4026. Metin
{حم (١) عسق} سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
{حم (١) عسق} Hurûf-ı mukattaa hakkındaki açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
4027. Metin
كما أنزل الله إليك -أيها النبي- هذا القرآن أنزل الكتب والصحف على الأنبياء من قبلك، وهو العزيز في انتقامه، الحكيم في أقواله وأفعاله.
Allah, [ey Peygamber,] sana bu Kur'an'ı indirdiği gibi senden önceki peygamberlere de kitapları ve sahifeleri indirmiştir. O, intikamında Azîz (mutlak galip), sözlerinde ve fiillerinde Hakîm (hikmet sahibi)dir.
4028. Metin
لله وحده ما في السماوات وما في الأرض، وهو العليُّ بذاته وقدره وقهره، العظيم الذي له العظمة والكبرياء.
Göklerde ve yerde olan her şey yalnızca Allah'ındır. O; zatı, kadr-u kıymeti ve kahredici kudretiyle Aliyy (pek yüce), büyüklük ve ululuk sahibi olan Azîm (pek ulu)dir.
4029. Metin
تكاد السماوات يتشقَّقْنَ، كل واحدة فوق التي تليها؛ من عظمة الرحمن وجلاله ﵎، والملائكة يسبحون بحمد ربهم، وينزهونه عما لا يليق به، ويسألون ربهم المغفرة لذنوب مَن في الأرض مِن أهل الإيمان به. ألا إن الله هو الغفور لذنوب مؤمني عباده، الرحيم بهم.
Rahmân [celle celâluhu]'nun azameti ve celâlinden ötürü gökler, üst üste birbirinin üzerinden neredeyse çatlayıp yarılacak gibi olur. Melekler ise Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'nu şanına layık olmayan şeylerden tenzih ederler ve yeryüzündeki müminlerin günahları için Rablerinden mağfiret dilerler. İyi bilin ki Allah, mümin kullarının günahlarını çokça bağışlayan Gafûr ve onlara karşı çok merhametli olan Rahîm'dir.
4030. Metin
والذين اتخذوا غير الله آلهة مِن دونه يتولَّونها، ويعبدونها، الله تعالى يحفظ عليهم أفعالهم؛ ليجازيهم بها يوم القيامة، وما أنت -أيها الرسول- بالوكيل عليهم بحفظ أعمالهم، إنما أنت منذر، فعليك البلاغ وعلينا الحساب.
Allah'tan başkasını ilahlar edinip onları dost tutan ve onlara tapanlara gelince; Allah Teâlâ, kıyamet gününde karşılıklarını vermek üzere onların yaptıklarını kaydetmektedir. [Ey Elçi!] Sen onların amellerini gözetlemekle görevli bir vekil değilsin; sen ancak bir uyarıcısın. Sana düşen sadece tebliğ etmek, hesaba çekmek ise Bize aittir.
4031. Metin
وكما أوحينا إلى الأنبياء قبلك أوحَيْنا إليك قرآنا عربيًّا؛ لتنذر أهل «مكة» ومَن حولها مِن سائر الناس، وتنذر عذاب يوم الجمع، وهو يوم القيامة، لا شك في مجيئه. الناس فيه فريقان: فريق في الجنة، وهم الذين آمنوا بالله واتبعوا ما جاءهم به رسوله محمد ﷺ، ومنهم فريق في النار المستعرة، وهم الذين كفروا بالله، وخالفوا ما جاءهم به رسوله محمد ﷺ.
Senden önceki peygamberlere vahyettiğimiz gibi, Mekke halkını ve çevresindeki diğer tüm insanları uyarman, geleceğinde hiçbir şüphe bulunmayan toplanma gününün (kıyamet gününün) azabıyla korkutman için sana da Arapça bir Kur'an vahyettik. O gün insanlar iki gruptur: Bir grup Cennet'tedir; bunlar Allah'a iman edip Elçisi Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in kendilerine getirdiği şeylere tabi olanlardır. Bir grup da alev alev yanan cehennem ateşindedir; onlar da Allah'ı inkâr edip Elçisi Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in kendilerine getirdiği şeylere karşı gelenlerdir.
4032. Metin
ولو شاء الله أن يجمع خَلْقَه على الهدى ويجعلهم على ملة واحدة مهتدية لفعل، ولكنه أراد أن يُدخل في رحمته مَن يشاء مِن خواص خلقه. والظالمون أنفسهم بالشرك ما لهم من وليٍّ يتولى أمورهم يوم القيامة، ولا نصير ينصرهم من عقاب الله تعالى.
Eğer Allah dileseydi yaratıklarını hidayet üzere toplar ve onları hidayete ermiş tek bir ümmet yapardı; ancak O, kullarından dilediği seçkin kimseleri rahmetine girdirmeyi murat etmiştir. Şirk koşarak kendilerine zulmedenlere gelince; kıyamet gününde onların işlerini üstlenecek ne bir velileri (dostları) ne de onları Allah Teâlâ'nın azabından kurtaracak bir yardımcıları vardır.
4033. Metin
بل اتخذ هؤلاء المشركون أولياء من دون الله يتولونهم، فالله وحده هو الوليُّ يتولاه عَبْدُه بالعبادة والطاعة، ويتولَّى عباده المؤمنين بإخراجهم من الظلمات إلى النور وإعانتهم في جميع أمورهم، وهو يحيي الموتى عند البعث، وهو على كل شيء قدير، لا يعجزه شيء.
Aksine o müşrikler Allah'tan başka veliler edindiler. Oysa gerçek velî yalnızca Allah'tır. Kulu O'nu ibadet ve itaat ile velî edinir; O da mümin kullarını karanlıklardan aydınlığa çıkararak ve bütün işlerinde onlara yardım ederek onları sahiplenir. O, yeniden diriliş esnasında ölüleri diriltir ve O, her şeye hakkıyla kadirdir; hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.
4034. Metin
وما اختلفتم فيه -أيها الناس- من شيء من أمور دينكم، فالحكم فيه مردُّه إلى الله في كتابه وسنة رسوله ﷺ. ذلكم الله ربي وربكم، عليه وحده توكلت في أموري، وإليه أرجع في جميع شؤوني.
[Ey insanlar!] Din işlerinizden herhangi bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onun hakkındaki hüküm Allah'ın Kitabı'na ve Elçisi [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in sünnetine döndürülür. İşte bu Allah, benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. İşlerimde yalnızca O'na tevekkül ettim ve her işimde yalnız O'na yönelirim.
4035. Metin
الله ﷾ هو خالق السماوات والأرض ومبدعهما بقدرته ومشيئته وحكمته، جعل لكم من أنفسكم أزواجًا؛ لتسكنوا إليها، وجعل لكم من الأنعام أزواجًا ذكورًا وإناثًا، يكثركم بسببه بالتوالد، ليس يشبهه تعالى ولا يماثله شيء من مخلوقاته، لا في ذاته ولا في أسمائه ولا في صفاته ولا في أفعاله؛ لأن أسماءه كلَّها حسنى، وصفاتِه صفات كمال وعظمة، وأفعالَه تعالى أوجد بها المخلوقات العظيمة من غير مشارك، وهو السميع البصير، لا يخفى عليه مِن أعمال خلقه وأقوالهم شيء، وسيجازيهم على ذلك.
Allah [celle celâluhu], göklerin ve yerin yaratıcısı olup kudreti, dilemesi ve hikmetiyle onları örneksiz yaratandır. Kendileriyle huzur bulasınız diye size kendi nefislerinizden eşler, hayvanlardan da erkekli dişili çiftler var etmiştir; bu sayede üremenizle sizi çoğaltır. Yarattıklarından hiçbir şey ne zatında ne isimlerinde ne sıfatlarında ne de fiillerinde O'na benzer ve O'nun dengi olamaz. Çünkü O'nun bütün isimleri en güzeldir (esmâ-i hüsnâdır), sıfatları kemal ve azamet sıfatlarıdır, fiilleriyle de bu yüce mahlukatı hiçbir ortağı olmaksızın var etmiştir. O, Semî' (her şeyi işiten) ve Basîr (her şeyi gören)dir; kullarının amellerinden ve sözlerinden hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve onları bunlardan ötürü cezalandırıp mükâfatlandıracaktır.
4036. Metin
له ﷾ ملك السماوات والأرض، وبيده مفاتيح الرحمة والأرزاق، يوسِّع رزقه على مَن يشاء مِن عباده ويضيِّقه على مَن يشاء، إنه ﵎ بكل شيء عليم، لا يخفى عليه شيء من أمور خلقه.
Göklerin ve yerin mülkü O [celle celâluhu]'nundur; rahmet ve rızıkların anahtarları O'nun elindedir. Rızkı kullarından dilediğine bol bol verir, dilediğine de daraltır. Şüphesiz O [celle celâluhu], her şeyi hakkıyla bilendir; yarattıklarının işlerinden hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
4037. Metin
شرع الله لكم -أيها الناس- من الدِّين الذي أوحيناه إليك -أيها الرسول، وهو الإسلام- ما وصَّى به نوحًا أن يعمله ويبلغه، وما وصينا به إبراهيم وموسى وعيسى -هؤلاء الخمسة هم أولو العزم من الرسل على المشهور- أن أقيموا الدين بالتوحيد وطاعة الله وعبادته دون مَن سواه، ولا تختلفوا في الدين الذي أمرتكم به، عَظُمَ على المشركين ما تدعوهم إليه من توحيد الله وإخلاص العبادة له، الله يصطفي للتوحيد مَن يشاء مِن خلقه، ويوفِّق للعمل بطاعته مَن يرجع إليه.
[Ey insanlar!] Allah, sana vahyettiğimiz dinden -ki o İslam'dır- Nûh'a amel etmesini ve tebliğ etmesini emrettiği şeyleri, İbrahim'e, Mûsâ'ya ve İsa'ya -meşhur görüşe göre bu beşi Ülü'l-Azm peygamberlerdir- vasiyet ettiğimiz şu hususu sizin için de din kıldı: Tevhid ile Allah'a itaat edip yalnızca O'na ibadet ederek dini ikame edin ve size emrettiğim dinde ayrılığa düşmeyin. Müşriklere, onları davet ettiğin Allah'ın tevhidi ve ibadeti sadece O'na has kılma çağrısı pek ağır geldi. Allah, dilediği kulunu tevhid için seçer ve O'na yönelen kimseyi de rızasına uygun amele muvaffak kılar.
4038. Metin
وما تفرَّق المشركون بالله في أديانهم فصاروا شيعًا وأحزابًا إلا مِن بعد ما جاءهم العلم وقامت الحجة عليهم، وما حملهم على ذلك إلا البغي والعناد، ولولا كلمة سبقت من ربك -أيها الرسول- بتأخير العذاب عنهم إلى أجل مسمى وهو يوم القيامة، لقضي بينهم بتعجيل عذاب الكافرين منهم. وإن الذين أورثوا التوراة والإنجيل من بعد هؤلاء المختلفين في الحق لفي شك من الدين والإيمان موقعٍ في الريبة والاختلاف المذموم.
Allah'a ortak koşanlar, dinleri hususunda ancak kendilerine ilim geldikten ve aleyhlerine hüccet oluştuktan sonra fırkalara ve gruplara bölündüler. Onları buna sevk eden ise aralarındaki azgınlık ve inattan başkası değildi. [Ey Elçi!] Eğer Rabbinden, azabın kıyamet günü olarak belirlenen bir vakte kadar ertelenmesine dair geçmiş bir söz olmasaydı, aralarındaki kâfirlerin azabı öne alınarak haklarında hemen hüküm verilirdi. Hak konusunda ayrılığa düşen bu kimselerden sonra Tevrat ve İncil'e mirasçı kılınanlar da din ve iman hususunda derin bir şüphe ve yerilmiş bir ihtilaf içindedirler.
4039. Metin
فإلى ذلك الدين القيِّم الذي شرعه الله للأنبياء ووصَّاهم به، فادع -أيها الرسول- عباد الله، واستقم كما أمرك الله، ولا تتبع أهواء الذين شكُّوا في الحق وانحرفوا عن الدين، وقل: صدَّقت بجميع الكتب المنزلة من السماء على الأنبياء، وأمرني ربي أن أعدل بينكم في الحكم، الله ربنا وربكم، لنا ثواب أعمالنا الصالحة، ولكم جزاء أعمالكم السيئة، لا خصومة ولا جدال بيننا وبينكم بعدما تبين الحق، الله يجمع بيننا وبينكم يوم القيامة، فيقضي بيننا بالحق فيما اختلفنا فيه، وإليه المرجع والمآب، فيجازي كلا بما يستحق.
[Ey Elçi!] Sen Allah'ın peygamberlere meşru kıldığı ve onlara tavsiye ettiği o dosdoğru dine Allah'ın kullarını davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Haktan şüphe eden ve dinden sapanların heva ve heveslerine uyma. De ki: 'Gökten peygamberlere indirilen bütün kitaplara inandım ve Rabbim bana aranızda adaleti gözeterek hükmetmemi emretti. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim salih amellerimizin sevabı bize, sizin kötü amellerinizin cezası da sizedir. Hak apaçık ortaya çıktıktan sonra artık aramızda tartışma ve çekişmeye yer yoktur. Allah kıyamet günü hepimizi bir araya toplayacak ve ihtilaf ettiğimiz konularda aramızda hak ile hükmedecektir. Dönüş ve varış yeri yalnız O'nadır; böylece herkese hak ettiğinin karşılığını verecektir.'
4040. Metin
والذين يجادلون في دين الله الذي أرسلتُ به محمدًا ﷺ، مِن بعد ما استجاب الناس له وأسلموا، حجتهم ومجادلتهم باطلة ذاهبة عند ربهم، وعليهم من الله غضب في الدنيا، ولهم في الآخرة عذاب شديد، وهو النار.
İnsanlar Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e icabet edip Müslüman olduktan sonra, onunla gönderdiğim Allah'ın dini hakkında tartışmaya girişenlerin delilleri ve tartışmaları Rableri katında boştur ve geçersizdir. Onların üzerine dünyada Allah'tan bir gazap vardır; ahirette de onlar için şiddetli bir azap, yani cehennem ateşi vardır.
4041. Metin
الله الذي أنزل القرآن وسائر الكتب المنزلة بالصدق، وأنزل الميزان وهو العدل؛ ليحكم بين الناس بالإنصاف. وأي شيء يدريك ويُعْلمك لعل الساعة التي تقوم فيها القيامة قريب؟
Kur'an'ı ve indirilmiş diğer bütün kitapları hak ile indiren ve insanlar arasında adaletle hükmedilsin diye mizanı (adaleti) indiren Allah'tır. Sana ne bildirir, ne malum eder ki, belki de kıyametin kopacağı o vakit pek yakındır?
4042. Metin
يستعجل بمجيء الساعة الذين لا يؤمنون بها؛ تهكمًا واستهزاءً، والذين آمنوا بها خائفون من قيامها، ويعلمون أنها الحق الذي لا شك فيه. ألا إن الذين يخاصمون في قيام الساعة لفي ضلال بعيد عن الحق.
Ona inanmayanlar alay ve istihza ederek kıyametin çabucak gelmesini isterler. İman edenler ise onun kopmasından korku duyarlar ve onun şüphe götürmez bir gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyametin kopması hakkında tartışıp duranlar haktan çok uzak bir sapıklık içindedirler.
4043. Metin
الله لطيف بعباده، يوسِّع الرزق على مَن يشاء، ويضيِّقه على مَن يشاء وَفْق حكمته سبحانه، وهو القوي الذي له القوة كلها، العزيز في انتقامه من أهل معاصيه.
Allah kullarına karşı Latîf (pek lütufkâr)dir; hikmetine uygun olarak rızkı dilediğine bolca verir, dilediğine de daraltır. O, bütün kuvvetin sahibi olan Kaviyy ve O'na isyan edenlerden intikam almada mutlak galip olan Azîz'dir.
4044. Metin
من كان يريد بعمله ثواب الآخرة فأدى حقوق الله وأنفق في الدعوة إلى الدين، نزد له في عمله الحسن، فنضاعف له ثواب الحسنة إلى عشر أمثالها إلى ما شاء الله من الزيادة، ومن كان يريد بعمله الدنيا وحدها، نؤته منها ما قسمناه له، وليس له في الآخرة شيء من الثواب.
Kim ameliyle ahiret sevabını ister, Allah'ın haklarını yerine getirir ve dine davet yolunda infak ederse, onun güzel amelinin karşılığını artırırız; bir iyiliğin sevabını on katına ve Allah'ın dilediği fazlasına kadar katlarız. Kim de ameliyle sadece dünyayı isterse, ona dünyadan takdir ettiğimiz kadarını veririz; ancak onun ahirette hiçbir sevabı olmaz.
4045. Metin
بل ألهؤلاء المشركين بالله شركاء في شركهم وضلالتهم، ابتدعوا لهم من الدين والشرك ما لم يأذن به الله؟ ولولا قضاء الله وقدره بإمهالهم، وأن لا يعجل لهم العذاب في الدنيا، لقضي بينهم بتعجيل العذاب لهم. وإن الكافرين بالله لهم يوم القيامة عذاب مؤلم موجع.
Yoksa Allah'a ortak koşan bu kimselerin, şirk ve sapıklıklarında ortakları mı var ki Allah'ın izin vermediği bir din ve şirk uyduruyorlar? Eğer Allah'ın onlara mühlet verilmesine ve dünyada azaplarının aceleye getirilmemesine dair hükmü ve takdiri olmasaydı, azapları hemen verilerek aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz Allah'ı inkâr edenler için kıyamet gününde elem verici, can yakıcı bir azap vardır.
4046. Metin
ترى -أيها الرسول- الكافرين يوم القيامة خائفين من عقاب الله على ما كسبوا في الدنيا من أعمال خبيثة، والعذاب نازل بهم، وهم ذائقوه لا محالة، والذين آمنوا بالله وأطاعوه في بساتين الجنات وقصورها ونعيم الآخرة، لهم ما تشتهيه أنفسهم عند ربهم، ذلك الذي أعطاه الله لهم من الفضل والكرامة هو الفضل الذي لا يوصف، ولا تهتدي إليه العقول.
[Ey Elçi!] Kıyamet gününde kâfirlerin, dünyada kazandıkları çirkin işlerden dolayı Allah'ın azabından korku içinde olduklarını görürsün. Azap onların başına inecektir ve onlar bunu mutlaka tadacaklardır. Allah'a iman edip O'na itaat edenler ise cennet bahçelerinde, köşklerinde ve ahiret nimetleri içindedirler. Rableri katında onlar için canlarının çektiği her şey vardır. İşte Allah'ın onlara lütuf ve ikram olarak verdiği bu mükâfat, tarif edilemeyecek ve akılların kavrayamayacağı pek büyük bir lütuftur.
4047. Metin
ذلك الذي أخبرتكم به -أيها الناس- من النعيم والكرامة في الآخرة هو البشرى التي يبشر الله بها عباده الذين آمنوا به في الدنيا وأطاعوه. قل -أيها الرسول- للذين يشكون في الساعة من مشركي قومك: لا أسألكم على ما أدعوكم إليه من الحق الذي جئتكم به عوضًا من أموالكم، إلا أن تَوَدُّوني في قرابتي منكم، وتَصِلوا الرحم التي بيني وبينكم. ومن يكتسب حسنة نضاعفها له بعشر فصاعدًا. إن الله غفور لذنوب عباده، شكور لحسناتهم وطاعتهم إياه.
[Ey insanlar!] Size haber verdiğim ahiretteki bu nimet ve ikram, Allah'ın dünyada O'na iman edip itaat eden kullarına müjdelediği şeydir. [Ey Elçi!] Kavminin kıyametten şüphe eden müşriklerine de ki: 'Size getirdiğim hakka davetime karşılık sizden mallarınızdan bir ücret istemiyorum; sadece aramızdaki akrabalık bağı dolayısıyla bana sevgi göstermenizi ve aramızdaki sıla-i rahmi korumanızı istiyorum.' Kim bir iyilik kazanırsa, onun sevabını on kat ve daha fazlasıyla artırırız. Şüphesiz Allah, kullarının günahlarını çok bağışlayan Gafûr, onların iyiliklerine ve itaatlerine bolca karşılık veren Şekûr'dur.
4048. Metin
بل أيقول هؤلاء المشركون: اختلق محمد الكذب على الله، فجاء بالذي يتلوه علينا اختلاقًا من عند نفسه؟ فإن يشأ الله يطبع على قلبك -أيها الرسول- لو فعلت ذلك. ويُذْهِبُ الله الباطل فيمحقه، ويحق الحق بكلماته التي لا تتبدل ولا تتغيَّر، وبوعده الصادق الذي لا يتخلف. إن الله عليم بما في قلوب العباد، لا يخفى عليه شيء منه.
Yoksa o müşrikler: 'Muhammed Allah'a karşı yalan uydurdu da bize okuduğu bu şeyleri kendi kafasından mı uydurup getirdi?' diyorlar? [Ey Elçi!] Eğer sen böyle bir şey yapsaydın, Allah dileseydi senin kalbini mühürlerdi. Allah batılı giderip yok eder; değişmeyen ve başkalaşmayan kelimeleriyle ve asla şaşmayan doğru vaadiyle hakkı ortaya koyup sabit kılar. Şüphesiz Allah, kulların kalplerinde olanı hakkıyla bilendir; ondan hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
4049. Metin
والله ﷾ هو الذي يقبل التوبة عن عباده إذا رجعوا إلى توحيد الله وطاعته، ويعفو عن السيئات، ويعلم ما تصنعون من خير وشر، لا يخفى عليه شيء من ذلك، وهو مجازيكم به.
Allah'ın birliğine ve O'na itaate yöneldiklerinde kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve hayır olsun şer olsun yaptıklarınızı bilen O [celle celâluhu]'dur; bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve O bunların karşılığını size verecektir.
4050. Metin
ويستجيب الذين آمنوا بالله ورسوله لربهم لِمَا دعاهم إليه وينقادون له، ويزيدهم من فضله توفيقًا ومضاعفة في الأجر والثواب. والكافرون بالله ورسوله لهم يوم القيامة عذاب شديد موجع مؤلم.
Allah'a ve Elçisi'ne iman edenler, Rablerinin kendilerini çağırdığı şeylere icabet ederler ve O'na boyun eğerler. O da lütfundan onlara muvaffakiyet verir, ecir ve mükâfatlarını kat kat artırır. Allah'ı ve Elçisi'ni inkâr edenler için ise kıyamet gününde şiddetli, elem verici ve can yakıcı bir azap vardır.
4051. Metin
ولو بسط الله الرزق لعباده فوسَّعه عليهم، لبغوا في الأرض أشَرًا وبطرًا، ولطغى بعضهم على بعض، ولكن الله ينزل أرزاقهم بقدر ما يشاء لكفايتهم. إنه بعباده خبير بما يصلحهم، بصير بتدبيرهم وتصريف أحوالهم.
Eğer Allah kullarına rızkı yayıp bol bol verseydi, şımarıklık ve azgınlıkla yeryüzünde taşkınlık yapar ve birbirlerine zulmederlerdi. Fakat Allah, onların rızkını yetecek ölçüde dilediği miktarda indirir. Şüphesiz O, kullarının durumunu düzeltmeye yetecek şeyleri hakkıyla bilen Habîr, onların idaresini ve hallerinin sevkini hakkıyla gören Basîr'dir.
4052. Metin
والله وحده هو الذي ينزل المطر من السماء، فيغيثهم به من بعد ما يئسوا من نزوله، وينشر رحمته في خلقه، فيعمهم بالغيث، وهو الوليُّ الذي يتولى عباده بإحسانه وفضله، الحميد في ولايته وتدبيره.
İnsanlar yağmurun yağmasından ümitlerini kestikten sonra gökten yağmuru indiren, böylece onlara imdat eden ve rahmetini yaratıklarına yayıp onları yağmurla kuşatan yalnızca Allah'tır. İhsanı ve lütfuyla kullarını sahiplenip koruyan Velî ve koruyuculuğunda, idaresinde övgüye layık olan Hamîd yalnız O'dur.
4053. Metin
ومن آياته الدالة على عظمته وقدرته وسلطانه، خَلْقُ السموات والأرض على غير مثال سابق، وما نشر فيهما من أصناف الدواب، وهو على جَمْع الخلق بعد موتهم لموقف القيامة إذا يشاء قدير، لا يتعذر عليه شيء.
Gökleri ve yeri daha önce benzeri olmaksızın yaratması ve ikisinde türlü türlü canlıları yayması, O'nun azametine, kudretine ve hâkimiyetine delalet eden ayetlerindendir. O, dilediği vakit insanları ölümlerinden sonra kıyamet meydanında toplama gücüne sahiptir; hiçbir şey O'na güç gelmez.
4054. Metin
وما أصابكم -أيها الناس- من مصيبة في دينكم ودنياكم فبما كسبتم من الذنوب والآثام، ويعفو لكم ربكم عن كثير من السيئات، فلا يؤاخذكم بها.
[Ey insanlar!] Din ve dünya işlerinizde başınıza gelen herhangi bir musibet, kazandığınız günahlar ve suçlar sebebiyledir. Bununla birlikte Rabbiniz birçok kötülüğü de bağışlar ve onlardan ötürü sizi cezalandırmaz.
4055. Metin
وما أنتم -أيها الناس- بمعجزين قدرة الله عليكم، ولا فائتيه، وما لكم من دون الله مِن وليٍّ يتولى أموركم، فيوصل لكم المنافع، ولا نصير يدفع عنكم المضارَّ.
[Ey insanlar!] Sizler yeryüzünde Allah'ın kudretini aciz bırakamazsınız ve O'nun elinden kaçamazsınız. Sizin için Allah'tan başka işlerinizi üstlenip size fayda sağlayacak bir veli (dost) ve sizden zararları savuşturacak bir yardımcı da yoktur.
4056. Metin
ومن آياته الدالة على قدرته الباهرة وسلطانه القاهر السفن العظيمة كالجبال تجري في البحر. إن يشأ الله الذي أجرى هذه السفن في البحر يُسكن الريح، فتَبْقَ السفن سواكن على ظهر البحر لا تجري، إن في جَرْي هذه السفن ووقوفها في البحر بقدرة الله لَعظات وحججًا بيِّنة على قدرة الله لكل صبار على طاعة الله، وعن المعاصي، وعلى أقدار الله المؤلمة، شكور لنعمه وأفضاله.
Dağlar gibi denizde akıp giden koca gemiler, O'nun göz kamaştırıcı kudretine ve mutlak egemenliğine delalet eden ayetlerindendir. Bu gemileri denizde yürüten Allah dilerse rüzgârı dindirir de gemiler denizin üstünde hareketsiz kalırlar, yüzemezler. Şüphesiz bu gemilerin Allah'ın kudretiyle akıp gitmesinde ve durmasında, Allah'a itaate, günahlardan sakınmaya ve Allah'ın acı kaderine karşı çok sabreden (sabbar) ve O'nun nimetlerine ve lütuflarına çok şükreden (şekûr) herkes için Allah'ın kudretine dair apaçık ibretler ve deliller vardır.
4057. Metin
أو يهلكِ السفن بالغرق بسبب ذنوب أهلها، ويعفُ عن كثير من الذنوب فلا يعاقب عليها.
Yahut içindekilerin günahları sebebiyle o gemileri batırarak helak eder; yine de birçok günahı affeder de onları cezalandırmaz.
4058. Metin
ويَعْلَم الذين يجادلون بالباطل في آياتنا الدالة على توحيدنا، ما لهم من محيد ولا ملجأ من عقاب الله، إذا عاقبهم على ذنوبهم وكفرهم به.
Birliğimize delalet eden ayetlerimiz hakkında batıl yollarla tartışanlar, günahları ve inkârları sebebiyle Allah onları cezalandırdığında, O'nun azabından kaçacak hiçbir yer ve sığınakları olmadığını bilsinler.
4059. Metin
فما أوتيتم -أيها الناس- من شيء من المال أو البنين وغير ذلك فهو متاع لكم في الحياة الدنيا، سُرعان ما يزول، وما عند الله تعالى من نعيم الجنة المقيم خير وأبقى للذين آمنوا بالله ورسله، وعلى ربهم يتوكلون.
[Ey insanlar!] Mal, evlat ve benzeri şeylerden size verilenler dünya hayatının geçici birer menfaatidir ve çabucak yok olup gider. Allah Teâlâ katındaki kalıcı cennet nimetleri ise Allah'a ve elçilerine iman eden ve yalnızca Rablerine tevekkül edenler için daha hayırlı ve daha süreklidir.
4060. Metin
والذين يجتنبون كبائر ما نهى الله عنه، وما فَحُش وقَبُح من أنواع المعاصي، وإذا ما غضبوا على مَن أساء إليهم هم يغفرون الإساءة، ويصفحون عن عقوبة المسيء؛ طلبًا لثواب الله تعالى وعفوه، وهذا من محاسن الأخلاق.
Onlar, Allah'ın yasakladığı büyük günahlardan ve çirkin, fena olan her türlü günahtan kaçınırlar; kendilerine kötülük eden birine öfkelendiklerinde ise Allah Teâlâ'nın sevabını ve affını umarak kötülüğü bağışlarlar ve kötülük edeni cezalandırmaktan vazgeçerler. Bu da ahlakın en güzellerindendir.
4061. Metin
والذين استجابوا لربهم حين دعاهم إلى توحيده وطاعته، وأقاموا الصلاة المفروضة بحدودها في أوقاتها، وإذا أرادوا أمرًا تشاوروا فيه، ومما أعطيناهم من الأموال يتصدقون في سبيل الله، ويؤدون ما فرض الله عليهم من الحقوق لأهلها من زكاة ونفقة وغير ذلك من وجوه الإنفاق.
Onlar, Rableri kendilerini tevhide ve itaate çağırdığında O'na icabet edenler, farz kılınan namazı şartlarına ve vakitlerine riayet ederek kılanlardır. Bir iş yapmak istediklerinde aralarında istişare ederler; kendilerine verdiğimiz mallardan da Allah yolunda infak ederler ve zekât, nafaka ve diğer infak yolları gibi Allah'ın kendilerine farz kıldığı hakları hak sahiplerine verirler.
4062. Metin
والذين إذا أصابهم الظلم هم ينتصرون ممن بغى عليهم مِن غير أن يعتدوا، وإن صبروا ففي عاقبة صبرهم خير كثير.
Onlar, kendilerine bir haksızlık ve zulüm ulaştığında haddi aşmaksızın haklarını arayıp kendilerini savunurlar; eğer sabrederlerse sabırlarının akıbetinde pek çok hayır vardır.
4063. Metin
وجزاء سيئة المسيء عقوبته بسيئة مثلها من غير زيادة، فمن عفا عن المسيء، وترك عقابه، وأصلح الودَّ بينه وبين المعفو عنه ابتغاء وجه الله، فأَجْرُ عفوه ذلك على الله. إن الله لا يحب الظالمين الذين يبدؤون بالعدوان على الناس، ويسيئون إليهم.
Kötülük yapanın cezası, fazlası olmaksızın misliyle bir kötülüktür. Kim kötülük edeni bağışlar, onu cezalandırmaktan vazgeçer ve Allah rızasını gözeterek affettiği kimseyle arasını düzeltirse, onun affetmesinin mükâfatı Allah'a aittir. Şüphesiz Allah, insanlara zulüm ve düşmanlıkla başlayıp onlara kötülük eden zalimleri sevmez.
4064. Metin
ولمن انتصر ممن ظلمه من بعد ظلمه له فأولئك ما عليهم من مؤاخذة.
Uğradığı haksızlıktan sonra hakkını arayıp kendini savunan kimselere gelince; onlar aleyhine hiçbir kınama ve sorumluluk yoktur.
4065. Metin
إنما المؤاخذة على الذين يتعدَّون على الناس ظلمًا وعدوانًا، ويتجاوزون الحدَّ الذي أباحه لهم ربهم إلى ما لم يأذن لهم فيه، فيفسدون في الأرض بغير الحق، أولئك لهم يوم القيامة عذاب مؤلم موجع.
Sorumluluk ve ceza ancak insanlara zulüm ve tecavüzle haksızlık edenlere, Rablerinin kendilerine müsaade ettiği sınırı aşıp izin vermediği şeylere yönelenlere ve yeryüzünde haksız yere fesat çıkaranlaradır. İşte onlar için kıyamet gününde elem verici ve can yakıcı bir azap vardır.
4066. Metin
ولمن صبر على الأذى، وقابل الإساءة بالعفو والصفح والسَّتر، إن ذلك من عزائم الأمور المشكورة والأفعال الحميدة التي أمر الله بها، ورتَّب لها ثوابًا جريلا وثناءً حميدًا.
Kim de eziyete sabreder, kötülüğe af, hoşgörü ve kusuru örtmekle karşılık verirse; şüphesiz bu, Allah'ın emrettiği, karşılığında büyük bir sevap ve güzel bir övgü vaat ettiği azme layık takdire şayan işlerden ve övgüye değer amellerdendir.
4067. Metin
ومن يضلله الله عن الرشاد بسبب ظلمه فليس له من ناصر يهديه سبيل الرشاد. وترى -أيها الرسول- الكافرين بالله يوم القيامة -حين رأوا العذاب- يقولون لربهم: هل لنا من سبيل إلى الرجوع إلى الدنيا؛ لنعمل بطاعتك؟ فلا يجابون إلى ذلك.
Allah zulmü sebebiyle kimi doğru yoldan saptırırsa, artık onu doğru yola iletecek hiçbir yardımcı yoktur. [Ey Elçi!] Kıyamet gününde Allah'ı inkâr edenlerin azabı gördüklerinde Rablerine: 'Sana itaatle amel etmek için dünyaya geri dönmeye bir yol var mı?' dediklerini görürsün; fakat onların bu talebine olumlu cevap verilmez.
4068. Metin
وترى -أيها الرسول- هؤلاء الظالمين يُعْرَضون على النار خاضعين متذللين ينظرون إلى النار مِن طرْف ذليل ضعيف من الخوف والهوان. وقال الذين آمنوا بالله ورسوله في الجنة، لما عاينوا ما حلَّ بالكفار من خسران: إن الخاسرين حقًا هم الذين خسروا أنفسهم وأهليهم يوم القيامة بدخول النار. ألا إن الظالمين -يوم القيامة- في عذاب دائم، لا ينقطع عنهم، ولا يزول.
[Ey Elçi!] O zalimlerin boyun eğmiş, alçalmış vaziyette ateşe sunulduklarını, korku ve zilletten dolayı ateşe gizli ve kısık bakışlarla baktıklarını görürsün. Allah'a ve Elçisi'ne iman edenler ise kâfirlerin uğradığı hüsranı görünce cennette şöyle derler: 'Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde cehenneme girmek suretiyle kendilerini ve ailelerini hüsrana uğratanlardır.' İyi bilin ki o zalimler, kıyamet gününde kendilerinden asla kesilmeyecek ve yok olmayacak sürekli bir azap içindedirler.
4069. Metin
وما كان لهؤلاء الكافرين حين يعذبهم الله يوم القيامة من أعوان ونصراء ينصرونهم من عذاب الله. ومن يضلله الله بسبب كفره وظلمه، فما له من طريق يصل به إلى الحق في الدنيا، وإلى الجنة في الآخرة؛ لأنه قد سدَّت عليه طرق النجاة، فالهداية والإضلال بيده ﷾ دون سواه.
Kıyamet gününde Allah onlara azap ettiğinde, bu kâfirleri Allah'ın azabından kurtaracak ne yardımcıları ne de destekçileri olur. Allah inkârı ve zulmü sebebiyle kimi saptırırsa, artık onun için dünyada hakka, ahirette de cennete ulaştıracak hiçbir yol yoktur; zira onun kurtuluş yolları kapanmıştır. Hidayet ve dalalet ise başkasının değil, yalnızca O [celle celâluhu]'nun elindedir.
4070. Metin
استجيبوا لربكم -أيها الكافرون- بالإيمان والطاعة من قبل أن يأتي يوم القيامة، الذي لا يمكن رده، ما لكم من ملجأ يومئذ ينجيكم من العذاب، ولا مكان يستركم، وتتنكرون فيه. وفي الآية دليل على ذم التسويف، وفيها الأمر بالمبادرة إلى كل عمل صالح يعرض للعبد، فإن للتأخير آفات وموانع.
[Ey kâfirler!] Geri çevrilmesi mümkün olmayan o kıyamet günü gelmeden önce iman ve itaatle Rabbinize icabet edin. O gün sizin için azaptan kurtaracak hiçbir sığınak ve kendinizi gizleyip inkâr edebileceğiniz hiçbir yer yoktur. Bu ayette ertelemeciliğin (tesvîf) yerilmesine delil ve kulun karşısına çıkan her salih amele aceleyle koşması emri vardır; zira geciktirmenin afetleri ve engelleri pek çoktur.
4071. Metin
فإن أعرض هؤلاء المشركون -أيها الرسول- عن الإيمان بالله فما أرسلناك عليهم حافظًا لأعمالهم حتى تحاسبهم عليها، ما عليك إلا البلاغ. وإنَّا إذا أعطينا الإنسان منا رحمة مِن غنى وسَعَة في المال وغير ذلك، فَرِح وسُرَّ، وإن تصبهم مصيبة مِن فقر ومرض وغير ذلك بسبب ما قدمته أيديهم من معاصي الله، فإن الإنسان جحود يعدِّد المصائب، وينسى النعم.
[Ey Elçi!] Eğer o müşrikler Allah'a iman etmekten yüz çevirirlerse, Biz seni onların amellerini koruyup gözeten ve onları hesaba çeken biri olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir. Biz insana tarafımızdan zenginlik ve mal bolluğu gibi bir rahmet tattırdığımız zaman buna sevinir ve şımarır; fakat elleriyle işledikleri günahlar sebebiyle başlarına fakirlik ve hastalık gibi bir musibet geldiğinde, şüphesiz insan pek nankördür; musibetleri sayar, nimetleri ise unutur.
4072. Metin
لله ﷾ ملك السموات والأرض وما فيهما، يخلق ما يشاء من الخلق، يهب لمن يشاء من عباده إناثًا لا ذكور معهن، ويهب لمن يشاء الذكور لا إناث معهم، ويعطي ﷾ لمن يشاء من الناس الذكر والأنثى، ويجعل مَن يشاء عقيمًا لا يولد له، إنه عليم بما يَخْلُق، قدير على خَلْق ما يشاء، لا يعجزه شيء أراد خلقه.
Göklerin, yerin ve ikisinde olanların mülkü Allah [celle celâluhu]'nundur. O, dilediğini yaratır; kullarından dilediğine sadece kız çocukları bağışlar, erkek vermez; dilediğine de sadece erkek çocukları bağışlar, kız vermez. İnsanlardan dilediğine hem erkek hem kız çocuğu verir; dilediğini de kısır kılar, çocuğu olmaz. Şüphesiz O, ne yarattığını hakkıyla bilendir ve dilediğini yaratmaya hakkıyla kadirdir; yaratmayı dilediği hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.
4073. Metin
وما ينبغي لبشر من بني آدم أن يكلمه الله إلا وحيًا يوحيه الله إليه، أو يكلمه من وراء حجاب، كما كلَّم سبحانه موسى ﵇، أو يرسل رسولا كما ينزل جبريل ﵇ إلى المرسل إليه، فيوحي بإذن ربه -لا بمجرد هواه- ما يشاء الله إيحاءه، إنه تعالى عليٌّ بذاته وأسمائه وصفاته وأفعاله، قد قهر كل شيء ودانت له المخلوقات، حكيم في تدبير أمور خلقه. وفي الآية إثبات صفة الكلام لله تعالى على الوجه اللائق بجلاله وعظيم سلطانه.
Âdemoğlundan bir beşer için Allah'ın kendisiyle konuşması ancak bir vahiy ile veya Mûsâ [aleyhisselâm] ile konuştuğu gibi bir perde arkasından yahut Cebrail [aleyhisselâm]'ı gönderilen peygambere indirdiği gibi bir elçi gönderip Rabbinin izniyle -kendi hevasıyla değil- O'nun vahyedilmesini dilediği şeyleri vahyetmesiyle olur. Şüphesiz O Teâlâ; zatı, isimleri, sıfatları ve fiilleriyle Aliyy (pek yüce)dir, her şeyi kahretmiş ve yaratılmışlar O'na boyun eğmiştir; yarattıklarının işlerini idare etmede Hakîm (hikmet sahibi)dir. Bu ayette, Allah Teâlâ'nın celâline ve yüce hâkimiyetine layık bir şekilde kelam sıfatının ispatı bulunmaktadır.
4074. Metin
وكما أوحينا إلى الأنبياء من قبلك -أيها النبي- أوحينا إليك قرآنًا من عندنا، ما كنت تدري قبله ما الكتب السابقة ولا الإيمان ولا الشرائع الإلهية؟ ولكن جعلنا القرآن ضياء للناس نهدي به مَن نشاء مِن عبادنا إلى الصراط المستقيم. وإنك -أيها الرسول- لَتَدُلُّ وَتُرْشِدُ بإذن الله إلى صراط مستقيم -وهو الإسلام- صراط الله الذي له ملك جميع ما في السموات وما في الأرض، لا شريك له في ذلك. ألا إلى الله -أيها الناس- ترجع جميع أموركم من الخير والشر، فيجازي كلا بعمله: إن خيرًا فخير، وإن شرًا فشر.
[Ey Peygamber!] Senden önceki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da katımızdan bir Kur'an vahyettik. Sen ondan önce ne önceki kitapların ne olduğunu bilir ne imanı ne de ilahi şeriatleri bilirdin. Fakat Biz Kur'an'ı insanlar için bir nur kıldık; kullarımızdan dilediğimizi onunla dosdoğru yola iletiriz. Şüphesiz sen [ey Elçi], Allah'ın izniyle dosdoğru bir yola -ki o İslam'dır- rehberlik edip yol gösteriyorsun. Göklerde ve yerde olanların tüm mülkü kendisine ait olan Allah'ın yoluna [rehberlik ediyorsun]; bu hususta O'nun hiçbir ortağı yoktur. İyi bilin ki [ey insanlar], hayır olsun şer olsun bütün işleriniz Allah'a döner; böylece O, herkese ameline göre karşılık verir: İyilikse iyilik, kötülükse kötülük.