Kıyâme

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

4919. Metin

أقسم الله سبحانه بيوم الحساب والجزاء، وأقسم بالنفس المؤمنة التقية التي تلوم صاحبها على ترك الطاعات وفِعْل الموبقات، أن الناس سيبعثون. أيظنُّ هذا الإنسان الكافر أن لن نقدر على جَمْع عظامه بعد تفرقها؟ بلى سنجمعها، قادرين على أن نجعل أصابعه أو أنامله -بعد جمعها وتأليفها- خَلْقًا سويًّا، كما كانت قبل الموت.

Allah Sübhânehu, hesap ve ceza gününe yemin etti; itaatleri terk ettiği ve helak edici günahları işlediği için sahibini kınayan takva sahibi mümin nefse yemin etti ki, insanlar mutlaka diriltileceklerdir. Bu kâfir insan, dağıldıktan sonra kemiklerini toplayamayacağımızı mı sanıyor? Evet, onları [bir araya] getireceğiz; [kemiklerini] toplayıp birleştirdikten sonra parmaklarını veya parmak uçlarını ölümden önceki gibi tastamam bir yaratılış kılmaya gücümüz yeter.

4920. Metin

بل ينكر الإنسان البعث، يريد أن يبقى على الفجور فيما يستقبل من أيام عمره، يسأل هذا الكافر مستبعدًا قيام الساعة: متى يكون يوم القيامة؟

Aksine insan, yeniden dirilmeyi inkâr eder; ömrünün kalan günlerinde günah işlemeye devam etmek ister. Bu kâfir, kıyametin kopmasını uzak görerek: "Kıyamet günü ne zaman?" diye sorar.

4921. Metin

فإذا تحيَّر البصر ودُهش فزعًا مما رأى من أهوال يوم القيامة، وذهب نور القمر، وجُمِع بين الشمس والقمر في ذهاب الضوء، فلا ضوء لواحد منهما، يقول الإنسان وقتها: أين المهرب من العذاب؟

Göz kıyamet gününün korkunç hallerinden gördükleri karşısında dehşete kapılıp kamaştığı, ayın ışığı gittiği, güneş ve ay ışıklarının gitmesinde birleştirilip ikisinin de hiçbir ışığı kalmadığı vakit, insan o zaman der ki: "Azaptan kaçış nereyedir?"

4922. Metin

ليس الأمر كما تتمناه -أيها الإنسان- مِن طلب الفرار، لا ملجأ لك ولا منجى. إلى الله وحده مصير الخلائق يوم القيامة ومستقرهم، فيجازي كلا بما يستحق.

İş, [ey insan,] senin arzuladığın gibi kaçmakla olacak bir şey değildir! Senin için ne bir sığınak ne de bir kurtuluş yeri vardır. Kıyamet günü yaratılmışların varış yeri ve durak noktası yalnızca Allah'adır. Böylece [O], herkese hak ettiğinin karşılığını verir.

4923. Metin

يُخَبَّر الإنسان في ذلك اليوم بجميع أعماله: من خير وشر، ما قدَّمه منها في حياته وما أخَّره.

O gün insana; hayır ve şerden bütün amelleri, hayatında önceden yapıp gönderdikleri ve [arkasında] erteleyip bıraktıkları haber verilir.

4924. Metin

بل الإنسان حجة واضحة على نفسه تلزمه بما فعل أو ترك، ولو جاء بكل معذرة يعتذر بها عن إجرامه، فإنه لا ينفعه ذلك.

Aksine insan, yaptığı veya terk ettiği şeylerle kendini bağlayan apaçık bir delildir kendi aleyhine. Cürümlerinden ötürü ileri süreceği her türlü mazereti getirse bile bu ona fayda vermez.

4925. Metin

لا تحرك -أيها النبي- بالقرآن لسانك حين نزول الوحي؛ لأجل أن تتعجل بحفظه، مخافة أن يتفلَّت منك. إن علينا جَمْعه في صدرك، ثم أن تقرأه بلسانك متى شئت. فإذا قرأه عليك رسولنا جبريل فاستمِعْ لقراءته وأنصت له، ثم اقرأه كما أقرأك إياه، ثم إن علينا توضيح ما أشكل عليك فهمه من معانيه وأحكامه.

Vahyin inişi esnasında, elinden kaçıp gider korkusuyla ezberlemekte acele etmek için [ey Peygamber] dilini Kur'an ile kımıldatma! Onu senin göğsünde toplamak, sonra da dilediğin zaman dilinle okumanı sağlamak şüphesiz Bize aittir. Elçimiz Cibril onu sana okuduğu zaman, onun okuyuşunu dinle ve ona kulak ver. Sonra onu sana okuttuğu gibi oku. Sonra anlamlarından ve hükümlerinden anlamakta zorlandığın şeyleri açıklamak da şüphesiz Bize aittir.

4926. Metin

ليس الأمر كما زعمتم -يا معشر المشركين- أن لا بعث ولا جزاء، بل أنتم قوم تحبون الدنيا وزينتها، وتتركون الآخرة ونعيمها.

İş, [ey müşrikler topluluğu,] iddia ettiğiniz gibi yeniden dirilmenin ve cezanın olmaması şeklinde değildir! Aksine sizler dünyayı ve onun süsünü seven, ahireti ve onun nimetlerini terk eden bir topluluksunuz.

4927. Metin

وجوه أهل السعادة يوم القيامة مشرقة حسنة ناعمة، ترى خالقها ومالك أمرها، فتتمتع بذلك.

Kıyamet günü mutluluk ehlinin yüzleri aydınlık, güzel ve sevinçlidir; Yaratıcılarına ve işlerinin sahibine bakarlar da bununla nimetlenip lezzet alırlar.

4928. Metin

ووجوه الأشقياء يوم القيامة عابسة كالحة، تتوقع أن تنزل بها مصيبة عظيمة، تقصم فَقَار الظَّهْر.

Kıyamet günü bedbahtların yüzleri ise asık ve kapkaradır; kendilerine, bel kemiklerini kıracak büyük bir felaketin ineceğini anlarlar.

4929. Metin

حقًّا إذا وصلت الروح إلى أعالي الصدر، وقال بعض الحاضرين لبعض: هل مِن راق يَرْقيه ويَشْفيه مما هو فيه؟ وأيقن المحتضر أنَّ الذي نزل به هو فراق الدنيا؛ لمعاينته ملائكة الموت، واتصلت شدة آخر الدنيا بشدة أول الآخرة، إلى الله تعالى مساق العباد يوم القيامة: إما إلى الجنة وإما إلى النار.

Gerçek şu ki, ruh köprücük kemiklerine/göğsün en üst kısmına dayandığında ve orada bulunanların bazıları diğerlerine: "Ona rukye yapıp içinde bulunduğu durumdan şifa verecek bir okuyucu/hekim var mı?" dediğinde ve can çekişen kimse, ölüm meleklerini görmesiyle başına gelenin dünyadan ayrılış olduğunu kesin olarak anladığında ve dünyanın sonunun şiddeti ahiretin başlangıcının şiddetine karıştığında; kıyamet günü kulların sevk yeri Allah Teâlâ'yadır: Ya Cennet'e ya da Cehennem'e.

4930. Metin

فلا آمن الكافر بالرسول والقرآن، ولا أدَّى لله تعالى فرائض الصلاة، ولكن كذَّب بالقرآن، وأعرض عن الإيمان، ثم مضى إلى أهله يتبختر مختالا في مشيته. هلاك لك فهلاك، ثم هلاك لك فهلاك.

Kâfir ne Resûl'e ve Kur'an'a iman etti ne de Allah Teâlâ için namazın farzlarını eda etti; bilakis Kur'an'ı yalanladı ve imandan yüz çevirdi. Sonra da böbürlenip yürüyüşünde çalım satarak ailesine gitti. Helak sana, evet helak! Sonra helak sana, evet helak!

4931. Metin

أيظنُّ هذا الإنسان المنكر للبعث أن يُترك هَمَلا لا يُؤمر ولا يُنْهى، ولا يحاسب ولا يعاقب؟ ألم يك هذا الإنسان نطفة ضعيفة من ماء مهين يراق ويصب في الأرحام، ثم صار قطعة من دم جامد، فخلقه الله بقدرته وسوَّى صورته في أحسن تقويم؟ فجعل من هذا الإنسان الصنفين: الذكر والأنثى، أليس ذلك الإله الخالق لهذه الأشياء بقادر على إعادة الخلق بعد فنائهم؟ بلى إنه ﷾ لقادر على ذلك.

Yeniden dirilmeyi inkâr eden bu insan, emredilmeden, yasaklanmadan, hesaba çekilmeden ve cezalandırılmadan başıboş bırakılacağını mı sanıyor? Bu insan, rahimlere dökülüp akıtılan değersiz bir sudan ibaret zayıf bir nutfe değil miydi? Sonra donmuş bir kan pıhtısı oldu; ardından Allah onu kudretiyle yarattı ve suretini en güzel biçimde tastamam kıldı. Sonra bu insandan iki cinsi; erkeği ve dişiyi meydana getirdi. Bütün bu şeyleri yaratan o İlah, yok oluşlarından sonra yaratılmışları yeniden diriltmeye güç yetiremez mi? Evet, şüphesiz O celle celâluhu buna hakkıyla kādirdir.