Tûr

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

4413. Metin

أقسم الله بالطور، وهو الجبل الذي كلَّم الله ﷾ موسى عليه، وبكتاب مكتوب، وهو القرآن في صحف منشورة، وبالبيت المعمور في السماء بالملائكة الكرام الذين يطوفون به دائمًا، وبالسقف المرفوع وهو السماء الدنيا، وبالبحر المسجور المملوء بالمياه.

Allah; Tûr'a -ki o, Allah celle celâluhu'nun üzerinde Mûsâ ile konuştuğu dağdır-, yazılmış bir kitaba -ki o, yayılmış sahifelerdeki Kur'an'dır-, gökte bulunan ve şerefli meleklerin kendisini sürekli tavaf ettiği Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana -ki o, dünya semasıdır- ve sularla doldurulmuş denize yemin etti.

4414. Metin

إن عذاب ربك -أيها الرسول- بالكفار لَواقع، ليس له مِن مانع يمنعه حين وقوعه، يوم تتحرك السماء فيختلُّ نظامها وتضطرب أجزاؤها، وذلك عند نهاية الحياة الدنيا، وتزول الجبال عن أماكنها، وتسير كسير السحاب.

[Ey Elçi!] Şüphesiz Rabbinin kâfirlere yönelik azabı mutlaka gerçekleşecektir. O gerçekleştiği vakit onu savacak hiçbir engelleyici yoktur. O gün gökyüzü çalkalanır, düzeni bozulur ve parçaları sarsılır; bu da dünya hayatının sonunda olur. Dağlar yerlerinden kopup gider ve bulutların yürümesi gibi yürür.

4415. Metin

فهلاك في هذا اليوم واقع بالمكذبين الذين هم في خوض بالباطل يلعبون به، ويتخذون دينهم هزوًا ولعبًا.

O gün, bâtıla dalarak onunla eğlenen ve dinlerini alay ve eğlence edinen yalanlayıcılar için helak vardır.

4416. Metin

يوم يُدْفَع هؤلاء المكذبون دفعًا بعنف ومَهانة إلى نار جهنم، ويقال توبيخًا لهم: هذه هي النار التي كنتم بها تكذِّبون.

O gün bu yalanlayıcılar şiddetle ve aşağılanarak cehennem ateşine itilirler ve kendilerini kınamak amacıyla: “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!” denilir.

4417. Metin

أفسحر ما تشاهدونه من العذاب أم أنتم لا تنظرون؟ ذوقوا حرَّ هذه النار، فاصبروا على ألمها وشدتها، أو لا تصبروا على ذلك، فلن يُخَفَّف عنكم العذاب، ولن تخرجوا منها، سواء عليكم صبرتم أم لم تصبروا، إنما تُجزون ما كنتم تعملون في الدنيا.

Gördüğünüz bu azap bir büyü müdür, yoksa siz görmüyor musunuz? Bu ateşin sıcaklığını tadın! İster acısına ve şiddetine sabredin, ister sabretmeyin; azap sizden asla hafifletilmeyecek ve oradan asla çıkarılmayacaksınız. Sabretseniz de sabretmeseniz de sizin için birdir. Siz ancak dünyada yapmış olduğunuz amellerin karşılığını görmektesiniz.

4418. Metin

إن المتقين في جنات ونعيم عظيم، يتفكهون بما آتاهم الله من النعيم من أصناف الملاذِّ المختلفة، ونجَّاهم الله من عذاب النار.

Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve büyük bir nimet içindedirler. Allah'ın kendilerine verdiği çeşitli lezzetlerden oluşan nimetlerle sefa sürerler. Allah onları cehennem azabından da korumuştur.

4419. Metin

كلوا طعامًا هنيئًا، واشربوا شرابًا سائغًا؛ جزاء بما عملتم من أعمال صالحة في الدنيا. وهم متكئون على سرر متقابلة، وزوَّجناهم بنساء بيض واسعات العيون حسانهنَّ.

Dünyada yapmış olduğunuz salih amellerin karşılığı olarak afiyetle yiyin, kolaylıkla ve zevkle için! Onlar karşılıklı tahtlar üzerine yaslanmışlardır ve biz onları beyaz tenli, iri ve güzel gözlü kadınlarla evlendirmişizdir.

4420. Metin

والذين آمنوا واتبعتهم ذريتهم في الإيمان، وألحقنا بهم ذريتهم في منزلتهم في الجنة، وإن لم يبلغوا عمل آبائهم; لتَقَرَّ أعين الآباء بالأبناء عندهم في منازلهم، فيُجْمَع بينهم على أحسن الأحوال، وما نقصناهم شيئًا من ثواب أعمالهم. كل إنسان مرهون بعمله، لا يحمل ذنب غيره من الناس.

İman edenler ve soyları da imanda kendilerine tabi olanlar var ya; babalarının derecelerine ulaşamamış olsalar bile, babaların gözleri evlatlarıyla makamlarında aydın olsun ve araları en güzel şekilde birleştirilsin diye soylarını cennetteki derecelerinde onlara kattık. Onların amellerinin mükâfatından hiçbir şeyi de eksiltmedik. Her insan kendi kazandığı ameline karşılık bir rehindir; hiç kimse başkasının günahını yüklenmez.

4421. Metin

وزدناهم على ما ذُكر من النعيم فواكه ولحومًا مما يستطاب ويُشتهى، ومن هذا النعيم أنهم يتعاطَوْن في الجنة كأسًا من الخمر، يناول أحدهم صاحبه؛ ليتم بذلك سرورهم، وهذا الشراب مخالف لخمر الدنيا، فلا يزول به عقل صاحبه، ولا يحصل بسببه لغو، ولا كلام فيه إثم أو معصية.

Zikredilen bu nimetlere ek olarak onlara canlarının çekeceği ve arzulayacakları meyveler ve etler verdik. Bu nimetlerden biri de cennette aralarında şarap kadehi teati etmeleridir; sevinçleri tam olsun diye biri diğerine kadeh sunar. Bu içecek dünya şarabından farklıdır; ne içenin aklını giderir, ne onun yüzünden boş bir söz meydana gelir, ne de içinde günah ve isyan olan bir konuşma geçer.

4422. Metin

ويطوف عليهم غلمان مُعَدُّون لخدمتهم، كأنهم في الصفاء والبياض والتناسق لؤلؤ مصون في أصدافه.

Onların etrafında, kendilerine hizmet için hazırlanmış, berraklık, beyazlık ve intizam bakımından sanki sedefleri içinde saklanmış inciler gibi olan hizmetçiler dolaşır.

4423. Metin

وأقبل أهل الجنة، يسأل بعضهم بعضًا عن عظيم ما هم فيه وسببه، قالوا: إنا كنا قبل في الدنيا -ونحن بين أهلينا- خائفين ربنا، مشفقين من عذابه وعقابه يوم القيامة. فمنَّ الله علينا بالهداية والتوفيق، ووقانا عذاب سموم جهنم، وهو نارها وحرارتها. إنا كنا من قبلُ نضرع إليه وحده لا نشرك معه غيره أن يقينا عذاب السَّموم ويوصلنا إلى النعيم، فاستجاب لنا وأعطانا سؤالنا، إنه هو البَرُّ الرحيم. فمن بِره ورحمته إيانا أنالنا رضاه والجنة، ووقانا مِن سخطه والنار.

Cennet ehli birbirlerine yönelip içinde bulundukları bu büyük nimetleri ve bunun sebebini sorarlar. Şöyle derler: “Biz daha önce dünyada -ailemizin arasındayken- Rabbimizden korkar, kıyamet gününde O'nun azabından ve cezasından endişe ederdik. Allah bize hidayet ve muvaffakiyet lütfetti; bizi cehennemin semûm azabından, yani onun ateşinden ve kavurucu sıcağından korudu. Şüphesiz biz daha önce, bizi semûm azabından korusun ve nimetlere ulaştırsın diye O'na ortak koşmaksızın yalnızca O'na yalvarırdık. O da duamıza icabet etti ve istediğimizi bize verdi. Şüphesiz O, el-Berr (kullarına çok iyilik eden), er-Rahîm (çok merhametli olan)dır.” Bize olan iyiliği ve rahmeti sebebiyle bizi rızasına ve cennetine eriştirdi, gazabından ve ateşten korudu.

4424. Metin

فذكِّر -أيها الرسول- مَن أُرسلت إليهم بالقرآن، فما أنت بإنعام الله عليك بالنبوة ورجاحة العقل بكاهن يخبر بالغيب دون علم، ولا مجنون لا يعقل ما يقول كما يَدَّعون.

[Ey Elçi!] Kendilerine gönderildiğin kimselere Kur'an ile öğüt ver. Rabbinin sana peygamberlik ve akıl üstünlüğü bahşetmesi sayesinde sen, onların iddia ettiği gibi ne ilimsizce gaybdan haber veren bir kâhinsin ne de ne söylediğini bilmeyen bir mecnunsun.

4425. Metin

أم يقول المشركون لك -أيها الرسول-: هو شاعر ننتظر به نزول الموت؟ قل لهم: انتظروا موتي فإني معكم من المنتظرين بكم العذاب، وسترون لمن تكون العاقبة.

Yoksa o müşrikler senin hakkında [ey Elçi]: “O bir şairdir, onun başına ölüm felaketinin gelmesini bekliyoruz” mu diyorlar? De ki onlara: “Siz benim ölümümü bekleyin; şüphesiz ben de sizinle beraber sizin başınıza gelecek azabı bekleyenlerdenim. Akıbetin kime ait olacağını yakında göreceksiniz.”

4426. Metin

بل أتأمر هؤلاء المكذبين عقولهم بهذا القول المتناقض؟ ذلك أن صفات الكهانة والشعر والجنون لا يمكن اجتماعها في آن واحد، بل هم قوم متجاوزون الحدَّ في الطغيان.

Yoksa bu yalanlayıcılara akılları mı bu çelişkili sözü emrediyor? Çünkü kâhinlik, şairlik ve delilik vasıflarının aynı anda bir kimsede toplanması mümkün değildir. Bilakis onlar azgınlıkta haddi aşmış bir topluluktur.

4427. Metin

بل أيقول هؤلاء المشركون، اختلق محمد القرآن من تلقاء نفسه؟ بل هم لا يؤمنون، فلو آمنوا لم يقولوا ما قالوه.

Yoksa o müşrikler: “Muhammed Kur'an'ı kendiliğinden uydurdu” mu diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar. Şayet iman etselerdi söyledikleri bu sözü söylemezlerdi.

4428. Metin

فليأتوا بكلام مثل القرآن، إن كانوا صادقين -في زعمهم- أن محمدًا اختلقه.

Eğer Muhammed'in onu uydurduğu yönündeki iddialarında doğru sözlü iseler, haydi Kur'an'ın benzeri bir söz getirsinler!

4429. Metin

أخُلِق هؤلاء المشركون من غير خالق لهم وموجد، أم هم الخالقون لأنفسهم؟ وكلا الأمرين باطل ومستحيل. وبهذا يتعيَّن أن الله سبحانه هو الذي خلقهم، وهو وحده الذي لا تنبغي العبادة ولا تصلح إلا له.

Yoksa o müşrikler kendilerini yaratan ve var eden bir yaratıcı olmaksızın mı yaratıldılar, yoksa kendilerini yaratanlar bizzat kendileri midir? Her iki durum da bâtıl ve imkânsızdır. Böylece onları yaratanın sübhân olan Allah olduğu ve kulluğun yalnızca O'na layık olup sadece O'na yapılabileceği kesinleşmiş olur.

4430. Metin

أم خَلَقوا السموات والأرض على هذا الصنع البديع؟ بل هم لا يوقنون بعذاب الله، فهم مشركون.

Yoksa gökleri ve yeri bu eşsiz sanatla onlar mı yarattılar? Hayır, onlar Allah'ın azabına kesin olarak inanmıyorlar, bu yüzden de müşriktirler.

4431. Metin

أم عندهم خزائن ربك يتصرفون فيها، أم هم الجبارون المتسلطون على خلق الله بالقهر والغلبة؟ ليس الأمر كذلك، بل هم العاجزون الضعفاء.

Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır ki onda diledikleri gibi tasarruf etsinler? Yoksa Allah'ın mahlûkatına zorbalık ve baskıyla hükmeden zorbalar onlar mıdır? Durum öyle değildir; bilakis onlar aciz ve güçsüz kimselerdir.

4432. Metin

أم لهم مصعد إلى السماء يستمعون فيه الوحي بأن الذي هم عليه حق؟ فليأت مَن يزعم أنه استمع ذلك بحجة بينة تصدِّق دعواه.

Yoksa onların göğe çıkacakları bir merdivenleri var da üzerinde bulundukları şeyin hak olduğuna dair vahyi orada mı dinliyorlar? Öyleyse bunu dinlediğini iddia eden kimse, davasını doğrulayacak apaçık bir delil getirsin!

4433. Metin

ألِلهِ سبحانه البنات ولكم البنون كما تزعمون افتراء وكذبًا؟

Yoksa iftira ve yalanla iddia ettiğiniz gibi kızlar sübhân olan Allah'a, oğullar da size mi aittir?

4434. Metin

بل أتسأل -أيها الرسول- هؤلاء المشركون أجرًا على تبليغ الرسالة، فهم في جهد ومشقة من التزام غرامة تطلبها منهم؟

[Ey Elçi!] Yoksa sen risaleti tebliğ etmene karşılık bu müşriklerden bir ücret istiyorsun da, onlardan talep ettiğin ağır bir borcun yükü altında zorluk ve meşakkat mi çekiyorlar?

4435. Metin

أم عندهم علم الغيب فهم يكتبونه للناس ويخبرونهم به؟ ليس الأمر كذلك; فإنه لا يعلم الغيب في السموات والأرض إلا الله.

Yoksa gaybın ilmi onların yanındadır da onu insanlara yazıp haber mi veriyorlar? Durum öyle değildir; çünkü göklerde ve yerdeki gaybı ancak Allah bilir.

4436. Metin

بل يريدون برسول الله وبالمؤمنين مكرًا، فالذين كفروا يرجع كيدهم ومكرهم على أنفسهم.

Aksine onlar Allah'ın Resûlü'ne ve müminlere bir tuzak kurmak istiyorlar. Fakat inkâr edenlerin hile ve tuzakları kendi aleyhlerine döner.

4437. Metin

أم لهم معبود يستحق العبادة غير الله؟ تنزَّه وتعالى عما يشركون، فليس له شريك فى الملك، ولا شريك في الوحدانية والعبادة.

Yoksa onların Allah'tan başka ibadete layık bir ilahları mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir ve yücedir. O'nun mülkünde hiçbir ortağı olmadığı gibi, teklik ve ibadette de hiçbir ortağı yoktur.

4438. Metin

وإن ير هؤلاء المشركون قطعًا من السماء ساقطًا عليهم عذابًا لهم لم ينتقلوا عما هم عليه من التكذيب، ولقالوا: هذا سحاب متراكم بعضه فوق بعض.

Bu müşrikler kendilerine azap olarak gökten düşen parçalar görseler bile, üzerinde bulundukları yalanlamadan vazgeçmezler ve mutlaka: “Bu, üst üste yığılmış bir buluttur” derler.

4439. Metin

فدع -أيها الرسول- هؤلاء المشركين حتى يلاقوا يومهم الذي فيه يُهْلكون، وهو يوم القيامة.

[Ey Elçi!] Artık helak edilecekleri günlerine -ki o kıyamet günüdür- kavuşuncaya kadar o müşrikleri kendi hallerine bırak.

4440. Metin

وفي ذلك اليوم لا يَدْفع عنهم كيدهم من عذاب الله شيئًا، ولا ينصرهم ناصر من عذاب الله.

O gün tuzakları onlardan Allah'ın azabından hiçbir şeyi savamaz ve hiçbir yardımcı da onları Allah'ın azabından kurtaramaz.

4441. Metin

وإن لهؤلاء الظلمة عذابًا يلقونه في الدنيا قبل عذاب يوم القيامة من القتل والسبي وعذاب البرزخ وغير ذلك، ولكن أكثرهم لا يعلمون ذلك.

Şüphesiz bu zalimler için kıyamet gününün azabından önce, dünyada karşılaşacakları öldürülme, esir edilme, berzah azabı ve benzeri bir azap daha vardır; fakat onların çoğu bunu bilmezler.

4442. Metin

واصبر -أيها الرسول- لحكم ربك وأمره فيما حَمَّلك من الرسالة، وعلى ما يلحقك من أذى قومك، فإنك بمرأى منا وحفظ واعتناء، وسبِّح بحمد ربك حين تقوم إلى الصلاة، وحين تقوم من نومك، ومن الليل فسبِّح بحمد ربك وعظِّمه، وصلِّ له، وافعل ذلك عند صلاة الصبح وقت إدبار النجوم.

[Ey Elçi!] Rabbinin sana yüklediği risalet hususundaki hükmüne ve emrine, kavminden sana ulaşan eziyetlere sabret. Şüphesiz sen bizim gözetimimiz, korumamız ve inayetimiz altındasın. Namaza kalktığında ve uykudan kalktığında Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında da Rabbini hamd ile tesbih et, O'nu yücelt, O'na namaz kıl; bunu yıldızların batışı vaktinde, sabah namazı vaktinde de yap.

4443. Metin

وفي هذه الآية إثبات لصفة العينين لله تعالى بما يليق به، دون تشبيه بخلقه أو تكييف لذاته، سبحانه وبحمده، كما ثبت ذلك بالسنة، وأجمع عليه سلف الأمة، واللفظ ورد هنا بصيغة الجمع للتعظيم.

Bu ayette, Sünnet ile sabit olduğu ve ümmetin selefinin üzerinde icma ettiği üzere, yaratılmışlara benzetilmeksizin ve zâtına keyfiyet biçilmeksizin, O'na layık olacak şekilde Yüce Allah için iki göz sıfatının ispatı vardır; O sübhândır ve hamd O'nadır. Bu lafız burada tazim için çoğul sığasıyla gelmiştir.