5021. Metin
عذابٌ شديد للذين يبخسون المكيال والميزان، الذين إذا اشتروا من الناس مكيلا أو موزونًا يوفون لأنفسهم، وإذا باعوا الناس مكيلا أو موزونًا يُنْقصون في المكيال والميزان، فكيف بحال من يسرقهما ويختلسهما، ويبخس الناس أشياءهم؟ إنه أولى بالوعيد من مطففي المكيال والميزان. ألا يعتقد أولئك المطففون أن الله تعالى باعثهم ومحاسبهم على أعمالهم؟
Ölçüyü ve tartıyı eksik yapanlara şiddetli bir azap vardır; onlar insanlardan ölçülen veya tartılan bir şey satın aldıklarında kendileri için tam alırlar, insanlara ölçülen veya tartılan bir şey sattıklarında ise ölçüde ve tartıda eksiltme yaparlar. O hâlde bunları çalan, aşıran ve insanların mallarını eksilten kimsenin durumu nasıldır? O, ölçü ve tartıda hile yapanlardan bu tehdide daha layıktır. O ölçü ve tartıda hile yapanlar, Allah Teâlâ'nın kendilerini dirilteceğine ve amellerinden hesaba çekeceğine inanmıyorlar mı?
5022. Metin
سيكون بعثهم في يوم عظيم الهول، يوم يقوم الناس بين يدي الله، فيحاسبهم على القليل والكثير، وهم فيه خاضعون لله رب العالمين.
Onların diriltilmesi, dehşeti büyük bir günde olacaktır; [o gün,] insanların Allah'ın huzurunda duracağı, O'nun da kendilerini azdan ve çoktan hesaba çekeceği gündür ve onlar o günde Âlemlerin Rabbi olan Allah'a boyun eğmişlerdir.
5023. Metin
حقا إن مصير الفُجَّار ومأواهم لفي ضيق، وما أدراك ما هذا الضيق؟ إنه سجن مقيم وعذاب أليم، وهو ما كتب لهم المصير إليه، مكتوب مفروغ منه، لا يزاد فيه ولا يُنقص.
Gerçek şu ki, günahkârların (füccâr) varacağı yer ve barınağı mutlaka bir darlık içindedir. Bu darlığın ne olduğunu sana ne bildirdi? O, kalıcı bir zindan ve elem verici bir azaptır; onların kendisine varacağı yazılmış olandır, kesinleşmiş bir yazıdır, ona ne ekleme yapılır ne de [ondan bir şey] eksiltilir.
5024. Metin
عذاب شديد يومئذ للمكذبين، الذين يكذبون بوقوع يوم الجزاء، وما يكذِّب به إلا كل ظالم كثير الإثم، إذا تتلى عليه آيات القرآن قال: هذه أباطيل الأولين. ليس الأمر كما زعموا، بل هو كلام الله ووحيه إلى نبيه، وإنما حجب قلوبهم عن التصديق به ما غشاها من كثرة ما يرتكبون من الذنوب. ليس الأمر كما زعم الكفار، بل إنهم يوم القيامة عن رؤية ربهم -جل وعلا- لمحجوبون. وفي هذه الآية دلالة على رؤية المؤمنين ربَّهم في الجنة. ثم إنهم لداخلو النار يقاسون حرها، ثم يقال لهم: هذا الجزاء الذي كنتم به تكذبون.
O gün, ceza gününün gerçekleşmesini yalanlayan o yalanlayıcılara şiddetli bir azap vardır. Onu ancak haddi aşan ve çokça günah işleyen herkes yalanlar; ona Kur'an ayetleri okunduğu zaman: “Bu öncekilerin masallarıdır” der. İş onların iddia ettiği gibi değildir; bilakis o, Allah'ın kelamı ve Peygamberine vahyidir. Onların kalplerini onu tasdik etmekten alıkoyan şey, işledikleri günahların çokluğundan ötürü kalplerini bürüyen pastır. İş kâfirlerin iddia ettiği gibi değildir; bilakis onlar kıyamet günü Rablerini -celle ve alâ- görmekten kesinlikle mahrumdurlar. Bu ayette, müminlerin cennette Rablerini göreceklerine bir delil vardır. Sonra onlar mutlaka cehenneme girecek, onun sıcağını çekeceklerdir; sonra da onlara: “İşte yalanlayıp durduğunuz ceza budur!” denilecektir.
5025. Metin
حقا إن كتاب الأبرار -وهم المتقون- لفي المراتب العالية في الجنة. وما أدراك -أيها الرسول- ما هذه المراتب العالية؟ كتاب الأبرار مكتوب مفروغ منه، لا يزاد فيه ولا يُنقص، يَطَّلِع عليه المقربون من ملائكة كل سماء.
Gerçek şu ki, iyilerin (ebrâr) -ki onlar takva sahipleridir- kitabı cennetteki yüksek derecelerdedir. [Ey Resul!] Sana bu yüksek derecelerin ne olduğunu ne bildirdi? İyilerin kitabı, tamamlanmış kesin bir yazıdır; ona ne ekleme yapılır ne de [ondan bir şey] eksiltilir. Her bir semanın meleklerinden mukarreb olanlar (Allah'a yakın kılınanlar) ona tanıklık eder.
5026. Metin
إن أهل الصدق والطاعة لفي الجنة يتنعمون، على الأسرَّة ينظرون إلى ربهم، وإلى ما أعدَّ لهم من خيرات، ترى في وجوههم بهجة النعيم، يُسْقَون من خمر صافية محكم إناؤها، آخره رائحة مسك، وفي ذلك النعيم المقيم فليتسابق المتسابقون. وهذا الشراب مزاجه وخلطه من عين في الجنة تُعْرَف لعلوها بـ «تسنيم» ، عين أعدت ; ليشرب منها المقربون، ويتلذذوا بها.
Şüphesiz doğruluk ve itaat ehli cennette nimetler içindedir; tahtlar üzerinde Rablerine ve O'nun kendileri için hazırladığı hayırlara bakarlar. Yüzlerinde nimetin parıltısını görürsün. Kapları mühürlenmiş berrak bir içkiden içirilirler; sonu misk kokusudur. İşte bu kalıcı nimet için yarışanlar yarışsın. Bu içeceğin karışımı ve harmanı, yüksekliğinden dolayı 'Tesnîm' diye bilinen cennetteki bir pınardandır; [o,] mukarreb olanların (Allah'a yakın kılınanların) kendisinden içmesi ve onunla lezzetlenmesi için hazırlanmış bir pınardır.
5027. Metin
إن الذين أجرموا كانوا في الدنيا يستهزئون بالمؤمنين، وإذا مروا بهم يتغامزون سخرية بهم، وإذا رجع الذين أجرموا إلى أهلهم وذويهم تفكهوا معهم بالسخرية من المؤمنين. وإذا رأى هؤلاء الكفار أصحاب محمد ﷺ، وقد اتبعوا الهدى قالوا: إن هؤلاء لتائهون في اتباعهم محمدًا ﷺ، وما بُعث هؤلاء المجرمون رقباء على أصحاب محمد ﷺ.
Şüphesiz suç işleyen o günahkârlar dünyada müminlerle alay ediyorlardı; yanlarından geçtiklerinde onlarla alay etmek için kaş göz işareti yapıyorlardı. O suçlular ailelerinin ve yakınlarının yanına döndüklerinde, müminlerle alay ederek neşeleniyorlardı. Bu kâfirler Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in ashabını hidayete uymuş gördüklerinde: “Şüphesiz bunlar Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e uymakla sapmışlardır” dediler. Oysa bu suçlular Muhammed [sallallâhu aleyhi ve sellem]'in ashabı üzerine gözcü olarak gönderilmemişlerdi.
5028. Metin
فيوم القيامة يسخر الذين صدقوا الله ورسوله وعملوا بشرعه من الكفار، كما سخر الكافرون منهم في الدنيا.
Kıyamet günü ise Allah'ı ve Resulünü tasdik edip O'nun şeriatıyla amel edenler, dünyada kâfirlerin kendileriyle alay ettiği gibi, kâfirlerle alay edeceklerdir.
5029. Metin
على المجالس الفاخرة ينظر المؤمنون إلى ما أعطاهم الله من الكرامة والنعيم في الجنة، ومن أعظم ذلك النظر إلى وجه الله الكريم. هل جوزي الكفار من جنس أعمالهم، جزاءً وفاق ما كانوا يفعلونه في الدنيا من الشرور والآثام؟
Görkemli meclisler üzerinde müminler, Allah'ın kendilerine cennette verdiği ikram ve nimete bakarlar; bunun en büyüğü ise Allah'ın Kerîm veçhine bakmaktır. Kâfirler dünyada işledikleri kötülüklerin ve günahların tam karşılığı olarak, yaptıklarının cinsinden cezalandırıldılar mı?
5030. Metin
نعم، سيُجْزونَ أوفى الجزاء وأعدله.
Evet, en eksiksiz ve en adil karşılıkla cezalandırılacaklardır.