İnsân

Alimler Heyeti · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

4932. Metin

قد مضى على الإنسان وقت طويل من الزمان قبل أن تُنفَخ فيه الروح، لم يكن شيئا يُذكر، ولا يُعرف له أثر.

İnsanın üzerinden, kendisine ruh üflenmeden önce, anılmaya değer bir şey olmadığı ve hiçbir izinin bilinmediği uzun bir zaman geçmiştir.

4933. Metin

إنا خلقنا الإنسان من نطفة مختلطة من ماء الرجل وماء المرأة، نختبره بالتكاليف الشرعية فيما بعد، فجعلناه من أجل ذلك ذا سمع وذا بصر؛ ليسمع الآيات، ويرى الدلائل، إنا بينَّا له وعرَّفناه طريق الهدى والضلال والخير والشر; ليكون إما مؤمنًا شاكرًا، وإما كفورًا جاحدًا.

Şüphesiz biz insanı, erkeğin suyu ile kadının suyunun karışımından olan bir nutfeden yarattık; daha sonra onu şer'î yükümlülüklerle imtihan edeceğiz. Bundan dolayı ayetleri işitsin ve delilleri görsün diye onu işiten ve gören [bir varlık] kıldık. Şüphesiz biz ona hidayet ve dalalet, hayır ve şer yolunu açıkladık ve bildirdik; ta ki ya şükreden bir mümin ya da nankörlük eden bir inkârcı olsun.

4934. Metin

إنا أعتدنا للكافرين قيودًا من حديد تُشَدُّ بها أرجلهم، وأغلالا تُغلُّ بها أيديهم إلى أعناقهم، ونارًا يُحرقون بها.

Şüphesiz biz, kâfirler için ayaklarının bağlanacağı demirden bukağılar, ellerinin boyunlarına bağlanacağı laleler ve içinde yakılacakları bir ateş hazırladık.

4935. Metin

إن أهل الطاعة والإخلاص الذين يؤدون حق الله، يشربون يوم القيامة مِن كأس فيها خمر ممزوجة بأحسن أنواع الطيب، وهو ماء الكافور.

Şüphesiz Allah'ın hakkını yerine getiren itaat ve ihlas ehli kimseler, kıyamet gününde içinde kokuların en güzeli olan kâfur suyunun karıştırıldığı bir kadehten [içki] içerler.

4936. Metin

هذا الشراب الذي مزج من الكافور هو عين يشرب منها عباد الله، يتصرفون فيها، ويُجْرونها حيث شاؤوا إجراءً سهلا. هؤلاء كانوا في الدنيا يوفون بما أوجبوا على أنفسهم من طاعة الله، ويخافون عقاب الله في يوم القيامة الذي يكون ضرره خطيرًا، وشره فاشيًا منتشرًا على الناس، إلا مَن رحم الله، ويُطْعِمون الطعام مع حبهم له وحاجتهم إليه، فقيرًا عاجزًا عن الكسب لا يملك ما يكفيه ويسد حاجته، وطفلا مات أبوه وهو دون سن البلوغ ولا مال له، وأسيرًا أُسر في الحرب من المشركين وغيرهم، ويقولون في أنفسهم: إنما نحسن إليكم ابتغاء مرضاة الله، وطلب ثوابه، لا نبتغي عوضًا ولا نقصد حمدًا ولا ثناءً منكم. إنا نخاف من ربنا يومًا شديدًا تَعْبِس فيه الوجوه، وتتقطَّبُ الجباه مِن فظاعة أمره وشدة هوله.

Kâfur ile karıştırılmış olan bu içecek, Allah'ın kullarının içtiği bir pınardır; onda diledikleri gibi tasarrufta bulunur ve onu diledikleri yere kolayca akıtırlar. Onlar dünyada iken, Allah'a itaat konusunda kendi üzerlerine vacip kıldıkları şeyleri yerine getirirlerdi ve zararı büyük, kötülüğü ise -Allah'ın merhamet ettikleri müstesna- insanlar arasında yaygın ve kuşatıcı olan bir kıyamet gününün azabından korkarlardı. Kendileri ona ihtiyaç duyup arzuladıkları hâlde yemeği, kazanmaktan aciz olup ihtiyacını karşılayacak miktara sahip olmayan fakire, ergenlik çağına gelmeden babası ölmüş ve malı bulunmayan yetim çocuğa ve müşriklerden veya başkalarından savaşta esir alınmış kimseye yedirirler. Ve içlerinden şöyle derler: "Biz size ancak Allah'ın rızasını kazanmak ve O'nun sevabını elde etmek için ikram ediyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir övgü ve teşekkür bekliyoruz. Şüphesiz biz, işinin dehşetinden ve korkusunun şiddetinden dolayı yüzlerin asılacağı ve alınların çatılacağı çetin bir günden ötürü Rabbimizden korkarız."

4937. Metin

فوقاهم الله من شدائد ذلك اليوم، وأعطاهم حسنًا ونورًا في وجوههم، وبهجة وفرحًا في قلوبهم، وأثابهم بصبرهم في الدنيا على الطاعة جنة عظيمة يأكلون منها ما شاؤوا، ويَلْبَسون فيها الحرير الناعم، متكئين فيها على الأسرَّة المزينة بفاخر الثياب والستور، لا يرون فيها حر شمس ولا شدة برد، وقريبة منهم أشجار الجنة مظللة عليهم، وسُهِّل لهم أَخْذُ ثمارها تسهيلا.

Bunun üzerine Allah onları o günün şiddetlerinden korudu; yüzlerine bir güzellik ve aydınlık, kalplerine ise bir neşe ve sevinç verdi. Dünyada itaate sabretmelerine karşılık onlara mükâfat olarak diledikleri gibi yiyecekleri ulu bir Cenneti ve orada giyecekleri yumuşak ipeği verdi. Orada lüks örtüler ve perdelerle süslenmiş tahtlar üzerine yaslanmışlardır; orada ne bir güneş sıcağı ne de dondurucu bir soğuk görürler. Cennet ağaçları üzerlerine gölge salarak onlara pek yakındır ve meyvelerini toplamak da kendilerine son derece kolaylaştırılmıştır.

4938. Metin

ويدور عليهم الخدم بأواني الطعام الفضيَّة، وأكواب الشراب من الزجاج، زجاج من فضة، قدَّرها السقاة على مقدار ما يشتهي الشاربون لا تزيد ولا تنقص، ويُسْقَى هؤلاء الأبرار في الجنة كأسًا مملوءة خمرًا مزجت بالزنجبيل، يشربون مِن عينٍ في الجنة تسمى سلسبيلا؛ لسلامة شرابها وسهولة مساغه وطيبه.

Hizmetçiler onların etrafında gümüş yemek kapları ve cam kadehlerle dolaşırlar; gümüşten billurlar... Sakiler onları, içenlerin arzusuna göre ne eksik ne fazla tam ölçüsünde takdir etmişlerdir. Bu iyi kullara Cennette, içine zencefil karıştırılmış dolu bir kadehten içirilir. Cennette, içiminin esenliği, boğazdan kolayca akması ve hoşluğu sebebiyle Selsebîl diye adlandırılan bir pınardan içerler.

4939. Metin

ويدور على هؤلاء الأبرار لخدمتهم غلمان دائمون على حالهم، إذا أبصرتهم ظننتهم -لحسنهم وصفاء ألوانهم وإشراق وجوههم- اللؤلؤ المفرَّق المضيء.

Bu iyi kullara hizmet etmek için etraflarında durumları hiç değişmeyen [ebedî] civanlar dolaşır. Sen onları gördüğünde -güzellikleri, tenlerinin berraklığı ve yüzlerinin parlaklığı sebebiyle- etrafa saçılmış parıltılı inciler sanırsın.

4940. Metin

وإذا أبصرت أيَّ مكان في الجنة رأيت فيه نعيمًا لا يُدْركه الوصف، ومُلْكا عظيمًا واسعًا لا غاية له.

Cennetin hangi tarafına bakarsan bak, tarifine ulaşılamayacak bir nimet ve sonu gelmeyen pek büyük ve geniş bir mülk görürsün.

4941. Metin

يعلوهم ويجمل أبدانهم ثياب بطائنها من الحرير الرقيق الأخضر، وظاهرها من الحرير الغليظ، ويُحَلَّون من الحليِّ بأساور من الفضة، وسقاهم ربهم فوق ذلك النعيم شرابًا لا رجس فيه ولا دنس.

Üzerlerini kaplayan ve bedenlerini güzelleştiren, iç astarları ince yeşil ipekten, dışları ise kalın ipekten elbiseler vardır; takı olarak da gümüş bileziklerle süslenirler. Rableri onlara bu nimetlerin de üstünde, içinde hiçbir pislik ve leke bulunmayan tertemiz bir içecek içirmiştir.

4942. Metin

ويقال لهم: إن هذا أُعِدَّ لكم مقابل أعمالكم الصالحة، وكان عملكم في الدنيا عند الله مرضيًا مقبولا.

Onlara şöyle denir: "Şüphesiz bu, salih amellerinizin karşılığı olarak sizin için hazırlandı ve dünyadaki ameliniz Allah katında rızaya mazhar olmuş, makbul görülmüştür."

4943. Metin

إنا نحن نَزَّلْنا عليك -أيها الرسول- القرآن تنزيلا من عندنا؛ لتذكر الناس بما فيه من الوعد والوعيد والثواب والعقاب.

Şüphesiz biz bu Kur'an'ı, insanlara onda bulunan vaadi, tehdidi, mükâfatı ve cezayı hatırlatasın diye kendi katımızdan sana parça parça indirdik, ey Peygamber!

4944. Metin

فاصبر لحكم ربك القدري واقبله، ولحكمه الديني فامض عليه، ولا تطع من المشركين من كان منغمسًا في الشهوات أو مبالغًا في الكفر والضلال، وداوم على ذكر اسم ربك ودعائه في أول النهار وآخره.

Artık Rabbinin kaderî hükmüne sabret ve onu kabul et; dinî hükmünü yerine getirmeye devam et. Müşriklerden şehvetlere dalmış veya küfür ve dalalette aşırıya gitmiş olan kimselere itaat etme. Günün başında ve sonunda Rabbinin adını anmaya ve O'na dua etmeye devam et.

4945. Metin

ومن الليل فاخضع لربك، وصَلِّ له، وتهجَّد له زمنًا طويلا فيه.

Gecenin bir kısmında da Rabbine boyun eğ, O'nun için namaz kıl ve gecenin uzun bir vaktinde O'na teheccüd ibadeti yap.

4946. Metin

إن هؤلاء المشركين يحبون الدنيا، وينشغلون بها، ويتركون خلف ظهورهم العمل للآخرة، ولما فيه نجاتهم في يوم عظيم الشدائد.

Şüphesiz bu müşrikler dünyayı severler, onunla meşgul olurlar ve ahiret için, şiddetleri pek büyük olan bir günde kurtuluşlarına vesile olacak amellerde bulunmayı arkalarına atarlar.

4947. Metin

نحن خلقناهم، وأحكمنا خلقهم، وإذا شئنا أهلكناهم، وجئنا بقوم مطيعين ممتثلين لأوامر ربهم.

Onları biz yarattık ve yaratılışlarını sapasağlam kıldık. Dilediğimiz zaman onları helak eder ve yerlerine Rablerinin emirlerine itaat eden ve boyun eğen bir kavim getiririz.

4948. Metin

إن هذه السورة عظة للعالمين، فمن أراد الخير لنفسه في الدنيا والآخرة اتخذ بالإيمان والتقوى طريقًا يوصله إلى مغفرة الله ورضوانه. وما تريدون أمرًا من الأمور إلا بتقدير الله ومشيئته. إن الله كان عليمًا بأحوال خلقه، حكيمًا في تدبيره وصنعه. يُدْخل مَن يشاء مِن عباده في رحمته ورضوانه، وهم المؤمنون، وأعدَّ للظالمين المتجاوزين حدود الله عذابًا موجعًا.

Şüphesiz bu sure, bütün âlemler için bir öğüttür. Artık dünyada ve ahirette kendisi için hayır dileyen kimse, iman ve takva ile kendisini Allah'ın mağfiretine ve rızasına ulaştıracak bir yol tutar. Allah'ın takdiri ve dilemesi olmadıkça siz hiçbir şeyi dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah, kullarının hâllerini hakkıyla bilendir, takdirinde ve yaratmasında hikmet sahibidir. Kullarından dilediğini -ki onlar müminlerdir- rahmetine ve rızasına girdirir. Allah'ın sınırlarını aşan zalimler için ise can yakıcı bir azap hazırlamıştır.