4336. Metin
{ق} سبق الكلام على الحروف المقطَّعة في أول سورة البقرة.
{ق} Hurûf-ı mukattaa hakkında Bakara Suresi'nin başında açıklama geçmişti.
4337. Metin
أقسم الله تعالى بالقرآن الكريم ذي المجد والشرف.
Yüce Allah, şan ve şeref sahibi olan Kur'ân-ı Kerîm'e yemin etti.
4338. Metin
بل عجب المكذبون للرسول ﷺ أن جاءهم منذر منهم ينذرهم عقاب الله، فقال الكافرون بالله ورسوله: هذا شيء مستغرب يتعجب منه.
Aksine, Resûl'ü sallallâhu aleyhi ve sellem yalanlayanlar, kendilerini Allah'ın azabıyla uyaran içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Allah'ı ve Resûlü'nü inkâr eden kâfirler şöyle dediler: "Bu, şaşılacak, garip bir şeydir."
4339. Metin
أإذا متنا وصِرْنا ترابًا، كيف يمكن الرجوع بعد ذلك إلى ما كنا عليه؟ ذلك رجع بعيد الوقوع.
"Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı [dirileceğiz]? Bundan sonra önceki halimize dönmek nasıl mümkün olabilir? Bu, gerçekleşmesi uzak bir dönüştür."
4340. Metin
قد علمنا ما تنقص الأرض وتُفني من أجسامهم، وعندنا كتاب محفوظ من التغيير والتبديل، بكل ما يجري عليهم في حياتهم وبعد مماتهم.
Toprağın onların bedenlerinden neyi eksiltip çürüttüğünü elbette bilmekteyiz. Katımızda, hayatlarında ve ölümlerinden sonra başlarına gelecek her şeyin [yazılı olduğu], değiştirilmekten ve bozulmaktan korunmuş bir kitap vardır.
4341. Metin
بل كذَّب هؤلاء المشركون بالقرآن حين جاءهم، فهم في أمر مضطرب مختلط، لا يثبتون على شيء، ولا يستقر لهم قرار.
Aksine bu müşrikler, kendilerine geldiğinde Kur'an'ı yalanladılar. Bu yüzden onlar çalkantılı, karışık bir durum içindedirler; hiçbir şeyde sebat edemezler ve hiçbir kararda duramazlar.
4342. Metin
أغَفَلوا حين كفروا بالبعث، فلم ينظروا إلى السماء فوقهم، كيف بنيناها مستوية الأرجاء، ثابتة البناء، وزيناها بالنجوم، وما لها من شقوق وفتوق، فهي سليمة من التفاوت والعيوب؟
Öldükten sonra dirilmeyi inkâr ederken gaflete mi düştüler de üstlerindeki göğe bakmadılar; onu her tarafı denk, yapısı sapasağlam nasıl bina ettik, yıldızlarla süsledik ve onda hiçbir çatlak ile yarık yoktur, [aksine] o her türlü kusur ve eksiklikten uzaktır?
4343. Metin
والأرض وسَّعْناها وفرشناها، وجعلنا فيها جبالا ثوابت; لئلا تميل بأهلها، وأنبتنا فيها من كل نوع حسن المنظر نافع، يَسُرُّ ويبهج الناظر إليه.
Yeryüzünü de genişletip yaydık, üzerindekileri sarsmasın diye oraya sabit dağlar yerleştirdik ve onda, bakana sevinç ve neşe veren, görünüşü güzel ve faydalı her türden [bitkiler] bitirdik.
4344. Metin
خلق الله السموات والأرض وما فيهما من الآيات العظيمة عبرة يُتبصر بها مِن عمى الجهل، وذكرى لكل عبد خاضع خائف وَجِل، رجَّاع إلى الله ﷿.
Allah, gökleri, yeri ve içlerindeki büyük delilleri; cehalet körlüğünden kurtulup basiretle bakılacak bir ibret ve Yüce Allah'a yönelen, O'na boyun eğen, korkup ürperen her kul için bir öğüt olarak yarattı.
4345. Metin
ونزَّلنا من السماء مطرًا كثير المنافع، فأنبتنا به بساتين كثيرة الأشجار، وحب الزرع المحصود.
Gökten pek çok faydası olan bir yağmur indirdik de onunla çok ağaçlı bahçeler ve biçilen ekin daneleri bitirdik.
4346. Metin
وأنبتنا النخل طِوالا لها طلع متراكب بعضه فوق بعضٍ.
Birbiri üstüne dizilmiş tomurcukları olan uzun hurma ağaçları bitirdik.
4347. Metin
أنبتنا ذلك رزقًا للعباد يقتاتون به حسب حاجاتهم، وأحيينا بهذا الماء الذي أنزلناه من السماء بلدة قد أجدبت وقحطت، فلا زرع فيها ولا نبات، كما أحيينا بذلك الماء الأرض الميتة نخرجكم يوم القيامة أحياء بعد الموت.
[Bütün] bunları kullara ihtiyaçlarına göre beslenecekleri bir rızık kıldık. Gökten indirdiğimiz bu su ile kuraklaşıp kıtlığa uğramış, içinde ne bir ekin ne de bir bitki kalmış beldeyi canlandırdık. İşte o su ile ölü toprağı dirilttiğimiz gibi, kıyamet günü sizleri de ölümden sonra diri olarak [kabirlerinizden] çıkaracağız.
4348. Metin
كذَّبت قبل هؤلاء المشركين من قريش قومُ نوح وأصحاب البئر وثمود، وعاد وفرعون وقوم لوط، وأصحاب الأيكة قومُ شعيب، وقوم تُبَّع الحِمْيَري، كل هؤلاء الأقوام كذَّبوا رسلهم، فحق عليهم الوعيد الذي توعدهم الله به على كفرهم.
Kureyş'in bu müşriklerinden önce Nûh kavmi, Ress halkı, Semûd, Âd, Firavun, Lût kavmi, Eyke halkı [olan] Şuayb'ın kavmi ve Himyerî olan Tübba' kavmi de yalanlamıştı. Bu kavimlerin hepsi peygamberlerini yalanladı; böylece Allah'ın inkârları sebebiyle onları tehdit ettiği azap üzerlerine hak oldu.
4349. Metin
أفَعَجَزْنا عن ابتداع الخلق الأول الذي خلقناه ولم يكن شيئًا، فنعجز عن إعادتهم خلقًا جديدًا بعد فنائهم؟ لا يعجزنا ذلك، بل نحن عليه قادرون، ولكنهم في حَيْرة وشك من أمر البعث والنشور.
Hiçbir şey değilken var ettiğimiz ilk yaratışta acze mi düştük ki, yok olmalarının ardından onları yeni bir yaratılışla tekrar diriltmekten aciz kalalım? Bu bizi aciz bırakmaz, aksine biz buna güç yetirenleriz. Fakat onlar, öldükten sonra dirilme ve mahşerde toplanma konusunda şüphe ve şaşkınlık içindedirler.
4350. Metin
ولقد خلقنا الإنسان، ونعلم ما تُحَدِّث به نفسه، ونحن أقرب إليه من حبل الوريد وهو عِرْق في العنق متصل بالقلب.
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından -ki o boyunda bulunan ve kalbe bağlı olan bir damardır- daha yakınız.
4351. Metin
حين يكتب المَلَكان المترصدان عن يمينه وعن شماله أعماله. فالذي عن اليمين يكتب الحسنات، والذي عن الشمال يكتب السيئات.
Sağında ve solunda gözetleyen iki melek onun amellerini yazarken; sağdaki melek iyilikleri, soldaki melek ise kötülükleri yazar.
4352. Metin
ما يلفظ من قول فيتكلم به إلا لديه مَلَك يرقب قوله، ويكتبه، وهو مَلَك حاضر مُعَدٌّ لذلك.
Ağzından dökülen hiçbir söz yoktur ki, yanında onu gözetleyen ve yazan bir melek bulunmasın. O, hazır bekleyen ve bunun için görevlendirilmiş bir melektir.
4353. Metin
وجاءت شدة الموت وغَمْرته بالحق الذي لا مردَّ له ولا مناص، ذلك ما كنت منه -أيها الإنسان - تهرب وتروغ.
Ölümün şiddeti ve baygınlığı, geri çevrilmesi ve kaçışı mümkün olmayan bir hakikatle geldi. [Ey insan!] İşte senin kendisinden kaçıp sakındığın şey budur.
4354. Metin
ونُفخ في «القرن» نفخة البعث الثانية، ذلك النفخ في يوم وقوع الوعيد الذي توعَّد الله به الكفار.
Sûr'a ikinci diriliş üflemesiyle üflendi. İşte bu üfleme, Allah'ın kâfirlere vaat ettiği azabın vuku bulacağı günde [olacaktır].
4355. Metin
وجاءت كل نفس معها مَلَكان، أحدهما يسوقها إلى المحشر، والآخر يشهد عليها بما عملت في الدنيا من خير وشر.
Her nefis, beraberinde iki melekle geldi; biri onu mahşere sevk eder, diğeri ise dünyada yaptığı hayır ve şerre dair aleyhinde şahitlik eder.
4356. Metin
لقد كنت في غفلة من هذا الذي عاينت اليوم أيها الإنسان، فكشفنا عنك غطاءك الذي غطَّى قلبك، فزالت الغفلة عنك، فبصرك اليوم فيما تشهد قوي شديد.
Ey insan! Andolsun ki sen bugün bizzat gördüğün bu şeyden gaflet içindeydin. Kalbini örten perdeni senden kaldırdık da gafletin yok oldu; artık bugün gördüğün şeyler karşısında bakışın pek keskin ve güçlüdür.
4357. Metin
وقال المَلَك الكاتب الشهيد عليه: هذا ما عندي من ديوان عمله، وهو لديَّ مُعَدٌّ محفوظ حاضر.
Onun amelini yazıp aleyhinde şahit olan melek: "İşte yanımdaki amel defteri; katımda hazır, korunmuş ve eksiksizdir" der.
4358. Metin
يقول الله للمَلَكين السائق والشهيد بعد أن يفصل بين الخلائق: ألقيا في جهنم كل جاحد أن الله هو الإلهُ الحقُّ، كثيرِ الكفر والتكذيب معاند للحق، منَّاع لأداء ما عليه من الحقوق في ماله، مُعْتدٍ على عباد الله وعلى حدوده، شاكٍّ في وعده ووعيده، الذي أشرك بالله، فعبد معه معبودًا آخر مِن خلقه، فألقياه في عذاب جهنم الشديد.
Allah, yaratılanlar arasında hüküm verdikten sonra sevk edici ve şahit olan iki meleğe şöyle buyurur: "Allah'ın hak ilah olduğunu inkâr eden, aşırı kâfir ve yalanlayıcı, hakka karşı inatçı, malındaki vecibeleri yerine getirmekten sürekli kaçınan, Allah'ın kullarına ve sınırlarına tecavüz eden, O'nun vaat ve tehdidinden şüphe duyan, Allah'a ortak koşup O'nunla birlikte yarattıklarından başka bir ilaha tapan herkesi cehenneme atın! Onu cehennemin şiddetli azabına fırlatın!"
4359. Metin
قال شيطانه الذي كان معه في الدنيا: ربنا ما أضللته، ولكن كان في طريق بعيد عن سبيل الهدى.
Dünyada onunla beraber olan şeytanı şöyle dedi: "Rabbimiz! Onu ben azdırmadım; fakat o kendisi hidayet yolundan uzak bir sapıklık içindeydi."
4360. Metin
قال الله تعالى: لا تختصموا لديَّ اليوم في موقف الجزاء والحساب; إذ لا فائدة من ذلك، وقد قَدَّمْتُ إليكم في الدنيا بالوعيد لمن كفر بي وعصاني.
Yüce Allah şöyle buyurdu: "Bugün ceza ve hesap yerinde huzurumda çekişmeyin; çünkü bunun hiçbir faydası yoktur. Ben dünyada iken, beni inkâr edip bana isyan edenlere azap tehdidimi önceden bildirmiştim."
4361. Metin
ما يُغيَّر القول لديَّ، ولست أعذِّب أحدًا بذنب أحد، فلا أعذِّب أحدًا إلا بذنبه بعد قيام الحجة عليه.
"Huzurumda söz değiştirilmez ve ben hiç kimseye başkasının günahı sebebiyle azap etmem. Aleyhine delil ortaya konduktan sonra sadece kendi günahı sebebiyle azap ederim."
4362. Metin
اذكر -أيها الرسول- لقومك يوم نقول لجهنم يوم القيامة: هل امتلأت؟ وتقول جهنم: هل من زيادة من الجن والإنس؟ فيضع الرب ﷻ قدمه فيها، فينزوي بعضها على بعض، وتقول: قط، قط، أي: حسبي، قد امتلأت ليس فيَّ مزيد.
[Ey Resul!] Kavmine kıyamet gününü hatırlat; o gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz. Cehennem de: "Cinlerden ve insanlardan daha fazlası var mı?" der. Bunun üzerine Yüce Rab ayağını cehennemin içine koyar, cehennemin kısımları birbirine büzüşür ve o: "Kat, kat (yeter, yeter), doldum, bende fazlasına yer kalmadı" der.
4363. Metin
وقُرِّبت الجنة للمتقين مكانًا غير بعيد منهم، فهم يشاهدونها زيادة في المسرَّة لهم.
Cennet takva sahiplerine onlardan uzak olmayan bir mekânda yaklaştırılmıştır; onlar sevinçleri katlansın diye onu bizzat müşahede ederler.
4364. Metin
يقال لهم: هذا الذي كنتم توعدون به -أيها المتقون- لكل تائب مِن ذنوبه، حافظ لكل ما قَرَّبه إلى ربه، من الفرائض والطاعات، مَن خاف الله في الدنيا ولقيه يوم القيامة بقلب تائب من ذنوبه.
Onlara şöyle denir: "Ey takva sahipleri! Bu, günahlarından tevbe eden, farzlar ve itaatler cinsinden kendisini Rabbine yaklaştıran her şeyi koruyan, dünyada Allah'tan korkup kıyamet gününde günahlarından tevbe etmiş bir kalple O'na kavuşan her kişiye vaat edilen şeydir."
4365. Metin
ويقال لهؤلاء المؤمنين: ادخلوا الجنة دخولا مقرونًا بالسلامة من الآفات والشرور، مأمونًا فيه جميع المكاره، ذلك هو يوم الخلود بلا انقطاع.
Bu müminlere şöyle denir: "Afetlerden ve kötülüklerden esenlik içinde, hoşlanılmayan her türlü şeyden güvende olarak cennete girin! İşte bu, kesintisiz ebediyet günüdür."
4366. Metin
لهؤلاء المؤمنين في الجنة ما يريدون، ولدينا على ما أعطيناهم زيادة نعيم، أعظَمُه النظر إلى وجه الله الكريم.
Cennette bu müminler için diledikleri her şey vardır. Onlara verdiklerimizin yanında katımızda fazladan bir nimet daha vardır ki onun en büyüğü Allah'ın kerîm vechine bakmaktır.
4367. Metin
وأهلكنا قبل هؤلاء المشركين من قريش أممًا كثيرة، كانوا أشد منهم قوة وسطوة، فطوَّفوا في البلاد وسلكوا كل طريق؛ طلبا للهرب من الهلاك، هل من مهرب من عذاب الله حين جاءهم؟
Kureyş'in bu müşriklerinden önce onlardan güç ve kuvvetçe daha üstün nice kavimleri helak ettik. Onlar helaktan kaçmak amacıyla beldeleri dolaşıp her yola başvurdular. Allah'ın azabı kendilerine geldiğinde bir kaçış yeri mi vardı?
4368. Metin
إن في إهلاك القرون الماضية لعبرة لمن كان له قلب يعقل به، أو أصغى السمع، وهو حاضر بقلبه، غير غافل ولا ساهٍ.
Şüphesiz geçmiş nesillerin helak edilmesinde, düşünen bir kalbi olan yahut gafil ve dalgın olmaksızın, kalbiyle hazır bulunup kulak veren kimse için elbette bir ibret vardır.
4369. Metin
ولقد خلقنا السموات السبع والأرض وما بينهما من أصناف المخلوقات في ستة أيام، وما أصابنا من ذلك الخلق تعب ولا نَصَب. وفي هذه القدرة العظيمة دليل على قدرته -سبحانه- على إحياء الموتى من باب أولى.
Andolsun, yedi kat göğü, yeri ve aralarındaki türlü yaratıkları altı günde yarattık da bu yaratmadan ötürü bize hiçbir yorgunluk ve meşakkat dokunmadı. Bu muazzam kudret, O'nun -Sübhânehu- ölüleri diriltmeye evleviyetle güç yetirdiğine bir delildir.
4370. Metin
فاصبر -أيها الرسول- على ما يقوله المكذبون، فإن الله لهم بالمرصاد، وصلِّ لربك حامدًا له صلاة الصبح قبل طلوع الشمس وصلاة العصر قبل الغروب، وصلِّ من الليل، وسبِّحْ بحمد ربك عقب الصلوات.
O halde [ey Resul], yalanlayıcıların söylediklerine sabret; şüphesiz Allah onları gözetlemektedir. Güneş doğmadan önce sabah namazını, batmadan önce de ikindi namazını Rabbine hamdederek kıl; gecenin bir kısmında namaz kıl ve namazların ardından Rabbini hamd ile tesbih et.
4371. Metin
واستمع -أيها الرسول- يوم ينادي المَلَك بنفخه في «القرن» من مكان قريب، يوم يسمعون صيحة البعث بالحق الذي لا شك فيه ولا امتراء، ذلك يوم خروج أهل القبور من قبورهم.
[Ey Resul!] Meleğin yakın bir yerden Sûr'a üfleyerek sesleneceği güne kulak ver! O gün, hakkında hiçbir şüphe ve tereddüt bulunmayan hakiki diriliş çığlığını işitirler. İşte bu, kabir ehlinin kabirlerinden çıkış günüdür.
4372. Metin
إنَّا نحن نحيي الخلق ونميتهم في الدنيا، وإلينا مصيرهم جميعًا يوم القيامة للحساب والجزاء، يوم تتصدع الأرض عن الموتى المقبورين بها، فيخرجون مسرعين إلى الداعي، ذلك الجمع في موقف الحساب علينا سهل يسير.
Şüphesiz mahlukatı dünyada biz diriltir ve biz öldürürüz. Kıyamet günü hesap ve ceza için dönüşleri de yalnız bizedir. O gün yer, içindeki gömülü ölülerin üzerinden yarılır da davetçiye doğru koşarak çıkarlar. Bu toplanma, hesap yerinde bizim için pek kolay ve zahmetsizdir.
4373. Metin
نحن أعلم بما يقول هؤلاء المشركون مِن افتراء على الله وتكذيب بآياته، وما أنت -أيها الرسول- عليهم بمسلَّط; لتجبرهم على الإسلام، وإنما بُعِثْتَ مبلِّغًا، فذكِّر بالقرآن من يخشى وعيدي; لأن مَن لا يخاف الوعيد لا يذَّكر.
Bu müşriklerin Allah'a yönelik iftiraları ve O'nun ayetlerini yalanlamaları hususunda söylediklerini en iyi biz biliriz. [Ey Resul!] Sen onları İslam'a zorlayacak bir zorba değilsin; sen ancak bir tebliğci olarak gönderildin. Öyleyse benim tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver; çünkü tehditten korkmayan kimse öğüt almaz.