتهيه أنفسكم مما تختارونه، وتَقَرُّ به أعينكم، ومهما طلبتم من شيء وجدتموه بين أيديكم ضيافة وإنعامًا لكم مِن غفور لذنوبكم، رحيم بكم.
Melekler onlara der ki: "Biz dünya hayatında sizin yardımcılarınızız; Allah'ın emriyle sizi doğruluğa yöneltir ve koruruz; ahirette de sizinle beraber olacağız. Cennette canınızın çektiği, seçeceğiniz ve gözlerinizin aydın olacağı her şey sizindir. Ne dilerseniz günahlarınızı bağışlayan ve size merhamet eden [Allah]'tan bir ikram ve lütuf olarak onu önünüzde bulacaksınız."
4006. Metin
لا أحد أحسن قولا ممن دعا إلى توحيد الله وعبادته وحده وعمل صالحًا وقال: إنني من المسلمين المنقادين لأمر الله وشرعه. وفي الآية حث على الدعوة إلى الله سبحانه، وبيان فضل العلماء الداعين إليه على بصيرة، وَفْق ما جاء عن رسول الله محمد ﷺ.
Allah'ı birlemeye ve yalnızca O'na ibadet etmeye davet eden, salih amel işleyen ve "Ben Allah'ın emrine ve şeriatına boyun eğen Müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? Bu ayette Yüce Allah'a davet etmeye teşvik ve Resulullah Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'den gelene uygun olarak basiretle O'na davet eden âlimlerin faziletinin beyanı vardır.
4007. Metin
ولا تستوي حسنة الذين آمنوا بالله، واستقاموا على شرعه، وأحسنوا إلى خلقه، وسيئة الذين كفروا به وخالفوا أمره، وأساؤوا إلى خلقه. ادفع -أيها الرسول- بعفوك وحلمك وإحسانك مَن أساء إليك، وقابل إساءته لك بالإحسان إليه، فبذلك يصير المسيء إليك الذي بينك وبينه عداوة كأنه قريب لك شفيق عليك. وما يُوفَّق لهذه الخصلة الحميدة إلا الذين صبروا على المكاره والأذى، وحملوا أنفسهم على ما يحبه الله، وما يُوفَّق لها إلا ذو نصيب وافر من السعادة في الدنيا والآخرة.
Allah'a iman eden, O'nun şeriatı üzere dosdoğru olan ve yaratıklarına iyilik edenlerin iyiliği ile O'nu inkâr eden, emrine karşı gelen ve yaratıklarına kötülük edenlerin kötülüğü bir olmaz. -Ey Peygamber- sana kötülük edeni affınla, hilminle ve iyiliğinle sav; onun sana yaptığı kötülüğe karşı sen ona iyilikle karşılık ver. Böylece seninle arasında düşmanlık bulunan ve sana kötülük eden kimse, sanki sana şefkatli bir yakının gibi olur. Bu övgüye değer haslete ancak hoşlanılmayan şeylere ve eziyetlere sabreden, nefislerini Allah'ın sevdiği şeylere sevk eden kimseler ulaştırılır. Buna ancak dünyada ve ahirette mutluluktan bol bir nasibi olan kimse ulaştırılır.
4008. Metin
وإما يلقينَّ الشيطان في نفسك وسوسة من حديث النفس لحملك على مجازاة المسيء بالإساءة، فاستجر بالله واعتصم به، إن الله هو السميع لاستعاذتك به، العليم بأمور خلقه جميعها.
Eğer şeytan sana kötülük edene kötülükle karşılık vermen için kalbine bir vesvese düşürecek olursa, hemen Allah'a sığın ve O'na sarıl. Şüphesiz Allah, O'na sığınmanı hakkıyla işiten, bütün yaratıklarının işlerini hakkıyla bilendir.
4009. Metin
ومِن حجج الله على خلقه، ودلائله على وحدانيته وكمال قدرته اختلاف الليل والنهار، وتعاقبهما، واختلاف الشمس والقمر وتعاقبهما، كل ذلك تحت تسخيره وقهره. لا تسجدوا للشمس ولا للقمر- فإنهما مدَبَّران مخلوقان- واسجدوا لله الذي خلقهن، إن كنتم حقًّا منقادين لأمره سامعين مطيعين له، تعبدونه وحده لا شريك له.
Gece ile gündüzün farklılığı ve birbiri ardınca gelmesi, güneş ile ayın farklılığı ve ardı ardına gelmesi; Allah'ın yaratıkları üzerindeki hüccetlerinden, O'nun birliğinin ve kudretinin yetkinliğinin delillerindendir. Bütün bunlar O'nun boyun eğdirmesi ve hakimiyeti altındadır. Güneşe ve aya secde etmeyin -zira onlar idare edilen birer yaratıktır-, onları yaratan Allah'a secde edin; eğer gerçekten O'nun emrine boyun eğen, O'nu dinleyip itaat eden kimselerseniz ve sadece O'na ibadet edip hiçbir şeyi ortak koşmuyorsanız.
4010. Metin
فإن استكبر هؤلاء المشركون عن السجود لله، فإن الملائكة الذين عند ربك لا يستكبرون عن ذلك، بل يسبحون له، وينزِّهونه عن كل نقص بالليل والنهار، وهم لا يَفْتُرون عن ذلك، ولا يملون.
Eğer bu müşrikler Allah'a secde etmekten büyüklük taslayarak kaçınırlarsa, bilsinler ki Rabbinin katında olan melekler bundan kaçınmazlar; aksine gece gündüz O'nu tesbih eder ve O'nu her türlü noksanlıktan tenzih ederler; onlar bundan usanmaz ve bıkmazlar.
4011. Metin
ومن علامات وحدانية الله وقدرته: أنك ترى الأرض يابسة لا نبات فيها، فإذا أنزلنا عليها المطر دبَّت فيها الحياة، وتحركت بالنبات، وانتفخت وعلت، إن الذي أحيا هذه الأرض بعد همودها، قادر على إحياء الخلق بعد موتهم، إنه على كل شيء قدير، فكما لا تعجز قدرته عن إحياء الأرض بعد موتها، فكذلك لا تعجز عن إحياء الموتى.
Allah'ın birliğinin ve kudretinin alametlerindendir ki: Yeryüzünü kupkuru, üzerinde hiçbir bitki yokken görürsün; üzerine yağmuru indirdiğimizde ise canlanır, bitkilerle harekete geçer, kabarır ve yükselir. Bu yeri kuruyup solduktan sonra dirilten [Allah], yaratılmışları öldükten sonra diriltmeye de elbette kadirdir. Şüphesiz O, her şeye gücü yetendir. Kudreti, ölümünden sonra yeri diriltmekten aciz kalmadığı gibi ölüleri diriltmekten de aciz kalmaz.
4012. Metin
إن الذين يميلون عن الحق، فيكفرون بالقرآن ويحرفونه، لا يَخْفَون علينا، بل نحن مُطَّلعون عليهم. أفهذا الملحد في آيات الله الذي يُلقى في النار خير، أم الذي يأتي يوم القيامة آمنًا من عذاب الله، مستحقًا لثوابه; لإيمانه به وتصديقه بآياته؟ اعملوا -أيها الملحدون- ما شئتم، فإن الله تعالى بأعمالكم بصير، لا يخفى عليه شيء منها، وسيجازيكم على ذلك. وفي هذا وعيد وتهديد لهم.
Haktan saparak Kur'an'ı inkâr eden ve onu tahrif edenler bize gizli kalmazlar; bilakis biz onları görmekteyiz. Allah'ın ayetleri hususunda haktan sapan ve ateşe atılan bu kimse mi daha hayırlıdır, yoksa O'na inanması ve ayetlerini tasdik etmesi sebebiyle kıyamet gününde Allah'ın azabından güvende olarak O'nun mükâfatını hak etmiş halde gelen kimse mi? -Ey haktan sapanlar!- Dilediğinizi yapın; şüphesiz Yüce Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir, onlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve bunun karşılığını size verecektir. Bunda onlar için bir tehdit ve uyarı vardır.
4013. Metin
إن الذين جحدوا بهذا القرآن وكذَّبوا به حين جاءهم هالكون ومعذَّبون، وإن هذا القرآن لكتاب عزيز بإعزاز الله إياه وحفظه له من كل تغيير أو تبديل، لا يأتيه الباطل من أي ناحية من نواحيه ولا يبطله شيء، فهو محفوظ من أن يُنقص منه، أو يزاد فيه، تنزيل من حكيم بتدبير أمور عباده، محمود على ما له من صفات الكمال.
Kendilerine geldiğinde bu Kur'an'ı inkâr edip yalanlayanlar helak olacak ve azap göreceklerdir. Şüphesiz bu Kur'an; Allah'ın onu aziz kılması ve her türlü değiştirme veya tahriften korumasıyla eşsiz bir kitaptır. Ona hiçbir yönden batıl yaklaşamaz ve hiçbir şey onu geçersiz kılamaz. O, eksiltilmekten veya fazlalaştırılmaktan korunmuştur; kullarının işlerini tedbir eden, kemal sıfatlarından ötürü övülen Hakîm tarafından indirilmiştir.
4014. Metin
ما يقول لك هؤلاء المشركون -أيها الرسول- إلا ما قد قاله مَن قبلهم مِنَ الأمم لرسلهم، فاصبر على ما ينالك في سبيل الدعوة إلى الله. إن ربك لذو مغفرة لذنوب التائبين، وذو عقاب لمن أصرَّ على كفره وتكذيبه.
-Ey Peygamber- bu müşriklerin sana söyledikleri, senden önceki ümmetlerin kendi peygamberlerine söylediklerinden başka bir şey değildir. Allah'a davet yolunda sana isabet eden şeylere sabret. Şüphesiz senin Rabbin tövbe edenlerin günahları için çok bağışlayıcı, inkâr ve yalanlamasında ısrar edenler için ise can yakıcı azap sahibidir.
4015. Metin
ولو جعلنا هذا القرآن الذي أنزلناه عليك -أيها الرسول- أعجميًا، لقال المشركون: هلا بُيِّنتْ آياته، فنفقهه ونعلمه، أأعجمي هذا القرآن، ولسان الذي أنزل عليه عربي؟ هذا لا يكون. قل لهم -أيها الرسول-: هذا القرآن للذين آمنوا بالله ورسوله هدى من الضلالة، وشفاء لما في الصدور من الشكوك والأمراض، والذين لا يؤمنون بالقرآن في آذانهم صمم من سماعه وتدبره، وهو على قلوبهم عَمًى، فلا يهتدون به، أولئك المشركون كمن يُنادى، وهو في مكان بعيد لا يسمع داعيًا، ولا يجيب مناديًا.
-Ey Peygamber- eğer sana indirdiğimiz bu Kur'an'ı yabancı bir dilde kılsaydık, müşrikler mutlaka şöyle derlerdi: "Ayetleri etraflıca açıklansaydı da onu anlasaydık ve bilseydik ya! Bu Kur'an yabancı bir dilde, kendisine indirilenin dili ise Arapça mıdır? Bu olmaz." Onlara de ki -ey Peygamber-: "Bu Kur'an, Allah'a ve Resulüne iman edenler için sapıklıktan bir hidayet, göğüslerdeki şüphe ve hastalıklara bir şifadır. Kur'an'a inanmayanların ise kulaklarında onu dinlemek ve tefekkür etmekten yana bir sağırlık vardır ve o, kalpleri üzerine bir körlüktür; bu yüzden onunla doğru yolu bulamazlar. İşte o müşrikler, uzak bir yerden kendisine seslenilen, çağıranı duymayan ve seslenene cevap vermeyen kimse gibidirler."
4016. Metin
ولقد آتينا موسى التوراة كما آتيناك -أيها الرسول- القرآن فاختلف فيها قومه: فمنهم مَن آمن، ومنهم مَن كذَّب. ولولا كلمة سبقت من ربك بتأجيل العذاب عن قومك لفُصِل بينهم بإهلاك الكافرين في الحال، وإن المشركين لفي شك من القرآن شديد الريبة.
Sana Kur'an'ı verdiğimiz gibi -ey Peygamber- Mûsâ'ya da Tevrat'ı vermiştik de kavmi onda ihtilafa düşmüştü: Onlardan kimi inandı, kimi de yalanladı. Eğer senin kavminden azabın ertelenmesine dair Rabbinden geçmiş bir söz olmasaydı, inkâr edenlerin derhal helak edilmesiyle aralarında hemen hüküm verilirdi. Şüphesiz müşrikler, Kur'an hakkında derin bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
4017. Metin
من عمل صالحًا فأطاع الله ورسوله فلنفسه ثواب عمله، ومن أساء فعصى الله ورسوله فعلى نفسه وزر عمله. وما ربك بظلام للعبيد، بنقص حسنة أو زيادة سيِّئة.
Kim salih amel işler, Allah'a ve Resulüne itaat ederse amelinin sevabı kendi lehinedir. Kim de kötülük yapar, Allah'a ve Resulüne isyan ederse amelinin günahı kendi aleyhinedir. Rabbin, bir iyiliği eksilterek veya bir kötülüğü artırarak kullara asla zulmedici değildir.
4018. Metin
إلى الله تعالى وحده لا شريك له يُرْجَع علم الساعة، فإنه لا يعلم أحد متى قيامها غيره، وما تخرج من ثمرات من أوعيتها، وما تحمل مِن أنثى ولا تضع حَمْلها إلا بعلم من الله، لا يخفى عليه شيء من ذلك. ويوم ينادي الله تعالى المشركين يوم القيامة توبيخًا لهم وإظهارًا لكذبهم: أين شركائي الذين كنتم تشركونهم في عبادتي؟ قالوا: أعلمناك الآن ما منا من أحد يشهد اليوم أن معك شريكًا.
Kıyametin kopma vakti bilgisi yalnızca tek olan ve ortağı bulunmayan Yüce Allah'a döndürülür; zira onun ne zaman kopacağını O'ndan başka hiç kimse bilemez. Hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz ki hepsi Allah'ın ilmi dahilinde olmasın; bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Kıyamet gününde Yüce Allah müşriklere, onları kınamak ve yalanlarını ortaya çıkarmak için: "Bana ibadette ortak kıldığınız ortaklarım nerede?" diye seslendiği gün, onlar: "Bugün seninle beraber hiçbir ortağın olduğuna dair aramızdan şahitlik edecek kimse bulunmadığını sana bildiririz" derler.
4019. Metin
وذهب عن هؤلاء المشركين شركاؤهم الذين كانوا يعبدونهم من دون الله، فلم ينفعوهم، وأيقنوا أن لا ملجأ لهم من عذاب الله، ولا محيد عنه.
Bu müşriklerin Allah'ı bırakıp tapmakta oldukları ortakları kendilerinden uzaklaşıp kayboldu ve onlara hiçbir fayda vermedi. Allah'ın azabından kaçıp sığınacakları hiçbir yerin ve kurtuluşun olmadığını anladılar.
4020. Metin
لا يملُّ الإنسان من دعاء ربه طالبًا الخير الدنيوي، وإن أصابه فقر وشدة فهو يؤوس من رحمة الله، قنوط بسوء الظن بربه.
İnsan, dünyalık hayrı isteyerek Rabbine dua etmekten usanmaz; şayet kendisine bir fakirlik ve darlık dokunursa Allah'ın rahmetinden ümidini kesen, Rabbine kötü zanda bulunarak bütünüyle yeise düşen biridir.
4021. Metin
ولئن أذقنا الإنسان نعمة منا من بعد شدة وبلاء لم يشكر الله تعالى، بل يطغى ويقول: أتاني هذا؛ لأني مستحق له، وما أعتقد أن الساعة آتية، وذلك إنكار منه للبعث، وعلى تقدير إتيان الساعة وأني سأرجع إلى ربي، فإن لي عنده الجنة، فلنخبرن الذين كفروا يوم القيامة بما عملوا من سيئات، ولنذيقنهم من العذاب الشديد.
Eğer insana bir sıkıntı ve beladan sonra tarafımızdan bir nimet tattırırsak Yüce Allah'a şükretmez, bilakis azgınlaşır ve: "Bu bana verildi, çünkü ben buna layığım. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum" der. Bu, onun dirilişi inkâr etmesidir. "Kıyametin kopacağı ve Rabbime döneceğim varsayılsa bile, O'nun katında benim için cennet vardır." İnkâr edenlere kıyamet gününde işledikleri kötülükleri elbette haber vereceğiz ve onlara şiddetli azaptan mutlaka tattıracağız.
4022. Metin
وإذا أنعمنا على الإنسان بصحة أو رزق أو غيرهما أعرض وترفَّع عن الانقياد إلى الحق، وإن أصابه ضر فهو ذو دعاء كثير بأن يكشف الله ضرَّه، فهو يعرف ربه في الشدة، ولا يعرفه في الرخاء.
İnsana sağlık, rızık veya bunlardan başka bir nimet verdiğimizde haktan yüz çevirir ve hakka boyun eğmekten büyüklük taslayarak uzaklaşır; ona bir zarar dokunduğunda ise Allah'ın bu zararı gidermesi için pek çok dua edendir. O, Rabbini darlıkta hatırlar, bollukta ise tanımaz.
4023. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المكذبين: أخبروني إن كان هذا القرآن من عند الله ثم جحدتم وكذَّبتم به، لا أحد أضل منكم؛ لأنكم في خلاف بعيد عن الحق بكفركم بالقرآن وتكذيبكم به.
De ki -ey Peygamber- bu yalanlayıcılara: "Bana haber verin; eğer bu Kur'an Allah katından olup da sonra siz onu inkâr edip yalanladıysanız, Kur'an'ı inkâr etmeniz ve yalanlamanız sebebiyle haktan büsbütün uzak bir ayrılık içinde olan sizden daha sapık kim olabilir?"
4024. Metin
سَنُري هؤلاء المكذبين آياتنا من الفتوحات وظهور الإسلام على الأقاليم وسائر الأديان، وفي أقطار السموات والأرض، وما يحدثه الله فيهما من الحوادث العظيمة، وفي أنفسهم وما اشتملت عليه من بديع آيات الله وعجائب صنعه، حتى يتبين لهم من تلك الآيات بيان لا يقبل الشك أن القرآن الكريم هو الحق الموحَى به من رب العالمين. أو لم يكفهم دليلا على أن القرآن حق، ومَن جاء به صادق، شهادة الله تعالى؟ فإنه قد شهد له بالتصديق، وهو على كل شيء شهيد، ولا شيء أكبر شهادة من شهادته ﷾.
Bu yalanlayıcılara fetihlerle, İslam'ın diğer memleketlere ve diğer dinlere galip gelmesiyle ayetlerimizi; göklerin ve yerin ufuklarında Allah'ın meydana getirdiği büyük hadiseleri ve kendi nefislerinde bulunan Allah'ın eşsiz delillerini ve sanatının harikalarını göstereceğiz; ta ki bu ayetlerden, Kur'ân-ı Kerîm'in âlemlerin Rabbi tarafından vahyedilen hak olduğuna dair şüphe kabul etmez bir açıklıkla onlar için belli olsun. Kur'an'ın hak olduğuna ve onu getirenin doğru söylediğine Yüce Allah'ın şahitliği yetmez mi? Şüphesiz O, onu tasdik ederek şahitlik etmiştir ve O her şeye şahittir; celali yüce olan [Allah]'ın şahitliğinden daha büyük hiçbir şahitlik yoktur.
4025. Metin
ألا إن هؤلاء الكافرين في شك عظيم من البعث بعد الممات. ألا إن الله -جلَّ وعلا- بكل شيء محيط علمًا وقدرة وعزةً، لا يخفى عليه شيء في الأرض ولا في السماء.
İyi bilin ki bu kâfirler, ölümden sonra dirilme hakkında büyük bir şüphe içindedirler. İyi bilin ki Allah -celle ve alâ-, ilim, kudret ve izzet bakımından her şeyi kuşatmıştır; yerde ve gökte hiçbir şey O'na gizli kalmaz.