Zâriyât

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

4374. Metin

أقسم الله تعالى بالرياح المثيرات للتراب، فالسحب الحاملات ثقلا عظيمًا من الماء، فالسفن التي تجري في البحار جريًا ذا يسر وسهولة، فالملائكة التي تُقَسِّم أمر الله في خلقه. إن الذي توعدون به -أيها الناس- من البعث والحساب لكائن حق يقين، وإن الحساب والثواب على الأعمال لكائن لا محالة.

Allah Teâlâ tozu savuran rüzgârlara, ağır bir su yükü taşıyan bulutlara, denizlerde kolayca ve rahatça akıp giden gemilere ve Allah'ın emrini mahlukatı arasında paylaştıran meleklere yemin etti ki: Ey insanlar! Tehdit edildiğiniz yeniden diriliş ve hesap kesin bir gerçektir ve amellerin hesabı ve karşılığı mutlaka gerçekleşecektir.

4375. Metin

وأقسم الله تعالى بالسماء ذات الخَلْق الحسن، إنكم -أيها المكذبون- لفي قول مضطرب في هذا القرآن، وفي الرسول ﷺ. يُصرف عن القرآن والرسول ﷺ مَن صُرف عن الإيمان بهما؛ لإعراضه عن أدلة الله وبراهينه اليقينية فلم يوفَّق إلى الخير.

Allah Teâlâ güzel yaratılışa sahip göğe yemin etti ki: Ey yalanlayanlar! Siz şüphesiz bu Kur'an ve Resul sallallâhu aleyhi ve sellem hakkında çelişkili bir söz içindesiniz. Allah'ın kesin delil ve bürhanlarından yüz çevirdiği için hayra muvaffak kılınmayıp Kur'an'a ve Resul'e sallallâhu aleyhi ve sellem iman etmekten çevrilen kimse bunlardan çevrilir.

4376. Metin

لُعِن الكذابون الظانون غير الحق، الذين هم في لُجَّة من الكفر والضلالة غافلون متمادون.

Gerçek dışı zanlarda bulunan o yalancılar lânetlenmiştir; onlar küfür ve sapıklık girdabında gaflet içinde [bâtılda] ısrar edenlerdir.

4377. Metin

يسأل هؤلاء الكذابون سؤال استبعاد وتكذيب: متى يوم الحساب والجزاء؟

Bu yalancılar uzak görme ve yalanlama kastıyla sorarlar: "Hesap ve ceza günü ne zaman?"

4378. Metin

يوم الجزاء، يوم يُعذَّبون بالإحراق بالنار، ويقال لهم: ذوقوا عذابكم الذي كنتم به تستعجلون في الدنيا.

[O gün] ceza günüdür; ateşte yakılarak azap edilecekleri ve kendilerine: "Dünyada aceleyle istediğiniz azabınızı tadın!" denileceği gündür.

4379. Metin

إن الذين اتقوا الله في جنات عظيمة، وعيون ماء جارية، أعطاهم الله جميع مُناهم من أصناف النعيم، فأخذوا ذلك راضين به، فَرِحة به نفوسهم، إنهم كانوا قبل ذلك النعيم محسنين في الدنيا بأعمالهم الصالحة.

Şüphesiz Allah'tan sakınanlar ulu cennetlerde ve akan pınarlardadırlar. Allah onlara nimet çeşitlerinden bütün arzuladıklarını vermiştir; onlar da bundan razı ve gönülleri sevinçli olarak onu almışlardır. Doğrusu onlar, bu nimetten önce dünyada salih amelleriyle iyilik eden (muhsin) kimselerdi.

4380. Metin

كان هؤلاء المحسنون قليلا من الليل ما ينامون، يُصَلُّون لربهم قانتين له، وفي أواخر الليل قبيل الفجر يستغفرون الله من ذنوبهم.

Bu muhsinler geceleri pek az uyurlar, Rablerine boyun eğerek namaz kılarlar ve gecenin sonlarında, fecirden hemen önce günahları için Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.

4381. Metin

وفي أموالهم حق واجب ومستحب للمحتاجين الذين يسألون الناس، والذين لا يسألونهم حياء.

Onların mallarında, insanlardan isteyen ve utandığından dolayı istemeyen ihtiyaç sahipleri için vacip ve müstehap bir hak vardı.

4382. Metin

وفي الأرض عبر ودلائل واضحة على قدرة خالقها لأهل اليقين بأن الله هو الإله الحق وحده لا شريك له، والمصدِّقين لرسوله ﷺ.

Yeryüzünde, Allah'ın tek ve ortaksız hak ilah olduğuna kesin bir şekilde inanan ve O'nun Resulü'nü sallallâhu aleyhi ve sellem tasdik eden yakin ehli için yaratıcısının kudretine dair apaçık ibretler ve deliller vardır.

4383. Metin

وفي خلق أنفسكم دلائل على قدرة الله تعالى، وعبر تدلكم على وحدانية خالقكم، وأنه لا إله لكم يستحق العبادة سواه، أغَفَلتم عنها، فلا تبصرون ذلك، فتعتبرون به؟

Kendi yaratılışınızda da Allah Teâlâ'nın kudretine dair deliller ve Yaratıcınızın birliğine, O'ndan başka ibadete layık hiçbir ilahınızın olmadığına sizi yönlendiren ibretler vardır. Bunlardan gafil olup görmüyor musunuz ki ibret alasınız?

4384. Metin

وفي السماء رزقكم وما توعدون من الخير والشر والثواب والعقاب، وغير ذلك كله مكتوب مقدَّر.

Gökte ise rızkınız ve size vadedilen hayır, şer, mükâfat ve ceza bulunmaktadır; bunların hepsi yazılmış ve takdir edilmiştir.

4385. Metin

أقسم الله تعالى بنفسه الكريمة أنَّ ما وعدكم به حق، فلا تَشُكُّوا فيه كما لا تَشُكُّون في نطقكم.

Allah Teâlâ yüce zatına yemin etti ki, size vadedilen şey gerçektir; tıpkı konuşmanızdan şüphe etmediğiniz gibi ondan da şüphe etmeyin.

4386. Metin

هل أتاك -أيها الرسول- حديث ضيف إبراهيم الذين أكرمهم -وكانوا من الملائكة الكرام- حين دخلوا عليه في بيته، فحيَّوه قائلين له: سلامًا، فردَّ عليهم التحية قائلا سلام عليكم، أنتم قوم غرباء لا نعرفكم.

[Ey Resul!] İbrahim'in ağırladığı şerefli misafirlerinin -ki onlar şerefli meleklerdi- haberi sana geldi mi? Hani onlar evinde onun yanına girmişler ve ona "Selâm" diyerek selâm vermişlerdi. O da onların selâmına karşılık vererek şöyle demişti: "Selâm size! Siz tanımadığımız yabancı bir topluluksunuz."

4387. Metin

فعَدَلَ ومال خفية إلى أهله، فعمد إلى عجل سمين فذبحه، وشواه بالنار، ثم وضعه أمامهم، وتلَّطف في دعوتهم إلى الطعام قائلا ألا تأكلون؟ فلما رآهم لا يأكلون أحسَّ في نفسه خوفًا منهم، قالوا له: لا تَخَفْ إنا رسل الله، وبشروه بأن زوجته «سَارَةَ» ستلد له ولدًا، سيكون من أهل العلم بالله وبدينه، وهو إسحاق ﵇.

Bunun üzerine gizlice ailesinin yanına yönelip gitti; semiz bir buzağıya yönelip onu kesti ve ateşte kızarttı. Sonra onu önlerine koydu ve "Yemez misiniz?" diyerek onları nezaketle yemeğe davet etti. Onların yemediğini görünce içinde onlardan dolayı bir korku hissetti. Onlar da kendisine: "Korkma, biz şüphesiz Allah'ın elçileriyiz" dediler ve hanımı Sâre'nin ona Allah'ı ve dinini bilen kimselerden olacak bir erkek çocuk doğuracağını müjdelediler; o çocuk İshak aleyhisselâm idi.

4388. Metin

فلما سمعت زوجة إبراهيم مقالة هؤلاء الملائكة بالبشارة أقبلت نحوهم في صيحة، فلطمت وجهها تعجبًا من هذا الأمر، وقالت: كيف ألد وأنا عجوز عقيم لا ألد؟ قالت لها ملائكة الله: هكذا قال ربك كما أخبرناك، وهو القادر على ذلك، فلا عجب من قدرته. إنه ﷾ هو الحكيم الذي يضع الأشياء مواضعها، العليم بمصالح عباده.

İbrahim'in hanımı meleklerin bu müjdesini işitince bir çığlık atarak onlara doğru geldi ve bu duruma şaşırarak yüzüne vurdu ve: "Ben doğurmayan kısır bir yaşlı kadınken nasıl doğururum?" dedi. Allah'ın melekleri ona: "Sana haber verdiğimiz gibi Rabbin böyle buyurdu; O buna kâdirdir, O'nun kudretine şaşılmaz. Şüphesiz O azze ve celle her şeyi yerli yerine koyan Hakîm'dir, kullarının maslahatlarını hakkıyla bilen Alîm'dir" dediler.

4389. Metin

قال إبراهيم ﵇، لملائكة الله: ما شأنكم وفيم أُرسلتم؟ قالوا: إن الله أرسلنا إلى قوم قد أجرموا لكفرهم بالله; لنهلكهم بحجارة من طين متحجِّر، معلَّمة عند ربك لهؤلاء المتجاوزين الحدَّ في الفجور والعصيان.

İbrahim aleyhisselâm Allah'ın meleklerine: "İşiniz nedir ve ne için gönderildiniz?" dedi. Onlar dediler ki: "Şüphesiz Allah bizi, Allah'ı inkâr ettikleri için günaha batmış bir kavme gönderdi; fısk ve isyanda haddi aşan bu kimseler için Rabbinin katında işaretlenmiş, taşlaşmış çamurdan taşlarla onları helak edelim diye."

4390. Metin

فأخرجنا مَن كان في قرية قوم لوط من أهل الإيمان.

Böylece Lût kavminin memleketinde bulunan müminleri oradan çıkardık.

4391. Metin

فما وجدنا في تلك القرية غير بيت من المسلمين، وهو بيت لوط ﵇.

O memlekette müslümanlardan bir ev dışında [başka bir ev] bulamadık; o da Lût aleyhisselâm'ın eviydi.

4392. Metin

وتركنا في القرية المذكورة أثرًا من العذاب باقيًا علامة على قدرة الله تعالى وانتقامه من الكفرة، وذلك عبرة لمن يخافون عذاب الله المؤلم الموجع.

Allah Teâlâ'nın kudretine ve kâfirlerden intikam alışına bir delil olmak üzere anılan o memlekette azaptan geriye kalan bir iz bıraktık; bu, Allah'ın acı verici ve elem dolu azabından korkanlar için bir ibrettir.

4393. Metin

وفي إرسالنا موسى إلى فرعون وملئه بالآيات والمعجزات الظاهرة آية للذين يخافون العذاب الأليم. فأعْرَضَ فرعون مغترًّا بقوته وجانبه، وقال عن موسى: إنه ساحر أو مجنون.

Mûsâ'yı apaçık ayetler ve mucizelerle Firavun ve ileri gelenlerine göndermemizde de elem verici azaptan korkanlar için bir ibret vardır. Firavun ise gücüne ve taraftarlarına aldanarak yüz çevirdi ve Mûsâ hakkında: "O bir büyücüdür veya delidir" dedi.

4394. Metin

فأخذنا فرعون وجنوده، فطرحناهم في البحر، وهو آتٍ ما يلام عليه; بسبب كفره وجحوده وفجوره.

Bunun üzerine Firavun'u ve askerlerini yakalayıp onları denize attık. O ise inkârı, nankörlüğü ve fıskı sebebiyle kınanmayı hak edecek işler yapıyordu.

4395. Metin

وفي شأن عاد وإهلاكهم آيات وعبر لمن تأمل، إذ أرسلنا عليهم الريح التي لا بركة فيها ولا تأتي بخير، ما تَدَعُ شيئًا مرَّت عليه إلا صيَّرته كالشيء البالي.

Âd kavminin durumunda ve onların helak edilişinde de düşünen kimse için ayetler ve ibretler vardır. Hani onların üzerine hiçbir bereketi olmayan ve hayır getirmeyen o rüzgârı göndermiştik; üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu çürümüş bir şey gibi yapıyordu.

4396. Metin

وفي شأن ثمود وإهلاكهم آيات وعبر، إذ قيل لهم -والقائل نبيهم صالح ﵇: تمتعوا في داركم ثلاثة أيام حتى تنتهي آجالكم. فعصوا أمر ربهم، فأخذتهم صاعقة العذاب، وهم ينظرون إلى عقوبتهم بأعينهم.

Semûd kavminin durumunda ve helak edilişlerinde de ayetler ve ibretler vardır. Hani kendilerine -ki söyleyen peygamberleri Sâlih aleyhisselâm idi-: "Ecelleriniz sona erene kadar yurdunuzda üç gün daha faydalanın" denilmişti. Onlar ise Rablerinin emrine karşı geldiler; bunun üzerine gözleriyle cezalarına bakıp dururlarken onları azap yıldırımı yakalayıverdi.

4397. Metin

فما أمكنهم الهرب ولا النهوض مما هم فيه من العذاب، وما كانوا منتصرين لأنفسهم.

Artık ne kaçabildiler ne de içinde bulundukları azaptan doğrulabildiler; kendilerini kurtaracak güçte de değillerdi.

4398. Metin

وأهلكنا قوم نوح من قبل هؤلاء، إنهم كانوا قومًا مخالفين لأمر الله، خارجين عن طاعته.

Bunlardan önce Nûh kavmini de helak ettik; şüphesiz onlar Allah'ın emrine muhalefet eden, O'na itaatten çıkmış bir kavimdi.

4399. Metin

والسماء خلقناها وأتقناها، وجعلناها سَقْفًا للأرض بقوة وقدرة عظيمة، وإنا لموسعون لأرجائها وأنحائها.

Göğü ise büyük bir güç ve kudretle yaratıp sağlam kıldık ve onu yeryüzüne bir tavan yaptık; şüphesiz biz onun ufuklarını ve genişliğini genişleticileriz.

4400. Metin

والأرض جعناها فراشًا للخلق للاستقرار عليها، فنعم الماهدون نحن.

Yeryüzünü de mahlukatın üzerinde yerleşmesi için bir döşek kıldık; ne güzel döşeyicileriz biz!

4401. Metin

ومن كل شيء من أجناس الموجودات خلقنا نوعين مختلفين; لكي تتذكروا قدرة الله، وتعتبروا.

Varlık cinslerinden olan her şeyden, Allah'ın kudretini hatırlayıp ibret alasınız diye iki farklı çift yarattık.

4402. Metin

ففروا -أيها الناس- من عقاب الله إلى رحمته بالإيمان به وبرسوله، واتباع أمره والعمل بطاعته، إني لكم نذير بيِّن الإنذار. وكان رسول الله ﷺ إذا حزبه أمر، فزع إلى الصلاة، وهذا فرار إلى الله.

Ey insanlar! Allah'a ve Resulü'ne iman ederek, O'nun emrine uyup itaatinde amel ederek Allah'ın azabından rahmetine koşun (kaçın)! Şüphesiz ben size O'ndan apaçık bir uyarıcıyım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de kendisini üzen veya zorlayan bir işle karşılaştığında namaza sığınırdı; bu da Allah'a koşmaktır (kaçmaktır).

4403. Metin

ولا تجعلوا مع الله معبودًا آخر، إني لكم من الله نذير بيِّن الإنذار.

Allah ile beraber başka bir ilah edinmeyin; şüphesiz ben size O'nun katından apaçık bir uyarıcıyım.

4404. Metin

كما كذبت قريش نبيَّها محمدًا ﷺ، وقالوا: هو شاعر أو ساحر أو مجنون، فعلت الأمم المكذبة رسلها من قبل قريش، فأحلَّ الله بهم نقمته.

Kureyş'in peygamberleri Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem yalanlayıp: "O bir şair veya büyücü yahut delidir" dedikleri gibi Kureyş'ten önceki peygamberlerini yalanlayan ümmetler de öyle yapmışlardı; bu sebeple Allah onların üzerine cezasını indirmişti.

4405. Metin

أتواصى الأولون والآخرون بالتكذيب بالرسول حين قالوا ذلك جميعًا؟ بل هم قوم طغاة تشابهت قلوبهم وأعمالهم بالكفر والطغيان، فقال متأخروهم ذلك، كما قاله متقدموهم.

Hepsi birden bunu söylediklerinde öncekilerle sonrakiler Resul'ü yalanlama konusunda birbirlerine tavsiyede mi bulundular? Hayır, aksine onlar kalpleri ve amelleri küfür ve azgınlıkta birbirine benzeyen azgın bir kavimdir; bu yüzden sonrakiler de öncekilerin söylediği gibi söylemişlerdir.

4406. Metin

فأعرضْ -أيها الرسول- عن المشركين حتى يأتيك فيهم أمر الله، فما أنت بملوم من أحد، فقد بلَّغت ما أُرسلت به.

[Ey Resul!] Onlar hakkında sana Allah'ın emri gelinceye kadar müşriklerden yüz çevir; sen kimseden dolayı kınanacak değilsin, çünkü sana gönderilen [mesajı] tebliğ ettin.

4407. Metin

ومع إعراضك -أيها الرسول- عنهم، وعدم الالتفات إلى تخذيلهم، داوم على الدعوة إلى الله، وعلى وعظ من أُرسلتَ إليهم; فإن التذكير والموعظة ينتفع بهما أهل القلوب المؤمنة، وفيهما إقامة الحجة على المعرضين.

[Ey Resul!] Onlardan yüz çevirmenle ve seni yalnız/yüzüstü bırakmalarına aldırmamanla birlikte, Allah'a davete ve kendilerine gönderildiğin kimselere öğüt vermeye devam et. Çünkü hatırlatmak ve öğüt vermek mümin kalpli kimselere fayda verir ve yüz çevirenlere karşı da hüccetin ikame edilmesini sağlar.

4408. Metin

وما خلقت الجن والإنس وبعثت جميع الرسل إلا لغاية سامية، هي عبادتي وحدي دون مَن سواي.

Ben cinleri ve insanları yaratmadım ve bütün peygamberleri göndermedim, ancak yüce bir gaye için gönderdim; o da benden başkasına değil, yalnızca bana ibadet etmeleridir.

4409. Metin

ما أريد منهم من رزق وما أريد أن يطعمون، فأنا الرزاق المعطي. فهو سبحانه غير محتاج إلى الخلق، بل هم الفقراء إليه في جميع أحوالهم، فهو خالقهم ورازقهم والغني عنهم.

Ben onlardan ne bir rızık istiyorum ne de beni doyurmalarını istiyorum; çünkü Rezzâk (rızkı veren) ve ihsan eden ancak benim. O Sübhânehu mahlukata muhtaç değildir; bilakis onlar her hallerinde O'na muhtaçtırlar. O, onların yaratıcısı, rızık vereni ve onlardan müstağni olandır.

4410. Metin

إن الله وحده هو الرزاق لخلقه، المتكفل بأقواتهم، ذو القوة المتين، لا يُقْهَر ولا يغالَب، فله القدرة والقوة كلها.

Şüphesiz mahlukatının rızkını veren, onların azıklarını üstlenen, sarsılmaz güç sahibi olan yalnızca Allah'tır. O mağlup edilemez ve O'na üstün gelinemez; bütün kudret ve güç O'nundur.

4411. Metin

فإن للذين ظلموا بتكذيبهم الرسول محمدًا ﷺ نصيبًا من عذاب الله نازلا بهم مثل نصيب أصحابهم الذين مضَوْا من قبلهم، فلا يستعجلون بالعذاب، فهو آتيهم لا محالة.

Resul Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem yalanlayarak zulmedenlere, kendilerinden önce gelip geçmiş yandaşlarının payı gibi Allah'ın üzerlerine inecek azabından bir pay vardır; artık azabı acele istemesinler, çünkü o kendilerine mutlaka gelecektir.

4412. Metin

فهلاك وشقاء للذين كفروا بالله ورسوله من يومهم الذي يوعدون فيه بنزول العذاب بهم، وهو يوم القيامة.

Allah'ı ve Resulü'nü inkâr edenlere, üzerlerine azabın ineceği vadedilen günlerinden -ki o kıyamet günüdür- dolayı helak ve bedbahtlık olsun!