5002. Metin
ظهر التغير والعبوس في وجه الرسول ﷺ، وأعرض لأجل أن الأعمى عبد الله بن أم مكتوم جاءه مسترشدا، وكان الرسول ﷺ منشغلا بدعوة كبار قريش إلى الإسلام.
Rasûl'ün [sallallâhu aleyhi ve sellem] yüzünde bir değişim ve hoşnutsuzluk belirdi; âmâ Abdullah b. Ümmi Mektûm doğru yolu öğrenmek isteyerek kendisine geldiği için [ondan] yüz çevirdi. Oysa Rasûl sallallâhu aleyhi ve sellem, Kureyş'in ileri gelenlerini İslam'a davet etmekle meşguldü.
5003. Metin
وأيُّ شيء يجعلك عالمًا بحقيقة أمره؟ لعله بسؤاله تزكو نفسه وتطهر، أو يحصل له المزيد من الاعتبار والازدجار.
Onun durumunun hakikatini sana bildiren nedir? Belki de o, sorusu sayesinde nefsini arındırıp temizleyecek veya daha fazla ibret ve öğüt alacaktır.
5004. Metin
أما مَن استغنى عن هديك، فأنت تتعرض له وتصغي لكلامه، وأي شيء عليك ألا يتطهر من كفره؟
Senin getirdiğin hidayete ihtiyaç duymayana gelince; sen ona yöneliyor ve sözünü dinliyorsun. Onun küfründen arınmamasından sana ne?
5005. Metin
وأمَّا من كان حريصا على لقائك، وهو يخشى الله من التقصير في الاسترشاد، فأنت عنه تتشاغل. ليس الأمر كما فعلت -أيها الرسول-، إن هذه السورة موعظة لك ولكل من شاء الاتعاظ. فمن شاء ذكر الله وَأْتَمَّ بوحيه. هذا الوحي، وهو القرآن في صحف معظمة، موقرة، عالية القدر مطهرة من الدنس والزيادة والنقص، بأيدي ملائكة كتبة، سفراء بين الله وخلقه، كرام الخلق، أخلاقهم وأفعالهم بارة طاهرة.
Sana kavuşmaya can atan ve doğru yolu bulmada kusur etmekten ötürü Allah'tan korkan kimseye gelince; sen onunla ilgilenmiyorsun. Durum senin yaptığın gibi değildir -ey Peygamber!-. Şüphesiz bu sure, senin için ve öğüt almak isteyen herkes için bir öğüttür. Artık dileyen Allah'ı zikreder ve O'nun vahyine uyar. Bu vahiy -ki o Kur'an'dır- şanı yüce, saygıdeğer, kadri yüksek, her türlü kirden, fazlalıktan ve noksanlıktan arındırılmış sahifelerdedir; Allah ile yaratıkları arasında elçi olan, şerefli yaratılışa sahip, ahlakları ve amelleri itaatkâr ve tertemiz olan yazıcı meleklerin ellerindedir.
5006. Metin
لُعِنَ الإنسان الكافر وعُذِّب، ما أشدَّ كفره بربه!! ألم ير مِن أيِّ شيء خلقه الله أول مرة؟ خلقه الله من ماء قليل -وهو المَنِيُّ- فقدَّره أطوارا، ثم بين له طريق الخير والشر، ثم أماته فجعل له مكانًا يُقبر فيه، ثم إذا شاء سبحانه أحياه، وبعثه بعد موته للحساب والجزاء. ليس الأمر كما يقول الكافر ويفعل، فلم يُؤَدِّ ما أمره الله به من الإيمان والعمل بطاعته.
Kâfir insan lanetlenmiş ve azaba uğratılmıştır; Rabbine karşı inkârı ne kadar da şiddetlidir! Allah'ın kendisini ilk defa hangi şeyden yarattığına bakmadı mı? Allah onu az bir sudan -ki o menidir- yarattı ve onu merhale merhale şekillendirdi. Sonra ona hayır ve şer yolunu açıkladı. Sonra onu öldürdü ve kendisi için gömüleceği bir kabir kıldı. Sonra Subhânehu dilediği vakit onu diriltir ve ölümünden sonra hesap ve ceza için yeniden kaldırır. Durum kâfirin söylediği ve yaptığı gibi değildir; zira o, Allah'ın kendisine emrettiği imanı ve O'na itaatle amel etme vazifesini yerine getirmemiştir.
5007. Metin
فليتدبر الإنسان: كيف خلق الله طعامه الذي هو قوام حياته؟ بأنَّا صببنا الماء على الأرض صَبًّا، ثم شققناها بما أخرجنا منها من نبات شتى، فأنبتنا فيها حبًا، وعنبًا وعلفًا للدواب، وزيتونًا ونخلا وحدائق عظيمة الأشجار، وثمارًا وكلأ تَنْعَمون بها أنتم وأنعامكم.
İnsan, hayatının dayanağı olan yiyeceğini Allah'ın nasıl yarattığını bir düşünsün: Biz suyu yeryüzüne bolca döktük. Sonra oradan çıkardığımız çeşitli bitkilerle yeri yardık. Böylece orada taneler, üzümler, hayvanlar için yoncalar, zeytinler, hurmalar, ulu ağaçlı bahçeler, sizin ve hayvanlarınızın faydalanacağı meyveler ve otlaklar bitirdik.
5008. Metin
فإذا جاءت صيحة البعث يوم القيامة التي تصمُّ مِن هولها الأسماع، يوم يفرُّ المرء لهول ذلك اليوم من أخيه، وأمه وأبيه، وزوجه وبنيه. لكل واحد منهم يومئذٍ أمر يشغله ويمنعه من الانشغال بغيره.
Kıyamet günü, dehşetinden kulakları sağır eden o diriliş çığlığı geldiğinde; o günün dehşetinden ötürü kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçtığı gün; o gün onlardan her birinin kendisini meşgul eden ve başkasıyla ilgilenmesine engel olan bir derdi vardır.
5009. Metin
وجوه أهل النعيم في ذلك اليوم مستنيرة، مسرورة فرحة، ووجوه أهل الجحيم مظلمة مسودَّة.
O gün nimet ehlinin yüzleri aydınlık, sevinçli ve müjdelidir; cehennem ehlinin yüzleri ise karanlık ve kapkaradır.
5010. Metin
تغشاها ذلَّة. أولئك الموصوفون بهذا الوصف هم الذين كفروا بنعم الله وكذَّبوا بآياته، وتجرؤوا على محارمه بالفجور والطغيان.
Onları bir zillet kaplar. Bu sıfatla nitelenenler; Allah'ın nimetlerini inkâr eden, O'nun ayetlerini yalanlayan, günahkârlık ve azgınlıkla O'nun haramlarını çiğnemeye cüret eden kimselerdir.