4472. Metin
دنت القيامة، وانفلق القمر فلقتين، حين سأل كفار «مكة» النبي ﷺ أن يريهم آية، فدعا الله، فأراهم تلك الآية.
Mekke kâfirleri Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den kendilerine bir mucize göstermesini istediklerinde kıyamet yaklaştı ve ay ikiye yarıldı; [Peygamber] Allah'a dua etti ve [Allah] onlara bu mucizeyi gösterdi.
4473. Metin
وإن ير المشركون دليلا وبرهانًا على صدق الرسول محمد ﷺ، يُعرضوا عن الإيمان به وتصديقه مكذبين منكرين، ويقولوا بعد ظهور الدليل: هذا سحر باطل ذاهب مضمحل لا دوام له.
Müşrikler, Resul Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in doğruluğuna dair bir delil ve bir kanıt görseler, yalanlayıp inkâr ederek ona iman etmekten ve onu tasdik etmekten yüz çevirirler ve delil ortaya çıktıktan sonra: "Bu, asılsız, geçici, yok olup giden, sürekliliği olmayan bir büyüdür" derler.
4474. Metin
وكذَّبوا النبي ﷺ، واتبعوا ضلالتهم وما دعتهم إليه أهواؤهم من التكذيب، وكلُّ أمر من خير أو شر واقع بأهله يوم القيامة عند ظهور الثواب والعقاب.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'i yalanladılar; sapıklıklarına ve hevalarının kendilerini çağırdığı yalanlamaya uydular. Hayırdan veya şerden her iş, kıyamet gününde mükâfat ve ceza ortaya çıktığında ehline ulaşacaktır.
4475. Metin
ولقد جاء كفار قريش من أنباء الأمم المكذبة برسلها، وما حلَّ بها من العذاب، ما فيه كفاية لردعهم عن كفرهم وضلالهم.
Andolsun ki Kureyş kâfirlerine, elçilerini yalanlayan ümmetlerin haberlerinden ve başlarına gelen azaptan, kendilerini inkârlarından ve sapıklıklarından vazgeçirecek yeterli bilgi gelmiştir.
4476. Metin
هذا القرآن الذي جاءهم حكمة عظيمة بالغة غايتها، فأي شيء تغني النذر عن قوم أعرضوا وكذَّبوا بها؟
Kendilerine gelen bu Kur'an, hedefine ulaşmış büyük bir hikmettir. Fakat yüz çeviren ve [bu uyarıları] yalanlayan bir topluluğa uyarılar ne fayda verir?
4477. Metin
فأعرض -أيها الرسول- عنهم، وانتظر بهم يومًا عظيمًا. يوم يدعو الملك بنفخه في «القرن» إلى أمر فظيع منكر، وهو موقف الحساب.
[Ey Peygamber!] Onlardan yüz çevir ve onlar için büyük bir günü bekle. O gün melek Sûr'a üflemesiyle korkunç ve görülmemiş bir şeye, yani hesap meydanına çağırır.
4478. Metin
ذليلة أبصارهم يخرجون من القبور كأنهم في انتشارهم وسرعة سيرهم للحساب جرادٌ منتشر في الآفاق، مسرعين إلى ما دُعُوا إليه، يقول الكافرون: هذا يوم عسر شديد الهول.
Gözleri zillet içinde, etrafa yayılmaları ve hesap için süratle yürümeleri bakımından sanki ufuklara yayılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. Çağrıldıkları şeye doğru koşarak kâfirler şöyle derler: "Bu, pek zor ve dehşeti şiddetli bir gündür."
4479. Metin
كذَّبت قبل قومك -أيها الرسول- قوم نوح فكذَّبوا عبدنا نوحًا، وقالوا: هو مجنون، وانتهروه متوعدين إياه بأنواع الأذى، إن لم ينته عن دعوته.
[Ey Peygamber!] Senin kavminden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı. Kulumuz Nuh'u yalanlayıp: "O bir delidir" dediler ve eğer davetinden vazgeçmezse onu türlü eziyetlerle tehdit ederek azarlayıp kovdular.
4480. Metin
فدعا نوح ربه أنِّي ضعيف عن مقاومة هؤلاء، فانتصر لي بعقاب من عندك على كفرهم بك.
Bunun üzerine Nuh Rabbine: "Şüphesiz ben bunlara karşı koymaktan acizim; seni inkâr etmelerine karşılık katından bir ceza ile bana yardım et!" diye dua etti.
4481. Metin
فأجبنا دعاءه، ففتحنا أبواب السماء بماء كثير متدفق، وشققنا الأرض عيونًا متفجرة بالماء، فالتقى ماء السماء وماء الأرض على إهلاكهم الذي قدَّره الله لهم؛ جزاء شركهم.
Biz de onun duasına icabet ettik ve göğün kapılarını şarıl şarıl dökülen bol bir su ile açtık. Yeri de su fışkıran kaynaklar hâlinde yardık. Böylece göğün suyu ile yerin suyu, şirk koşmalarının cezası olarak Allah'ın onlar için takdir ettiği helak üzere birleşti.
4482. Metin
وحملنا نوحًا ومَن معه على سفينة ذات ألواح ومسامير شُدَّت بها، تجري بمرأى منا وحفظ، وأغرقنا المكذبين؛ جزاء لهم على كفرهم وانتصارًا لنوح ﵇.
Nuh'u ve beraberindekileri, tahtalardan ve birbirine bağlandığı çivilerden yapılmış bir gemiye bindirdik. O [gemi], gözetimimiz ve korumamız altında akıp gidiyordu. İnkârlarının cezası olarak ve Nuh aleyhisselâm'a yardım etmek amacıyla yalanlayanları suda boğduk.
4483. Metin
وفي هذا دليل على إثبات صفة العينين لله ﷾، كما يليق به.
Bunda, şanına layık olduğu şekilde Allah azze ve celle için iki göz sıfatının ispatına bir delil vardır.
4484. Metin
ولقد أبقينا قصة نوح مع قومه عبرة ودليلا على قدرتنا لمن بعد نوح؛ ليعتبروا ويتعظوا بما حلَّ بهذه الأمة التي كفرت بربها، فهل من متعظ يتعظ؟ فكيف كان عذابي ونذري لمن كفر بي وكذب رسلي، ولم يتعظ بما جاءت به؟ إنه كان عظيمًا مؤلمًا.
Andolsun ki Nuh'un kavmiyle olan kıssasını, Nuh'tan sonrakiler için kudretimize bir ibret ve delil olarak bıraktık; ta ki Rabbini inkâr eden bu ümmetin başına gelenlerden ibret ve öğüt alsınlar. O hâlde öğüt alan var mı? Beni inkâr eden, elçilerimi yalanlayan ve onların getirdiklerinden öğüt almayan kimse için azabım ve uyarılarım nasılmış? Şüphesiz o, pek büyük ve can yakıcı idi.
4485. Metin
ولقد سَهَّلْنا لفظ القرآن للتلاوة والحفظ، ومعانيه للفهم والتدبر، لمن أراد أن يتذكر ويعتبر، فهل من متعظ به؟
Andolsun ki biz, düşünüp ibret almak isteyen kimse için Kur'an'ın lafzını okuma ve ezberleme, manalarını da anlama ve tefekkür etme hususunda kolaylaştırdık. O hâlde ondan öğüt alan var mı?
4486. Metin
وفي هذه الآية وما ناظرها من السورة حث على الاستنكار من تلاوة القرآن وتعلمه وتعليمه.
Bu ayette ve surenin benzer ayetlerinde Kur'an'ın okunmasını, öğrenilmesini ve öğretilmesini [terk etmeyi] yadırgamaya / kınamaya teşvik vardır.
4487. Metin
كذبت عاد هودًا فعاقبناهم، فكيف كان عذابي لهم على كفرهم، ونذري على تكذيب رسولهم، وعدم الإيمان به؟ إنه كان عظيمًا مؤلمًا.
Âd [kavmi] Hûd'u yalanladı, biz de onları cezalandırdık. İnkârlarına karşılık onlara verdiğim azabım ve peygamberlerini yalanlayıp ona inanmamalarına karşılık uyarılarım nasılmış? Şüphesiz o, pek büyük ve can yakıcı idi.
4488. Metin
إنَّا أرسلنا عليهم ريحًا شديدة البرد، في يوم شؤم مستمر عليهم بالعذاب والهلاك، تقتلع الناس من مواضعهم على الأرض فترمي بهم على رؤوسهم، فتدق أعناقهم، ويفصل رؤوسهم عن أجسادهم، فتتركهم كالنخل المنقلع من أصله.
Şüphesiz biz, azap ve helak ile üzerlerinde kesintisiz devam eden uğursuz bir günde, onların üzerine dondurucu şiddetli bir rüzgâr gönderdik. [Bu rüzgâr], insanları yerdeki bulundukları yerlerden söküp başları üzerine fırlatıyor, boyunlarını kırıyor, başlarını gövdelerinden ayırıyor ve onları kökünden sökülmüş hurma kütükleri gibi bırakıyordu.
4489. Metin
فكيف كان عذابي ونذري لمن كفر بي، وكذَّب رسلي ولم يؤمن بهم؟ إنه كان عظيمًا مؤلمًا.
Beni inkâr eden, elçilerimi yalanlayan ve onlara iman etmeyen kimse için azabım ve uyarılarım nasılmış? Şüphesiz o, pek büyük ve can yakıcı idi.
4490. Metin
ولقد سَهَّلنا لفظ القرآن للتلاوة والحفظ، ومعانيه للفهم وللتدبر، لمن أراد أن يتذكر ويعتبر، فهل من متعظ به؟
Andolsun ki biz, düşünüp ibret almak isteyen kimse için Kur'an'ın lafzını okuma ve ezberleme, manalarını da anlama ve tefekkür etme hususunda kolaylaştırdık. O hâlde ondan öğüt alan var mı?
4491. Metin
كذبت ثمود -وهم قوم صالح- بالآيات التي أُنذرِوا بها، فقالوا: أبشرًا منا واحدًا نتبعه نحن الجماعة الكثيرة وهو واحد؟ إنا إذا لفي بُعْدٍ عن الصواب وجنون.
Semûd -ki onlar Salih'in kavmidir- uyarıldıkları ayetleri yalanladılar da şöyle dediler: "Biz kalabalık bir topluluk iken, o ise tek bir kişi iken içimizden tek bir insana mı uyacağız? O takdirde biz muhakkak haktan uzaklaşmış ve bir delilik içine düşmüş oluruz."
4492. Metin
أأُنزل عليه الوحي وخُصَّ بالنبوة مِن بيننا، وهو واحد منا؟ بل هو كثير الكذب والتجبر. سَيَرون عند نزول العذاب بهم في الدنيا ويوم القيامة مَنِ الكذاب المتجبر؟
"Aramızdan bir fert olduğu hâlde vahiy ona mı indirildi ve peygamberlik içimizden yalnızca ona mı tahsis edildi? Bilakis o, çok yalancı ve kibirli biridir." Dünyada ve kıyamet gününde azap başlarına indiğinde, çok yalancı ve kibirli olanın kim olduğunu göreceklerdir!
4493. Metin
إنا مخرجو الناقة التي سألوها من الصخرة؛ اختبارًا لهم، فانتظر -يا صالح- ما يحلُّ بهم من العذاب، واصطبر على دعوتك إياهم وأذاهم لك.
Şüphesiz biz, kendilerini sınamak için istedikleri dişi deveyi kayadan çıkaracağız. Ey Salih! Onların başına gelecek azabı bekle ve onları [hakka] davet etmeye ve sana verdikleri eziyetlere sabret.
4494. Metin
وأخبرهم أن الماء مقسوم بين قومك والناقة: للناقة يوم، ولهم يوم، كل شِرْب يحضره مَن كانت قسمته، ويُحظر على من ليس بقسمة له.
Onlara suyun, kavminle dişi deve arasında paylaştırıldığını haber ver: Bir gün devenin, bir gün de onlarındır. Her su nöbetine, hisse kime aitse o katılır ve hissesi olmayana yasaklanır.
4495. Metin
فنادوا صاحبهم بالحض على عقرها، فتناول الناقة بيده، فنحرها فعاقَبْتُهم، فكيف كان عقابي لهم على كفرهم، وإنذاري لمن عصى رسلي؟ إنه كان عظيماً مؤلماً.
Onu kesmeye teşvik ederek arkadaşlarını çağırdılar; o da deveyi eliyle yakalayıp kesti. Bunun üzerine onları cezalandırdım. İnkârlarına karşılık onlara verdiğim cezam ve elçilerime isyan edenler için uyarım nasılmış? Şüphesiz o, pek büyük ve can yakıcı idi.
4496. Metin
إنا أرسلنا عليهم جبريل، فصاح بهم صيحة واحدة، فبادوا عن آخرهم، فكانوا كالزرع اليابس سريع الانكسار الذي يُجْعل حِظارًا على الإبل والمواشي.
Şüphesiz biz onlara Cebrail'i gönderdik, o da onlara tek bir çığlıkla haykırdı; böylece hepsi helak olup gittiler ve develer ile davarlar için ağıl yapılan, çabucak kırılan kuru ot gibi oldular.
4497. Metin
ولقد سَهَّلْنا لفظ القرآن للتلاوة والحفظ، ومعانيه للفهم والتدبر لمن أراد أن يتذكر ويعتبر، فهل مِن متعظ به؟
Andolsun ki biz, düşünüp ibret almak isteyen kimse için Kur'an'ın lafzını okuma ve ezberleme, manalarını da anlama ve tefekkür etme hususunda kolaylaştırdık. O hâlde ondan öğüt alan var mı?
4498. Metin
كذَّبت قوم لوط بآيات الله التي أنذِروا بها.
Lût kavmi de kendisiyle uyarıldıkları Allah'ın ayetlerini yalanladı.
4499. Metin
إنا أرسلنا عليهم حجارةً إلا آل لوط، نجَّيناهم من العذاب في آخر الليل، نعمة من عندنا عليهم، كما أثبنا لوطًا وآله وأنعمنا عليهم، فأنجيناهم مِن عذابنا، نُثيب مَن آمن بنا وشكرنا.
Şüphesiz biz, Lût'un ailesi müstesna, üzerlerine taş yağdırdık; katımızdan bir lütuf olarak onları gecenin sonunda azaptan kurtardık. Lût'u ve ailesini mükâfatlandırıp onlara nimet verdiğimiz ve azabımızdan kurtardığımız gibi, bize iman edip şükredeni de böyle mükâfatlandırırız.
4500. Metin
ولقد خوَّف لوط قومه بأس الله وعذابه، فلم يسمعوا له، بل شكُّوا في ذلك، وكذَّبوه.
Andolsun ki Lût, kavmini Allah'ın şiddetli baskını ve azabıyla korkuttu; fakat onu dinlemediler, bilakis bundan şüphe edip onu yalanladılar.
4501. Metin
ولقد طلبوا منه أن يفعلوا الفاحشة بضيوفه من الملائكة، فطمسنا أعينهم فلم يُبصروا شيئًا، فقيل لهم: ذوقوا عذابي وإنذاري الذي أنذركم به لوط ﵇.
Andolsun ki meleklerden olan misafirleriyle çirkin işi yapmak için ondan talepte bulundular; biz de onların gözlerini silme kör ettik, hiçbir şey göremez oldular. Onlara: "Lût aleyhisselâm'ın sizi uyardığı azabımı ve uyarımı tadın!" denildi.
4502. Metin
ولقد جاءهم وقت الصباح عذاب دائم استقر فيهم حتى يُفضي بهم إلى عذاب الآخرة، وذلك العذاب هو رجمهم بالحجارة وقلب قُراهم وجعل أعلاها أسفلها، فقيل لهم: ذوقوا عذابي الذي أنزلته بكم؛ لكفركم وتكذيبكم، وإنذاري الذي أنذركم به لوط ﵇.
Andolsun ki sabah vaktinde onlara, kendilerini ahiret azabına ulaştırıncaya kadar üzerlerine yerleşen kalıcı bir azap geldi. Bu azap, üzerlerine taş yağdırılması, yurtlarının altının üstüne getirilmesiydi. Onlara şöyle denildi: "İnkârınız ve yalanlamanız sebebiyle başınıza indirdiğim azabımı ve Lût aleyhisselâm'ın sizi uyardığı uyarımı tadın!"
4503. Metin
ولقد سَهَّلْنا لفظ القرآن للتلاوة والحفظ، ومعانيه للفهم والتدبر لمن أراد أن يتذكر، فهل مِن متعظ به؟
Andolsun ki biz, düşünüp öğüt almak isteyen kimse için Kur'an'ın lafzını okuma ve ezberleme, manalarını da anlama ve tefekkür etme hususunda kolaylaştırdık. O hâlde ondan öğüt alan var mı?
4504. Metin
ولقد جاء أتباعَ فرعون وقومَه إنذارُنا بالعقوبة لهم على كفرهم.
Andolsun Firavun'un taraftarlarına ve kavmine de inkârları sebebiyle kendilerine ceza verileceğine dair uyarımız gelmişti.
4505. Metin
كذَّبوا بأدلتنا كلها الدالة على وحدانيتنا ونبوة أنبيائنا، فعاقبناهم بالعذاب عقوبة عزيز لا يغالَب، مقتدر على ما يشاء.
Birliğimize ve peygamberlerimizin peygamberliğine delalet eden bütün delillerimizi yalanladılar. Biz de onları, asla mağlup edilemeyen mutlak galip ve dilediği her şeye gücü yeten bir kudret sahibinin cezalandırmasıyla azap vererek cezalandırdık.
4506. Metin
أكفاركم -يا معشر قريش- خير مِنَ الذين تقدَّم ذكرهم ممن هلكوا بسبب تكذيبهم، أم لكم براءة مِن عقاب الله في الكتب المنزلة على الأنبياء بالسلامة من العقوبة؟
Ey Kureyş topluluğu! Sizin kâfirleriniz, yalanlamaları sebebiyle helak olup daha önce zikredilen kimselerden daha mı hayırlıdır? Yoksa peygamberlere indirilen kitaplarda sizin için Allah'ın azabından kurtulacağınıza dair bir beraat belgesi mi var?
4507. Metin
بل أيقول كفار «مكة» : نحن أولو حزم ورأي وأمرنا مجتمع، فنحن جماعة منتصرة لا يغلبنا من أرادنا بسوء؟
Yoksa Mekke kâfirleri: "Biz azim ve fikir sahibiyiz, işimiz bir aradadır; dolayısıyla biz yardımlaşan, bize kötülük yapmak isteyen kimsenin mağlup edemeyeceği bir topluluğuz" mu diyorlar?
4508. Metin
سيهزم جمع كفار «مكة» أمام المؤمنين، ويولُّون الأدبار، وقد حدث هذا يوم «بدر» .
Mekke kâfirlerinin topluluğu müminlerin karşısında hezimete uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır. Nitekim bu, Bedir günü gerçekleşmiştir.
4509. Metin
والساعة موعدهم الذي يُجازون فيه بما يستحقون، والساعة أعظم وأقسى مما لحقهم من العذاب يوم «بدر» .
Asıl kıyamet vakti, hak ettikleri şeyle cezalandırılacakları randevu vaktidir. Kıyamet vakti ise Bedir gününde başlarına gelen azaptan daha büyük ve daha şiddetlidir.
4510. Metin
إن المجرمين في تيه عن الحق وعناء وعذاب. يوم يُجرُّون في النار على وجوههم، ويقال لهم: ذوقوا شدة عذاب جهنم.
Şüphesiz suçlular haktan sapmışlık, meşakkat ve azap içindedirler. O gün yüzükoyun ateşte sürüklenecekler ve onlara: "Cehennem azabının şiddetini tadın!" denilecektir.
4511. Metin
إنَّا كل شيء خلقناه بمقدار قدرناه وقضيناه، وسبق علمنا به، وكتابتنا له في اللوح المحفوظ.
Şüphesiz biz her şeyi, takdir edip hükme bağladığımız, ilmimizin önceden kuşattığı ve Levh-i Mahfuz'da yazdığımız bir ölçüye göre yarattık.
4512. Metin
وما أمرنا للشيء إذا أردناه إلا أن نقول قولة واحدة وهي «كن» ، فيكون كلمح البصر، لا يتأخر طرفة عين.
Bir şeyi dilediğimiz zaman bizim emrimiz, yalnızca tek bir söz söylemekten, yani "Ol" demekten ibarettir; o da göz açıp kapayıncaya kadar, bir göz kırpması dahi gecikmeksizin hemen oluverir.
4513. Metin
ولقد أهلكنا أشباهكم في الكفر من الأمم الخالية، فهل من متعظ بما حلَّ بهم من النَّكال والعذاب؟
Andolsun ki geçmiş ümmetlerden inkârda sizin benzerlerinizi helak ettik. O hâlde başlarına gelen ibretlik ceza ve azaptan öğüt alan var mı?
4514. Metin
وكل شيء فعله أشباهكم الماضون من خير أو شرٍّ مكتوب في الكتب التي كتبتها الحفظة.
Geçmiş benzerlerinizin yaptığı hayır ve şer her şey, koruyucu meleklerin yazdığı kitaplarda yazılıdır.
4515. Metin
وكل صغير وكبير من أعمالهم مُسَطَّر في صحائفهم، وسيجازون به.
Onların amellerinden küçük ve büyük her şey amel defterlerinde satır satır yazılmıştır ve bununla cezalandırılacaklardır.
4516. Metin
إن المتقين في بساتين عظيمة، وأنهار واسعة يوم القيامة.
Şüphesiz takva sahipleri, kıyamet gününde muazzam bahçelerde ve geniş ırmaklar kenarındadırlar.
4517. Metin
في مجلس حق، لا لغو فيه ولا تأثيم عند الله المَلِك العظيم، الخالق للأشياء كلها، المقتدر على كل شيء ﵎.
Bütün varlıkların yaratıcısı, her şeye gücü yeten yüce hükümdar Allah celle celâluhû'nun katında, içinde boş söz ve günaha sokacak bir şey bulunmayan hak bir meclistedirler.