4149. Metin
{حم} سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
{حم} Hurûf-ı mukattaa hakkında açıklama Bakara Suresi'nin başında geçmişti.
4150. Metin
أقسم الله تعالى بالقرآن الواضح لفظًا ومعنى. إنا أنزلناه في ليلة القدر المباركة كثيرة الخيرات، وهي في رمضان. إنا كنا منذرين الناس بما ينفعهم ويضرهم، وذلك بإرسال الرسل وإنزال الكتب؛ لتقوم حجة الله على عباده. فيها يُقضى ويُفصل من اللوح المحفوظ إلى الكتبة من الملائكة كلُّ أمر محكم من الآجال والأرزاق في تلك السنة، وغير ذلك مما يكون فيها إلى آخرها، لا يبدَّل ولا يغيَّر. هذا الأمر الحكيم أمر مِن عندنا، فجميع ما يكون ويقدره الله تعالى وما يوحيه فبأمره وإذنه وعلمه. إنا كنا مرسلين إلى الناس الرسل محمدًا ومن قبله؛ رحمة من ربك -أيها الرسول- بالمرسل إليهم. إنه هو السميع يسمع جميع الأصوات، العليم بجميع أمور خلقه الظاهرة والباطنة. خالق السموات والأرض وما بينهما من الأشياء كلها، إن كنتم موقنين بذلك فاعلموا أن رب المخلوقات هو إلهها الحق. لا إله يستحق العبادة إلا هو وحده لا شريك له، يحيي ويميت، ربكم ورب آبائكم الأولين، فاعبدوه دون آلهتكم التي لا تقدر على ضر ولا نفع.
Yüce Allah, lafzı ve manası apaçık olan Kur'an'a yemin etti: Şüphesiz biz onu, hayırları bol, mübarek Kadir Gecesi'nde indirdik; o da Ramazan'dadır. Şüphesiz biz, insanlara fayda ve zarar verecek şeyleri bildiren uyarıcılarız; bu da Allah'ın kulları aleyhine delilinin sabit olması için peygamberler gönderip kitaplar indirmekle olmuştur. O [gecede], o yıl içerisindeki ecellere ve rızıklara dair her hikmetli iş ve yılın sonuna kadar gerçekleşecek diğer hususlar, Levh-i Mahfuz'dan kâtip meleklere hükmedilip ayırt edilir; bu [hüküm] değiştirilmez ve başkalaştırılmaz. Bu hikmetli buyruk katımızdan gelen bir emirdir. Zira gerçekleşen, Yüce Allah'ın takdir ettiği ve vahyettiği her şey O'nun emri, izni ve ilmiyledir. Şüphesiz biz insanlara Muhammed'i ve ondan öncekileri peygamber olarak gönderenleriz; [ey Peygamber,] Rabbinden kendilerine peygamber gönderilen kimselere bir rahmet olarak. Şüphesiz O, bütün sesleri hakkıyla işiten, yarattıklarının gizli ve açık bütün durumlarını hakkıyla bilendir. Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin yaratıcısıdır. Şayet buna kesin olarak inanıyorsanız bilin ki varlıkların Rabbi, onların hak ilahıdır. İbadete layık hiçbir ilah yoktur, yalnızca O vardır, O'nun hiçbir ortağı yoktur; diriltir ve öldürür. O sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir. O halde zarar vermeye de fayda sağlamaya da gücü yetmeyen ilahlarınızı bırakıp yalnız O'na kulluk edin.
4151. Metin
بل هؤلاء المشركون في شك من الحق، فهم يلهون ويلعبون، ولا يصدقون به.
Aksine bu müşrikler haktan şüphe içindedirler; bu yüzden eğlenip oynamakta ve onu tasdik etmemektedirler.
4152. Metin
فانتظر -أيها الرسول- بهؤلاء المشركين يوم تأتي السماء بدخان مبين واضح يعمُّ الناس، ويقال لهم: هذا عذاب مؤلم موجع، ثم يقولون سائلين رفعه وكشفه عنهم: ربنا اكشف عنا العذاب، فإن كشفته عنا فإنا مؤمنون بك. وقد تحقق ذلك، فلم يؤمنوا كما وعدوا.
Ey Peygamber! Göğün insanları bürüyecek apaçık bir duman getireceği günü bu müşrikler için bekle! Onlara: 'Bu, can yakıcı, elem verici bir azaptır' denilecek. Sonra onun kendilerinden kaldırılıp giderilmesini isteyerek: 'Rabbimiz! Bizden azabı kaldır, şayet onu bizden kaldırırsan şüphesiz biz sana inanacağız' diyecekler. Bu gerçekleşti, fakat vaat ettikleri gibi inanmadılar.
4153. Metin
كيف يكون لهم التذكر والاتعاظ بعد نزول العذاب بهم، وقد جاءهم رسول مبين، وهو محمد ﵊، ثم أعرضوا عنه وقالوا: علَّمه بشر أو الكهنة أو الشياطين، هو مجنون وليس برسول؟
Başlarına azap indikten sonra onlar için düşünüp öğüt almak nasıl mümkün olur? Oysa onlara apaçık bir peygamber, yani Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem gelmişti. Sonra ondan yüz çevirip: 'Ona bir insan, kâhinler veya şeytanlar öğretti; o bir delidir, peygamber değildir' dediler.
4154. Metin
سنرفع عنكم العذاب قليلا، وسترون أنكم تعودون إلى ما كنتم فيه من الكفر والضلال والتكذيب، وأننا سنعاقبكم على ذلك.
Sizden azabı birazcık kaldıracağız; göreceksiniz ki içinde bulunduğunuz küfre, sapkınlığa ve yalanlamaya tekrar döneceksiniz ve biz de sizi bundan dolayı cezalandıracağız.
4155. Metin
يوم نعذب جميع الكفار العذاب الأكبر يوم القيامة وهو يوم انتقامنا منهم.
Bütün kâfirleri en büyük azapla cezalandıracağımız gün kıyamet günüdür; o gün, onlardan intikam alacağımız gündür.
4156. Metin
ولقد اختبرنا وابتلينا قبل هؤلاء المشركين قوم فرعون، وجاءهم رسول كريم، وهو موسى ﵇، فكذبوه فهلكوا، فهكذا نفعل بأعدائك أيها الرسول، إن لم يؤمنوا.
Andolsun ki biz, bu müşriklerden önce Firavun kavmini sınayıp imtihan ettik ve onlara şerefli bir peygamber, yani Musa aleyhisselâm geldi. Onu yalanladılar ve helak oldular. Ey Peygamber! Şayet iman etmezlerse senin düşmanlarına da böyle yaparız.
4157. Metin
وقال لهم موسى: أن سلِّموا إليَّ عباد الله من بني إسرائيل وأرسلوهم معي؛ ليعبدوا الله وحده لا شريك له، إني لكم رسول أمين على وحيه ورسالته.
Musa onlara şöyle dedi: Allah'ın kulları olan İsrailoğulları'nı bana teslim edin ve eşi benzeri olmayan tek Allah'a ibadet etmeleri için onları benimle gönderin. Şüphesiz ben, O'nun vahyine ve elçiliğine karşı sizin için güvenilir bir peygamberim.
4158. Metin
وألا تتكبروا على الله بتكذيب رسله، إني آتيكم ببرهان واضح على صدق رسالتي، وإني استجرت بالله ربي وربكم أن تقتلوني رجمًا بالحجارة، وإن لم تصدقوني على ما جئتكم به فخلُّوا سبيلي، وكفُّوا عن أذاي.
Peygamberlerini yalanlayarak Allah'a karşı büyüklük taslamayın. Şüphesiz ben, peygamberliğimin doğruluğuna dair size apaçık bir delil getirmekteyim. Beni taşlayarak öldürmenizden benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım. Şayet size getirdiğim şey hususunda beni tasdik etmiyorsanız yolumdan çekilin ve bana eziyet etmekten vazgeçin.
4159. Metin
فدعا موسى ربه -حين كذبه فرعون وقومه ولم يؤمنوا به- قائلا إن هؤلاء قوم مشركون بالله كافرون.
Firavun ve kavmi kendisini yalanlayıp ona inanmayınca Musa Rabbine dua edip: 'Şüphesiz bunlar Allah'a şirk koşan, inkârcı bir kavimdir' dedi.
4160. Metin
فأَسْر -يا موسى- بعبادي -الذين صَدَّقوك، وآمنوا بك، واتبعوك، دون الذين كذبوك منهم- ليلا إنكم متبعون من فرعون وجنوده فتنجون، ويغرق فرعون وجنوده.
[Allah şöyle buyurdu:] Ey Musa! İçlerinden seni yalanlayanları bırakıp seni tasdik eden, sana inanan ve sana tabi olan kullarımı geceleyin yürüt. Şüphesiz siz Firavun ve ordusu tarafından takip edileceksiniz; böylece siz kurtulacaksınız, Firavun ve ordusu ise boğulacaktır.
4161. Metin
واترك البحر كما هو على حالته التي كان عليها حين سلكته، ساكنًا غير مضطرب، إن فرعون وجنوده مغرقون في البحر.
Denizi, içinden geçtiğin andaki haliyle, sakin ve dalgasız olarak bırak. Şüphesiz Firavun ve ordusu denizde boğulacaklardır.
4162. Metin
كم ترك فرعون وقومه بعد مهلكهم وإغراق الله إياهم من بساتين وجنات ناضرة، وعيون من الماء جارية، وزروع ومنازل جميلة، وعيشة كانوا فيها متنعمين مترفين.
Firavun ve kavmi, helak oluşlarından ve Allah'ın onları suda boğmasından sonra geride nice bahçeler, yemyeşil cennetler, akıp giden pınarlar, ekinler, güzel konaklar ve içinde bolluk ve refah içinde yaşadıkları nice nimetler bıraktılar!
4163. Metin
مثل ذلك العقاب يعاقب الله مَن كذَّب وبدَّل نعمة الله كفرًا، وأورثنا تلك النعم من بعد فرعون وقومه قومًا آخرين خلفوهم من بني إسرائيل.
İşte Allah, yalanlayan ve Allah'ın nimetini inkârla değiştiren kimseleri böyle cezalandırır. Firavun ve kavminden sonra o nimetleri, onların yerine geçen başka bir topluluğa, İsrailoğulları'na miras bıraktık.
4164. Metin
فما بكت السماء والأرض حزنًا على فرعون وقومه، وما كانوا مؤخَّرين عن العقوبة التي حلَّت بهم.
Firavun ve kavmine üzülerek ne gök ağladı ne de yer; başlarına gelen cezadan da ertelenmiş değillerdi.
4165. Metin
ولقد نجَّينا بني إسرائيل من العذاب المُذلِّ لهم بقتل أبنائهم واستخدام نسائهم.
Andolsun ki biz, oğullarının öldürülmesi ve kadınlarının hizmetçi olarak kullanılması suretiyle kendilerine reva görülen o aşağılayıcı azaptan İsrailoğulları'nı kurtardık.
4166. Metin
من فرعون، إنه كان جبارًا من المشركين، مسرفًا في العلو والتكبر على عباد الله.
Firavun'dan [kurtardık]. Şüphesiz o, müşriklerden olan bir zorbaydı; Allah'ın kullarına karşı üstünlük taslamada ve büyüklükte haddi aşan biriydi.
4167. Metin
ولقد اصطفينا بني إسرائيل على عِلْم منا بهم على عالمي زمانهم.
Andolsun ki biz, durumlarını bilerek İsrailoğulları'nı kendi zamanlarındaki âlemlere üstün kılıp seçtik.
4168. Metin
وآتيناهم من المعجزات على يد موسى ما فيه ابتلاؤهم واختبارهم؛ رخاء وشدة.
Onlara Musa'nın eliyle, içinde kendilerini bolluk ve darlıkla sınayıp imtihan edeceğimiz mucizeler verdik.
4169. Metin
إن هؤلاء المشركين مِن قومك -أيها الرسول- ليقولون: ما هي إلا موتتنا التي نموتها، وهي الموتة الأولى والأخيرة، وما نحن بعد مماتنا بمبعوثين للحساب والثواب والعقاب.
Ey Peygamber! Şüphesiz senin kavminden olan bu müşrikler mutlaka şöyle demektedirler: 'Bu, öleceğimiz ölümümüzden başkası değildir; o da ilk ve son ölümdür. Biz öldükten sonra hesap, mükâfat ve ceza için yeniden diriltilecek değiliz.'
4170. Metin
ويقولون أيضًا: فَأْتِ -يا محمد أنت ومَن معك- بآبائنا الذين قد ماتوا، إن كنتم صادقين في أن الله يبعث مَن في القبور أحياء.
Yine şöyle derler: 'Ey Muhammed! Eğer Allah'ın kabirlerdekileri diri olarak dirilteceği iddiasında doğru sözlü kimseler iseniz sen ve seninle beraber olanlar ölmüş atalarımızı getirin!'
4171. Metin
أهؤلاء المشركون خير أم قوم تُبَّع الحِمْيَري والذين مِن قبلهم من الأمم الكافرة بربها؟ أهلكناهم لإجرامهم وكفرهم، ليس هؤلاء المشركون بخير مِن أولئكم فنصفح عنهم، ولا نهلكهم، وهم بالله كافرون.
Bu müşrikler mi daha hayırlı, yoksa Himyerî olan Tübba' kavmi ile onlardan önce Rablerini inkâr eden ümmetler mi? Suçları ve inkârları sebebiyle onları helak ettik. Bu müşrikler onlardan daha hayırlı değildir ki Allah'ı inkâr ettikleri halde onları bağışlayalım da helak etmeyelim.
4172. Metin
وما خلقنا السموات والأرض وبينهما لعبًا، ما خلقناهما إلا بالحق الذي هو سنة الله في خَلْقِه وتدبيرُه، ولكن أكثر هؤلاء المشركين لا يعلمون ذلك، فلهذا لم يتفكروا فيهما; لأنهم لا يرجون ثوابًا ولا يخافون عقابًا.
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları ancak Allah'ın yaratmasındaki ve idaresindeki kanunu olan hak ile yarattık. Fakat bu müşriklerin çoğu bunu bilmezler. Bu yüzden onlar hakkında düşünmediler; çünkü ne bir mükâfat umarlar ne de bir cezadan korkarlar.
4173. Metin
إن يوم القضاء بين الخلق بما قدَّموا في دنياهم من خير أو شر هو ميقاتهم أجمعين.
Dünyalarında iyi ya da kötü olarak önden gönderdikleri şeyler sebebiyle yaratılanlar arasında hükmün verileceği gün, onların hepsinin belirlenmiş vaktidir.
4174. Metin
يوم لا يدفع صاحب عن صاحبه شيئًا، ولا ينصر بعضهم بعضًا، إلا مَن رحم الله من المؤمنين، فإنه قد يشفع له عند ربه بعد إذن الله له. إن الله هو العزيز في انتقامه مِن أعدائه، الرحيم بأوليائه وأهل طاعته.
O gün bir dost dostundan hiçbir şeyi savamaz ve birbirlerine yardım da edemezler. Ancak Allah'ın merhamet ettiği müminler müstesnadır; zira Allah'ın ona izin vermesinden sonra Rabbi katında ona şefaat edebilir. Şüphesiz Allah, düşmanlarından intikam almada mutlak galip (Azîz), dostlarına ve itaat ehline karşı çok merhametlidir (Rahîm).
4175. Metin
إن شجرة الزقوم التي تخرج في أصل الجحيم، ثمرها طعام صاحب الآثام الكثيرة، وأكبر الآثام الشرك بالله.
Cehennemin dibinden çıkan zakkum ağacı; onun meyvesi, çok günah işleyen kimsenin yiyeceğidir. Günahların en büyüğü ise Allah'a şirk koşmaktır.
4176. Metin
ثمر شجرة الزقوم كالمَعْدِن المذاب يغلي في بطون المشركين، كغلي الماء الذي بلغ الغاية في الحرارة.
Zakkum ağacının meyvesi, erimiş maden gibidir; sıcaklıkta son noktaya ulaşmış suyun kaynaması gibi müşriklerin karınlarında kaynar.
4177. Metin
خذوا هذا الأثيم الفاجر فادفعوه، وسوقوه بعنف إلى وسط الجحيم يوم القيامة.
Kıyamet gününde: 'Bu günahkâr fâcir kimseyi tutun da onu cehennemin ortasına doğru şiddetle itin ve sürükleyin!' [denir].
4178. Metin
ثم صبُّوا فوق رأس هذا الأثيم الماء الذي تناهت شدة حرارته، فلا يفارقه العذاب.
Sonra bu günahkârın başının üstüne aşırı derecede sıcak suyu dökün ki azap ondan hiç ayrılmasın.
4179. Metin
يقال لهذا الأثيم الشقيِّ -على وجه التهكُّم والتوبيخ-: ذق هذا العذاب الذي تعذَّب به اليوم، إنك أنت العزيز في قومك، الكريم عليهم.
Bu bedbaht günahkâra alay ve kınama yoluyla şöyle denir: 'Bugün kendisiyle azap gördüğün bu azabı tadıver! Hani kavmin içinde üstün (azîz) ve onların katında değerli (kerîm) olan sendin!'
4180. Metin
إن هذا العذاب الذي تعذَّبون به اليوم هو العذاب الذي كنتم تشكُّون فيه في الدنيا، ولا توقنون به.
Şüphesiz bugün kendisiyle azap gördüğünüz bu azap, dünyada iken hakkında şüpheye düştüğünüz ve kesin olarak inanmadığınız azabın ta kendisidir.
4181. Metin
إن الذين اتقوا الله بامتثال أوامره، واجتناب نواهيه في الدنيا في موضع إقامة في الآخرة آمنين من الآفات والأحزان وغير ذلك.
Dünyada emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınarak Allah'a karşı takva sahibi olanlar, ahirette afetlerden, hüzünlerden ve diğer kötülüklerden güvende olarak bir ikametgâhtadırlar.
4182. Metin
في جنات وعيون جارية.
Cennetlerde ve akıp giden pınarlardadırlar.
4183. Metin
يَلْبَسون ما رَقَّ من الديباج وما غَلُظَ منه، يقابل بعضهم بعضًا بالوجوه، ولا ينظر بعضهم في قفا بعض، يدور بهم مجلسهم حيث داروا.
İpeğin incesinden ve kalınından giyerler; birbirlerine yüz yüze bakarlar, kimse diğerinin arkasına bakmaz. Meclisleri, onlar nereye dönerlerse oraya döner.
4184. Metin
كما أعطينا هؤلاء المتقين في الآخرة من الكرامة بإدخالهم الجنات وإلباسهم فيها السندس والإستبرق، كذلك أكرمناهم بأن زوَّجناهم بالحسان من النساء واسعات الأعين جميلاتها.
Bu muttakilere ahirette onları cennetlere koyarak ve orada kendilerine ince ve kalın ipekler giydirerek ikramda bulunduğumuz gibi, ayrıca onları iri gözlü, güzel kadınlarla evlendirerek de ikramda bulunduk.
4185. Metin
يطلب هؤلاء المتقون في الجنة كل نوع من فواكه الجنة اشتهوه، آمنين من انقطاع ذلك عنهم وفنائه.
Bu muttakiler cennette canlarının çektiği her türlü cennet meyvesini, bunların kendilerinden kesilmesinden ve tükenmesinden yana güven içinde olarak isterler.
4186. Metin
لا يذوق هؤلاء المتقون في الجنة الموت بعد الموتة الأولى التي ذاقوها في الدنيا، ووقى الله هؤلاء المتقين عذاب الجحيم؛ تفضلا وإحسانًا منه ﷾، هذا الذي أعطيناه المتقين في الآخرة من الكرامات هو الفوز العظيم الذي لا فوز بعده. فإنما سهَّلنا لفظ القرآن ومعناه بلغتك أيها الرسول; لعلهم يتعظون وينزجرون.
Bu muttakiler dünyada tattıkları ilk ölümden sonra cennette ölümü tatmazlar. Allah O'nun bir lütuf ve ihsanı olarak bu muttakileri cehennem azabından korumuştur. Ahirette muttakilere verdiğimiz bu ikramlar, kendisinden sonra başka bir kurtuluş olmayan büyük kurtuluştur. Ey Peygamber! Düşünüp öğüt alsınlar ve [kötülüklerden] sakınsınlar diye Kur'an'ın lafzını ve manasını senin dilinle kolaylaştırdık.
4187. Metin
فانتظر -أيها الرسول- ما وعدتك من النصر على هؤلاء المشركين بالله، وما يحلُّ بهم من العقاب، إنهم منتظرون موتك وقهرك، سيعلمون لمن تكون النصرة والظَّفَر وعلو الكلمة في الدنيا والآخرة، إنها لك -أيها الرسول- ولمن اتبعك من المؤمنين.
Ey Peygamber! Allah'a ortak koşan bu müşriklere karşı sana vadettiğim zaferi ve başlarına gelecek cezayı bekle! Şüphesiz onlar da senin ölümünü ve mağlup olmanı beklemektedirler. Dünyada ve ahirette yardımın, zaferin ve kelimenin üstünlüğünün kime ait olacağını bileceklerdir. Şüphesiz o, ey Peygamber, sana ve sana tabi olan müminlere aittir.