4294. Metin
إنا فتحنا لك -أيها الرسول- فتحًا مبينًا، يظهر الله فيه دينك، وينصرك على عدوك، وهو هدنة «الحديبية» التي أمن الناس بسببها بعضهم بعضًا، فاتسعت دائرة الدعوة لدين الله، وتمكن من يريد الوقوف على حقيقة الإسلام مِن معرفته، فدخل الناس تلك المدة في دين الله أفواجًا؛ ولذلك سمَّاه الله فتحًا مبينًا، أي ظاهرًا جليًّا.
Şüphesiz biz sana -ey Elçi- apaçık bir fetih nasip ettik. Allah onda dinini üstün kılacak ve seni düşmanına karşı muzaffer kılacaktır. Bu da insanların onun vesilesiyle birbirlerinden emin oldukları Hudeybiye Barışı'dır. Böylece Allah'ın dinine davet alanı genişlemiş, İslam'ın hakikatini öğrenmek isteyen kimse onu tanıma imkânı bulmuş ve o süre zarfında insanlar Allah'ın dinine akın akın girmiştir. Bundan dolayı Allah onu apaçık bir fetih, yani zahir ve aşikâr bir fetih olarak isimlendirmiştir.
4295. Metin
فتحنا لك ذلك الفتح، ويسَّرناه لك؛ ليغفر الله لك ما تقدم من ذنبك وما تأخر؛ بسبب ما حصل من هذا الفتح من الطاعات الكثيرة وبما تحملته من المشقات، ويتم نعمته عليك بإظهار دينك ونصرك على أعدائك، ويرشدك طريقًا مستقيمًا من الدين لا عوج فيه، وينصرك الله نصرًا قويًّا لا يَضْعُف فيه الإسلام.
Allah, bu fetih vesilesiyle gerçekleşen pek çok taat ve üstlendiğin meşakkatler sebebiyle senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın; dinini üstün kılıp seni düşmanlarına karşı muzaffer ederek üzerindeki nimetini tamamlasın; seni dinden içinde hiçbir eğrilik bulunmayan dosdoğru bir yola iletsin ve Allah sana İslam'ın asla zayıflamayacağı güçlü bir zaferle yardım etsin diye sana o fethi nasip ettik ve onu senin için kolaylaştırdık.
4296. Metin
هو الله الذي أنزل الطمأنينة في قلوب المؤمنين بالله ورسوله يوم «الحديبية» فسكنت، ورسخ اليقين فيها؛ ليزدادوا تصديقًا لله واتباعًا لرسوله مع تصديقهم واتباعهم. ولله ﷾ جنود السموات والأرض ينصر بهم عباده المؤمنين. وكان الله عليمًا بمصالح خلقه، حكيمًا في تدبيره وصنعه.
Hudeybiye günü Allah'a ve Resulü'ne inanan müminlerin kalplerine -huzur bulsunlar, içlerindeki yakin kökleşsin ve [mevcut] tasdik ve bağlılıklarına ilaveten Allah'ı tasdikleri ve Resulü'ne bağlılıkları daha da artsın diye- sekîneti indiren O Allah'tır. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır; O, mümin kullarına onlarla yardım eder. Allah, yarattıklarının maslahatlarını hakkıyla bilen, tedbirinde ve yaratmasında hikmet sahibi olandır.
4297. Metin
ليدخل الله المؤمنين والمؤمنات جنات تجري مِن تحت أشجارها وقصورها الأنهار، ماكثين فيها أبدًا، ويمحو عنهم سيِّئ ما عملوا، فلا يعاقبهم عليه، وكان ذلك الجزاء عند الله نجاة من كل غم، وظَفَرًا بكل مطلوب.
[Bütün bunlar] Allah'ın, mümin erkekleri ve mümin kadınları altından -ağaçlarının ve köşklerinin altından- ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere koyması ve onların yaptıkları kötü amelleri silip kendilerini bunlardan dolayı cezalandırmaması içindir. Allah katındaki bu mükâfat, her türlü kederden kurtuluş ve arzu edilen her şeye kavuşmaktır.
4298. Metin
ويعذب الله المنافقين والمنافقات والمشركين والمشركات الذين يظنون ظنًا سيئًا بالله أنه لن ينصر نبيه والمؤمنين معه على أعدائهم، ولن يُظهر دينه، فعلى هؤلاء تدور دائرة العذاب وكل ما يسوءهم، وغضب الله عليهم، وطردهم من رحمته، وأعدَّ لهم نار جهنم، وساءت منزلا يصيرون إليه.
[Ayrıca] Allah'ın Peygamberi'ne ve onunla beraber olan müminlere düşmanlarına karşı yardım etmeyeceği ve dinini üstün kılmayacağı şeklinde Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları cezalandırması içindir. Azap çemberi ve onları üzecek her şey onların üzerinedir. Allah onlara gazap etmiş, onları rahmetinden kovmuş ve onlar için cehennem ateşini hazırlamıştır. Orası varılacak ne kötü bir konaktır!
4299. Metin
ولله ﷾ جنود السموات والأرض يؤيد بهم عباده المؤمنين. وكان الله عزيزًا على خلقه، حكيمًا في تدبير أمورهم.
Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır; O, mümin kullarını onlarla destekler. Allah, yarattıklarına karşı mutlak güç sahibi (Azîz), onların işlerini idare etmede hikmet sahibi (Hakîm) olandır.
4300. Metin
إنا أرسلناك -أيها الرسول- شاهدًا على أمتك بالبلاغ، مبينًا لهم ما أرسلناك به إليهم، ومبشرًا لمن أطاعك بالجنة، ونذيرًا لمن عصاك بالعقاب العاجل والآجل؛ لتؤمنوا بالله ورسوله، وتنصروا الله بنصر دينه، وتعظموا الله، وتسبحوه أول النهار وآخره.
Şüphesiz biz seni -ey Elçi- ümmetine [tebliğ ettiğine dair] bir şahit, sana vahyedilenleri onlara açıklayıcı, sana itaat edenleri cennetle müjdeleyici ve sana isyan edenleri dünyadaki ve ahiretteki azapla uyarıcı olarak gönderdik; ta ki [siz ey insanlar] Allah'a ve Resulü'ne inanasınız, dinine yardım ederek Allah'a yardım edesiniz, O'na tazimde bulunasınız ve günün başında da sonunda da O'nu tesbih edesiniz.
4301. Metin
إن الذين يبايعونك -أيها النبي- بـ «الحديبية» على القتال إنما يبايعون الله، ويعقدون العقد معه ابتغاء جنته ورضوانه، يد الله فوق أيديهم، فهو معهم يسمع أقوالهم، ويرى مكانهم، ويعلم ضمائرهم وظواهرهم، فمن نقض بيعته فإنما يعود وبال ذلك على نفسه، ومن أوفى بما عاهد الله عليه من الصبر عند لقاء العدو في سبيل الله ونصرة نبيه محمد ﷺ، فسيعطيه الله ثوابًا جزيلا وهو الجنة. وفي الآية إثبات صفة اليد لله تعالى بما يليق به سبحانه، دون تشبيه ولا تكييف.
Şüphesiz Hudeybiye'de seninle savaşmak üzere biat edenler -ey Peygamber- ancak Allah'a biat etmekte ve O'nun cenneti ile rızasını dileyerek O'nunla bir akit yapmaktadırlar. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir; O, onlarla beraberdir, sözlerini işitir, bulundukları yeri görür, içlerini de dışlarını da bilir. Artık kim biatini bozarsa, bunun vebali ancak kendi aleyhinedir. Kim de Allah yolunda düşmanla karşılaşma anında sabretmek ve O'nun Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e yardım etmek hususunda Allah'a verdiği söze vefa gösterirse, Allah ona pek büyük bir mükâfat -ki o cennettir- verecektir. Bu ayette, teşbihe ve keyfiyet tayinine kaçılmaksızın Yüce Allah'a şanına layık bir şekilde "el" (yed) sıfatının ispatı vardır.
4302. Metin
سيقول لك -أيها النبي- الذين تخلَّفوا من الأعراب عن الخروج معك إلى «مكة» إذا عاتبتهم: شغلتنا أموالنا وأهلونا، فاسأل ربك أن يغفر لنا تخلُّفنا، يقولون ذلك بألسنتهم، ولا حقيقة له في قلوبهم، قل لهم: فمن يملك لكم من الله شيئًا إن أراد بكم شرًا أو خيرًا؟ ليس الأمر كما ظن هؤلاء المنافقون أن الله لا يعلم ما انطوت عليه بواطنهم من النفاق، بل إنه سبحانه كان بما يعملون خبيرًا، لا يخفى عليه شيء من أعمال خلقه.
Seninle beraber Mekke'ye çıkmaktan geri kalan bedeviler -ey Peygamber- kendilerini kınadığında sana şöyle diyeceklerdir: "Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti; Rabbinden geri kalışımızı bağışlamasını iste." Onlar bunu dilleriyle söylüyorlar, kalplerinde ise bunun hiçbir hakikati yoktur. De ki onlara: "Eğer O size bir zarar yahut bir hayır dilerse, Allah'a karşı kim sizin için bir şeye güç yetirebilir?" Durum, bu münafıkların zannettiği gibi Allah'ın onların içlerinde gizledikleri nifakı bilmemesi şeklinde değildir; bilakis O Sübhân olan, onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır, yarattıklarının amellerinden hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
4303. Metin
وليس الأمر كما زعمتم من انشغالكم بالأموال والأهل، بل إنكم ظننتم أن رسول الله ﷺ ومن معه من أصحابه سيَهْلكون، ولا يَرْجعون إليكم أبدًا، وحسَّن الشيطان ذلك في قلوبكم، وظننتم ظنًا سيئًا أن الله لن ينصر نبيه محمدًا ﷺ وأصحابه على أعدائهم، وكنتم قومًا هَلْكى لا خير فيكم.
Durum, mallarınızla ve ailenizle meşgul olduğunuz yönündeki iddialarınız gibi değildir; bilakis siz Allah'ın Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'in ve beraberindeki sahabelerinin helak olacaklarını ve size bir daha asla dönmeyeceklerini zannettiniz. Şeytan bunu kalplerinizde süsledi ve siz Allah'ın, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve ashabına düşmanlarına karşı yardım etmeyeceği şeklinde kötü bir zanda bulundunuz ve helak olmuş, içinde hiçbir hayır bulunmayan bir topluluk oldunuz.
4304. Metin
ومن لم يصدِّق بالله وبما جاء به رسوله ﷺ ويعمل بشرعه، فإنه كافر مستحق للعقاب، فإنا أعددنا للكافرين عذاب السعير في النار.
Kim Allah'a ve Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'in getirdiklerine inanmaz ve O'nun şeriatıyla amel etmezse, o kimse cezayı hak eden bir kâfirdir. Şüphesiz biz kâfirler için cehennemde alev alev yanan çılgın bir ateş azabı hazırladık.
4305. Metin
ولله ملك السموات والأرض وما فيهما، يتجاوز برحمته عمن يشاء فيستر ذنبه، ويعذِّب بعدله من يشاء. وكان الله ﷾ غفورًا لمن تاب إليه، رحيمًا به.
Göklerin, yerin ve ikisinde bulunanların mülkü Allah'ındır. O, dilediği kimseyi rahmetiyle bağışlayıp günahını örter, dilediğine de adaletiyle azap eder. Allah, kendisine tövbe eden kimseyi çokça bağışlayan (Gafûr), ona merhamet eden (Rahîm)dir.
4306. Metin
سيقول المخلَّفون، إذا انطلقت -أيها النبي- أنت وأصحابك إلى غنائم «خيبر» التي وعدكم الله بها، اتركونا نذهب معكم إلى «خيبر» ، يريدون أن يغيِّروا بذلك وعد الله لكم. قل لهم: لن تخرجوا معنا إلى «خيبر» ؛ لأن الله تعالى قال لنا من قبل رجوعنا إلى «المدينة» : إن غنائم «خيبر» هي لمن شهد «الحديبية» معنا، فسيقولون: ليس الأمر كما تقولون، إن الله لم يأمركم بهذا، إنكم تمنعوننا من الخروج معكم حسدًا منكم؛ لئلا نصيب معكم الغنيمة، وليس الأمر كما زعموا، بل كانوا لا يفقهون عن الله ما لهم وما عليهم من أمر الدين إلا يسيرًا.
[Seferden] geri kalanlar, sen ve ashabın -ey Peygamber- Allah'ın size vadettiği Hayber ganimetlerine doğru yola çıktığınızda: "Bizi bırakın da sizinle birlikte Hayber'e gelelim" diyeceklerdir. Bununla Allah'ın size olan vaadini değiştirmek isterler. Onlara de ki: "Bizimle birlikte Hayber'e asla çıkmayacaksınız; zira Yüce Allah Medine'ye dönmemizden önce bize: 'Hayber ganimetleri ancak bizimle birlikte Hudeybiye'de bulunanlarındır' buyurmuştur." Onlar ise: "Durum sizin dediğiniz gibi değil, Allah size bunu emretmedi; siz bizim sizinle beraber ganimet elde etmememiz için bize haset ettiğinizden dolayı bizim sizinle çıkmamıza engel oluyorsunuz" diyeceklerdir. Durum onların iddia ettiği gibi değildir; bilakis onlar din işinden kendi lehlerine ve aleyhlerine olan hususları Allah'tan pek az anlarlar.
4307. Metin
قل للذين تخلَّفوا من الأعراب -وهم البدو- عن القتال: ستُدْعون إلى قتال قوم أصحاب بأس شديد في القتال، تقاتلونهم أو يسلمون من غير قتال، فإن تطيعوا الله فيما دعاكم إليه مِن قتال هؤلاء القوم يؤتكم الجنة، وإن تعصوه كما فعلتم حين تخلفتم عن السير مع رسول الله ﷺ إلى «مكة» ، يعذبكم عذابًا موجعًا.
Savaştan geri kalan bedevilere de ki: "Siz savaşta pek çetin güç sahibi olan bir kavimle savaşmaya çağrılacaksınız; onlarla savaşırsınız yahut savaşsız teslim olup Müslüman olurlar. Eğer Allah'ın bu kavimle savaşma hususunda sizi çağırdığı şeye itaat ederseniz, O size cenneti verir. Şayet Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Mekke'ye gitmekten geri kaldığınızda yaptığınız gibi O'na isyan ederseniz, sizi can yakıcı bir azapla cezalandırır."
4308. Metin
ليس على الأعمى منكم -أيها الناس- إثم، ولا على الأعرج إثم، ولا على المريض إثم، في أن يتخلَّفوا عن الجهاد مع المؤمنين؛ لعدم استطاعتهم. ومن يطع الله ورسوله يدخله جنات تجري مِن تحت قصورها وأشجارها الأنهار، ومن يعص الله ورسوله، فيتخلَّف عن الجهاد مع المؤمنين، يعذبه عذابًا مؤلمًا موجعًا.
Güç yetiremediklerinden dolayı müminlerle birlikte cihaddan geri kalma hususunda sizden -ey insanlar- köre bir günah yoktur, topala bir günah yoktur, hastaya da bir günah yoktur. Kim Allah'a ve Resulü'ne itaat ederse, onu köşklerinin ve ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de Allah'a ve Resulü'ne isyan edip müminlerle birlikte cihada katılmaktan geri kalırsa, onu elem verici, can yakıcı bir azapla cezalandırır.
4309. Metin
لقد رضي الله عن المؤمنين حين بايعوك -أيها النبي- تحت الشجرة -وهذه هي بيعة الرضوان في «الحديبية» - فعلم الله ما في قلوب هؤلاء المؤمنين من الإيمان والصدق والوفاء، فأنزل الله الطمأنينة عليهم وثبَّت قلوبهم، وعوَّضهم عمَّا فاتهم بصلح «الحديبية» فتحًا قريبًا، وهو فتح «خيبر» ، ومغانم كثيرة تأخذونها من أموال يهود «خيبر» . وكان الله عزيزًا في انتقامه من أعدائه، حكيمًا في تدبير أمور خلقه.
Andolsun ki ağacın altında sana biat ettiklerinde -ey Peygamber- Allah müminlerden razı olmuştur -bu da Hudeybiye'deki Rıdvan Biati'dir-. Allah, bu müminlerin kalplerindeki imanı, doğruluğu ve vefayı bilmiş; üzerlerine sekîneti indirip kalplerini pekiştirmiş ve Hudeybiye Barışı ile kaçırdıkları şeylere karşılık onlara yakın bir fethi -ki o Hayber'in fethidir- ve Hayber Yahudilerinin mallarından alacağınız pek çok ganimeti mükâfat olarak vermiştir. Allah, düşmanlarından intikam almada mutlak güç sahibi (Azîz), yarattıklarının işlerini yönetmede hikmet sahibi (Hakîm) olandır.
4310. Metin
وعدكم الله مغانم كثيرة تأخذونها في أوقاتها التي قدَّرها الله لكم فعجَّل لكم غنائم «خيبر» ، وكفَّ أيدي الناس عنكم، فلم ينلكم سوء مما كان أعداؤكم أضمروه لكم من المحاربة والقتال، ومن أن ينالوا ممن تركتموهم وراءكم في «المدينة» ، ولتكون هزيمتهم وسلامتكم وغنيمتكم علامة تعتبرون بها، وتستدلون على أن الله حافظكم وناصركم، ويرشدكم طريقا مستقيما لا اعوجاج فيه. وقد وعدكم الله غنيمة أخرى لم تقدروا عليها، الله ﷾ قادر عليها، وهي تحت تدبيره وملكه، وقد وعدكموها، ولا بد مِن وقوع ما وعد به. وكان الله على كل شيء قديرًا لا يعجزه شيء. ولو قاتلكم كفار قريش بـ «مكة» لانهزموا عنكم وولوكم ظهورهم، كما يفعل المنهزم في القتال، ثم لا يجدون لهم من دون الله وليًا يواليهم على حربكم، ولا نصيرًا يعينهم على قتالكم.
Allah size, sizin için takdir ettiği vakitlerde alacağınız pek çok ganimeti vadetti de Hayber ganimetlerini size peşin verdi ve düşmanlarınızın size karşı savaşma ve çarpışma niyetlerinden ve Medine'de geride bıraktıklarınıza zarar vermelerinden size hiçbir kötülük erişmesin diye insanların ellerini sizden çekti. Ta ki onların hezimeti, sizin selamete ermeniz ve ganimetiniz, ibret alacağınız ve Allah'ın sizi koruyup yardım ettiğine delil kılacağınız bir işaret olsun ve sizi içinde hiçbir eğrilik bulunmayan dosdoğru bir yola iletsin. Allah size henüz güç yetiremediğiniz, ancak Allah'ın güç yetirdiği, O'nun tedbiri ve mülkü altında bulunan başka bir ganimeti de vadetmiştir; O bunu size vadetmiştir ve vadettiği şeyin gerçekleşmesi muhakkaktır. Allah her şeye güç yetirendir, hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz. Şayet Mekke'de Kureyş kâfirleri sizinle savaşsalardı, kesinlikle hezimete uğrayıp savaştan kaçanların yaptığı gibi arkalarını dönüp kaçarlardı. Sonra da kendileri için Allah'tan başka sizinle savaşa arka çıkacak bir dost (veli) ve sizinle çarpışmada yardım edecek bir yardımcı bulamazlardı.
4311. Metin
سنة الله التي سنَّها في خلقه من قبل بنصر جنده وهزيمة أعدائه، ولن تجد -أيها النبي- لسنة الله تغييرًا.
Bu, Allah'ın ordusuna yardım edip düşmanlarını hezimete uğratma hususunda daha önceden yarattıkları hakkında koyduğu sünnetidir (kanunudur). Sen Allah'ın sünnetinde -ey Peygamber- asla bir değişiklik bulamazsın.
4312. Metin
وهو الذي كفَّ أيدي المشركين عنكم، وأيديكم عنهم ببطن «مكة» من بعد ما قَدَرْتم عليهم، فصاروا تحت سلطانكم وهؤلاء المشركون هم الذين خرجوا على عسكر رسول الله ﷺ بـ «الحديبية» ، فأمسكهم المسلمون ثم تركوهم ولم يقتلوهم، وكانوا نحو ثمانين رجلا وكان الله بأعمالكم بصيرًا، لا تخفى عليه خافية.
Onlara üstünlük sağlayıp hâkimiyetiniz altına aldıktan sonra, Mekke vadisinde müşriklerin ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çeken O'dur. Bu müşrikler, Hudeybiye'de Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ordusuna karşı çıkan kimselerdi; Müslümanlar onları yakaladılar, sonra da onları öldürmeyip serbest bıraktılar ve onlar yaklaşık seksen adam idiler. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir (Basîr), hiçbir gizli şey O'na gizli kalmaz.
4313. Metin
كفار قريش هم الذين جحدوا توحيد الله، وصدُّوكم يوم «الحديبية» عن دخول المسجد الحرام، ومنعوا الهدي، وحبسوه أن يبلغ محل نحره، وهو الحرم. ولولا رجال مؤمنون مستضعفون ونساء مؤمنات بين أظهر هؤلاء الكافرين بـ «مكة» ، يكتمون إيمانهم خيفة على أنفسهم لم تعرفوهم؛ خشية أن تطؤوهم بجيشكم فتقتلوهم، فيصيبكم بذلك القتل إثم وعيب وغرامة بغير علم، لكنَّا سلَّطناكم عليهم؛ ليدخل الله في رحمته من يشاء فيَمُنَّ عليهم بالإيمان بعد الكفر، لو تميَّز هؤلاء المؤمنون والمؤمنات عن مشركي «مكة» وخرجوا من بينهم، لعذَّبنا الذين كفروا وكذَّبوا منهم عذابًا مؤلمًا موجعًا.
Kureyş kâfirleri, Allah'ın tevhidini inkâr eden, Hudeybiye günü sizi Mescid-i Haram'a girmekten alıkoyan ve kurbanlıkları (hedy) kurban edileceği yere, yani Harem'e ulaşmaktan menedip engelleyen kimselerdir. Şayet Mekke'deki bu kâfirlerin arasında, canlarından korktukları için imanlarını gizleyen ve ordunuzla onları çiğneyip öldürmenizden ötürü bilmeksizin bir günah, ayıp ve diyet yüküne maruz kalacağınız tanımadığınız zayıf düşürülmüş (müstaz'af) mümin erkekler ve mümin kadınlar bulunmasaydı, [biz sizi onların üzerine musallat ederdik]. [Bu gecikme,] Allah'ın dilediği kimseyi rahmetine daldırması ve küfürden sonra onlara imanı lütfetmesi içindir. Eğer o mümin erkekler ve kadınlar Mekke müşriklerinden ayrılıp aralarından çıksalardı, inkâr edip yalanlayanları elbette elem verici, can yakıcı bir azapla cezalandırırdık.
4314. Metin
إذ جعل الذين كفروا في قلوبهم الأنَفَة أنَفَة الجاهلية؛ لئلا يقروا برسالة محمد ﷺ، ومن ذلك امتناعهم أن يكتبوا في صلح «الحديبية» «بسم الله الرحمن الرحيم» وأبوا أن يكتبوا «هذا ما قاضى عليه محمد رسول الله» ، فأنزل الله الطمأنينة على رسوله وعلى المؤمنين معه، وألزمهم قول «لا إله إلا الله» التي هي رأس كل تقوى، وكان الرسول ﷺ والمؤمنون معه أحق بكلمة التقوى من المشركين، وكانوا كذلك أهل هذه الكلمة دون المشركين. وكان الله بكل شيء عليمًا لا يخفى عليه شيء.
Hani inkâr edenler, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in risaletini ikrar etmemek için kalplerine kibri, cahiliye taassubunu (hamiyyet) yerleştirmişlerdi. Hudeybiye Barışı'nda "Bismillâhirrahmânirrahîm" yazmaktan çekinmeleri ve "Bu, Allah'ın Resulü Muhammed'in üzerinde anlaştığı metindir" yazılmasından kaçınmaları da bundandır. Bunun üzerine Allah, Resulü'nün ve beraberindeki müminlerin üzerine sekînetini indirdi ve her takvanın başı olan "Lâ ilâhe illallâh" sözünü onlara gerekli kıldı. Resul sallallâhu aleyhi ve sellem ve beraberindeki müminler takva kelimesine müşriklerden daha layıktılar ve müşriklerin aksine bu kelimenin ehli idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilendir (Alîm), hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
4315. Metin
لقد صدق الله رسوله محمدًا ﷺ رؤياه التي أراها إياه بالحق أنه يدخل هو وأصحابه بيت الله الحرام آمنين، لا تخافون أهل الشرك، محلِّقين رؤوسكم ومقصِّرين، فعلم الله من الخير والمصلحة -في صرفكم عن «مكة» عامكم ذلك ودخولكم إليها فيما بعد- ما لم تعلموا أنتم، فجعل مِن دون دخولكم «مكة» الذي وعدتم به، فتحًا قريبًا، وهو هدنة «الحديبية» وفتح «خيبر» .
Andolsun ki Allah, Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e gösterdiği rüyayı hak ile doğruladı: Şüphesiz o ve ashabı Beytullâh'a (Mescid-i Haram'a) güven içinde, şirk ehlinden korkmaksızın, başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak gireceksiniz. Allah -o yıl sizi Mekke'den çevirmesinde ve daha sonra oraya girmenizde- sizin bilmediğiniz hayır ve maslahatı bildi de size vaat edilen Mekke'ye girişinizden önce yakın bir fetih kıldı; o da Hudeybiye Barışı ve Hayber'in fethidir.
4316. Metin
هو الذي أرسل رسوله محمدًا ﷺ، بالبيان الواضح ودين الإسلام؛ ليُعْليه على الملل كلها، وحسبك -أيها الرسول- بالله شاهدًا على أنه ناصرك ومظهر دينك على كل دين.
Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i apaçık beyan ve İslam dini ile gönderen O'dur. Sana yardım edeceği ve dinini bütün dinlerin üzerine çıkaracağı hususunda -ey Elçi- şahit olarak Allah sana yeter!
4317. Metin
محمد رسول الله، والذين معه على دينه أشداء على الكفار، رحماء فيما بينهم، تراهم ركعًا سُجَّدًا لله في صلاتهم، يرجون ربهم أن يتفضل عليهم، فيدخلهم الجنة، ويرضى عنهم، علامة طاعتهم لله ظاهرة في وجوههم من أثر السجود والعبادة، هذه صفتهم في التوراة. وصفتهم في الإنجيل كصفة زرع أخرج ساقه وفرعه، ثم تكاثرت فروعه بعد ذلك، وشدت الزرع، فقوي واستوى قائمًا على سيقانه جميلا منظره، يعجب الزُّرَّاع؛ ليَغِيظ بهؤلاء المؤمنين في كثرتهم وجمال منظرهم الكفار. وفي هذا دليل على كفر من أبغض الصحابة ﵃; لأن من غاظه الله بالصحابة، فقد وُجد في حقه موجِب ذاك، وهو الكفر. وعد الله الذين آمنوا منهم بالله ورسوله وعملوا ما أمرهم الله به، واجتنبوا ما نهاهم عنه، مغفرة لذنوبهم، وثوابًا جزيلا لا ينقطع، وهو الجنة. ووعد الله حق مصدَّق لا يُخْلَف، وكل من اقتفى أثر الصحابة ﵃ فهو في حكمهم في استحقاق المغفرة والأجر العظيم، ولهم الفضل والسبق والكمال الذي لا يلحقهم فيه أحد من هذه الأمة، ﵃ وأرضاهم.
Muhammed Allah'ın Resulü'dür. O'nun dininde olup O'nunla beraber olanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları namazlarında Allah için rükû ve secde eder halde görürsün. Rablerinden kendilerine lütufta bulunmasını, kendilerini cennete koymasını ve kendilerinden razı olmasını umarlar. Allah'a olan itaatlerinin işareti, secde ve ibadetin eserinden dolayı yüzlerinde aşikârdır. Bu, onların Tevrat'taki vasfıdır. İncil'deki vasıfları ise gövdesini ve filizini çıkaran, sonra filizleri çoğalıp ekini güçlendiren, böylece kuvvetlenip gövdesi üzerinde dik duran, görünüşü güzel ve ekincilerin hoşuna giden bir ekine benzer; ta ki bu müminlerin çokluğu ve güzel manzarasıyla kâfirleri öfkelendirsin. Bunda, sahabelere -radıyallâhu anhum- buğzeden kimsenin kâfir olduğuna bir delil vardır; çünkü Allah'ın kendisini sahabeler sebebiyle öfkelendirdiği kimsede, bunun gerektiricisi olan küfür bulunmuş olur. Allah, onlardan Allah'a ve Resulü'ne iman edip Allah'ın kendilerine emrettiğini yapan ve nehyettiğinden kaçınanlara günahları için bir bağışlanma ve kesintisiz pek büyük bir mükâfat -ki o cennettir- vadetmiştir. Allah'ın vaadi haktır, tasdik edilmiştir ve asla bozulmaz. Sahabelerin -radıyallâhu anhum- izinden giden herkes bağışlanmayı ve büyük mükâfatı hak etmede onların hükmündedir. Bu ümmetten hiçbir kimsenin kendilerine yetişemeyeceği fazilet, öncelik ve kemalat onlarındır; Allah onlardan razı olsun ve onları hoşnut kılsın.