Zuhruf

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

4075. Metin

{حم} سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.

{حم} Hurûf-ı mukattaa hakkındaki açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.

4076. Metin

أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى.

Allah Teâlâ, lafzı ve manası apaçık olan Kur'an'a yemin etti.

4077. Metin

إنَّا أنزلنا القرآن على محمد ﷺ بلسان العرب؛ لعلكم تفهمون، وتتدبرون معانيه وحججه. وإنه في اللوح المحفوظ لدينا لعليٌّ في قَدْره وشرفه، محكم لا اختلاف فيه ولا تناقض.

Şüphesiz biz, anlayasınız, manalarını ve delillerini tefekkür edesiniz diye Kur'an'ı Arap diliyle Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem indirdik. O, katımızdaki Levh-i Mahfuz'da şanı ve şerefi pek yüce, içinde hiçbir ihtilaf ve çelişki bulunmayan muhkem bir kitaptır.

4078. Metin

أفنُعْرِض عنكم، ونترك إنزال القرآن إليكم لأجل إعراضكم وعدم انقيادكم، وإسرافكم في عدم الإيمان به؟

Siz yüz çevirdiniz, boyun eğmediniz ve ona inanmama hususunda haddi aştınız diye, sizden vazgeçip Kur'an'ı size indirmeyi bırakalım mı?

4079. Metin

كثيرًا من الأنبياء أرسلنا في القرون الأولى التي مضت قبل قومك أيها النبي. وما يأتيهم من نبي إلا كانوا به يستهزئون كاستهزاء قومك بك، فأهلكنا مَن كذَّبوا رسلنا، وكانوا أشد قوة وبأسًا من قومك يا محمد، ومضت عقوبة الأولين بأن أهلِكوا؛ بسبب كفرهم وطغيانهم واستهزائهم بأنبيائهم. وفي هذا تسلية للنبي ﷺ.

Ey Peygamber! Senin kavminden önce gelip geçmiş eski toplumlara pek çok peygamber gönderdik. Onlara hiçbir peygamber gelmedi ki, tıpkı senin kavminin seninle alay ettiği gibi, onunla da alay etmiş olmasınlar. Biz de elçilerimizi yalanlayanları helak ettik; halbuki onlar senin kavminden güç ve kuvvetçe daha çetindiler, ey Muhammed! Öncekilerin cezası, küfürleri, azgınlıkları ve peygamberleriyle alay etmeleri sebebiyle helak edilmeleri şeklinde gerçekleşip gitti. Bunda Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem için bir teselli vardır.

4080. Metin

ولئن سألت -أيها الرسول- هؤلاء المشركين من قومك مَن خلق السموات والأرض؟ ليقولُنَّ: خلقهنَّ العزيز في سلطانه، العليم بهن وما فيهن من الأشياء، لا يخفى عليه شيء.

Ey Resul! Eğer kavminin o müşriklerine: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, kesinlikle: "Onları hükümranlığında Azîz olan, onları ve içlerindeki şeyleri hakkıyla bilen, kendisine hiçbir şey gizli kalmayan [Allah] yarattı" derler.

4081. Metin

الذي جعل لكم الأرض فراشًا وبساطًا، وسهَّل لكم فيها طرقًا لمعاشكم ومتاجركم ; لكي تهتدوا بتلك السبل إلى مصالحكم الدينية والدنيوية.

O ki, yeryüzünü sizin için bir döşek ve sergi kılmış, geçiminiz ve ticaretiniz için orada yollar kolaylaştırmıştır; ta ki o yollarla dinî ve dünyevî maslahatlarınıza ulaşasınız.

4082. Metin

والذي نزل من السماء مطرًا بقدر، ليس طوفانًا مغرقًا ولا قاصرًا عن الحاجة؛ حتى يكون معاشًا لكم ولأنعامكم، فأحيينا بالماء بلدة مُقْفِرَة من النبات، كما أخرجنا بهذا الماء الذي نزلناه من السماء من هذه البلدة الميتة النبات والزرع، تُخْرَجون -أيها الناس- من قبوركم بعد فنائكم.

O ki, gökten bir ölçüyle yağmur indirmiştir; ne boğucu bir tufan ne de ihtiyacı karşılamaktan acizdir; ta ki sizin ve hayvanlarınızın geçimi olsun. Böylece su ile bitkiden yoksun ölü bir beldeye hayat verdik. Gökten indirdiğimiz bu su ile ölü beldeden nebat ve ekinleri çıkardığımız gibi, ey insanlar, siz de yok olduktan sonra kabirlerinizden öyle çıkarılacaksınız.

4083. Metin

والذي خلق الأصناف كلها من حيوان ونبات، وجعل لكم من السفن ما تركبون في البحر، ومن البهائم كالإبل والخيل والبغال والحمير ما تركبون في البر.

O ki, hayvandan ve bitkiden bütün çiftleri (türleri) yaratmış, denizde bineceğiniz gemileri ve karada bineceğiniz deve, at, katır ve eşek gibi hayvanları sizin için var etmiştir.

4084. Metin

لكي تستووا على ظهور ما تركبون، ثم تذكروا نعمة ربكم إذا ركبتم عليه، وتقولوا: الحمد لله الذي سخر لنا هذا، وما كنا له مطيقين، ولتقولوا أيضًا: وإنا إلى ربنا بعد مماتنا لصائرون إليه راجعون.

Ta ki bindiğiniz şeylerin sırtlarına yerleşesiniz, sonra onların üzerine bindiğinizde Rabbinizin nimetini anıp: "Bunu bizim hizmetimize veren Allah'ın şanı yücedir; yoksa bizim buna gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz, ölümümüzden sonra Rabbimize varacak, O'na döneceğiz" diyesiniz.

4085. Metin

وفي هذا بيان أن الله المنعم على عباده بشتَّى النعم، هو المستحق للعبادة في كل حال.

Bunda, kullarına türlü türlü nimetler bahşeden Allah'ın, her hâlükârda ibadete layık yegâne zat olduğuna dair bir açıklama vardır.

4086. Metin

وجعل هؤلاء المشركون لله مِن خلقه نصيًبا، وذلك قولهم للملائكة: بنات الله. إن الإنسان لجحود لنعم ربه التي أنعم بها عليه، مظهر لجحوده وكفره يعدِّد المصائب، وينسى النعم.

Bu müşrikler, melekler hakkında: "Allah'ın kızlarıdır" diyerek O'na yarattıklarından bir pay isnat ettiler. Gerçekten insan, Rabbinin kendisine bahşettiği nimetlere karşı pek nankördür; nankörlüğünü ve küfrünü açığa vurur, musibetleri sayıp döker, nimetleri ise unutur.

4087. Metin

بل أتزعمون -أيها الجاهلون- أن ربكم اتخذ مما يخلق بنات وأنتم لا ترضون ذلك لأنفسكم، وخصَّكم بالبنين فجعلهم لكم؟ وفي هذا توبيخ لهم.

Ey cahiller! Yoksa Rabbinizin, yarattıkları arasından kızları kendisine aldığını -ki siz bunu kendiniz için kabul etmezsiniz- ve oğulları size tahsis edip bıraktığını mı iddia ediyorsunuz? Bunda onlar için bir azarlama vardır.

4088. Metin

وإذا بُشِّر أحدهم بالأنثى -التي نسبها للرحمن حين زعم أن الملائكة بنات الله- صار وجهه مُسْوَدَّا من سوء البشارة بالأنثى، وهو حزين مملوء من الهم والكرب. فكيف يرضون لله ما لا يرضونه لأنفسهم؟ تعالى الله وتقدَّس عما يقول الكافرون علوًا كبيرًا.

Onlardan biri, meleklerin Allah'ın kızları olduğunu iddia ederek Rahmân'a isnat ettiği kız çocuğu ile müjdelendiğinde, kız müjdesinin kötülüğünden ötürü yüzü simsiyah kesilir; hüzün, gam ve kederle dolar. Kendileri için razı olmadıkları bir şeyi Allah'a nasıl layık görürler? Allah, kâfirlerin söylediklerinden son derece yüce ve münezzehtir.

4089. Metin

أتجترئون وتنسبون إلى الله تعالى مَن يُرَبَّى في الزينة، وهو في الجدال غير مبين لحجته; بسبب نشأته في الزينة والنعمة؟

Süs içinde yetiştirilen, süs ve refah içinde büyümesi sebebiyle tartışmada delilini açıkça ortaya koyamayan kimseyi Allah Teâlâ'ya isnat etmeye cüret mi ediyorsunuz?

4090. Metin

وجعل هؤلاء المشركون بالله الملائكة الذين هم عباد الرحمن إناثًا، أحَضَروا حالة خَلْقهم حتى يحكموا بأنهم إناث؟ ستُكتب شهادتهم، ويُسألون عنها في الآخرة.

Allah'a ortak koşan bu kimseler, Rahmân'ın kulları olan melekleri dişi kabul ettiler. Onların dişi olduğuna hükmedecek şekilde yaratılışlarına şahit mi oldular? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve ahirette bundan sorguya çekileceklerdir.

4091. Metin

وقال هؤلاء المشركون من قريش: لو شاء الرحمن ما عبدنا أحدًا من دونه، وهذه حجة باطلة، فقد أقام الله الحجة على العباد بإرسال الرسل وإنزال الكتب، فاحتجاجهم بالقضاء والقَدَر مِن أبطل الباطل مِن بعد إنذار الرسل لهم. ما لهم بحقيقة ما يقولون مِن ذلك مِن علم، وإنما يقولونه تخرُّصًا وكذبًا؛ لأنه لا خبر عندهم من الله بذلك ولا برهان.

Kureyşli bu müşrikler: "Eğer Rahmân dileseydi biz O'ndan başkasına ibadet etmezdik" dediler. Bu ise batıl bir delildir. Şüphesiz Allah, elçiler gönderip kitaplar indirerek kullar üzerine hüccetini ikame etmiştir. Dolayısıyla elçilerin kendilerini uyarmasından sonra onların kaza ve kaderi delil getirmeleri en batıl şeydir. Söyledikleri bu şey hakkında hiçbir hakiki bilgileri yoktur; onlar sadece zanna dayanarak yalan söylemektedirler. Zira bu hususta Allah'tan kendilerine gelmiş hiçbir haber ve hiçbir delil yoktur.

4092. Metin

أَحَضَروا خَلْق الملائكة، أم أعطيناهم كتابًا من قبل القرآن الذي أنزلناه، فهم به مستمسكون يعملون بما فيه، ويحتجون به عليك أيها الرسول؟

Meleklerin yaratılışına şahit mi oldular, yoksa indirdiğimiz Kur'an'dan önce kendilerine bir kitap verdik de onlar ona sarılıp içindekilerle amel ediyor ve ey Resul, sana karşı onu mu delil getiriyorlar?

4093. Metin

بل قالوا: إنا وجدنا آباءنا على طريقة ومذهب ودين، وإنا على آثار آبائنا فيما كانوا عليه متبعون لهم، ومقتدون بهم.

Aksine: "Biz atalarımızı bir yol, bir mezhep ve bir din üzere bulduk ve biz atalarımızın izleri üzerinde onların bulundukları yola uymakta ve onlara tabi olmaktayız" dediler.

4094. Metin

وكذلك ما أرسلنا من قبلك -أيها الرسول- في قرية مِن نذير ينذرهم عقابنا على كفرهم بنا، فأنذروهم وحذَّروهم سخَطنا وحلول عقوبتنا، إلا قال الذين أبطرتهم النعمة من الرؤساء والكبراء: إنَّا وجدنا آباءنا على ملة ودين، وإنا على منهاجهم وطريقتهم مقتدون.

Ey Resul! Tıpkı bunun gibi, senden önce de hiçbir memlekete, kendilerine olan inkârları sebebiyle azabımızla onları uyaracak bir uyarıcı göndermedik ki -onları uyardılar, gazabımızdan ve azabımızın inmesinden sakındırdılar- refahın şımarttığı önderler ve ileri gelenler: "Biz atalarımızı bir millet ve bir din üzere bulduk ve biz onların yoluna ve yöntemine uymaktayız" demiş olmasınlar.

4095. Metin

قال محمد ﷺ ومَن سبقه من الرسل لمن عارضه بهذه الشبهة الباطلة: أتتبعون آباءكم، ولو جئتكم مِن عند ربكم بأهدى إلى طريق الحق وأدلَّ على سبيل الرشاد مما وجدتم عليه آباءكم من الدين والملة؟ قالوا في عناد: إنا بما أرسلتم به جاحدون كافرون.

Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ve ondan önceki elçiler, kendilerine karşı bu batıl şüpheyi ileri sürenlere şöyle dediler: "Eğer Rabbiniz katından, atalarınızı üzerinde bulduğunuz din ve milletten daha çok hak yola ulaştıran ve doğru yola daha iyi ileten bir şey getirmişsem yine de atalarınıza mı uyacaksınız?" İnatla: "Şüphesiz biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr edip kâfir olanlarız" dediler.

4096. Metin

فانتقمنا من هذه الأمم المكذبة رسلها بإحلالنا العقوبة بهم خَسْفًا وغرقًا وغير ذلك، فانظر -أيها الرسول- كيف كان عاقبة أمرهم إذ كذبوا بآيات الله ورسله؟ وليحْذَر قومك أن يستمروا على تكذيبهم، فيصيبهم مثل ما أصابهم.

Elçilerini yalanlayan bu ümmetlerin üzerine yere batırma, boğma ve benzeri azaplarımızı indirerek onlardan intikam aldık. Ey Resul! Allah'ın ayetlerini ve elçilerini yalanladıklarında onların sonunun nasıl olduğuna bir bak! Kavmin de yalanlamalarına devam etmekten sakınsın; yoksa onların başına gelenlerin bir benzeri kendilerine de isabet eder.

4097. Metin

واذكر -أيها الرسول- إذ قال إبراهيم لأبيه وقومه الذين كانوا يعبدون ما يعبده قومك: إنني براء مما تعبدون من دون الله.

Ey Resul! Hani İbrahim, babasına ve tıpkı senin kavminin taptıklarına tapan kavmine şöyle demişti: "Şüphesiz ben, sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağım."

4098. Metin

إلا الذي خلقني، فإنه سيوفقني لاتباع سبيل الرشاد.

"Ancak beni yaratan müstesnadır; şüphesiz O beni doğru yolu izlemeye muvaffak kılacaktır."

4099. Metin

وجعل إبراهيم ﵇ كلمة التوحيد (لا إله إلا الله) باقية فيمَن بعده؛ لعلهم يرجعون إلى طاعة ربهم وتوحيده، ويتوبون من كفرهم وذنوبهم.

İbrahim aleyhisselâm, tevhid kelimesini (Lâ ilâhe illallâh) kendisinden sonrakiler arasında baki kıldı; ta ki Rablerine itaate ve O'nun tevhidini ikrara dönsünler, inkârlarından ve günahlarından tevbe etsinler.

4100. Metin

بل متعتُ -أيها الرسول- هؤلاء المشركين من قومك وآباءهم مِن قبلهم بالحياة، فلم أعاجلهم بالعقوبة على كفرهم، حتى جاءهم القرآن ورسول يبيِّن لهم ما يحتاجون إليه من أمور دينهم.

Ey Resul! Bilakis ben, kavminin bu müşriklerini ve onlardan önceki atalarını bu hayatta nimetlendirdim ve kendilerine Kur'an ile din işlerinden muhtaç oldukları şeyleri açıklayan bir elçi gelinceye kadar onları inkârları sebebiyle cezalandırmakta acele etmedim.

4101. Metin

ولما جاءهم القرآن من عند الله قالوا: هذا الذي جاءنا به هذا الرسول سحرٌ يسحرنا به، وليس بوحي مِن عند الله، وإنا به مكذِّبون.

Allah katından kendilerine Kur'an geldiğinde: "Bu elçinin bize getirdiği şey, bizi kendisiyle büyülediği bir sihirdir; Allah katından bir vahiy değildir ve biz onu yalanlayıcılarız" dediler.

4102. Metin

وقال هؤلاء المشركون مِن قريش: إنْ كان هذا القرآن مِن عند الله حقًا، فهلا نُزِّل على رجل عظيم من إحدى هاتين القريتين «مكة» أو «الطائف» .

Kureyş'in bu müşrikleri: "Eğer bu Kur'an gerçekten Allah katından ise, şu iki şehirden (Mekke veya Taif) büyük bir adama indirilmeli değil miydi?" dediler.

4103. Metin

أهم يقسمون النبوة فيضعونها حيث شاؤوا؟ نحن قسمنا بينهم معيشتهم في حياتهم الدنيا من الأرزاق والأقوات، ورفعنا بعضهم فوق بعض درجات: هذا غنيٌّ وهذا فقير، وهذا قويٌّ وهذا ضعيف؛ ليكون بعضهم مُسَخَّرًا لبعض في المعاش. ورحمة ربك -أيها الرسول- بإدخالهم الجنة خير مما يجمعون من حطام الدنيا الفاني.

Yoksa peygamberliği onlar mı taksim ediyorlar da diledikleri yere koyuyorlar? Biz onların dünya hayatındaki rızık ve azık gibi geçimliklerini aralarında taksim ettik; geçim hususunda bir kısmı diğerine iş gördürsün diye kimini kiminden derecelerle üstün kıldık: Kimi zengin, kimi fakir; kimi güçlü, kimi zayıftır. Ey Resul! Rabbinin onları cennete koyma şeklindeki rahmeti, onların toplayıp yığdıkları fani dünya malından çok daha hayırlıdır.

4104. Metin

ولولا أن يكون الناس جماعة واحدة على الكفر، لجعلنا لمن يكفر بالرحمن لبيوتهم سُقُفا من فضة وسلالم عليها يصعدون.

Eğer insanların [tamamının] inkâr üzerinde birleşmiş tek bir topluluk haline gelmesi tehlikesi olmasaydı, Rahmân'ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerlerine çıkacakları merdivenler yapardık.

4105. Metin

وجعلنا لبيوتهم أبوابًا من فضة، وجعلنا لهم سررًا عليها يتكئون، وجعلنا لهم ذهبًا، وما كل ذلك إلا متاع الحياة الدنيا، وهو متاع قليل زائل، ونعيم الآخرة مدَّخر عند ربك للمتقين ليس لغيرهم.

Evlerine gümüşten kapılar, üzerlerine yaslanacakları tahtlar ve onlara altın [süsler] verirdik. Bütün bunlar dünya hayatının geçimliğinden başka bir şey değildir; o da az ve yok olucudur. Ahiret nimeti ise Rabbinin katında başkaları için değil, sadece takva sahipleri için ayrılmıştır.

4106. Metin

ومن يُعْرِض عن ذكر الرحمن، وهو القرآن، فلم يَخَفْ عقابه، ولم يهتد بهدايته، نجعل له شيطانًا في الدنيا يغويه; جزاء له على إعراضه عن ذكر الله، فهو له ملازم ومصاحب يمنعه الحلال، ويبعثه على الحرام.

Kim Rahmân'ın zikrinden, yani Kur'an'dan yüz çevirir, O'nun azabından korkmaz ve hidayetiyle hidayet bulmazsa, Allah'ın zikrinden yüz çevirmesine ceza olarak dünyada kendisini saptıracak bir şeytanı ona musallat ederiz. Artık o şeytan, onun ayrılmaz bir yoldaşı olur; onu helalden alıkoyar ve harama sevk eder.

4107. Metin

وإن الشياطين ليصدون عن سبيل الحق هؤلاء الذين يعرضون عن ذكر الله، فيزيِّنون لهم الضلالة، ويكرِّهون لهم الإيمان بالله والعمل بطاعته، ويظن هؤلاء المعرضون بتحسين الشياطين لهم ما هم عليه من الضلال أنهم على الحق والهدى.

Şüphesiz şeytanlar, Allah'ın zikrinden yüz çeviren bu kimseleri hak yoldan alıkoyarlar; sapıklığı onlara süsler, Allah'a imanı ve O'na itaatle amel etmeyi onlara çirkin gösterirler. Yüz çeviren bu kimseler ise, içinde bulundukları sapıklığı şeytanların kendilerine süslemesi sebebiyle, hak ve hidayet üzere olduklarını zannederler.

4108. Metin

حتى إذا جاءنا الذي أعرض عن ذكر الرحمن للحساب والجزاء، قال لقرينه: وددت أن بيني وبينك بُعْدَ ما بين المشرق والمغرب، فبئس القرين لي أنت؛ حيث أغويتني.

Nihayet Rahmân'ın zikrinden yüz çeviren kimse hesap ve ceza için huzurumuza geldiğinde yoldaşına: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar bir uzaklık olsaydı! Beni saptırdığın için sen ne kötü bir yoldaşmışsın!" der.

4109. Metin

ولن ينفعكم اليوم -أيها المعرضون- عن ذكر الله إذ أشركتم في الدنيا أنكم في العذاب مشتركون أنتم وقرناؤكم، فلكل واحد نصيبه الأوفر من العذاب، كما اشتركتم في الكفر.

Ey Allah'ın zikrinden yüz çevirenler! Dünyada şirk koştuğunuz için bugün sizin ve yoldaşlarınızın azapta ortak bulunması size asla fayda vermeyecektir; küfürde ortak olduğunuz gibi, her birinize azaptan bol bir pay vardır.

4110. Metin

أفأنت -أيها الرسول- تُسمع مَن أصمَّه الله عن سماع الحق، أو تهدي إلى طريق الهدى مَن أعمى قلبه عن إبصاره، أو تهدي مَن كان في ضلال عن الحق بيِّن واضح؟ ليس ذلك إليك، إنما عليك البلاغ، وليس عليك هداهم، ولكن الله يهدي مَن يشاء، ويضلُّ مَن يشاء.

Ey Resul! Hakkı işitmekten Allah'ın sağır kıldığı kimseye sen mi işittireceksin, yahut kalbini onu görmekten kör ettiği kimseyi ya da haktan apaçık bir sapıklık içinde olan kimseyi doğru yola sen mi ileteceksin? Bu senin elinde değildir; sana düşen ancak tebliğdir. Onları hidayete erdirmek sana ait değildir; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir, dilediğini de saptırır.

4111. Metin

فإن توفيناك -أيها الرسول- قبل نصرك على المكذبين من قومك، فإنَّا منهم منتقمون في الآخرة، أو نرينك الذي وعدناهم من العذاب النازل بهم كيوم «بدر» ، فإنا عليهم مقتدرون نُظهِرك عليهم، ونخزيهم بيدك وأيدي المؤمنين بك.

Ey Resul! Kavminden seni yalanlayanlara karşı sana yardım etmeden önce senin canını alırsak, şüphesiz ahirette onlardan intikam alırız. Yahut Bedir günü gibi onlara inen vadettiğimiz azabı sana gösterirsek, şüphesiz biz onlara güç yetirenleriz; seni onlara üstün kılar, senin elinle ve sana inanan müminlerin elleriyle onları rezil rüsvay ederiz.

4112. Metin

فاستمسك -أيها الرسول- بما يأمرك به الله في هذا القرآن الذي أوحاه إليك؛ إنك على صراط مستقيم، وذلك هو دين الله الذي أمر به، وهو الإسلام. وفي هذا تثبيت للرسول ﷺ، وثناء عليه.

Ey Resul! Sana vahyettiği bu Kur'an'da Allah'ın sana emrettiği şeylere sımsıkı sarıl; şüphesiz sen dosdoğru bir yol üzerindesin. Bu da Allah'ın emrettiği dini olan İslam'dır. Bunda Resul sallallâhu aleyhi ve sellem için bir sebat verme ve onu övme vardır.

4113. Metin

وإن هذا القرآن لَشرف لك ولقومك من قريش؛ حيث أُنزل بلغتهم، فهم أفهم الناس له، فينبغي أن يكونوا أقوم الناس به، وأعملهم بمقتضاه، وسوف تُسألون أنت ومَن معك عن الشكر لله عليه والعمل به.

Şüphesiz bu Kur'an, senin için ve Kureyş'ten olan kavmin için elbette bir şereftir; zira onların diliyle indirilmiştir, dolayısıyla onu en iyi anlayanlar onlardır. Bu sebeple onu en güzel şekilde ayakta tutan ve gereğince en çok amel edenlerin onlar olması gerekir. Sen de seninle beraber olanlar da onun için Allah'a şükretmekten ve onunla amel etmekten sorguya çekileceksiniz.

4114. Metin

واسأل -أيها الرسول- أتباع مَن أرسلنا مِن قبلك من رسلنا وحملة شرائعهم: أجاءت رسلهم بعبادة غير الله؟ فإنهم يخبرونك أن ذلك لم يقع; فإن جميع الرسل دَعَوْا إلى ما دعوتَ الناس إليه من عبادة الله وحده، لا شريك له، ونهَوْا عن عبادة ما سوى الله.

Ey Resul! Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin tabiilerine ve onların şeriatlarını taşıyanlara sor: Elçileri Allah'tan başkasına ibadet etmeyi mi getirdi? Sana böyle bir şeyin vuku bulmadığını haber vereceklerdir; zira elçilerin tamamı, insanları senin davet ettiğin şeye; yani hiçbir ortağı olmayan tek bir Allah'a ibadet etmeye çağırmış ve Allah'tan başkasına ibadet etmekten nehyetmişlerdir.

4115. Metin

ولقد أرسلنا موسى بحججنا إلى فرعون وأشراف قومه، كما أرسلناك -أيها الرسول- إلى هؤلاء المشركين من قومك، فقال لهم موسى: إني رسول رب العالمين، فلما جاءهم بالبينات الواضحات الدالة على صدقه في دعوته، إذا فرعون وملؤه مما جاءهم به موسى من الآيات والعبر يضحكون.

Ey Resul! Seni kavminin bu müşriklerine gönderdiğimiz gibi, Musa'yı da delillerimizle Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine göndermiştik. Musa onlara: "Şüphesiz ben Âlemlerin Rabbi'nin elçisiyim" dedi. Kendilerine davasındaki doğruluğunu gösteren apaçık delillerle gelince, Firavun ve kavminin ileri gelenleri Musa'nın onlara getirdiği ayetlere ve ibretlere birdenbire gülüvermişlerdi.

4116. Metin

وما نُري فرعون وملأه من حجة إلا هي أعظم من التي قبلها، وأدل على صحة ما يدعوهم موسى عليه، وأخذناهم بصنوف العذاب كالجراد والقُمَّل والضفادع والطوفان، وغير ذلك; لعلهم يرجعون عن كفرهم بالله إلى توحيده وطاعته.

Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine gösterdiğimiz her delil, mutlaka bir öncekinden daha büyük ve Musa'nın onları davet ettiği şeyin doğruluğuna daha çok delalet ediyordu. Allah'ı inkâr etmekten O'nun tevhidini ikrara ve O'na itaate dönerler ümidiyle onları çekirge, haşere, kurbağalar, tufan ve benzeri çeşit çeşit azaplarla yakaladık.

4117. Metin

وقال فرعون وملؤه لموسى: يا أيها العالم -وكان الساحر فيهم عظيمًا يُوَقِّرونه ولم يكن السحر صفة ذم- ادع لنا ربك بعهده الذي عهد إليك وما خصَّك به من الفضائل أن يكشف عنا العذاب، فإن كشف عنا العذاب فإننا لمهتدون مؤمنون بما جئتنا به. فلما دعا موسى برفع العذاب عنهم، ورفعناه عنهم إذا هم يغدرون، ويصرُّون على ضلالهم.

Firavun ve kavminin ileri gelenleri Musa'ya: "Ey âlim! -onların katında sihirbaz büyük ve saygı duyulan biriydi, sihir de yergi sıfatı değildi- sana verdiği ahdi ve seni üstün kıldığı faziletleri hürmetine bizim için Rabbine dua et de bizden azabı kaldırsın. Eğer bizden azabı kaldırırsa kesinlikle biz hidayete erecek ve senin getirdiğin şeylere inanacağız" dediler. Musa onlardan azabın kaldırılması için dua edip biz de azabı onlardan kaldırdığımızda, bir de bakarsın ki sözlerinden dönüyorlar ve sapıklıklarında ısrar ediyorlar.

4118. Metin

ونادى فرعون في عظماء قومه متبجحًا مفتخرًا بمُلْك «مصر» : أليس لي مُلْك «مصر» وهذه الأنهار تجري مِن تحت قصري ومن بين يديَّ في بساتيني، أفلا تبصرون عظمتي وقوتي، وضعف موسى وفقره؟ بل أنا خير من هذا الذي لا عزَّ معه، فهو يمتهن نفسه في حاجاته لضعفه وحقارته، ولا يكاد يُبين الكلام لعِيِّ لسانه، وقد حمل فرعونَ على هذا القول الكفرُ والعنادُ والصدُّ عن سبيل الله.

Firavun, kavminin ileri gelenleri arasında Mısır hükümdarlığıyla böbürlenip övünerek seslendi: "Mısır hükümdarlığı ve sarayımın altından, bahçelerimde önümden akan şu nehirler benim değil mi? Benim azametimi ve gücümü, Musa'nın ise zayıflığını ve fakirliğini görmüyor musunuz? Aksine ben, yanında hiçbir izzet ve şeref bulunmayan şu kimseden daha hayırlıyım. Zira o, zayıflığı ve hakirliği sebebiyle kendi ihtiyaçları uğruna kendini yormaktadır; dilindeki tutukluktan ötürü sözü neredeyse açıkça söyleyememektedir." Firavun'u bu sözü söylemeye sevk eden şey inkârı, inadı ve Allah'ın yolundan alıkoyması olmuştur.

4119. Metin

فهلا أُلقِي على موسى -إن كان صادقًا أنه رسول رب العالمين- أسْوِرَة من ذهب، أو جاء معه الملائكة قد اقترن بعضهم ببعض، فتتابعوا يشهدون له بأنه رسول الله إلينا.

Eğer Âlemlerin Rabbi'nin elçisi olduğu iddiasında doğru sözlü ise, Musa'nın üzerine altın bilezikler atılmalı veya onun bizim için Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik etmek üzere birbiri ardınca melekler onunla beraber gelmeli değil miydi?

4120. Metin

فاسْتَخَفَّ فرعون عقول قومه فدعاهم إلى الضلالة، فأطاعوه وكذبوا موسى، إنهم كانوا قومًا خارجين عن طاعة الله وصراطه المستقيم.

Böylece Firavun kavminin aklını küçümsedi ve onları sapıklığa davet etti; onlar da ona itaat edip Musa'yı yalanladılar. Şüphesiz onlar Allah'a itaatten ve O'nun dosdoğru yolundan çıkmış bir kavim idiler.

4121. Metin

فلما أغضبونا -بعصياننا، وتكذيب موسى وما جاء به من الآيات- انتقمنا منهم بعاجل العذاب الذي عَجَّلناه لهم، فأغرقناهم أجمعين في البحر. فجعلنا هؤلاء الذين أغرقناهم في البحر سلفًا لمن يعمل مثل عملهم ممن يأتي بعدهم في استحقاق العذاب، وعبرة وعظة للآخرين.

Bize isyan ederek, Musa'yı ve getirdiği ayetleri yalanlayarak bizi gazaplandırdıklarında, onlar için acele kıldığımız peşin bir azapla onlardan intikam aldık ve hepsini denizde boğduk. Denizde boğduğumuz bu kimseleri, azabı hak etme hususunda kendilerinden sonra gelip onların yaptıklarının benzerini yapacak olanlar için bir selef (öncü), sonrakiler için de bir ibret ve öğüt kıldık.

4122. Metin

ولما ضرب المشركون عيسى بن مريم مثلا حين خاصموا محمدا ﷺ، وحاجُّوه بعبادة النصارى إياه، إذا قومك من ذلك ولأجله يرتفع لهم جَلَبة وضجيج فرحًا وسرورًا، وذلك عندما نزل قوله تعالى {إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ} ، وقال المشركون: رضينا أن تكون آلهتنا بمنزلة عيسى، فأنزل الله قوله: {إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنَى أُولَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ} ، فالذي يُلْقى في النار من آلهة المشركين من رضي بعبادتهم إياه.

Müşrikler Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ile tartışıp Hristiyanların ona ibadet etmesini delil getirdiklerinde Meryem oğlu İsa'yı bir misal olarak öne sürdüler; o vakit kavmin bundan dolayı ve bunun yüzünden sevinç ve neşeyle bağırıp çağırmaya başladılar. Bu durum, Allah Teâlâ'nın: {إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ} “Hiç şüphesiz siz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız; siz oraya gireceksiniz.” kavli indiğinde vuku buldu. Müşrikler: "İlahlarımızın İsa derecesinde olmasına razı olduk" dediler. Bunun üzerine Allah şu kavlini indirdi: {إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنَى أُولَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ} “Şüphesiz haklarında tarafımızdan en güzel (akıbet) hükmü geçmiş olanlar, işte onlar oradan uzak tutulmuşlardır.” Müşriklerin ilahlarından cehenneme atılacak olanlar, kendilerine ibadet edilmesine razı olan kimselerdir.

4123. Metin

وقال مشركو قومك -أيها الرسول-: أآلهتنا التي نعبدها خير أم عيسى الذي يعبده قومه؟ فإذا كان عيسى في النار، فلنكن نحن وآلهتنا معه، ما ضربوا لك هذا المثل إلا جدلا بل هم قوم مخاصمون بالباطل.

Ey Resul! Kavminin müşrikleri şöyle dediler: "Bizim taptığımız ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa kavminin kendisine ibadet ettiği İsa mı? Eğer İsa cehennemde olacaksa, biz ve ilahlarımız da onunla beraber olalım." Sana bu misali sadece tartışmak için getirdiler; bilakis onlar batıl uğruna çekişen bir kavimdir.

4124. Metin

ما عيسى بن مريم إلا عبد أنعمنا عليه بالنبوة، وجعلناه آية وعبرة لبني إسرائيل يُستدل بها على قدرتنا.

Meryem oğlu İsa, peygamberlikle kendisini nimetlendirdiğimiz ve İsrailoğulları için kudretimize delil getirilen bir ayet ve ibret kıldığımız bir kuldan başkası değildir.

4125. Metin

ولو نشاء لجعلنا بدلا منكم ملائكة يَخْلُف بعضهم بعضًا بدلا من بني آدم.

Eğer dileseydik, Âdemoğullarının yerine sizin yerinize birbirinin ardından gelen melekler var ederdik.

4126. Metin

وإن نزول عيسى ﵇ قبل يوم القيامة لدليل على قُرْبِ، وقوع الساعة، فلا تشُكُّوا أنها واقعة لا محالة، واتبعون فيما أخبركم به عن الله تعالى، هذا طريق قويم إلى الجنة، لا اعوجاج فيه.

Şüphesiz İsa aleyhisselâm'ın kıyamet gününden önce inmesi, kıyametin kopma vaktinin yaklaştığına kesin bir delildir; artık onun şüphesiz gerçekleşeceğinden asla şüphe etmeyin ve Allah Teâlâ'dan size haber verdiğim hususlarda bana uyun. Bu, cennete [götüren], içinde hiçbir eğrilik bulunmayan dosdoğru bir yoldur.

4127. Metin

ولا يصدَّنكم الشيطان بوساوسه عن طاعتي فيما آمركم به وأنهاكم عنه، إنه لكم عدو بيِّن العداوة.

Şeytan vesveseleriyle size emrettiğim ve sizi sakındırdığım hususlarda bana itaat etmekten sizi kesinlikle alıkoymasın. Şüphesiz o, sizin için apaçık bir düşmandır.

4128. Metin

ولما جاء عيسى بني إسرائيل بالبينات الواضحات من الأدلة قال: قد جئتكم بالنبوة، ولأبيِّن لكم بعض الذي تختلفون فيه من أمور الدين، فاتقوا الله بامتثال أوامره واجتناب نواهيه، وأطيعون فيما أمرتكم به من تقوى الله وطاعته.

İsa, İsrailoğullarına apaçık delillerle geldiğinde şöyle dedi: "Ben size peygamberlikle ve din işlerinde ihtilaf ettiğiniz şeylerin bir kısmını açıklamak için geldim; öyleyse emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak Allah'tan korkun ve Allah'a karşı takvalı olup O'na itaat etme konusunda size emrettiğim hususlarda bana itaat edin."

4129. Metin

إن الله ﷾ هو ربي وربكم جميعًا فاعبدوه وحده، ولا تشركوا به شيئًا، هذا الذي أمرتكم به من تقوى الله وإفراده بالألوهية هو الطريق المستقيم، وهو دين الله الحق الذي لا يقبل من أحد سواه.

Şüphesiz Allah celle celâluhu, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; yalnız O'na kulluk edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Allah'tan korkma ve ilahlıkta O'nu birleme hususunda size emrettiğim bu şey dosdoğru yoldur; o, Allah'ın kimsenin dışında başka bir şeyi kabul etmeyeceği hak dinidir.

4130. Metin

فاختلفت الفرق في أمر عيسى ﵇، وصاروا فيه شيعًا: منهم مَن يُقِرُّ بأنه عبد الله ورسوله، وهو الحق، ومنهم مَن يزعم أنه ابن الله، ومنهم مَن يقول: إنه الله، تعالى الله عن قولهم علوًا كبيرًا، فهلاك وعذاب أليم يوم القيامة لمن وصفوا عيسى بغير ما وصفه الله به.

Fırkalar İsa aleyhisselâm'ın durumu hakkında ihtilafa düştüler ve onun hakkında fırkalara bölündüler: Onlardan kimisi onun Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu ikrar eder ki hak olan budur; kimisi onun Allah'ın oğlu olduğunu iddia eder, kimisi de onun bizzat Allah olduğunu söyler. Allah onların söylediklerinden pek yücedir, münezzehtir. İsa'yı Allah'ın onu nitelediğinden başka bir şekilde niteleyen kimselere kıyamet gününde helak ve elem verici bir azap vardır.

4131. Metin

هل ينتظر هؤلاء الأحزاب المختلفون في عيسى بن مريم إلا الساعة أن تأتيهم فجأة، وهم لا يشعرون ولا يفطنون؟

Meryem oğlu İsa hakkında ihtilaf eden bu fırkalar, hiç farkında ve şuurunda değillerken kıyamet saatinin ansızın başlarına gelmesinden başkasını mı bekliyorlar?

4132. Metin

الأصدقاء على معاصي الله في الدنيا يتبرأ بعضهم من بعض يوم القيامة، لكن الذين تصادقوا على تقوى الله، فإن صداقتهم دائمة في الدنيا والآخرة.

Dünyada Allah'a isyan üzere dostluk kuranlar, kıyamet gününde birbirlerinden uzaklaşıp teberri ederler; ancak Allah'a karşı takva üzere dostluk kuran kimselerin dostluğu dünyada da ahirette de devamlıdır.

4133. Metin

يقال لهؤلاء المتقين: يا عبادي لا خوف عليكم اليوم من عقابي، ولا أنتم تحزنون على ما فاتكم مِن حظوظ الدنيا.

Bu takva sahiplerine şöyle denir: "Ey kullarım! Bugün size azabımdan hiçbir korku yoktur ve siz dünyadan kaçırdığınız paylar için de üzülecek değilsiniz."

4134. Metin

الذين آمنوا بآياتنا وعملوا بما جاءتهم به رسلهم، وكانوا منقادين لله ربِّ العالمين بقلوبهم وجوارحهم، يقال لهم: ادخلوا الجنة أنتم وقرناؤكم المؤمنون تُنَعَّمون وتُسَرُّون.

Ayetlerimize iman eden, peygamberlerinin kendilerine getirdiklerine göre amel eden ve kalpleriyle, azalarıyla Âlemlerin Rabbi olan Allah'a boyun eğen kimselere şöyle denir: "Siz ve mümin eşleriniz sevinç ve nimetler içinde cennete girin!"

4135. Metin

يطاف على هؤلاء الذين آمنوا بالله ورسله في الجنة بالطعام في أوانٍ من ذهب، وبالشراب في أكواب من ذهب، وفيها لهم ما تشتهي أنفسهم وتلذه أعينهم، وهم ماكثون فيها أبدًا.

Allah'a ve peygamberlerine iman eden bu kimselere cennette altın kaplar içinde yiyecekler ve altın kadehler içinde içecekler dolaştırılır. Orada nefislerinin arzuladığı ve gözlerinin lezzet aldığı her şey vardır ve onlar orada ebedî kalacaklardır.

4136. Metin

وهذه الجنة التي أورثكم الله إياها؛ بسبب ما كنتم تعملون في الدنيا من الخيرات والأعمال الصالحات، وجعلها مِن فضله ورحمته جزاء لكم.

Dünyada yaptığınız hayırlar ve salih ameller sebebiyle Allah'ın size miras kıldığı ve lütuf ve rahmetinden size bir karşılık yaptığı cennet işte budur.

4137. Metin

لكم في الجنة فاكهة كثيرة من كل نوع منها تأكلون.

Cennette sizin için her çeşitten bol bol meyve vardır, onlardan yersiniz.

4138. Metin

إن الذين اكتسبوا الذنوب بكفرهم، في عذاب جهنم ماكثون، لا يخفف عنهم، وهم فيه آيسون من رحمة الله، وما ظلمْنا هؤلاء المجرمين بالعذاب، ولكن كانوا هم الظالمين أنفسهم بشركهم وجحودهم أن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، وترك اتباعهم لرسل ربهم.

Küfürleri sebebiyle günah kazanan kimseler cehennem azabında kalacaklardır; azapları hafifletilmeyecek ve onlar orada Allah'ın rahmetinden ümitlerini kesmiş halde kalacaklardır. Biz bu suçlulara azap ederek zulmetmedik; fakat onlar Allah'ın tek ve ortaksız hak ilah olduğunu inkâr edip şirk koşarak ve Rablerinin elçilerine tabi olmayı terk ederek bizzat kendi nefislerine zulmeden kimselerdi.

4139. Metin

ونادى هؤلاء المجرمون بعد أن أدخلهم الله جهنم «مالكًا» خازن جهنم: يا مالك لِيُمِتنا ربك، فنستريح ممَّا نحن فيه، فأجابهم مالكٌ: إنكم ماكثون، لا خروج لكم منها، ولا محيد لكم عنها، لقد جئناكم بالحق ووضحناه لكم، ولكن أكثركم لما جاء به الرسل من الحق كارهون.

Allah kendilerini cehenneme soktuktan sonra bu suçlular, cehennemin bekçisi olan Mâlik'e şöyle seslenirler: "Ey Mâlik! Rabbin canımızı alsın da içinde bulunduğumuz bu durumdan kurtulup rahatlayalım!" Mâlik de onlara şöyle cevap verir: "Şüphesiz siz [burada] kalıcısınız; sizin oradan çıkışınız da ondan kaçışınız da yoktur. Doğrusu biz size hakkı getirdik ve onu size açıkladık; fakat çoğunuz elçilerin getirdiği haktan hoşlanmayan kimselerdiniz."

4140. Metin

بل أأحْكمَ هؤلاء المشركون أمرًا يكيدون به الحق الذي جئناهم به؟ فإنا مدبِّرون لهم ما يجزيهم من العذاب والنكال.

Yoksa bu müşrikler kendilerine getirdiğimiz hakka karşı tuzak kuracakları bir işi sağlam mı tuttular? Şüphesiz biz de onlara hak ettikleri azap ve cezayı düzenlemekteyiz.

4141. Metin

أم يظن هؤلاء المشركون بالله أنَّا لا نسمع ما يسرونه في أنفسهم، ويتناجون به بينهم؟ بلى نسمع ونعلم، ورسلنا الملائكة الكرام الحفظة يكتبون عليهم كل ما عملوا.

Yoksa Allah'a ortak koşan bu kimseler, içlerinde gizlediklerini ve aralarında fısıldaştıklarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır, duyarız ve biliriz; şerefli koruyucu meleklerimiz olan elçilerimiz de yaptıkları her şeyi aleyhlerine yazmaktadırlar.

4142. Metin

قل -أيها الرسول- لمشركي قومك الزاعمين أن الملائكة بنات الله: إن كان للرحمن ولد كما تزعمون، فأنا أول العابدين لهذا الولد الذي تزعمونه، ولكن هذا لم يكن ولا يكون، فتقدَّس الله عن الصاحبة والولد. تنزيهًا وتقديسًا لرب السموات والأرض رب العرش العظيم عما يصفون من الكذب والافتراء من نسبة المشركين الولد إلى الله، وغير ذلك مما يزعمون من الباطل.

[Ey Resul!] Meleklerin Allah'ın kızları olduğunu iddia eden kavminin müşriklerine de ki: "Eğer iddia ettiğiniz gibi Rahmân'ın bir çocuğu olsaydı, sizin iddia ettiğiniz bu çocuğa ilk ibadet eden ben olurdum; fakat böyle bir şey ne olmuştur ne de olacaktır. Allah eş ve çocuk edinmekten münezzehtir." Göklerin ve yerin Rabbi, yüce Arş'ın Rabbi olan Allah, müşriklerin Allah'a çocuk isnat etmelerinden ibaret yalan ve iftiralarından ve iddia ettikleri diğer batıl şeylerden tamamen münezzeh ve yücedir.

4143. Metin

فاترك -أيها الرسول- هؤلاء المفترين على الله يخوضوا في باطلهم، ويلعبوا في دنياهم، حتى يلاقوا يومهم الذي فيه يوعدون بالعذاب: إما في الدنيا وإما في الآخرة وإما فيهما معًا.

[Ey Resul!] Allah'a iftira eden bu kimseleri bırak, batıllarına dalsınlar ve dünyalarında oyalanıp dursunlar; ta ki azapla tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya kadar: Bu [azap] ya dünyada ya ahirette ya da her ikisinde birden [olacaktır].

4144. Metin

وهو الله وحده المعبود بحق في السماء وفي الأرض، وهو الحكيم الذي أحكم خَلْقَه، وأتقن شرعه، العليم بكل شيء من أحوال خلقه، لا يخفى عليه شيء منها.

Gökte de yerde de hak olarak ibadet edilen tek ilah O Allah'tır. O, yaratmasını sağlamlaştıran, şeriatını muhkem kılan Hakîm'dir; kullarının hallerinden her şeyi bilen, bunlardan hiçbir şey kendisine gizli kalmayan Alîm'dir.

4145. Metin

وتكاثرت بركة الله، وكَثُر خيره، وعَظُم ملكه، الذي له وحده سلطان السموات السبع والأرضين السبع وما بينهما من الأشياء كلها، وعنده علم الساعة التي تقوم فيها القيامة، ويُحشر فيها الخلق من قبورهم لموقف الحساب، وإليه تُرَدُّون -أيها الناس- بعد مماتكم، فيجازي كلا بما يستحق.

Yedi göğün, yedi yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı yalnız kendisine ait olan Allah'ın bereketi pek bol, hayrı çok ve mülkü pek büyüktür. Kıyametin kopacağı, mahlûkatın hesap meydanı için kabirlerinden haşredileceği saatin ilmi O'nun katındadır ve ey insanlar, öldükten sonra yalnızca O'na döndürüleceksiniz; O da herkesi hak ettiğiyle cezalandıracaktır.

4146. Metin

ولا يملك الذين يعبدهم المشركون الشفاعة عنده لأحد إلا مَن شهد بالحق، وأقر بتوحيد الله وبنبوة محمد ﷺ، وهم يعلمون حقيقة ما أقروا وشهدوا به.

Müşriklerin ibadet ettikleri varlıklar, O'nun katında hiç kimseye şefaat etme yetkisine sahip değildir; ancak hakka şahitlik edip Allah'ın birliğini ve Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğini ikrar edenler müstesnadır; onlar ikrar ve şahitlik ettikleri şeyin hakikatini bilmektedirler.

4147. Metin

ولئن سألت -أيها الرسول- هؤلاء المشركين من قومك مَن خلقهم؟ ليقولُنَّ: الله خلقنا، فكيف ينقلبون وينصرفون عن عبادة الله، ويشركون به غيره؟

[Ey Resul!] Şayet kavminin bu müşriklerine kendilerini kimin yarattığını soracak olsan mutlaka: "Bizi Allah yarattı" diyeceklerdir. Öyleyse nasıl olup da Allah'a kulluktan yüz çevirip başka şeyleri O'na ortak koşuyorlar?

4148. Metin

وقال محمد ﷺ شاكيًا إلى ربه قومه الذين كذَّبوه: يا ربِّ إن هؤلاء قوم لا يؤمنون بك وبما أرسلتني به إليهم. فأمره الله بالإعراض عنهم وعن أذاهم، وتركهم بسبب كفرهم وعنادهم، ولا يَبْدُر منك -أيها الرسول- إلا السلام لهم الذي يقوله أولو الألباب والبصائر للجاهلين، فهم لا يسافهونهم ولا يعاملونهم بمثل أعمالهم السيئة، فسوف يعلمون ما يلقَوْنه من البلاء والنكال. وفي هذا تهديد ووعيد شديد لهؤلاء الكافرين المعاندين وأمثالهم.

Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem kendisini yalanlayan kavmini Rabbine şikayet ederek şöyle dedi: "Ey Rabbim! Gerçekten bunlar sana ve beni kendilerine gönderdiğin şeylere iman etmeyen bir kavimdir." Bunun üzerine Allah ona onlardan ve eziyetlerinden yüz çevirmesini, küfür ve inatları sebebiyle onları kendi hallerine bırakmasını emretti. [Ey Resul!] Senden onlara karşı ancak akıl ve basiret sahiplerinin cahillere söylediği "selam" sözünden başkası çıkmasın; zira onlar cahillere uyup beyinsizlik etmezler ve onların kötü amellerine benzer amellerle muamele etmezler. Yakında başlarına gelecek olan bela ve cezayı bileceklerdir. Bunda o inatçı kâfirlere ve benzerlerine yönelik şiddetli bir tehdit ve vaîd (korkutma) vardır.