5056. Metin
هل أتاك -أيها الرسول- خبر القيامة التي تغشى الناس بأهوالها؟
[Ey Resul!] Dehşetleriyle insanları bürüyüp kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?
5057. Metin
وجوه الكفار يومئذ ذليلة بالعذاب، مجهدة بالعمل متعبة، تصيبها نار شديدة التوهج، تُسقى من عين بلغت منتهى الحرارة، ليس لأصحاب النار طعام إلا من نبت ذي شوك لاصق بالأرض، وهو مِن شر الطعام وأخبثه، لا يُسْمن بدن صاحبه من الهُزال، ولا يسدُّ جوعه ورمقه.
O gün kâfirlerin yüzleri azapla zelildir, çalışmaktan bitkin düşmüş [ve] yorulmuştur. Son derece alevli bir ateşe girerler. Sıcaklığı zirveye ulaşmış bir kaynaktan içirilirler. Ateş ehli için, yere yapışık dikenli bir bitkiden başka hiçbir yiyecek yoktur. O, yiyeceklerin en kötüsü ve en pisidir; sahibinin bedenini zayıflıktan kurtarıp semirtmez, ne açlığını giderir ne de ona derman olur.
5058. Metin
وجوه المؤمنين يوم القيامة ذات نعمة؛ لسعيها في الدنيا بالطاعات راضية في الآخرة، في جنة رفيعة المكان والمكانة، لا تسمع فيها كلمة لغو واحدة، فيها عين تتدفق مياهها، فيها سرر عالية، وأكواب معدة للشاربين، ووسائد مصفوفة، الواحدة جنب الأخرى، وبُسُط كثيرة مفروشة.
Kıyamet günü müminlerin yüzleri ise nimet içindedir. Dünyada taatlerle yaptığı çalışmasından dolayı ahirette hoşnuttur. Mekânı ve derecesi yüksek bir cennettedir. Orada tek bir boş söz bile işitmezsin. Orada suları çağlayan bir pınar, yüksek tahtlar, içenler için hazırlanmış kadehler, biri diğerinin yanına dizilmiş yastıklar ve serilmiş pek çok yaygılar vardır.
5059. Metin
أفلا ينظر الكافرون المكذِّبون إلى الإبل: كيف خُلِقَت هذا الخلق العجيب؟ وإلى السماء كيف رُفِعَت هذا الرَّفع البديع؟ وإلى الجبال كيف نُصبت، فحصل بها الثبات للأرض والاستقرار؟ وإلى الأرض كيف بُسِطت ومُهِّدت؟
O yalanlayan kâfirler; deveye bakmazlar mı, bu hayret verici yaratılışla nasıl yaratılmış? Göğe [bakmazlar mı], bu eşsiz yükseltilişle nasıl yükseltilmiş? Dağlara [bakmazlar mı], nasıl dikilmiş de onlar sayesinde yer için sarsılmazlık ve istikrar hâsıl olmuştur? Yere [bakmazlar mı], nasıl serilip döşenmiştir?
5060. Metin
فعِظْ -أيها الرسول- المعرضين بما أُرْسِلْتَ به إليهم، ولا تحزن على إعراضهم، إنما أنت واعظ لهم، ليس عليك إكراههم على الإيمان.
[Ey Resul!] Kendisiyle gönderildiğin şeylerle o yüz çevirenlere öğüt ver ve onların yüz çevirmelerine üzülme! Sen onlar için ancak bir öğüt vericisin; onları imana zorlamak senin görevin değildir.
5061. Metin
لكن الذي أعرض عن التذكير والموعظة وأصرَّ على كفره، فيعذبه الله العذاب الشديد في النار.
Fakat kim hatırlatmadan ve öğütten yüz çevirir ve küfründe ısrar ederse, Allah onu ateşte pek şiddetli bir azapla cezalandırır.
5062. Metin
إنَّ إلينا مرجعهم بعد الموت، ثم إن علينا جزاءهم على ما عملوا.
Şüphesiz ölümden sonra onların dönüşü ancak bizedir. Sonra yaptıklarının karşılığını vermek de şüphesiz bize aittir.