4906. Metin
يا أيها المتغطي بثيابه، قم مِن مضجعك، فحذِّر الناس من عذاب الله، وخُصَّ ربك وحده بالتعظيم والتوحيد والعبادة، وَطَهِّر ثيابك من النجاسات؛ فإن طهارة الظاهر من تمام طهارة الباطن، ودُمْ على هَجْر الأصنام والأوثان وأعمال الشرك كلها، فلا تقربها، ولا تُعط العطيَّة؛ كي تلتمس أكثر منها، ولمرضاة ربك فاصبر على الأوامر والنواهي.
Ey elbiselerine bürünen [Peygamber]! Yatağından kalk, insanları Allah'ın azabına karşı uyar. Yalnızca Rabbini yüceltmeye, O'nu birlemeye ve O'na ibadet etmeye has kıl. Elbiselerini pisliklerden temizle; çünkü zâhirin temizliği, bâtının temizliğinin tamamlayıcısıdır. Putları, heykelleri ve bütün şirk amellerini terk etmeyi sürdür, onlara asla yaklaşma. Daha fazlasını elde etmek arzusuyla bir bağışta bulunma. Rabbinin rızası için emirlere ve yasaklara karşı sabret.
4907. Metin
فإذا نُفخ في «القرن» نفخة البعث والنشور، فذلك الوقت يومئذ شديد على الكافرين، غير سهل أن يخلصوا مما هم فيه من مناقشة الحساب وغيره من الأهوال.
Sûr'a (boynuza) yeniden diriliş ve toplanış için üflendiği zaman, işte o vakit, o gün kâfirler için pek çetindir; içinde bulundukları hesap sorgusundan ve diğer korkunç hallerden kurtulmaları hiç de kolay değildir.
4908. Metin
دعني -أيها الرسول- أنا والذي خلقته في بطن أمه وحيدًا فريدًا لا مال له ولا ولد، وجعلت له مالا مبسوطًا واسعًا وأولادًا حضورًا معه في «مكة» لا يغيبون عنه، ويسَّرت له سبل العيش تيسيرًا، ثم يأمُل بعد هذا العطاء أن أزيد له في ماله وولده، وقد كفر بي. ليس الأمر كما يزعم هذا الفاجر الأثيم، لا أزيده على ذلك؛ إنه كان للقرآن وحجج الله على خلقه معاندًا مكذبًا، سأكلفه مشقة من العذاب والإرهاق لا راحة له منها. والمراد بهذا الوعيد الوليد بن المغيرة المعاند للحق المبارز لله ولرسوله بالمحاربة، وهذا جزاء كلِّ من عاند الحق ونابذه.
-Ey Resul!- Beni, annesinin karnında tek başına, ne bir malı ne de bir evladı olmaksızın yarattığım, kendisine alabildiğine geniş mal ve Mekke'de yanında hazır bulunup kendisinden hiç ayrılmayan evlatlar verdiğim, geçim yollarını önüne serdikçe serdiğim kimseyle baş başa bırak! Sonra o, bana nankörlük edip kâfir olduğu halde, bu kadar bağıştan sonra malını ve evladını daha da artırmamı umar. İş bu günahkâr fâcirin iddia ettiği gibi değildir, ona bundan fazlasını vermeyeceğim! Zira o, Kur'an'a ve Allah'ın yaratılmışlar üzerindeki delillerine karşı inatçı ve yalanlayıcı idi. Onu, kurtuluşu ve rahatı olmayan çetin ve yorucu bir azaba sürükleyeceğim. Bu tehditten kasıt; hakka karşı inat eden, Allah'a ve Resulü'ne savaş açmaya cüret eden Velid b. Muğîre'dir. Bu, hakka karşı inat edip onu bir kenara atan herkesin cezasıdır.
4909. Metin
إنه فكَّر في نفسه، وهيَّأ ما يقوله من الطعن في محمد ﷺ والقرآن.
O, kendi içinde düşündü ve Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem] ile Kur'an'ı kötüleyip karalamak için söyleyeceği şeyleri hazırladı.
4910. Metin
فَلُعِن، واستحق بذلك الهلاك، كيف أعدَّ في نفسه هذا الطعن؟ ثم لُعِن كذلك، ثم تأمَّل فيما قدَّر وهيَّأ من الطعن في القرآن، ثم قطَّب وجهه، واشتدَّ في العبوس والكُلُوح لمَّا ضاقت عليه الحيل، ولم يجد مطعنًا يطعن به في القرآن، ثم رجع معرضًا عن الحق، وتعاظم أن يعترف به، فقال عن القرآن: ما هذا الذي يقوله محمد إلا سحر يُنْقل عن الأولين، ما هذا إلا كلام المخلوقين تعلَّمه محمد منهم، ثم ادَّعى أنه من عند الله.
O lânete uğradı ve bu sebeple helâki hak etti; kendi içinde bu karalamayı nasıl da hazırladı! Sonra yine öylece lânete uğradı. Sonra Kur'an'ı kötülemek için tasarlayıp hazırladığı şey üzerinde etraflıca düşündü. Çareler tükenip Kur'an'da kusur bulacak bir açık bulamayınca yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı ve yüzü alabildiğine asıldı. Sonra haktan yüz çevirerek geri döndü, onu itiraf etmeyi kibrine yediremedi ve Kur'an hakkında şöyle dedi: "Muhammed'in bu söylediği, öncekilerden aktarılan bir büyüden başka bir şey değildir. Bu, Muhammed'in insanlardan öğrendiği ve sonra da Allah katından olduğunu iddia ettiği bir beşer sözünden başkası değildir."
4911. Metin
سأدخله جهنم؛ كي يصلى حرَّها ويحترق بنارها وما أعلمك أيُّ شيء جهنم؟ لا تبقي لحمًا ولا تترك عظمًا إلا أحرقته، مغيِّرة للبشرة، مسوِّدة للجلود، محرقة لها، يلي أمرها ويتسلط على أهلها بالعذاب تسعة عشر ملكًا من الزبانية الأشداء.
Onun sıcağını tatsın ve ateşiyle yansın diye onu cehenneme sokacağım. Cehennemin ne olduğunu sana ne bildirdi? O, hiçbir et bırakmaz, hiçbir kemiği yakmadık bırakmaz; deriyi değiştirir, karartır ve yakıp kavurur. Onun idaresini yürüten ve cehennem ehline azap ile musallat olan, çetin zebanilerden on dokuz melek vardır.
4912. Metin
وما جعلنا خزنة النار إلا من الملائكة الغلاظ، وما جعلنا ذلك العدد إلا اختبارًا للذين كفروا بالله؛ وليحصل اليقين للذين أُعطوا الكتاب من اليهود والنصارى بأنَّ ما جاء في القرآن عن خزنة جهنم إنما هو حق من الله تعالى، حيث وافق ذلك كتبهم، ويزداد المؤمنون تصديقًا بالله ورسوله وعملا بشرعه، ولا يشك في ذلك الذين أُعطوا الكتاب من اليهود والنصارى ولا المؤمنون بالله ورسوله؛ وليقول الذين في قلوبهم نفاق والكافرون: ما الذي أراده الله بهذا العدد المستغرب؟ بمثل ذلك الذي ذُكر يضلُّ الله من أراد إضلاله، ويهدي مَن أراد هدايته، وما يعلم عدد جنود ربك -ومنهم الملائكة- إلا الله وحده. وما النار إلا تذكرة وموعظة للناس.
Biz cehennemin bekçilerini ancak pek sert meleklerden kıldık. Bu sayıyı da yalnızca Allah'ı inkâr edenler için bir imtihan yaptık; hem Yahudi ve Hristiyanlardan kendilerine kitap verilenler Kur'an'da cehennem bekçileri hakkında gelenlerin kendi kitaplarına uygun düşmesi sebebiyle Allah Teâlâ'dan bir hak olduğuna kesin olarak inansınlar, hem de müminlerin Allah'a, Resulü'ne tasdiki ve şeriatıyla ameli artsın; kendilerine kitap verilen Yahudi ve Hristiyanlar ile Allah'a ve Resulü'ne inanan müminler bunda şüpheye düşmesinler; kalplerinde nifak bulunanlar ve kâfirler de: "Allah bu garip sayıyla neyi murad etti?" desinler diye [böyle yaptık]. İşte zikredilen bu durum gibi Allah, saptırmayı dilediğini saptırır, hidayete erdirmeyi dilediğini de hidayete erdirir. Rabbinin -aralarında meleklerin de bulunduğu- ordularının sayısını ancak Allah'ın kendisi bilir. Cehennem ise insanlar için ancak bir hatırlatma ve bir öğüttür.
4913. Metin
ليس الأمر كما ذكروا من التكذيب للرسول فيما جاء به، أقسم الله سبحانه بالقمر، وبالليل إذ ولى وذهب، وبالصبح إذا أضاء وانكشف. إن النار لإحدى العظائم؛ إنذارًا وتخويفًا للناس، لمن أراد منكم أن يتقرَّب إلى ربه بفعل الطاعات، أو يتأخر بفعل المعاصي.
İş, getirdiği şeyler hususunda Peygamber'i yalanlayanların iddia ettiği gibi değildir. Allah Sübhânehu aya, dönüp gittiği vakit geceye ve aydınlanıp açıldığı vakit sabaha yemin etti ki: Şüphesiz cehennem ateşi; sizden itaatleri işleyerek Rabbine yakınlaşmak veya günahları işleyerek geri kalmak isteyen insanları uyarmak ve korkutmak için [yaratılmış] en büyük [azap]lardan biridir.
4914. Metin
كل نفس بما كسبت من أعمال الشر والسوء محبوسة مرهونة بكسبها، لا تُفَكُّ حتى تؤدي ما عليها من الحقوق والعقوبات، إلا المسلمين المخلصين أصحاب اليمين الذين فكُّوا رقابهم بالطاعة، هم في جنات لا يُدْرَك وصفها، يسأل بعضهم بعضًا عن الكافرين الذين أجرموا في حق أنفسهم: ما الذي أدخلكم جهنم، وجعلكم تذوقون سعيرها؟ قال المجرمون: لم نكن من المصلِّين في الدنيا، ولم نكن نتصدق ونحسن إلى الفقراء والمساكين، وكنا نتحدث بالباطل مع أهل الغَواية والضلالة، وكنا نكذب بيوم الحساب والجزاء، حتى جاءنا الموت، ونحن في تلك الضلالات والمنكرات.
Her nefis, işlediği şer ve kötülükler sebebiyle kendi kazancına karşılık rehin tutulmuş ve hapsedilmiştir; üzerindeki hakları ve cezaları ödeyinceye kadar serbest bırakılmaz. Ancak taat ile boyunlarını kurtaran ihlaslı Müslümanlar, yani amel defteri sağından verilenler (ashâb-ı yemin) müstesnadır. Onlar, niteliği idrak edilemeyecek cennetlerdedirler; kendi nefislerine karşı suç işleyen kâfirler hakkında birbirlerine sorarlar: "Sizi cehenneme sokan ve alevli ateşini size tattıran nedir?" Suçlular derler ki: "Biz dünyada namaz kılanlardan değildik, yoksullara ve miskinlere sadaka verip iyilikte bulunmazdık, azgınlık ve sapıklık ehliyle birlikte bâtıla dalıp konuşurduk ve ölüm bize gelip çatıncaya kadar hesap ve ceza gününü yalanlardık; biz işte bu sapıklıklar ve kötülükler içindeydik."
4915. Metin
فما تنفعهم شفاعة الشافعين جميعًا من الملائكة والنبيين وغيرهم; لأن الشفاعة إنما تكون لمن ارتضاه الله، وأذن لشفيعه أن يشفع له.
Artık meleklerden, peygamberlerden ve diğerlerinden olan şefaatçilerin hiçbirinin şefaati onlara fayda vermez; çünkü şefaat ancak Allah'ın kendisinden razı olduğu ve şefaatçisine kendisi için şefaat etmesine izin verdiği kimselere olur.
4916. Metin
فما لهؤلاء المشركين عن القرآن وما فيه من المواعظ منصرفين؟ كأنهم حمر وحشية شديدة النِّفار، فرَّت من أسد كاسر.
Bu müşriklere ne oluyor ki Kur'an'dan ve onun içindeki öğütlerden yüz çeviriyorlar? Sanki onlar, yırtıcı bir aslandan kaçan, alabildiğine ürkmüş yaban eşekleridir.
4917. Metin
بل يطمع كل واحد من هؤلاء المشركين أن يُنزل الله عليه كتابًا من السماء منشورًا، كما أنزل على محمد ﷺ. ليس الأمر كما زعموا، بل الحقيقة أنهم لا يخافون الآخرة، ولا يصدِّقون بالبعث والجزاء.
Aksine bu müşriklerin her biri, Muhammed'e [sallallâhu aleyhi ve sellem] indirildiği gibi, Allah'ın kendisine gökten açılmış bir kitap indirmesini arzulamaktadır. İş onların iddia ettiği gibi değildir; bilakis gerçek şu ki, onlar ahiretten korkmuyor, dirilişe ve karşılık görmeye inanmıyorlar.
4918. Metin
حقًّا أنَّ القرآن موعظة بليغة كافية لاتِّعاظهم، فمن أراد الاتعاظ اتعظ بما فيه وانتفع بهداه، وما يتعظون به إلا أن يشاء الله لهم الهدى. هو سبحانه أهلٌ لأن يُتقى ويطاع، وأهلٌ لأن يغفر لمن آمن به وأطاعه.
Gerçek şu ki Kur'an, onların öğüt alması için yeterli ve beliğ bir öğüttür. Öğüt almak isteyen kimse ondakiyle öğütlenir ve onun hidayetinden faydalanır. Allah onlar için hidayeti dilemedikçe onlar öğüt alamazlar. O [Sübhânehu], kendisinden sakınılmaya ve itaat edilmeye lâyıktır; O'na iman edip itaat edeni de bağışlamaya lâyıktır.