4577. Metin
إذا قامت القيامة، ليس لقيامها أحد يكذِّب به، هي خافضة لأعداء الله في النار، رافعة لأوليائه في الجنة.
Kıyamet koptuğu zaman, onun gerçekleşmesini yalanlayacak hiç kimse yoktur. O, Allah'ın düşmanlarını cehenneme alçaltıcı, O'nun dostlarını ise cennette yükselticidir.
4578. Metin
إذا حُرِّكت الأرض تحريكًا شديدًا، وفُتِّتت الجبال تفتيتًا دقيقًا، فصارت غبارًا متطايرًا في الجو قد ذَرَتْه الريح.
Yer şiddetle sarsıldığı, dağlar un ufak edilip ufalandığı ve rüzgârın savurduğu, havada uçuşan toz zerreleri hâline geldiği zaman.
4579. Metin
وكنتم -أيها الخلق- أصنافًا ثلاثة:
[Ey mahlûkat!] Sizler üç sınıf olduğunuzda:
4580. Metin
فأصحاب اليمين، أهل المنزلة العالية، ما أعظم مكانتهم!! وأصحاب الشمال، أهل المنزلة الدنيئة، ما أسوأ حالهم!!
Ashâb-ı Yemîn (amel defteri sağından verilenler), yüksek makam sahipleri; onların konumu ne yücedir! Ashâb-ı Şimâl (amel defteri solundan verilenler), aşağılık makam sahipleri; onların hâli ne kötüdür!
4581. Metin
والسابقون إلى الخيرات في الدنيا هم السابقون إلى الدرجات في الآخرة، أولئك هم المقربون عند الله، يُدْخلهم ربهم في جنات النعيم.
Dünyada hayırlara öncülük edenler, ahirette de derecelere öncülük edenlerdir. İşte onlar Allah katında yakınlaştırılmış olanlardır; Rableri onları Naim cennetlerine koyacaktır.
4582. Metin
يدخلها جماعة كثيرة من صدر هذه الأمة، وغيرهم من الأمم الأخرى، وقليل من آخر هذه الأمة على سرر منسوجة بالذهب، متكئين عليها يقابل بعضهم بعضًا.
Oraya bu ümmetin öncülerinden ve diğer ümmetlerden büyük bir topluluk, bu ümmetin sonrakilerinden ise az bir kısmı girer; altınla işlenmiş tahtlar üzerinde, birbirlerine karşı yaslanmış hâldedirler.
4583. Metin
يطوف عليهم لخدمتهم غلمان لا يهرمون ولا يموتون، بأقداح وأباريق وكأس من عين خمر جارية في الجنة، لا تُصَدَّعُ منها رؤوسهم، ولا تذهب بعقولهم.
Onlara hizmet etmek için yaşlanmayan ve ölmeyen hizmetçiler; kadehler, ibrikler ve cennette akan şarap kaynağından doldurulmuş kadehlerle etraflarında dolaşırlar. Ondan ötürü ne başları ağrır ne de akılları gider.
4584. Metin
ويطوف عليهم الغلمان بما يتخيرون من الفواكه، وبلحم طير ممَّا ترغب فيه نفوسهم. ولهم نساء ذوات عيون واسعة، كأمثال اللؤلؤ المصون في أصدافه صفاءً وجمالا؛ جزاء لهم بما كانوا يعملون من الصالحات في الدنيا.
Hizmetçiler etraflarında seçtikleri meyveler ve canlarının çektiği kuş etleriyle dolaşırlar. Berraklık ve güzellikte sedeflerindeki saklı inciler gibi iri gözlü kadınlar da onlar içindir. [Bütün bunlar] dünyada işledikleri salih amellere karşılık bir mükâfattır.
4585. Metin
لا يسمعون في الجنة باطلا ولا ما يتأثمون بسماعه، إلا قولا سالمًا من هذه العيوب، وتسليم بعضهم على بعض.
Cennette ne boş bir söz ne de işitilmesinde günaha girilecek bir şey duyarlar; ancak bu kusurlardan arınmış sözleri ve birbirlerine selam verişlerini işitirler.
4586. Metin
وأصحاب اليمين، ما أعظم مكانتهم وجزاءهم!! هم في سِدْر لا شوك فيه، وموز متراكب بعضه على بعض، وظلٍّ دائم لا يزول، وماء جار لا ينقطع، وفاكهة كثيرة لا تنفَد ولا تنقطع عنهم، ولا يمنعهم منها مانع، وفرشٍ مرفوعة على السرر.
Ashâb-ı Yemîn; onların makamı ve mükâfatı ne büyüktür! Onlar dikensiz sedir ağaçları, meyveleri üst üste dizilmiş muzlar, zeval bulmayan sürekli bir gölge, kesintisiz akan su, tükenmeyen, onlardan eksilmeyen ve kendilerine hiçbir engel konulmayan bol meyveler ve tahtlar üzerine yükseltilmiş döşekler içindedirler.
4587. Metin
إنا أنشأنا نساء أهل الجنة نشأة غير النشأة التي كانت في الدنيا، نشأة كاملة لا تقبل الفناء، فجعلناهن أبكارًا، متحببات إلى أزواجهن، في سنٍّ واحدة، خلقناهن لأصحاب اليمين.
Şüphesiz biz cennet ehline ait kadınları, dünyadakinden farklı, yok olmayı kabul etmeyen kusursuz bir yaratılışla yeniden yarattık; onları bâkireler, eşlerine sevgi dolu ve aynı yaşta kıldık. Onları Ashâb-ı Yemîn için yarattık.
4588. Metin
وهم جماعة كثيرة من الأولين، وجماعة كثيرة من الآخرين.
Onlar, öncekilerden büyük bir topluluk ve sonrakilerden de büyük bir topluluktur.
4589. Metin
وأصحاب الشمال ما أسوأ حالهم جزاءهم!! في ريح حارة من حَرِّ نار جهنم تأخذ بأنفاسهم، وماء حار يغلي، وظلٍّ من دخان شديد السواد، لا بارد المنزل، ولا كريم المنظر.
Ashâb-ı Şimâl; onların hâli ve cezası ne kötüdür! Onlar, cehennem ateşinin hararetinden nefeslerini kesen kavurucu bir rüzgâr, kaynayan kızgın bir su ve ne serin bir konağı ne de hoş bir manzarası olan koyu simsiyah bir duman gölgesi içindedirler.
4590. Metin
إنهم كانوا في الدنيا متنعِّمين بالحرام، معرِضين عما جاءتهم به الرسل.
Şüphesiz onlar, dünyada haramlarla zevk ve sefa içinde yaşıyorlar, elçilerin kendilerine getirdiklerinden yüz çeviriyorlardı.
4591. Metin
وكانوا يقيمون على الكفر بالله والإشراك به ومعصيته، ولا ينوون التوبة من ذلك.
Allah'ı inkâr etmek, O'na ortak koşmak ve O'na isyan etmek üzere ısrar ediyorlar, bundan tövbe etmeyi de düşünmüyorlardı.
4592. Metin
وكانوا يقولون إنكارًا للبعث: أنُبعث إذا متنا وصرنا ترابًا وعظامًا بالية؟ وهذا استبعاد منهم لأمر البعث وتكذيب له.
Dirilişi inkâr ederek şöyle diyorlardı: "Biz ölüp de toprak ve çürümüş kemikler hâline geldikten sonra mı diriltileceğiz?" Bu, onların dirilme hadisesini akıldan uzak görmeleri ve onu yalanlamalarıdır.
4593. Metin
أنُبعث نحن وآبناؤنا الأقدمون الذين صاروا ترابًا، قد تفرَّق في الأرض؟
"Biz ve toprak olup yeryüzünde dağılıp gitmiş olan geçmiş atalarımız mı diriltileceğiz?"
4594. Metin
قل لهم -أيها الرسول-: إن الأولين والآخرين من بني آدم سيُجمَعون في يوم مؤقت بوقت محدد، وهو يوم القيامة.
[Ey Elçi!] Onlara de ki: "Âdemoğullarından öncekiler de sonrakiler de vakti belirlenmiş muayyen bir günde, yani kıyamet gününde mutlaka toplanacaklardır."
4595. Metin
ثم إنكم أيها الضالون عن طريق الهدى المكذبون بوعيد الله ووعده، لآكلون من شجر من زقوم، وهو من أقبح الشجر، فمالئون منها بطونكم ; لشدة الجوع، فشاربون عليه ماء متناهيًا في الحرارة لا يَرْوي ظمأ، فشاربون منه بكثرة، كشرب الإبل العطاش التي لا تَرْوى لداء يصيبها.
Sonra sizler, ey hidayet yolundan sapanlar, Allah'ın vaadini ve tehdidini yalanlayanlar! Ağaçların en çirkini olan zakkum ağacından mutlaka yiyeceksiniz. Şiddetli açlıktan ötürü karınlarınızı onunla dolduracaksınız; ardından onun üzerine, susuzluğu gidermeyen son derece kaynar sudan içeceksiniz. Ondan, yakalandığı bir hastalıktan dolayı suya kanmayan susamış develerin içişi gibi bolca içeceksiniz.
4596. Metin
هذا الذي يلقونه من العذاب هو ما أُعدَّ لهم من الزاد يوم القيامة. وفي هذا توبيخ لهم وتهكُّم بهم.
Çektikleri bu azap, kıyamet gününde onlar için hazırlanan ağırlamadır. Bunda onlar için bir kınama ve bir alay vardır.
4597. Metin
نحن خلقناكم -أيها الناس- ولم تكونوا شيئًا، فهلا تصدِّقون بالبعث.
[Ey insanlar!] Siz hiçbir şey değilken sizi biz yarattık; hâlâ dirilişi tasdik etmeyecek misiniz?
4598. Metin
أفرأيتم النُّطَف التي تقذفونها في أرحام نسائكم، هل أنتم تخلقون ذلك بشرًا أم نحن الخالقون؟
Kadınlarınızın rahimlerine akıttığınız meniyi gördünüz mü? Onu bir insan olarak siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratanlar biz miyiz?
4599. Metin
نحن قَدَّرنا بينكم الموت، وما نحن بعاجزين عن أن نغيِّر خلقكم يوم القيامة، وننشئكم فيما لا تعلمونه من الصفات والأحوال.
Aranızda ölümü biz takdir ettik. Kıyamet gününde yaratılışınızı değiştirmekten ve sizi bilmediğiniz nitelik ve durumlarda yeniden var etmekten de âciz değiliz.
4600. Metin
ولقد علمتم أن الله أنشأكم النشأة الأولى ولم تكونوا شيئًا، فهلا تذكَّرون قدرة الله على إنشائكم مرة أخرى.
Andolsun, siz hiçbir şey değilken Allah'ın sizi ilk defa yarattığını bildiniz; O'nun sizi tekrar yaratmaya gücünün yeteceğini düşünüp ibret almaz mısınız?
4601. Metin
أفرأيتم الحرث الذي تحرثونه هل أنتم تُنبتونه في الأرض؟ بل نحن نُقِرُّ قراره وننبته في الأرض؟ لو نشاء لجعلنا ذلك الزرع هشيمًا، لا يُنتفع به في مطعم، فأصبحتم تتعجبون مما نزل بزرعكم، وتقولون: إنا لخاسرون معذَّبون، بل نحن محرومون من الرزق.
Ektiğiniz tohumu gördünüz mü? Onu toprakta siz mi bitiriyorsunuz, yoksa onu yerleştirip toprakta bitiren biz miyiz? Dileseydik o ekini, yiyecek olarak kendisinden faydalanılamayan kuru bir çöpe çevirirdik de ekininizin başına gelenlere şaşırıp kalırdınız ve şöyle derdiniz: "Şüphesiz biz ziyana uğratıldık, azaba uğratıldık; hatta biz rızıktan mahrum bırakıldık."
4602. Metin
أفرأيتم الماء الذي تشربونه لتحْيَوا به، أأنتم أنزلتموه من السحاب إلى قرار الأرض، أم نحن الذين أنزلناه رحمة بكم؟
Hayatta kalmak için içtiğiniz suyu gördünüz mü? Onu buluttan yerin karar kıldığı yere siz mi indirdiniz, yoksa size bir rahmet olarak onu indiren biz miyiz?
4603. Metin
لو نشاء جعلنا هذا الماء شديد الملوحة، لا يُنتفع به في شرب ولا زرع، فهلا تشكرون ربكم على إنزال الماء العذب لنفعكم.
Dileseydik bu suyu içmede ve ziraatte yararlanılamayan son derece tuzlu bir su yapardık; faydanız için tatlı su indirdiğinden ötürü Rabbinize şükretmez misiniz?
4604. Metin
أفرأيتم النار التي توقدون، أأنتم أوجدتم شجرتها التي تقدح منها النار، أم نحن الموجدون لها؟
Yaktığınız ateşi gördünüz mü? Kendisinden ateş çakılan ağacını siz mi var ettiniz, yoksa onu var edenler biz miyiz?
4605. Metin
نحن جعلنا ناركم التي توقدون تذكيرًا لكم بنار جهنم ومنفعة للمسافرين.
Yaktığınız ateşinizi, size cehennem ateşini hatırlatıcı ve yolcular için bir fayda kıldık.
4606. Metin
فنزِّه -أيها النبي- ربك العظيم كامل الأسماء والصفات، كثير الإحسان والخيرات.
[Ey Peygamber!] İsimleri ve sıfatları kemale ermiş, ihsanı ve hayırları bol olan Yüce Rabbini tenzih et.
4607. Metin
أقسم الله تعالى بمساقط النجوم في مغاربها في السماء، وإنه لَقَسم لو تعلمون قَدَره عظيم.
Allah Teâlâ, yıldızların gökteki batış yerlerine yemin etmiştir. Şüphesiz bu, kadrini bilseniz gerçekten büyük bir yemindir.
4608. Metin
إن هذا القرآن الذي نزل على محمد لقرآن عظيم المنافع، كثير الخير، غزير العلم، في كتاب مَصُون مستور عن أعين الخلق، وهو الكتاب الذي بأيدي الملائكة. لا يَمَسُّ القرآن إلا الملائكة الكرام الذين طهرهم الله من الآفات والذنوب، ولا يَمَسُّه أيضًا إلا المتطهرون من الشرك والجنابة والحدث.
Muhammed'e indirilen bu Kur'an; yararları pek büyük, hayrı bol, ilmi engin, mahlûkatın gözlerinden gizlenip korunmuş bir kitaptadır ki o da meleklerin ellerindeki kitaptır. Kur'an'a ancak Allah'ın kusurlardan ve günahlardan arındırdığı şerefli melekler dokunur; ona şirkten, cünüplükten ve abdestsizlikten temizlenenlerden başkası da dokunamaz.
4609. Metin
وهذا القرآن الكريم منزل من رب العالمين، فهو الحق الذي لا مرية فيه.
Bu yüce Kur'an Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir; o, kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan haktır.
4610. Metin
أفبهذا القرآن أنتم -أيها المشركون- مكذِّبون؟
[Ey müşrikler!] Şimdi siz bu Kur'an'ı mı yalanlıyorsunuz?
4611. Metin
وتجعلون شكركم لنعم الله عليكم أنكم تكذِّبون بها وتكفرون؟
Allah'ın üzerinizdeki nimetlerine şükrünüzü, onu yalanlamak ve nankörlük etmek şeklinde mi yerine getiriyorsunuz?
4612. Metin
وفي هذا إنكار على من يتهاون بأمر القرآن ولا يبالي بدعوته.
Bunda, Kur'an'ın emrini hafife alan ve onun çağrısına aldırış etmeyen kimselere bir kınama vardır.
4613. Metin
فهل تستطيعون إذا بلغت نفس أحدكم الحلقوم عند النزع، وأنتم حضور تنظرون إليه، أن تمسكوا روحه في جسده؟ لن تستطيعوا ذلك، ونحن أقرب إليه منكم بملائكتنا، ولكنكم لا ترونهم.
[Can] çekişme anında birinizin canı boğaza dayandığında ve sizler orada bulunup ona bakıp dururken ruhunu bedeninde tutmaya gücünüz yeter mi? Buna asla güç yetiremezsiniz. Biz ise meleklerimizle ona sizden daha yakınız, fakat siz onları görmezsiniz.
4614. Metin
وهل تستطيعون إن كنتم غير محاسبين ولا مجزيين بأعمالكم أن تعيدوا الروح إلى الجسد، إن كنتم صادقين؟ لن ترجعوها.
Eğer hesaba çekilmeyecek ve amellerinizle cezalandırılmayacaksanız, şayet doğru söyleyenler iseniz o ruhu bedene geri döndürebilir misiniz? Onu asla geri döndüremezsiniz.
4615. Metin
فأما إن كان الميت من السابقين المقربين، فله عند موته الرحمة الواسعة والفرح وما تطيب به نفسه، وله جنة النعيم في الآخرة.
Eğer ölen kişi [hayırlarda] öne geçen yakınlaştırılmış kimselerden ise, ölümü esnasında onun için geniş bir rahmet, sevinç ve gönlünü hoş edecek şeyler vardır; ahirette ise onun için Naim cenneti vardır.
4616. Metin
وأما إن كان الميت من أصحاب اليمين، فيقال له: سلامة لك وأمن; لكونك من أصحاب اليمين.
Eğer ölen kişi Ashâb-ı Yemîn'den ise, ona: "Ashâb-ı Yemîn'den olduğun için sana esenlik ve emniyet olsun" denilir.
4617. Metin
وأما إن كان الميت من المكذبين بالبعث، الضالين عن الهدى، فله ضيافة من شراب جهنم المغلي المتناهي الحرارة، والنار يحرق بها، ويقاسي عذابها الشديد.
Eğer ölen kişi dirilişi yalanlayan, hidayetten sapan kimselerden ise, ona cehennemin son derece sıcak kaynar içeceğinden bir ikram vardır; o ateşte yakılır ve onun şiddetli azabını çeker.
4618. Metin
إن هذا الذي قصصناه عليك -أيها الرسول- لهو حق اليقين الذي لا مرية فيه، فسبِّح باسم ربك العظيم، ونزِّهه عما يقول الظالمون والجاحدون، تعالى الله عما يقولون علوًا كبيرًا.
[Ey Elçi!] Sana anlattığımız bu hususlar, kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan kesin bir gerçeğin (hakka'l-yakîn) ta kendisidir. O hâlde Yüce Rabbinin adını tesbih et; zalimlerin ve inkârcıların söylediklerinden O'nu tenzih et. Allah, onların söylediklerinden son derece yücedir, münezzehtir.