19201. Metin
جزاء المكذب بالدين وصفاته
Dini Yalanlayanın Cezası ve Nitelikleri
19202. Metin
إن من أهم أسباب الشقاء والانحراف والضلال في الدنيا: هو إنكار يوم القيامة أو يوم الجزاء والحساب، فلو صدّق الناس به تصديقا تاما، لما تجرأ واحد منهم على العصيان والمخالفة، أو الكفر والجحود، أو إهمال الفرائض الإلهية، وتجاوز الآداب والأخلاق القويمة، لأن الخوف من العقاب والتهديد بالعذاب لا ينفع غير المؤمنين بوجود عالم الآخرة، وتذكير السامع بالتخلص من أمراض العصيان، والقسوة على المحتاجين، ومراءاة الناس، ومنع مساعدة الجيران وحجب وسائل العون عنهم وعن غيرهم، إنما يفيد المصدقين بالقيامة، كما جاء في سورة الماعون المكية:
Dünyada mutsuzluğun, sapmanın ve dalaletin en önemli sebeplerinden biri; kıyamet gününü veya ceza ve hesap gününü inkâr etmektir. Şayet insanlar buna tam bir tasdikle inansalardı, onlardan hiçbiri isyana ve karşı gelmeye, küfür ve inkâra veya ilahi farzları ihmal edip dosdoğru edep ve ahlakın dışına çıkmaya cesaret edemezdi. Çünkü cezadan korkmak ve azap tehdidi, ahiret âleminin varlığına inananlardan başkasına fayda vermez. Dinleyene isyan hastalıklarından, muhtaçlara karşı katı kalplilikten, insanlara gösteriş yapmaktan, komşulara yardımı esirgeyip yardım vasıtalarını onlardan ve başkalarından sakınmaktan kurtulmayı hatırlatmak, ancak kıyameti tasdik edenlere fayda sağlar; nitekim Mekkî olan Mâûn Suresi'nde şöyle buyrulmuştur:
19203. Metin
[سورة الماعون (١٠٧) : الآيات ١ الى ٧]
[Mâûn Suresi (107), Ayetler 1-7]
19204. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
19205. Metin
أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ (١) فَذلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ (٢) وَلا يَحُضُّ عَلى طَعامِ الْمِسْكِينِ (٣) فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (٤)
{ أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ (١) فَذلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ (٢) وَلا يَحُضُّ عَلى طَعامِ الْمِسْكِينِ (٣) فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (٤) } “Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakan ve yoksulu doyurmaya teşvik etmeyendir. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki!”
19206. Metin
الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلاتِهِمْ ساهُونَ (٥) الَّذِينَ هُمْ يُراؤُنَ (٦) وَيَمْنَعُونَ الْماعُونَ (٧)
{ الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلاتِهِمْ ساهُونَ (٥) الَّذِينَ هُمْ يُراؤُنَ (٦) وَيَمْنَعُونَ الْماعُونَ (٧) } “Onlar ki namazlarından gafildirler. Onlar ki gösteriş yaparlar ve en ufak bir yardımı bile esirgerler.”
19207. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» [الماعون: ١٠٧/ ١- ٧] .
«1» «2» «3» «4» «5» «6» [el-Mâûn: 107/1-7].
19208. Metin
قال ابن عباس: نزلت هذه السورة في العاص بن وائل السهمي، وقال السدي:
İbn Abbas şöyle demiştir: Bu sure el-Âs b. Vâil es-Sehmî hakkında inmiştir. es-Süddî ise şöyle demiştir:
19209. Metin
نزلت في الوليد بن المغيرة. وقيل: في أبي جهل، وكان وصيا ليتيم، فجاءه عريانا يسأله من مال نفسه، فدفعه. ويروى أن هذه السورة نزلت في بعض المضطّرين في
[Bu sure] el-Velîd b. el-Mugîre hakkında inmiştir. Ebû Cehil hakkında [indiği] de söylenmiştir; o bir yetimin vasisiydi. [Yetim] çıplak bir halde ona gelip kendi malından isteyince onu itip kovdu. Bu surenin, [şunlar] hakkında indiği de rivayet edilir:
19210. Metin
الإسلام بمكة، الذين لم يحققوا فيه، وفتنوا فافتتنوا، وكانوا على هذا الخلق من الغشم وغلظ العشرة، والفظاظة على المساكين، وربما كان بعضهم يصلي أحيانا مع المسلمين مدافعة وحيرة، فقال الله تعالى فيهم: فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (٤) الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلاتِهِمْ ساهُونَ (٥) .
İslam'da zor durumda kalan, onda tam sebat etmeyip fitneye maruz kalarak sapan, zulüm, kaba muamele ve yoksullara karşı katılık gibi bu ahlaka sahip olan kimseler hakkında indiği de rivayet edilir. Bunların bazısı sırf savuşturmak ve şaşkınlık sebebiyle bazen Müslümanlarla birlikte namaz kılardı. Bunun üzerine Allah Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurdu: { فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (٤) الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلاتِهِمْ ساهُونَ (٥) } “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarından gafildirler!”.
19211. Metin
وقال ابن جريج: كان أبو سفيان ينحر كل أسبوع جزورا، فجاءه يتيم، فقرعه بعصا، فنزلت السورة فيه. وقال سعد بن أبي وقاص ﵁ فيما
İbn Cüreyc şöyle demiştir: Ebû Süfyân her hafta bir deve keserdi. Bir yetim gelince ona bastonla vurdu, bunun üzerine sure onun hakkında indi. Sa'd b. Ebî Vakkâs radıyallâhu anh ise
19212. Metin
أخرجه ابن المنذر وابن جرير وغيرهما-: سألت النبي ﷺ عن الذين هم عن صلاتهم ساهون، قال: «هم الذين يؤخرونها عن وقتها»
-İbnü'l-Münzir, İbn Cerîr ve başkalarının rivayet ettiğine göre- şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e namazlarından gafil olanların kimler olduğunu sordum, o şöyle buyurdu: «Onlar, namazı vaktinden sonraya geciktirenlerdir.»
19213. Metin
يريد ﷺ والله تعالى أعلم- تأخير ترك وإهمال. وإلى هذا نحا مجاهد.
O sallallâhu aleyhi ve sellem -Allah Teâlâ en iyisini bilir ya- terk ve ihmal kabilinden bir geciktirmeyi kastetmektedir. Mücâhid de bu görüşe meyletmiştir.
19214. Metin
ويؤكد هذا ما أخرج ابن المنذر عن ابن عباس في قوله: فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (٤) قال: نزلت في المنافقين كانوا يراءون المؤمنين بصلاتهم إذا حضروا، ويتركونها إذا غابوا، ويمنعونهم العاريّة، أي الشيء المستعار.
Bunu, İbnü'l-Münzir'in İbn Abbas'tan Allah Teâlâ'nın: { فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (٤) } “Yazıklar olsun o namaz kılanlara!” kavli hakkında rivayet ettiği şu söz de teyit etmektedir: [İbn Abbas] şöyle dedi: Münafıklar hakkında inmiştir; onlar [Müslümanların] huzurunda bulunduklarında namazlarıyla müminlere gösteriş yapar, kaybolduklarında ise namazı terk ederlerdi ve onlardan âriyeti, yani ödünç verilen şeyi esirgerlerdi.
19215. Metin
والمعنى: أأبصرت أيها النبي الذي يكذب بالحساب والجزاء؟! أو بالمعاد والجزاء والثواب؟ وقوله: أَرَأَيْتَ وإن كان في صورة استفهام، لكن الغرض بمثله المبالغة في التعجب. وهذا مثال آخر لكون الإنسان في خسر.
Manası şudur: Ey Peygamber, hesabı ve cezayı yalanlayanı gördün mü?! Ya da ahireti, cezayı ve mükâfatı yalanlayanı? { أَرَأَيْتَ } “Gördün mü?” ifadesi her ne kadar soru formunda olsa da bunun gibilerinde amaç şaşkınlığı/hayreti vurgulamaktır. Bu da insanın hüsranda oluşuna dair başka bir örnektir.
19216. Metin
هذا الذي يكذب بالقيامة والجزاء، هو الذي يدفع اليتيم عن حقه دفعا شديدا، ويزجره زجرا عنيفا، ويظلمه حقه، ولا يحسن إليه، علما بأن عرب الجاهلية كانوا لا يورّثون النساء والصبيان.
Kıyameti ve karşılığı yalanlayan bu kimse; yetimi hakkından şiddetle itip kakan, onu sert bir şekilde azarlayan, hakkına girerek zulmeden ve ona iyilik etmeyen kimsedir. Bilinmelidir ki Cahiliye Arapları kadınlara ve çocuklara miras vermezlerdi.
19217. Metin
وهذا هو الذي لا يحث نفسه ولا أهله ولا غيرهم على إطعام المسكين المحتاج، بخلا بالمال، كما جاء في آية أخرى: كَلَّا بَلْ لا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ (١٧) وَلا تَحَاضُّونَ عَلى طَعامِ الْمِسْكِينِ [الفجر: ٨٩/ ١٧- ١٨] .
Mala karşı cimriliği sebebiyle ne kendisini ne ailesini ne de başkalarını muhtaç yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen de işte bu kimsedir. Nitekim başka bir ayette şöyle buyrulmuştur: { كَلَّا بَلْ لا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ (١٧) وَلا تَحَاضُّونَ عَلى طَعامِ الْمِسْكِينِ } “Hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.” [el-Fecr: 89/17-18].
19218. Metin
فويل، أي خزي وعذاب وهلاك للمنافقين الذين يؤدون الصلاة أحيانا تظاهرا، وللغافلين عن الصلاة، الذين لا يبالي أحدهم، صلّى أم لم يصلّ، لا يرجون ثوابا إن صلوا، ولا يخافون عقابا إن تركوا، فهم عنها غافلون حتى يذهب وقتها، إهمالا لها.
Veyl; yani bazen gösteriş için namaz kılan münafıklara ve namaz kılıp kılmadığına aldırış etmeyen, kıldıklarında sevap ummayan, terk ettiklerinde ise cezadan korkmayan, namazı ihmal ederek vakti çıkıncaya kadar ondan gafil olan kimselere rüsvalık, azap ve helak olsun!
19219. Metin
وإذا كانوا مع المؤمنين صلوا رياء، وإذا لم يكونوا معهم لم يصلوا. إن هؤلاء هم الساهون عن صلاتهم، أي التاركون لها، أو الغافلون عنها. قال عطاء بن يسار:
Müminlerle birlikte olduklarında gösteriş için namaz kılarlar, onlarla birlikte olmadıklarında ise kılmazlar. İşte bunlar namazlarından sâhi olanlar, yani onu terk edenler veya ondan gafil olanlardır. Atâ b. Yesâr şöyle demiştir:
19220. Metin
الحمد لله الذي قال: عَنْ صَلاتِهِمْ ولم يقل: (في صلاتهم) .
«{ عَنْ صَلاتِهِمْ } “Namazlarından” deyip de '(namazlarında)' demeyen Allah'a hamdolsun.»
19221. Metin
أولئك الساهون عن صلاتهم: هم الذين يراءون الناس بصلاتهم إن صلوا، أو يراءون الناس بكل ما عملوا من أعمال البر، ليثنوا عليهم.
Namazlarından gafil olan o kimseler; kıldıkları takdirde namazlarıyla insanlara gösteriş yapan veya kendilerini övsünler diye yaptıkları bütün iyiliklerde insanlara riyakârlık edenlerdir.
19222. Metin
وهم الذين يمنعون الماعون، أي يمنعون الإعارة وفعل الخير. والماعون: كل ما يتعاوره الناس بينهم، من الدلو والفأس والقدوم والقدر ومتاع البيت، وما لا يمنع عادة كالماء والملح، مما ينسب مانعة إلى الخسة ولؤم الطبع وسوء الخلق.
Onlar, mâûnu esirgeyen; yani ödünç vermeyi ve iyilik yapmayı engelleyenlerdir. Mâûn: İnsanların kova, balta, keser, tencere ve ev eşyası gibi aralarında birbirlerine ödünç verdikleri ve su ile tuz gibi vermeyenin alçaklık, tabiat kötülüğü ve ahlaksızlıkla nitelendiği, âdeten esirgenmeyen her türlü şeydir.
19223. Metin
إن هؤلاء المنافقين وأمثالهم من المشركين، لم يحسنوا عبادة ربهم، ولم يحسنوا إلى الناس، حتى بإعارة ما ينتفع به ويستعان به، مع بقاء عينه، ورجوعه إليهم، وهؤلاء لمنع الزكاة وأنواع القربات أشد منعا وبخلا. روى النسائي وغيره عن عبد الله بن مسعود قال: كل معروف صدقة، وكنا نعد الماعون على عهد رسول الله ﷺ عارية الدّلو والقدر.
Bu münafıklar ve onların benzeri müşrikler, ne Rablerine ibadeti güzelce yapmış ne de kendisi baki kalıp geri dönecek şekilde faydalanılan ve yardım alınan şeyleri ödünç vermek suretiyle dahi insanlara iyilikte bulunmuşlardır. Bunlar zekâtı ve diğer ibadet türlerini engellemede daha da katı ve cimridirler. Nesâî ve başkaları Abdullah b. Mes'ûd'dan şöyle rivayet etmiştir: «Her iyilik bir sadakadır. Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde mâûnu, kova ve tencerenin ödünç verilmesi sayardık.»
19224. Metin
إن هذه السورة الكريمة تصلح عنوانا بارزا لكل أنواع التكامل والتضامن الاجتماعي فيما بين الناس، حتى تسود المحبة والود، ويتآلف البشر، ويعم الرفاه والاستقرار أنحاء المجتمع، وتعيش كل جماعة في أمن وعافية وسلام.
Bu yüce sure, sevgi ve muhabbetin hâkim olması, insanların kaynaşması, refah ve istikrarın toplumun her tarafına yayılması ve her topluluğun güven, esenlik ve barış içinde yaşaması için insanlar arasındaki her türlü sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın seçkin bir başlığı olmaya layıktır.