19012. Metin
علامات القيامة ونوع الجزاء
Kıyamet Alametleri ve Cezanın Türü
19013. Metin
سور القرآن الكريم وآياته إنذار بعد إنذار، للتذكير والتحذير، فهذه سورة الزلزال المكية في قول ابن عباس وغيره، والمدنية في قول مقاتل وقتادة، لأن آخرها نزل بسبب رجلين كانا بالمدينة، والظاهر أنها مدنية، وهي تبين علامة يوم القيامة، فقد كان الكفار المشركون يسألون كثيرا عن الساعة ويوم الحساب، فيقولون: أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيامَةِ [القيامة: ٧٥/ ٦] ونحو ذلك من الآيات، فأبان الله لهم في هذه السورة علامات القيامة فقط، ليعلموا أن علم ذلك عند الله، وليس لأحد معرفة ذلك اليوم، ولا تعيينه للجزاء والحساب. وآي السورة هي:
Kur'ân-ı Kerîm'in sureleri ve ayetleri, hatırlatmak ve uyarmak amacıyla birbiri ardınca gelen birer ikazdır. İbn Abbas ve başkalarının görüşüne göre Mekkî, Mukâtil ve Katâde'nin görüşüne göre ise Medenî olan bu Zilzâl Suresi -ki son kısmı Medine'de bulunan iki adam sebebiyle inmiştir ve zahir olan da Medenî olduğudur- kıyamet gününün alametini açıklamaktadır. Nitekim müşrik kâfirler kıyamet saati ve hesap günü hakkında çokça soru soruyor ve: { أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيامَةِ } [Kıyamet: 75/6] “Kıyamet günü ne zaman?” ve benzeri ayetlerde olduğu gibi söylüyorlardı. Bunun üzerine Allah bu surede onlara, bunun bilgisinin Allah katında olduğunu, ceza ve hesap için o günü bilmenin ve onu belirlemenin hiç kimseye ait olmadığını bilsinler diye sadece kıyametin alametlerini açıkladı. Surenin ayetleri şunlardır:
19014. Metin
[سورة الزلزلة (٩٩) : الآيات ١ الى ٨]
[Zilzâl Suresi (99): 1-8. Ayetler]
19015. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
19016. Metin
إِذا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزالَها (١) وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقالَها (٢) وَقالَ الْإِنْسانُ ما لَها (٣) يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبارَها (٤)
{ إِذا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزالَها (١) وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقالَها (٢) وَقالَ الْإِنْسانُ ما لَها (٣) يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبارَها (٤) } “Yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığı, yer ağırlıklarını dışarı attığı, insan: «Ona ne oluyor?» dediği zaman, işte o gün yer, haberlerini anlatır.”
19017. Metin
بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحى لَها (٥) يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتاتاً لِيُرَوْا أَعْمالَهُمْ (٦) فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ (٧) وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ (٨)
{ بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحى لَها (٥) يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتاتاً لِيُرَوْا أَعْمالَهُمْ (٦) فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ (٧) وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ (٨) } “Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir. O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye bölük bölük fırlayıp çıkarlar. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görür.”
19018. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» [الزلزلة: ٩٩/ ١- ٨] .
«1» «2» «3» «4» [ez-Zilzâl: 99/1-8].
19019. Metin
- إذا حركت الأرض بعنف من أسفلها حركة شديدة، واضطربت اضطرابا هائلا، حتى يتكسر كل شيء عليها.
- Yer, altından şiddetle sarsıcı bir şekilde hareket ettirildiği ve üzerindeki her şey parçalanıncaya kadar korkunç bir sarsıntıyla çalkalandığı zaman.
19020. Metin
وقوله: زِلْزالَها أبلغ من قوله: (زلزالا) دون إضافة للأرض، لأن المصدر غير المضاف يقع على كل قدر من الزلزال، وإن قل، وإذا أضيف إليها، وجب أن يكون على قدر ما يستحقه، فهو يفيد إيفاء الشيء حقه.
Ayet metnindeki { زِلْزالَها } ifadesi, yere izafe edilmeksizin (زلزالا) denilmesinden daha beliğdir. Çünkü muzaf olmayan masdar, az da olsa depremin her miktarına delalet eder; yere izafe edildiğinde ise onun hak ettiği ölçüde olması gerekir. Dolayısıyla bu, bir şeyin hakkının tam olarak verilmesini ifade eder.
19021. Metin
- وألقت ما في جوفها من الأموات والدفائن، وهي أثقالها، وهذه إشارة إلى البعث، كما جاء في آية أخرى: وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ (٣) وَأَلْقَتْ ما فِيها وَتَخَلَّتْ (٤) [الانشقاق: ٨٤/ ٣- ٤] . وذلك في النفخة الثانية. وقال ابن عطية: وليست القيامة بموطن لإخراج الكنوز، وإنما تخرج كنوزها وقت الدجال.
- [Yer], bağrındaki ölüleri ve gömülü şeyleri dışarı attığı zaman; bunlar onun ağırlıklarıdır. Bu durum, diğer bir ayette geldiği gibi dirilişe (ba's) bir işarettir: { وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ (٣) وَأَلْقَتْ ما فِيها وَتَخَلَّتْ (٤) } [el-İnşikâk: 84/3-4] “Ve yer uzatılıp dümdüz edildiği, içindekileri atıp tamamen boşaldığı zaman.” Bu ise ikinci sur üflenişindedir. İbn Atiyye şöyle demiştir: Kıyamet hazinelerin çıkarılacağı yer değildir, hazineleri ancak Deccal zamanında çıkarılır.
19022. Metin
- وقال كل إنسان مؤمن أو كافر (جنس الإنسان) لمّا يبهره أمرها، ويذهله خطبها، ويستهول المرئي: ما لهذه الأرض، ولأي شيء زلزلت، وأخرجت أثقالها؟
- Mümin veya kâfir her insan (insan cinsi), yerin durumu kendisini dehşete düşürdüğünde, hadisesi aklını başından aldığında ve görülen şeyi korkunç bulduğunda: “Bu yere ne oluyor, ne sebeple sarsıldı ve ağırlıklarını dışarı attı?” dediği zaman.
19023. Metin
وقد قال ﵊ فيما أخرجه أحمد والطبراني في الأوسط والحاكم- عن ابن عباس ﵄: «ليس الخبر كالمعاينة..» .
Nitekim aleyhisselâm, Ahmed, Taberânî (el-Evsat'ta) ve el-Hâkim'in İbn Abbas radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmuştur: «Haber [almak], gözle görmek gibi değildir...»
19024. Metin
- في ذلك الوقت المضطرب، وقت الزلزلة، تخبر الأرض بأخبارها، وتحدّث بما عمل عليها من خير وشر، ينطقها الله تعالى، لتشهد على العباد، فإخبار الأرض:
- İşte o sarsıntılı vakitte, zelzele vaktinde yer haberlerini anlatır; kulların aleyhine şahitlik etmesi için Yüce Allah onu konuşturur da üzerinde işlenen hayrı ve şerri anlatır. Yerin haber vermesi:
19025. Metin
هو شهادتها بما عمل عليها من عمل صالح وفاسد، كما قال ابن مسعود والثوري وغيرهما. فالتحديث من الأرض- على هذا المعنى- حقيقة، وكلام بإدراك وحياة يخلقها الله تعالى، وأضاف تعالى الأخبار إليها من حيث وعتها وحصّلتها. وقال الطبري وقوم: التحديث في الآية مجاز، والمعنى حينئذ: أن ما تفعله الأرض بأمر الله تعالى من إخراج أثقالها، وتفتّت أجزائها، وسائر أحوالها، هو بمنزلة التحديث بأنبائها وأخبارها. ويؤيد القول الأول:
İbn Mes'ûd, Sevrî ve diğerlerinin dediği gibi, üzerinde işlenen salih ve fasık amellere şahitlik etmesidir. Bu anlama göre yerin anlatması gerçektir; Yüce Allah'ın yaratacağı bir idrak ve hayat ile konuşmasıdır. Yüce [Allah], haberleri koruyup topladığı cihetle haberleri yere izafe etmiştir. Taberî ve bir topluluk ise şöyle demiştir: Ayetteki haber verme mecazdır. Bu takdirde mana: Yerin, Allah Teâlâ'nın emriyle ağırlıklarını dışarı atması, parçalarının ufalanması ve diğer halleri bakımından yaptığı şeylerin, kendi havadislerini ve haberlerini anlatması mesabesinde olmasıdır. Birinci görüşü şu desteklemektedir:
19026. Metin
قول النبي ﷺ الذي أخرجه البخاري والنسائي ومالك وأحمد: «فإنه لا يسمع مدى صوت المؤذن جنّ ولا إنس ولا شيء إلا شهد له يوم القيامة» .
Buhârî, Nesâî, Mâlik ve Ahmed'in rivayet ettiği Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in şu buyruğudur: «Müezzinin sesinin ulaştığı mesafede onu işiten cin, insan veya herhangi bir şey yoktur ki, kıyamet gününde onun lehine şahitlik etmesin.»
19027. Metin
- ومصدر التحديث: بأن ربك ألهمها، أي تحدّث أخبارها بوحي الله وإذنه لها، بأن تتحدث وتشهد.
- Anlatmanın kaynağı: Rabbinin ona ilham etmesidir; yani haberlerini, Allah'ın vahyi ve anlatıp şahitlik etmesi için ona verdiği izin ile anlatır.
19028. Metin
- في هذا اليوم المضطرب والخراب المدمر، يصدر (يخرج) الناس من قبورهم إلى موقف الحساب، متفرقين، مختلفي الأحوال، فمنهم المؤمن الآمن، ومنهم الخائف، ومنهم كافرون، ومنهم عصاة، ومنهم فريق الجنة، ومنهم فريق النار، الكل سائر إلى العرض ليريهم الله أعمالهم معروضة عليهم.
- Bu sarsıntılı günde ve helak edici yıkımda insanlar, kabirlerinden hesap yerine, darmadağınık, durumları birbirinden farklı olarak çıkarlar (fırlarlar); içlerinden güvende olan mümin vardır, korkan vardır, kâfirler vardır, asiler vardır, bir kısmı cennetlik, bir kısmı cehennemliktir. Allah amellerini kendilerine arz edilmiş olarak göstersin diye hepsi arza doğru yürümektedir.
19029. Metin
ثم أخبر الله تعالى أنه من عمل عملا رآه، قليلا كان أو كثيرا، فمن يعمل في الدنيا وزن نملة صغيرة، أو هباء لا يرى إلا في ضوء الشمس، يجده يوم القيامة في كتابه، ويلقى جزاءه، فيفرح به، أو يراه بعينه معروضا عليه، وكذلك من يعمل في الدنيا أي شيء من الشر، ولو كان حقيرا أو قليلا، يجد جزاءه يوم القيامة، فيسوؤه.
Sonra Allah Teâlâ, az olsun çok olsun, bir amel işleyenin onu göreceğini haber vermiştir. Dünyada küçük bir karınca ağırlığınca veya ancak güneş ışığında görülebilen bir toz zerresi kadar hayır işleyen kimse, kıyamet gününde onu kitabında bulur, karşılığına kavuşur ve onunla sevinir yahut onu bizzat kendisine arz edilmiş olarak gözüyle görür. Aynı şekilde dünyada şerden herhangi bir şey, hakir veya az bile olsa, işleyen kimse kıyamet gününde onun cezasını bulur ve bu onu üzer.
19030. Metin
يرى الخير كله من كان مؤمنا، والكافر لا يرى في الآخرة خيرا، لأن خيره قد عجّل له في دنياه. وكذلك المؤمن أيضا له سيئاته الصغار في دنياه في المصائب والأمراض ونحوها. ويحصل من مجموع هذا: أن من عمل من المؤمنين مثقال ذرة من خير أو شر رآه، وألّا يرى الكافر خيرا في الآخرة. ويؤيد هذا حديث عائشة ﵂ الذي
Mümin olan kimse hayrın tamamını görür; kâfir ise ahirette hiçbir hayır görmez, çünkü onun hayrı dünyasında kendisine peşinen verilmiştir. Aynı şekilde müminin de dünyadaki musibetler, hastalıklar ve benzeri durumlarda küçük günahları [silinir]. Bütün bunlardan şu hasıl olmaktadır: Müminlerden kim zerre ağırlığınca hayır veya şer işlerse onu görür; kâfir ise ahirette hiçbir hayır görmez. Bunu Âişe radıyallâhu anhâ'nın şu hadisi de desteklemektedir:
19031. Metin
أخرجه الإمام أحمد ومسلم وغيرهما: «قالت: قلت: يا رسول الله، أرأيت ما كان يفعل عبد الله بن جدعان من البرّ، وصلة الرحم، وإطعام الطعام، أله في ذلك أجر؟ فقال: لا، إنه لم يقل قط: رب اغفر لي خطيئتي يوم الدين» .
İmam Ahmed, Müslim ve başkalarının rivayet ettiğine göre: «Âişe dedi ki: Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü! Abdullah b. Cüd'ân'ın yaptığı iyilikleri, akrabalık bağını gözetmesini ve yemek yedirmesini gördün mü; bunlar için ona bir mükafat var mıdır? Şöyle buyurdu: Hayır, o hiçbir zaman: 'Rabbim, din gününde benim günahımı bağışla' dememiştir.»
19032. Metin
وكان رسول الله ﷺ يسمي هذه الآية: فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ.. الجامعة الفاذّة.
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: { فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ } “Kim zerre ağırlığınca...” ayetini «kapsayıcı ve eşsiz [ayet]» diye isimlendirirdi.
19033. Metin
أخرج ابن أبي حاتم عن سعيد بن جبير قال: لما نزلت: (ويطعمون الطعام على حبّه) الآية، كان المسلمون يرون أنهم لا يؤجرون على الشيء القليل، إذا أعطوه،
İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr'den şunu rivayet etmiştir: { ويطعمون الطعام على حبّه } [İnsan: 76/8] “Ona olan sevgilerine rağmen yemeği yedirirler” ayeti indiğinde Müslümanlar, verdikleri zaman az bir şeyden dolayı sevap alamayacaklarını düşünüyorlardı.
19034. Metin
وكان آخرون يرون أنهم لا يلامون على الذنب اليسير: الكذبة، والنظرة، والغيبة، وأشباه ذلك، ويقولون: إنما وعد الله النار على الكبائر، فأنزل الله: فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ (٧) وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ (٨)
Diğerleri de önemsiz günahtan: yalandan, bakmaktan, gıybetten ve benzeri şeylerden dolayı kınanmayacaklarını düşünüyorlar ve: “Allah ateşi ancak büyük günahlar için vadetmiştir” diyorlardı. Bunun üzerine Allah şu ayetleri indirdi: { فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ (٧) وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ (٨) } “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görür.”
19035. Metin
وأخرج ابن جرير وغيره: أن هذه السورة نزلت، وأبو بكر ﵁ يأكل مع رسول الله ﷺ، فترك أبو بكر ﵁ الأكل وبكى، فقال له رسول الله ﷺ: يا أبا بكر، ما يبكيك؟ قال: يا رسول الله، أو أسأل عن مثاقيل الذّرّ؟ فقال رسول الله ﷺ: يا أبا بكر، ما رأيت في الدنيا مما تكره، فمثاقيل ذرّ الشر، ويدخر الله لك مثاقيل ذرّ الخير.
İbn Cerîr ve başkaları rivayet etmiştir ki: Bu sure indiğinde Ebû Bekir radıyallâhu anh Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yemek yiyordu. Bunun üzerine Ebû Bekir radıyallâhu anh yemeyi bıraktı ve ağladı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: «Ey Ebû Bekir, seni ağlatan nedir?» buyurdu. O da: «Ey Allah'ın Resulü, zerre ağırlıklarından hesaba mı çekileceğiz?» dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Ey Ebû Bekir, dünyada hoşlanmadığın gördüğün şeyler şerrin zerre ağırlıklarıdır; Allah hayrın zerre ağırlıklarını ise senin için [ahirete] saklar.»