4870. Metin
قل -أيها الرسول-: أوحى الله إليَّ أنَّ جماعة من الجن قد استمعوا لتلاوتي للقرآن، فلما سمعوه قالوا لقومهم: إنا سمعنا قرآنًا بديعًا في بلاغته وفصاحته وحكمه وأحكامه وأخباره، يدعو إلى الحق والهدى، فصدَّقنا بهذا القرآن وعملنا به، ولن نشرك بربنا الذي خلقنا أحدًا في عبادته.
De ki [ey Resul]: "Allah bana vahyetti ki, cinlerden bir topluluk Kur'an okuyuşumu dinlediler. Onu dinlediklerinde kavimlerine dediler ki: 'Şüphesiz biz; belağatinde, fesahatinde, hikmetinde, hükümlerinde ve haberlerinde eşsiz, hakka ve doğru yola ileten harika bir Kur'an dinledik. Bu Kur'an'ı tasdik ettik ve onunla amel ettik. Bizi yaratan Rabbimize kullukta asla hiç kimseyi ortak koşmayacağız.'"
4871. Metin
وأنه تعالَتْ عظمة ربنا وجلاله، ما اتخذ زوجة ولا ولدًا.
Ve [şüphesiz] Rabbimizin azameti ve celali yücedir; O, ne bir eş ne de bir çocuk edinmiştir.
4872. Metin
وأن سفيهنا -وهو إبليس- كان يقول على الله تعالى قولا بعيدًا عن الحق والصواب، مِن دعوى الصاحبة والولد.
Ve şüphesiz bizim sefihimiz olan İblis, Allah Teâlâ hakkında eş ve çocuk iddiasında bulunarak haktan ve doğrudan uzak sözler söylüyordu.
4873. Metin
وأنَّا حَسِبْنا أن أحدًا لن يكذب على الله تعالى، لا من الإنس ولا من الجن في نسبة الصاحبة والولد إليه.
Ve biz, ne insanların ne de cinlerin O'na eş ve çocuk isnat ederek Allah Teâlâ hakkında asla yalan söylemeyeceğini sanmıştık.
4874. Metin
وأنه كان رجال من الإنس يستجيرون برجال من الجن، فزاد رجالُ الجنِّ الإنسَ باستعاذتهم بهم خوفًا وإرهابًا ورعبًا.
Ve şüphesiz insanlardan bazı erkekler cinlerden bazı erkeklere sığınıyorlardı. Cinlerin erkekleri de insanların kendilerine sığınması sebebiyle onların korku, dehşet ve ürküntülerini artırdılar.
4875. Metin
وهذه الاستعاذة بغير الله، التي نعاها الله على أهل الجاهلية، من الشرك الأكبر، الذي لا يغفره الله إلا بالتوبة النصوح منه. وفي الآية تحذير شديد من اللجوء إلى السحرة والمشعوذين وأشباههم.
Allah'tan başkasına sığınmak -ki Allah bunu Câhiliye ehline kınamıştır- Allah'ın ancak samimi bir tevbe ile bağışlayacağı büyük şirktendir. Bu ayette büyücülere, kâhinlere ve benzerlerine başvurmaktan şiddetli bir sakındırma vardır.
4876. Metin
وأن كفار الإنس حسبوا كما حسبتم -يا معشر الجن- أن الله تعالى لن يبعث أحدًا بعد الموت.
Ve insanların kâfirleri de -ey cin topluluğu- tıpkı sizin sandığınız gibi, Allah Teâlâ'nın ölümden sonra hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.
4877. Metin
وأنَّا -معشر الجن- طلبنا بلوغ السماء؛ لاستماع كلام أهلها، فوجدناها مُلئت بالملائكة الكثيرين الذين يحرسونها، وبالشهب المحرقة التي يُرمى بها مَن يقترب منها.
Ve biz -cin topluluğu-, gök ehlinin sözlerini dinlemek için göğe ulaşmayı istedik; fakat onu, orayı koruyan pek çok melekle ve yaklaşanların üzerine atılan yakıcı alevlerle doldurulmuş bulduk.
4878. Metin
وأنا كنا قبل ذلك نتخذ من السماء مواضع; لنستمع إلى أخبارها، فمن يحاول الآن استراق السمع يجد له شهابًا بالمرصاد، يُحرقه ويهلكه. وفي هاتين الآيتين إبطال مزاعم السحرة والمشعوذين، الذين يدَّعون علم الغيب، ويغررون بضعفة العقول؛ بكذبهم وافترائهم.
Ve biz bundan önce göğün haberlerini dinlemek için orada oturacak yerler tutardık. Artık kim dinlemeye çalışırsa, kendisini gözetleyen, yakıp helak eden bir alev bulur. Bu iki ayette; gaybı bildiklerini iddia eden, yalan ve iftiralarıyla aklı zayıf kimseleri aldatan büyücülerin ve kâhinlerin iddialarının geçersiz kılınması vardır.
4879. Metin
وأننا -معشر الجن- لا نعلم: أشرًّا أراد الله أن ينزله بأهل الأرض، أم أراد بهم خيرًا وهدى؟
Ve biz -cin topluluğu- bilmiyoruz: Allah yeryüzündekilere bir kötülük indirmeyi mi diledi, yoksa onlar hakkında bir hayır ve hidayet mi diledi?
4880. Metin
وأنا منا الأبرار المتقون، ومنا قوم دون ذلك كفار وفساق، كنا فرقًا ومذاهب مختلفة.
Ve şüphesiz içimizden iyi ve takva sahibi olanlar da vardır, bunun dışında kâfir ve fasık olan bir topluluk da vardır. Biz farklı fırkalar ve yollar üzereydik.
4881. Metin
وأنا أيقنا أن الله قادر علينا، وأننا في قبضته وسلطانه، فلن نفوته إذا أراد بنا أمرًا أينما كنا، ولن نستطيع أن نُفْلِت مِن عقابه هربًا إلى السماء، إن أراد بنا سوءًا.
Ve biz kesin olarak anladık ki, Allah'ın bize gücü yeter ve biz O'nun kabzasında ve hâkimiyeti altındayız. Nerede olursak olalım, bizim hakkımızda bir şey dilediğinde O'nu asla aciz bırakamayız ve O bize bir kötülük dilediğinde göğe kaçarak O'nun azabından asla kurtulamayız.
4882. Metin
وإنا لما سمعنا القرآن آمنَّا به، وأقررنا أنه حق مِن عند الله، فمن يؤمن بربه، فإنه لا يخشى نقصانًا من حسناته، ولا ظلمًا يلحقه بزيادة في سيئاته.
Ve biz Kur'an'ı işittiğimiz zaman ona iman ettik ve onun Allah katından gelen bir hak olduğunu ikrar ettik. Kim Rabbine iman ederse, o ne iyiliklerinin eksilmesinden ne de kötülüklerinin artırılması suretiyle kendisine bir haksızlık yapılmasından korkar.
4883. Metin
وأنا منا الخاضعون لله بالطاعة، ومنا الجائرون الظالمون الذين حادوا عن طريق الحق، فمن أسلم وخضع لله بالطاعة، فأولئك الذين قصدوا طريق الحق والصواب، واجتهدوا في اختياره فهداهم الله إليه، وأما الجائرون عن طريق الإسلام فكانوا وَقودًا لجهنم.
Ve şüphesiz içimizden itaatle Allah'a boyun eğenler de vardır, hak yoldan sapan zalimler de vardır. Kim Müslüman olup itaatle Allah'a boyun eğerse, işte onlar hak ve doğru yolu arayanlar ve onu seçmek için çaba gösterenlerdir; böylece Allah onları o yola iletmiştir. İslam yolundan sapanlara gelince, onlar da cehenneme yakıt olmuşlardır.
4884. Metin
وأنه لو سار الكفار من الإنس والجن على طريقة الإسلام، ولم يحيدوا عنها لأنزلنا عليهم ماءً كثيرًا، ولوسَّعنا عليهم الرزق في الدنيا؛ لنختبرهم: كيف يشكرون نعم الله عليهم؟ ومن يُعرض عن طاعة ربه واستماع القرآن وتدبره، والعمل به يدخله عذابًا شديدًا شاقًّا.
Ve şayet insan ve cinlerden olan kâfirler İslam yolu üzere yürüselerdi ve ondan sapmasalardı, Allah'ın kendilerine verdiği nimetlere nasıl şükredeceklerini sınamak için üzerlerine bolca su indirir ve dünyada rızıklarını genişletirdik. Kim Rabbinin itaatinden, Kur'an'ı dinleyip tefekkür etmekten ve onunla amel etmekten yüz çevirirse, [Allah] onu çok şiddetli ve çetin bir azaba sokar.
4885. Metin
وأن المساجد لعبادة الله وحده، فلا تعبدوا فيها غيره، وأخلصوا له الدعاء والعبادة فيها؛ فإن المساجد لم تُبْنَ إلا ليُعبَدَ اللهُ وحده فيها، دون من سواه، وفي هذا وجوب تنزيه المساجد من كل ما يشوب الإخلاص لله، ومتابعة رسوله محمد ﷺ.
Ve şüphesiz mescitler yalnızca Allah'a ibadet etmek içindir; öyleyse oralarda O'ndan başkasına ibadet etmeyin, orada duayı ve ibadeti yalnız O'na halis kılın. Çünkü mescitler, başkası için değil, yalnızca Allah'a ibadet edilsin diye inşa edilmiştir. Bunda, mescitleri Allah'a olan ihlası ve Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e tabi olmayı lekeleyen her şeyden arındırmanın gerekliliği [hükmü] vardır.
4886. Metin
وأنه لما قام محمد ﷺ، يعبد ربه، كاد الجن يكونون عليه جماعات متراكمة، بعضها فوق بعض ; مِن شدة ازدحامهم لسماع القرآن منه.
Ve Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem Rabbine ibadet etmek için kalktığında, cinler ondan Kur'an dinlemek için aşırı izdiham oluşturduklarından neredeyse birbirleri üzerine yığılmış topluluklar hâlinde onun etrafını saracaklardı.
4887. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء الكفار: إنما أعبد ربي وحده، ولا أشرك معه في العبادة أحدًا.
De ki [ey Resul] bu kâfirlere: "Ben yalnızca Rabbime ibadet ederim ve ibadette O'na hiç kimseyi ortak koşmam."
4888. Metin
قل -أيها الرسول- لهم: إني لا أقدر أن أدفع عنكم ضرًا، ولا أجلب لكم نفعًا، قل: إني لن ينقذني من عذاب الله أحد إن عصيته، ولن أجد من دونه ملجأ أفرُّ إليه مِن عذابه، لكن أملك أن أبلغكم عن الله ما أمرني بتبليغه لكم، ورسالتَه التي أرسلني بها إليكم. ومَن يعص الله ورسوله، ويُعرض عن دين الله، فإن جزاءه نار جهنم لا يخرج منها أبدًا.
De ki [ey Resul] onlara: "Şüphesiz ben size ne bir zarar dokundurmaya ne de bir fayda sağlamaya güç yetirebilirim." De ki: "Eğer O'na isyan edersem, beni Allah'ın azabından hiç kimse kurtaramaz ve O'ndan başka O'nun azabından kaçıp sığınabileceğim hiçbir sığınak da bulamam. Ancak Allah'tan, size tebliğ etmemi emrettiği şeyleri ve beni size gönderdiği risaletini ulaştırmaya malikim." Kim Allah'a ve Resulüne isyan eder ve Allah'ın dininden yüz çevirirse, şüphesiz onun cezası, ebediyen içinden çıkamayacağı cehennem ateşidir.
4889. Metin
حتى إذا أبصر المشركون ما يوعدون به من العذاب، فسيعلمون عند حلوله بهم: مَن أضعف ناصرًا ومعينًا وأقل جندًا؟
Nihayet müşrikler tehdit edildikleri azabı gördüklerinde, o azap başlarına geldiği sırada kimin yardımcısı ve destekçisinin daha zayıf, ordusunun daha az olduğunu bileceklerdir.
4890. Metin
قل -أيها الرسول- لهؤلاء المشركين: ما أدري أهذا العذاب الذي وُعدتم به قريب زمنه، أم يجعل له ربي مدة طويلة؟ وهو سبحانه عالم بما غاب عن الأبصار، فلا يظهر على غيبه أحدًا من خلقه، إلا من اختاره الله لرسالته وارتضاه، فإنه يُطلعهم على بعض الغيب، ويرسل من أمام الرسول ومن خلفه ملائكة يحفظونه من الجن; لئلا يسترقوه ويهمسوا به إلى الكهنة; ليعلم الرسول ﷺ، أن الرسل قبله كانوا على مثل حاله من التبليغ بالحق والصدق، وأنه حُفظ كما حُفظوا من الجن، وأن الله سبحانه أحاط علمه بما عندهم ظاهرًا وباطنًا من الشرائع والأحكام وغيرها، لا يفوته منها شيء، وأنه تعالى أحصى كل شيء عددًا، فلم يَخْفَ عليه منه شيء.
De ki [ey Resul] bu müşriklere: "Size vadedilen bu azabın zamanı yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi belirlemiştir, ben bilmem." O [Allah] ki gözlerden gizli olanı bilendir; dolayısıyla gaybına -kendisinden bir şeyler çalmasınlar ve kâhinlere fısıldamasınlar diye cinlerden korumak üzere Resul'ün önünden ve arkasından melekler gönderdiği, risaleti için seçip razı olduğu peygamberler müstesna- yarattıklarından hiç kimseyi muttali kılmaz; zira onlara gaybın bir kısmını bildirir. Tâ ki Resul sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisinden önceki elçilerin de hak ve sıdk ile tebliğ hususunda tıpkı kendi durumunda olduğunu, kendisi gibi onların da cinlerden korunduğunu, şüphesiz Allah Teâlâ'nın şeriatler, hükümler ve diğer hususlardan yanlarında bulunan şeyleri zahiren ve batınen ilmiyle kuşattığını, bunlardan hiçbir şeyin O'na gizli kalmadığını ve O Teâlâ'nın her şeyi sayıca sayıp tespit ettiğini, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığını bilsin.