Secde Suresi Tefsiri

Vehbe Zühaylî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

13217. Metin

إنزال القرآن وإبداع الخلق

Kur’an’ın İndirilişi ve Yaratılışın Eşsizliği

13218. Metin

أثبت الله تعالى كون القرآن كلام الله بكونه معجزا لا يضارعه شيء، وليس كلام أحد من خلقه، وأقام الأدلة على وجوده وتوحيده وقدرته العظمى بخلق السماوات والأرض، وخلق الإنسان وغيره في أحسن تقويم، وزوّده بمفاتيح المعرفة من السمع والبصر والفؤاد، ليشكر ربه، ويهتدي إلى خالقه، وليصلح حاله ومجتمعة، وهذا ما افتتحت به سورة السجدة التي كان النبي ﵌ يقرؤها كل يوم،

Yüce Allah, Kur'an'ın benzeri getirilemeyen bir mucize oluşuyla ve yaratılmışlardan hiçbirinin sözü olmayışıyla onun Allah'ın kelamı olduğunu ispat etmiş; gökleri ve yeri, insanı ve diğer varlıkları en güzel kıvamda yaratarak, Rabbine şükretsin, Yaratıcısına doğru yolu bulsun, kendi durumunu ve toplumunu ıslah etsin diye onu işitme, görme ve kalp gibi bilgi anahtarlarıyla donatarak Kendi varlığına, birliğine ve yüce kudretine deliller getirmiştir. İşte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in her gün okuduğu Secde Suresi de bu konularla başlamıştır.

13219. Metin

قال جابر بن عبد الله: «ما كان رسول الله ﷺ ينام حتى يقرأ الم، تَنْزِيلُ السجدة، وتَبارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ» .

Câbir b. Abdullah [şöyle] demiştir: «Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, { الم، تَنْزِيلُ } “Elif. Lâm. Mîm. İndirilmesi...” [Secde Suresi] ile { تَبارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ } “Hükümranlık elinde olan [Allah] ne yücedir!” [Mülk Suresi] sürelerini okumadan uyumazdı.»

13220. Metin

قال الله تعالى:

Yüce Allah şöyle buyurdu:

13221. Metin

[سورة السجده (٣٢) : الآيات ١ الى ٩]

[Secde Suresi (32): Ayetler 1'den 9'a]

13222. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla

13223. Metin

الم (١) تَنْزِيلُ الْكِتابِ لا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعالَمِينَ (٢) أَمْ يَقُولُونَ افْتَراهُ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْماً ما أَتاهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ (٣) اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ وَما بَيْنَهُما فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ ما لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلا شَفِيعٍ أَفَلا تَتَذَكَّرُونَ (٤)

{ الم (١) تَنْزِيلُ الْكِتابِ لا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعالَمِينَ (٢) أَمْ يَقُولُونَ افْتَراهُ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْماً ما أَتاهُمْ مِنْ نَذِيرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ (٣) اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ وَما بَيْنَهُما فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوى عَلَى الْعَرْشِ ما لَكُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلا شَفِيعٍ أَفَلا تَتَذَكَّرُونَ (٤) } “Elif. Lâm. Mîm. (1) Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitab'ın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. (2) Yoksa «Onu uydurdu» mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir topluluğu doğru yolu bulsunlar diye uyarman için Rabbinden gelen haktır. (3) Allah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra da Arş'a istiva etmiştir. O'ndan başka sizin ne bir dostunuz ne de bir şefaatçiniz vardır. Hâlâ düşünüp öğüt almaz mısınız? (4)”

13224. Metin

يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّماءِ إِلَى الْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كانَ مِقْدارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ (٥) ذلِكَ عالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهادَةِ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (٦) الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنْسانِ مِنْ طِينٍ (٧) ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلالَةٍ مِنْ ماءٍ مَهِينٍ (٨) ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلاً ما تَشْكُرُونَ (٩)

{ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ مِنَ السَّماءِ إِلَى الْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كانَ مِقْدارُهُ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ (٥) ذلِكَ عالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهادَةِ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (٦) الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنْسانِ مِنْ طِينٍ (٧) ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلالَةٍ مِنْ ماءٍ مَهِينٍ (٨) ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلاً ما تَشْكُرُونَ (٩) } “Gökten yere kadar her işi O çekip çevirir; sonra da [bütün bu işler], sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir. (5) İşte görüleni de görülmeyeni de bilen, mutlak güç sahibi, çok merhametli olan O'dur. (6) O ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve insanın yaratılışına da çamurdan başlamıştır. (7) Sonra onun neslini değersiz bir suyun özünden yaratmıştır. (8) Sonra onu şekillendirip ona Kendi ruhundan üflemiş, sizin için işitme [duyusu], gözler ve gönüller var etmiştir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz! (9)”

13225. Metin

[السجدة: ٣٢/ ١- ٩] .

[es-Secde: 32/1-9].

13226. Metin

افتتحت هذه السورة بالأحرف الأبجدية المقطعة للتنبيه والتحدي وبيان إعجاز القرآن، لذا اقترنت هذه الحروف غالبا بالكلام عن القرآن والإشادة به. لقد أنزل الله هذا القرآن من عنده إنزالا لا شك فيه، من غير أدنى اعتبار لارتياب الكفرة، فهو تنزيل من رب العالمين: عالم الإنس والجن، ولا شك فيه، من جهة الله تعالى، وليس بسحر ولا شعر ولا سجع كهان.

Bu sure, dikkat çekmek, meydan okumak ve Kur'an'ın mucizeliğini beyan etmek maksadıyla mukattaa harfleriyle başlamıştır; bu sebeple bu harfler çoğunlukla Kur'an'dan bahsedilmesi ve onun övülmesiyle birlikte yer almıştır. Allah bu Kur'an'ı Kendi katından, kâfirlerin şüphelerine zerre kadar değer verilmeksizin, içinde hiçbir şüphe bulunmayan bir indirilişle indirmiştir; o âlemlerin Rabbi, yani insan ve cin âleminin Rabbi tarafından bir indirmedir. Yüce Allah katından oluşunda şüphe yoktur; o ne bir büyü, ne bir şiir ne de kâhinlerin seciidir.

13227. Metin

بل أيقولون زورا وبهتانا: اختلقه محمد من عنده، بل هو الحق الثابت، أي هو حق من عند الله رب محمد، أنزله إليه لينذر به قوما- أي قريشا ومن جاورهم والعالم كله- بأس الله وعذابه، إن كفروا وعصوا، ولم يأتهم منذر سابق من قبل النبي محمد ﷺ، لعلهم يهتدون بإنذاره.

Yoksa onlar yalan ve iftira olarak: «Onu Muhammed kendiliğinden uydurdu» mu diyorlar? Hayır, o sabit bir haktır; yani Muhammed'in Rabbi olan Allah katından bir haktır. Kâfir olup isyan ederlerse Allah'ın azabıyla ve cezasıyla bir topluluğu —yani Kureyş'i, civarındakileri ve bütün âlemi— uyarsın diye ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den önce kendilerine bir uyarıcı gelmediği için, belki onun uyarmasıyla doğru yolu bulurlar diye onu indirmiştir.

13228. Metin

والذي أنزل القرآن الكريم: هو الله تعالى خالق السماوات والأرض ومبدعهما وما بينهما، من غير مثال سابق، في مدة ستة أيام، ليست من الأيام المعروفة، ثم استوى على أعظم مخلوقاته: وهو العرش العظيم استواء يليق بذات الله وجلاله من غير تشبيه ولا تمثيل ولا تحديد بزمان أو مكان، وليس لكم أيها الناس ولا سيما الكفار ولي، أي ناصر ينصركم، ويدفع عنكم العذاب، ولا شافع يشفع لكم عنده إلا بإذنه، بل هو المالك المطلق لكل شيء، أفلا تتدبرون وتتعظون، فتؤمنوا بالله وحده لا شريك له.

Kur'ân-ı Kerîm'i indiren: Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin geçmiş bir örnek olmaksızın yaratıcısı ve var edicisi olan Yüce Allah'tır; bilinen günlerden olmayan altı günlük bir sürede [yaratmış], sonra da yarattıklarının en büyüğü olan Yüce Arş'a, teşbih, temsil ve zaman yahut mekânla sınırlandırma olmaksızın, Allah'ın zatına ve celaline yaraşır bir istiva ile istiva etmiştir. Ey insanlar ve özellikle de kâfirler! Sizin için O'ndan başka bir dost, yani size yardım edecek ve sizden azabı savacak bir yardımcı olmadığı gibi, O'nun izni olmaksızın katında size şefaat edecek bir şefaatçi de yoktur; bilakis O, her şeyin mutlak malikidir. Hâlâ düşünüp ibret almaz mısınız ki tek olan ve hiçbir ortağı bulunmayan Allah'a iman edesiniz?

13229. Metin

إن منزل القرآن: هو الذي يدبر أمر الكون كله، أي ينفذ الله تعالى قضاءه لجميع ما يشاؤه، ثم يرجع اليه خبر أمره وتنفيذه في يوم من أيام الدنيا، مقداره ألف سنة، مما تعدّون في هذه الحياة، لأن ما بين السماء والأرض خمس مائة سنة. والمعنى: أن الأمور تنفّذ من عنده، ثم يعود إليه عاقبة أمره.

Kur'an'ı indiren, bütün kâinatın işini tedbir eden (çekip çeviren)dir; yani Yüce Allah dilediği her şeye dair hükmünü icra eder, sonra da O'nun emrinin ve icrasının haberi, dünya günlerinden, bu hayatta saydıklarınızdan bin yıl miktarınca olan bir günde O'na döner; zira yer ile gök arası beş yüz yıldır. Bunun anlamı şudur: İşler O'nun katından yürütülür, sonra emrinin akıbeti yine O'na döner.

13230. Metin

وذلك المدبّر لأمور الكون: هو العالم بجميع الأشياء، يعلم الغائب عن الأبصار،

Kâinatın işlerini böylesine çekip çeviren O [zat]: Her şeyi hakkıyla bilendir, gözlerden gizli olanı bildiği gibi,

13231. Metin

وهو المشاهد المعاين لها، وهو القوي الغالب القاهر، الرحيم التام الرحمة بعباده المؤمنين الطائعين التائبين. والرحيم: الراحم غيره، والرحمن: صفة لذات الله تعالى مختص بها لا يسمى بها أحد غيره.

görülen ve müşahede edileni de bilir; O, güçlü, galip ve kahredici olandır; mümin, itaatkâr ve tövbe eden kullarına karşı pek merhametli, rahmeti tam olandır. Rahîm: Başkasına merhamet eden demektir; Rahmân ise: Yüce Allah'ın zatına ait, O'na has bir sıfattır ve O'ndan başkası bu isimle isimlendirilemez.

13232. Metin

والمدبر للأمور كلها هو الذي أحسن خلق الأشياء وأتقنها وأحكمها، وبدأ خلق الإنسان آدم من طين، والطين من ماء وتراب، ثم جعل الله ذرية الإنسان يتناسلون من امتزاج سلالة متكونة من ماءي الرجل والمرأة، وهو ماء ضعيف: وهو النطفة.

Bütün işleri çekip çeviren [Allah], her şeyin yaratılışını güzel, kusursuz ve muhkem kılan, insan olan Âdem'in yaratılışına çamurdan başlayan —ki çamur, su ve topraktan ibarettir— sonra da insanın soyunu, erkek ve kadının menisinden oluşan bir süzülmüş özün karışımından üreyip çoğalacak kılan zattır; bu da zayıf bir sudur, yani nutfedir.

13233. Metin

والسلالة: ما استل من الشيء، والنطفة: سلالة الإنسان.

Sülâle (سُلالَة): Bir şeyden çekip çıkarılan özdür; nutfe ise insanın sülâlesidir (özüdür).

13234. Metin

ثم بعد خلق الإنسان من تراب، جعله الله سويا مستقيما، فقوّم أعضاءه، وعدّلها وأتمها، ونفخ فيه الروح التي هي من أمر الله، ولا يعرف حقيقتها إنسان، وأنعم الله على الإنسان بالحواس المختلفة ليتعايش تعايشا سليما مع محيطه، وهي حواس كثيرة، منها السمع الذي تسمع به الأصوات، والبصر الذي تبصر به المرئيات، والعقل أو الفؤاد الذي يتم به التفكير والوعي والإدراك، والتمييز بين الحق والباطل، وبين الخير والشر.

Sonra insanı topraktan yarattıktan sonra Allah onu düzgün ve dengeli bir kıvama getirdi; uzuvlarını doğrulttu, düzenledi ve tamamladı; ona, mahiyetini hiçbir insanın bilemeyeceği, Allah'ın emrinden olan ruhtan üfledi. Allah, çevresiyle sağlıklı bir şekilde yaşayabilsin diye insana çeşitli duyular bahşetti; bunlar pek çok duyudur; bunlardan biri seslerin işitildiği işitme, görülen varlıkların görüldüğü görme ve kendisiyle düşünmenin, bilincin, idrakin ve hak ile batılın, hayır ile şerrin ayırt edilmesinin gerçekleştiği akıl veya kalptir.

13235. Metin

لكنكم أيها الناس لا تقابلون هذه النعم بالوفاء والشكر والتقدير، وإنما تشكرون ربكم شكرا قليلا على هذه النعم التي رزقكم الله تعالى، والشكر: لا يكون باللسان فقط، وإنما باستعمال الحواس في طاعة الله ومرضاته.

Fakat siz ey insanlar, bu nimetleri vefa, şükür ve takdirle karşılamıyorsunuz; Yüce Allah'ın size bahşettiği bu nimetlere karşı Rabbinize ancak pek az şükrediyorsunuz. Şükür sadece dille olmaz; bilakis duyuları Allah'ın itaati ve rızası doğrultusunda kullanmakla olur.

13236. Metin

إنكار المشركين بالبعث

Müşriklerin Yeniden Dirilmeyi İnkârı

13237. Metin

لقد تلوثت عقائد الوثنيين بأمور ثلاثة: الشرك بالله بأن يعبدوا معه إلها آخر، وإنكار النبوة والوحي المنزل على قلب النبي ﷺ، وإنكار البعث أو اليوم الآخر، فتصدى القرآن الكريم لهذه المواقف الباطلة، فأثبت لهم توحيد الله من خلال قدرته

Putperestlerin inançları üç hususla kirlenmişti: O'nunla birlikte başka bir ilaha taparak Allah'a şirk koşmak, peygamberliği ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in kalbine indirilen vahyi inkâr etmek ve yeniden dirilmeyi yahut ahiret gününü inkâr etmek. Kur'ân-ı Kerîm bu batıl tutumların karşısına dikildi; üstün kudreti

13238. Metin

الفائقة، وأثبت لهم النبوة من خلال المواقف المشهودة والمعجزات المؤيد بها النبي، ورد ردا مفحما على إنكار البعث بأن القادر على ابتداء الخلق قادر على الإعادة، والإعادة أهون عليه، أي في تقدير الإنسان، وهما أي البدء والإعادة سواء بالنسبة لله ﷿، وهذه آي تحكي باطل المشركين في إنكار البعث، قال الله تعالى:

üzerinden onlara Allah'ın birliğini ispatladı; apaçık hadiseler ve Peygamber'in desteklendiği mucizeler üzerinden peygamberliği ispatladı; yeniden dirilişi inkâr edenlere de ilk defa yaratmaya kadir olanın onu tekrarlamaya da kadir olduğu, tekrarlamanın ise —insanın değerlendirmesine göre— O'na daha kolay olduğu şeklinde susturucu bir cevap verdi; oysa ilk defa yaratmak da yeniden yaratmak da Allah azze ve celle için aynıdır. İşte bu ayetler, müşriklerin yeniden dirilmeyi inkâr hususundaki batıl iddialarını anlatmaktadır. Yüce Allah şöyle buyurdu:

13239. Metin

[سورة السجده (٣٢) : الآيات ١٠ الى ١٤]

[Secde Suresi (32): Ayetler 10'dan 14'e]

13240. Metin

وَقالُوا أَإِذا ضَلَلْنا فِي الْأَرْضِ أَإِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ بَلْ هُمْ بِلِقاءِ رَبِّهِمْ كافِرُونَ (١٠) قُلْ يَتَوَفَّاكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ (١١) وَلَوْ تَرى إِذِ الْمُجْرِمُونَ ناكِسُوا رُؤُسِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ رَبَّنا أَبْصَرْنا وَسَمِعْنا فَارْجِعْنا نَعْمَلْ صالِحاً إِنَّا مُوقِنُونَ (١٢) وَلَوْ شِئْنا لَآتَيْنا كُلَّ نَفْسٍ هُداها وَلكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ (١٣) فَذُوقُوا بِما نَسِيتُمْ لِقاءَ يَوْمِكُمْ هذا إِنَّا نَسِيناكُمْ وَذُوقُوا عَذابَ الْخُلْدِ بِما كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (١٤)

{ وَقالُوا أَإِذا ضَلَلْنا فِي الْأَرْضِ أَإِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ بَلْ هُمْ بِلِقاءِ رَبِّهِمْ كافِرُونَ (١٠) قُلْ يَتَوَفَّاكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذِي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ (١١) وَلَوْ تَرى إِذِ الْمُجْرِمُونَ ناكِسُوا رُؤُسِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ رَبَّنا أَبْصَرْنا وَسَمِعْنا فَارْجِعْنا نَعْمَلْ صالِحاً إِنَّا مُوقِنُونَ (١٢) وَلَوْ شِئْنا لَآتَيْنا كُلَّ نَفْسٍ هُداها وَلكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ (١٣) فَذُوقُوا بِما نَسِيتُمْ لِقاءَ يَوْمِكُمْ هذا إِنَّا نَسِيناكُمْ وَذُوقُوا عَذابَ الْخُلْدِ بِما كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (١٤) } “Ve dediler ki: «Biz toprakta kaybolup gittiğimiz zaman mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta olacağız?» Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir. (10) De ki: «Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alır, sonra Rabbinize döndürülürsünüz.» (11) O günahkârların Rableri huzurunda başlarını öne eğerek: «Rabbimiz! Gördük ve işittik; artık bizi [dünyaya] geri gönder de salih amel işleyelim; biz kesin olarak inandık» dediklerini bir görsen! (12) Eğer dileseydik herkese hidayetini verirdik; fakat Benden şu söz kesinleşmiştir: «Cehennemi mutlaka cinlerden ve insanlardan bütünüyle dolduracağım!» (13) O halde bu gününüze kavuşmayı unutmanız sebebiyle tadın [azabı]! İşte Biz de sizi unuttuk; yaptıklarınıza karşılık ebedî azabı tadın! (14)”

13241. Metin

[السجدة: ٣٢/ ١٠- ١٤] .

[es-Secde: 32/10-14].

13242. Metin

لقد استبعد المشركون الوثنيون المعاد بعقولهم البسيطة، وقالوا: أإذا متنا وصارت أجسادنا ترابا مفتتا ذاهبا في الأرض، أيمكن أن نعود خلقا جديدا بعد تلك الحال؟! وهذا منهم قياس لقدرة الله تعالى الخارقة على قدرة الإنسان المحدودة العاجزة. بل إنهم في الواقع جاحدون لقاء ربهم يوم القيامة للحساب والجزاء.

Putperest müşrikler kıt akıllarıyla ahireti akıldan uzak görerek: «Öldüğümüz, bedenlerimiz ufalanmış toprağa dönüp yerde kaybolup gittiği zaman, bu durumdan sonra bizim yeniden yaratılışa dönmemiz mümkün müdür?» dediler. Bu, onların Yüce Allah'ın olağanüstü kudretini insanın sınırlı ve âciz kudretine kıyas etmeleridir. Bilakis onlar gerçekte, hesap ve ceza için kıyamet gününde Rablerine kavuşacaklarını inkâr etmektedirler.

13243. Metin

فرد الله تعالى عليهم بقوله: قل أيها النبي للمشركين: إن ملك الموت عزرائيل الموكّل بقبض الأرواح يقبض أرواحكم في الوقت المحدد لانتهاء الأجل، ثم في نهاية الدنيا بعد الموت تعودون أحياء إلى ربكم، كما كنتم قبل الوفاة، وذلك في يوم المعاد.

Bunun üzerine Yüce Allah onlara şöyle cevap verdi: De ki ey Peygamber o müşriklere: Ruhları kabzetmekle görevlendirilmiş olan ölüm meleği Azrâil, ecelin sona ermesi için tayin edilen vakitte canlarınızı alır; sonra dünyanın sonunda, ölümün ardından, vefattan önceki halinizde olduğu gibi diri olarak Rabbinize döndürülürsünüz; bu da ahiret gününde olacaktır.

13244. Metin

ثم أخبر الله تعالى عن حال المشركين في يوم البعث والحساب، بأسلوب فيه تعجيب لمحمد ﵌ وأمته من حال الكفرة ومما حلّ بهم، فلو تشاهد أيها النبي حين يقوم المشركون بين يدي ربهم، خافضي رؤوسهم من شدة الحياء والخزي والعار، لرأيت أمرا عجبا. وجواب (لو) محذوف، لأن حذفه أهول،

Sonra Yüce Allah, diriliş ve hesap gününde müşriklerin durumunu, Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ve ümmetine kâfirlerin halini ve başlarına geleni hayret verici bir üslupla haber vermiştir: Ey Peygamber! Müşrikler Rablerinin huzuruna çıktıklarında, şiddetli utanç, zillet ve rezillikten başlarını öne eğmiş vaziyetteyken onları bir görsen, gerçekten çok şaşırtıcı bir durum görürdün. «Lev» (لَوْ - şayet/bir görsen) edatının cevabı hazfedilmiştir (düşürülmüştür); zira hazfedilmesi daha korkutucudur,

13245. Metin

إذ يترك الإنسان فيه مع أقصى تخيله. والمجرمون: هم الكافرون، بدليل قولهم: إِنَّا مُوقِنُونَ أي إنهم كانوا في الدنيا غير موقنين، وتنكيس الرؤوس: هو من الهول والذل والهم بحلول العذاب. وتراهم يقولون: ربنا نحن الآن نسمع قولك، ونطيع أمرك، لقد أبصرنا الحشر، ونسمع تصديقك للرسل، فارجعنا إلى دار الدنيا، نعمل فيها ما يرضيك من صالح الاعتقاد والقول والعمل، وقولهم: أَبْصَرْنا وَسَمِعْنا أي ما كنا نخبر به في الدنيا، فكنا مكذبين به.

çünkü insanı hayal gücünün son sınırıyla baş başa bırakır. «Mücrimler», kâfirlerdir; bunun delili { إِنَّا مُوقِنُونَ } “Biz kesin olarak inandık” sözleridir; yani onlar dünyada kesin olarak inanmıyorlardı. Başların öne eğilmesi ise azabın inmesinden kaynaklanan dehşet, zillet ve kederdendir. Onların şöyle dediklerini görürsün: Rabbimiz, biz şimdi Senin sözünü dinliyor ve emrine itaat ediyoruz; haşri gördük ve peygamberleri tasdik edişini işitiyoruz; öyleyse bizi dünya yurduna geri gönder de orada Seni razı edecek salih inanç, söz ve amel işleyelim. { أَبْصَرْنا وَسَمِعْنا } “Gördük ve işittik” sözleri ise dünyada bize haber verilen ve bizim de yalanladığımız şeyleri [gördük ve işittik] demektir.

13246. Metin

ثم أخبر الله تعالى عن نفسه أنه لو شاء لهدى الناس أجمعين، بأن يخترع الإيمان في قلوبهم، ويلطف بهم لطفا يؤمنون به، ولكن ثبت قول الله وقضاؤه، وسبق منه الاعلام أنه لا بد من ملء جهنم من الجن والإنس أجمعين، ولكنهم اختاروا في الدنيا الكفر والضلال، وسوء الاعتقاد والعمل.

Sonra Yüce Allah Kendi zatı hakkında, eğer dileseydi kalplerinde imanı var ederek ve kendilerine iman edecekleri bir lütufta bulunarak bütün insanlara hidayet vereceğini haber vermiştir; ancak Allah'ın sözü ve hükmü kesinleşmiş, cehennemin cinlerden ve insanlardan bütünüyle doldurulacağı hususu Kendisi tarafından önceden bildirilmiştir; fakat onlar dünyada küfrü, dalaleti, kötü inanç ve ameli tercih etmişlerdir.

13247. Metin

لذا يقال لهم على سبيل التقريع والتوبيخ: ذوقوا هذا العذاب بسبب تكذيبكم بيوم القيامة، واستبعادكم وقوعه، وتناسيكم له، والآن نعاملكم معاملة المنسيين، وإن كان الله تعالى لا ينسى شيئا، وهذا من قبيل المشاكلة لأفعالهم، مثل قوله تعالى:

Bu sebeple onlara azarlama ve kınama kabilinden şöyle denir: Kıyamet gününü yalanlamanız, vuku bulmasını akıldan uzak görmeniz ve onu büsbütün unutmuş gibi davranmanız sebebiyle bu azabı tadın; Allah Teâlâ hiçbir şeyi unutmaz olsa da, şimdi Biz de size unutulmuş kimseler gibi muamele ediyoruz. Bu, onların fiillerine karşı bir müşâkele (aynı lafızla karşılık verme) kabilindendir; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

13248. Metin

نَسُوا اللَّهَ فَأَنْساهُمْ أَنْفُسَهُمْ [الحشر: ٥٩/ ١٩] وقوله سبحانه: نَسُوا اللَّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ الْمُنافِقِينَ هُمُ الْفاسِقُونَ [التوبة: ٩/ ٦٧] .

{ نَسُوا اللَّهَ فَأَنْساهُمْ أَنْفُسَهُمْ } “Onlar Allah'ı unuttular, Allah da onlara kendilerini unutturdu” [el-Haşr: 59/19] ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { نَسُوا اللَّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ الْمُنافِقِينَ هُمُ الْفاسِقُونَ } “Onlar Allah'ı unuttular, O da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fasıkların ta kendileridir” [et-Tevbe: 9/67].

13249. Metin

ويقال لهم أيضا على سبيل التبكيت والتأكيد: ذوقوا عذاب النار الدائم الذي تخلدون فيه بسبب كفركم وتكذيبكم وسوء أعمالكم، وقوله: بِما كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ أي بتكسبكم الآثام، وارتكابكم المعاصي.

Onlara susturma ve pekiştirme kabilinden yine şöyle denir: İnkârınız, yalanlamanız ve kötü amelleriniz sebebiyle içinde ebedî kalacağınız sürekli cehennem azabını tadın! { بِما كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ } “Yaptıklarınıza karşılık” ifadesi, yani günah kazanmanız ve masiyetleri işlemeniz sebebiyle [tadın] demektir.

13250. Metin

إن هذه الإنذارات والأوصاف الرهيبة تستوجب من العقلاء الحذر الشديد قبل الوقوع في مواقعها أو محطاتها، وقبل التعرض لألوان التوبيخ والتقريع بسبب سوء الاعتقاد والعمل في الدنيا. والسعيد: من اتعظ بغيره، والشقي: من حرم الإفادة من

Şüphesiz bu uyarılar ve dehşet verici vasıflar, akıl sahiplerinin bu hallerin veya bu durakların içine düşmeden önce ve dünyadaki kötü inanç ve amel sebebiyle çeşitli kınama ve azarlamalara maruz kalmadan önce son derece sakınmalarını gerektirir. Bahtiyar kimse başkasından ibret alan, bedbaht kimse ise

13251. Metin

العبر والأحداث، فإن المصير حتمي، ولا منجاة من أحد الأمرين: إما الجنان، وإما النيران.

ibretlerden ve hadiselerden istifade etmekten mahrum kalandır; zira varılacak son kaçınılmazdır ve iki akıbetten birinden kurtuluş yoktur: Ya cennetler ya da cehennemler.

13252. Metin

جزاء المؤمنين والفاسقين

Müminlerin ve Fasıkların Karşılığı

13253. Metin

إن ترجمة الإيمان إنما تكون بالخضوع ساجدين لله تعالى، وبتسبيحه وتحميده وبالإقبال على الرب ﷿ في الصلاة في جوف الليل، ويكون جزاء المؤمنين الجنة. ولا يعقل في ميزان أحد التسوية بين المؤمن والفاسق. والفسق يكون بجحود الله تعالى وإنكار وحدانيته، وإنكار اليوم الآخر، ونبوة خاتم النبيين، ويكون جزاء الفاسقين النار. ومن رحمة الله تعالى تعريض الكافرين أو الفاسقين لشيء من العذاب القريب في الدنيا، لعلهم يرجعون عن غيهم وضلالهم. قال الله تعالى مبينا جزاء الفريقين:

İmanın tezahürü ancak Yüce Allah'a secde ederek boyun eğmekle, O'nu tesbih ve hamd etmekle, gecenin karanlığında namazda Rab azze ve celle'ye yönelmekle olur ve müminlerin mükâfatı cennettir. Hiç kimsenin ölçüsünde mümin ile fasıkın bir tutulması aklen mümkün değildir. Fısk ise Yüce Allah'ı inkâr etmek, O'nun birliğini, ahiret gününü ve peygamberlerin sonuncusunun nübüvvetini reddetmekle olur ve fasıkların cezası cehennemdir. Kâfir ve fasıkları belki azgınlık ve sapıklıklarından dönerler diye dünyada yakın bir azaba maruz bırakması da Yüce Allah'ın rahmetindendir. Yüce Allah iki zümrenin karşılığını beyan ederek şöyle buyurdu:

13254. Metin

[سورة السجده (٣٢) : الآيات ١٥ الى ٢٢]

[Secde Suresi (32): Ayetler 15'ten 22'ye]

13255. Metin

إِنَّما يُؤْمِنُ بِآياتِنَا الَّذِينَ إِذا ذُكِّرُوا بِها خَرُّوا سُجَّداً وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لا يَسْتَكْبِرُونَ (١٥) تَتَجافى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفاً وَطَمَعاً وَمِمَّا رَزَقْناهُمْ يُنْفِقُونَ (١٦) فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ ما أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزاءً بِما كانُوا يَعْمَلُونَ (١٧) أَفَمَنْ كانَ مُؤْمِناً كَمَنْ كانَ فاسِقاً لا يَسْتَوُونَ (١٨) أَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوى نُزُلاً بِما كانُوا يَعْمَلُونَ (١٩)

{ إِنَّما يُؤْمِنُ بِآياتِنَا الَّذِينَ إِذا ذُكِّرُوا بِها خَرُّوا سُجَّداً وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لا يَسْتَكْبِرُونَ (١٥) تَتَجافى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفاً وَطَمَعاً وَمِمَّا رَزَقْناهُمْ يُنْفِقُونَ (١٦) فَلا تَعْلَمُ نَفْسٌ ما أُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ أَعْيُنٍ جَزاءً بِما كانُوا يَعْمَلُونَ (١٧) أَفَمَنْ كانَ مُؤْمِناً كَمَنْ كانَ فاسِقاً لا يَسْتَوُونَ (١٨) أَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوى نُزُلاً بِما كانُوا يَعْمَلُونَ (١٩) } “Bizim ayetlerimize ancak, kendilerine bunlar hatırlatıldığı zaman secdeye kapanan, Rablerini hamd ile tesbih eden ve büyüklük taslamayanlar inanırlar. (15) Onların yanları yataklardan uzaklaşır; korku ve ümitle Rablerine dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (16) Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne göz aydınlıkları saklandığını hiç kimse bilemez. (17) Hiç inanan kimse yoldan çıkan (fasık olan) kimse gibi olur mu? Bunlar eşit olmazlar. (18) İman edip salih ameller işleyenlere gelince, yaptıklarına karşılık bir konaklama yeri olarak onlar için Me'vâ cennetleri vardır. (19)”

13256. Metin

وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا فَمَأْواهُمُ النَّارُ كُلَّما أَرادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْها أُعِيدُوا فِيها وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (٢٠) وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذابِ الْأَدْنى دُونَ الْعَذابِ الْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ (٢١) وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِآياتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْها إِنَّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ مُنْتَقِمُونَ (٢٢)

{ وَأَمَّا الَّذِينَ فَسَقُوا فَمَأْواهُمُ النَّارُ كُلَّما أَرادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْها أُعِيدُوا فِيها وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (٢٠) وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذابِ الْأَدْنى دُونَ الْعَذابِ الْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ (٢١) وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِآياتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْها إِنَّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ مُنْتَقِمُونَ (٢٢) } “Yoldan çıkanlara gelince, onların barınağı da ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde tekrar oraya döndürülürler ve onlara: «Yalanlayıp durduğunuz cehennem azabını tadın!» denir. (20) Belki dönerler diye onlara en büyük azaptan önce mutlaka o yakın azaptan da tattıracağız. (21) Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Biz, suçlulardan intikam alıcılarız. (22)”

13257. Metin

[السجدة: ٣٢/ ١٥- ٢٢] .

[es-Secde: 32/15-22].

13258. Metin

المعنى: إنما يصدق بآيات القرآن والكون والرسل الذين إذا وعظوا بها واستمعوا لها بعد تلاوتها عليهم، سقطوا ساجدين لله على وجوههم، تذللا وخضوعا،

Manası: Kur'an'ın, kâinatın ve peygamberlerin ayetlerini ancak, kendilerine bu ayetlerle öğüt verildiğinde ve kendilerine okunduktan sonra bunları dinlediklerinde zillet ve huşu içinde,

13259. Metin

وإقرارا بالعبودية، ينزهون الله في سجودهم عن الصاحبة والولد والشريك، ويحمدون الله على نعمه، فهم يجمعون بين التسبيح والتحميد، لا يستكبرون عن طاعة ربهم، والانقياد لأوامره.

kulluklarını ikrar ederek Allah için yüzüstü secdeye kapanan, secdelerinde Allah'ı eş, çocuk ve ortaktan tenzih eden, nimetlerinden ötürü Allah'a hamdeden —ki onlar tesbih ile tahmidi bir arada yaparlar— Rablerine itaatten ve O'nun emirlerine boyun eğmekten büyüklük taslamayan kimseler tasdik eder.

13260. Metin

وهم أيضا يصلّون قيام الليل أو التهجد، تترفع وتبتعد جنوبهم أو جوانبهم عن مضاجع النوم والراحة، أي أماكن النوم، يدعون الله خوفا من العقاب، وطمعا بالرحمة وجزيل الثواب، وينفقون بعض أموالهم في سبيل الخير والإحسان. فلا تدري نفس على الإطلاق من ملائكة ورسل عظمة ومقدار ما أخفى الله لهم في الجنات من النعيم المقيم، واللذائذ التي تقرّ بها الأعين أي تفرح وتسرّ، جزاء عدلا مقابل صالح أعمالهم، التي عملوها بإخلاص في الدنيا، من غير سمعة ولا مراءاة، ومن أبسط المعقولات في قانون الجزاء الإلهي أو البشري أنه كيف يسوّى بين المؤمن بالله ورسوله، المطيع لأمره ونهيه، وبين الكافر الفاسق الخارج عن دائرة طاعة الله تعالى، المكذب رسل الله الكرام، إنهما لا يستويان في ميزان أحد، ولا في ميزان الله يوم القيامة.

Onlar aynı zamanda gece namazı (teheccüd) kılarlar; yanları yahut vücutları uyku ve istirahat döşeklerinden, yani yatılan yerlerden uzaklaşır; cezadan korkarak, rahmeti ve bol sevabı umarak Allah'a dua ederler ve mallarının bir kısmını hayır ve ihsan yolunda infak ederler. Dünyada gösterişten ve riyadan uzak, samimiyetle işledikleri salih amellerine adil bir karşılık olmak üzere, kalıcı nimetlerden ve gözlerin aydın olacağı —yani sevinip neşeleneceği— lezzetlerden Allah'ın cennetlerde onlar için sakladığı şeylerin büyüklüğünü ve miktarını meleklerden ve peygamberlerden hiçbir nefis kesinlikle bilemez. İlahi yahut beşerî ceza kanunundaki en temel akli ilkelerden biri şudur: Allah'a ve Resulü'ne inanan, O'nun emrine ve yasağına itaat eden kimse ile Yüce Allah'a itaat dairesinin dışına çıkan, Allah'ın şerefli elçilerini yalanlayan kâfir ve fasık kimse nasıl bir tutulabilir? Bunlar hiç kimsenin terazisinde de kıyamet günü Allah'ın mizanında da asla eşit olmazlar.

13261. Metin

عن عطاء بن يسار: أن هذه الآية نزلت في علي بن أبي طالب ﵁، والوليد بن عقبة بن أبي معيط، وذلك أنهما تلاحيا، فقال له علي: اسكت فإنك فاسق، فنزلت الآية.

Atâ b. Yesâr'dan [rivayet edildiğine göre]: Bu ayet Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anh ile Velîd b. Ukbe b. Ebî Muayt hakkında inmiştir. Şöyle ki onlar karşılıklı tartışmışlar, Ali ona: «Sus, çünkü sen fasıksın!» demiş, bunun üzerine bu ayet inmiştir.

13262. Metin

وعليه يكون جزاء الفريقين مختلفا في الآخرة: أما الذين صدقوا بالله ورسله، وعملوا صالح الأعمال، فلهم جنات المأوى المستقر المريح، التي فيها ألوان النعيم، ثوابا وجزاء على أعمالهم الحسنة. وأصل النّزل: ما يعد للضيف من الطعام والشراب والمبيت، والمراد به هنا: ثوابا وجزاء.

Buna göre ahirette iki zümrenin mükâfatı farklı olacaktır: Allah'ı ve peygamberlerini tasdik edip salih ameller işleyenler için, güzel amellerine bir sevap ve mükâfat olmak üzere, içinde türlü türlü nimetlerin bulunduğu, rahat bir durak olan Me'vâ cennetleri vardır. Nüzulün (نُزُل) aslı: Misafir için hazırlanan yiyecek, içecek ve konaklama yeridir; buradaki anlamı ise: Sevap ve mükâfattır.

13263. Metin

وأما الذين فسقوا، أي كفروا بالله تعالى، وعصوه وعملوا السيئات، وخرجوا عن دائرة الطاعة، فمأواهم النار التي يستقرون فيها، كلما عزموا على الخروج منها لشدة العذاب والأهوال، أعيدوا فيها خاسئين ذليلين، أي صاروا مخلّدين فيها،

Yoldan çıkanlara, yani Yüce Allah'ı inkâr edip O'na isyan eden, kötülükler işleyen ve itaat dairesinden çıkanlara gelince; onların barınağı içinde yerleşip kalacakları ateştir; azabın ve dehşetin şiddetinden ötürü oradan her çıkmak istediklerinde, alçaltılmış ve zelil kılınmış olarak oraya geri döndürülürler, yani orada ebedî bırakılırlar.

13264. Metin

ويقال لهم: تذوقوا وتحملوا عذاب النار الذي كذبتم به في الدنيا، فإن الله أعدّه للظالمين الفاسقين.

Onlara: «Dünyada yalanladığınız cehennem azabını tadın ve çekin; zira Allah onu zalim fasıklar için hazırlamıştır» denir.

13265. Metin

ورحمة من الله بعباده يذكرهم بألوان النقم الدنيوية، فإنه سبحانه يذيق الكفار والعصاة شيئا من العذاب الأقرب وهو عذاب الدنيا، من المصائب والآفات، كالجوع والقتل والسبي، قبل مجيء العذاب الأشد في يوم القيامة، ليرجعوا عن ضلالهم إلى الهدى والرشاد. والتعبير بكلمة (لعلهم) ليس للترجي، فهو مستحيل على الله تعالى، وإنما معناه: ليرجعوا عما هم عليه من الضلال.

Allah'ın kullarına olan merhametindendir ki onlara dünyadaki çeşitli cezaları hatırlatmaktadır; çünkü O Subhânehu, kıyamet günündeki daha çetin azap gelmeden önce, sapıklıklarından vazgeçip doğru yola ve hidayete dönsünler diye, kâfirlere ve asilere daha yakın olan azaptan, yani dünyadaki açlık, öldürülme ve esaret gibi musibet ve afetlerden bir miktar tattırır. «Leallehum» (لَعَلَّهُمْ - belki dönerler) kelimesiyle yapılan ifade ümit bildirmek için değildir; zira bu Yüce Allah hakkında imkânsızdır; aksine bunun manası: Üzerinde bulundukları sapıklıktan dönsünler diyedir.

13266. Metin

والسبب العام للعذاب: هو الإعراض عن هدي الله تعالى، فليس هناك أشد ظلما ممن ذكّره الله بآياته القرآنية ومعجزات رسله، ثم أدبر عنها، وهجرها وجحدها، كأنه لا يعرفها، لذا فإن الله سبحانه ينتقم أشد الانتقام من هؤلاء الكفار الذين كفروا بالله، واقترفوا المنكرات والموبقات.

Azabın genel sebebi: Yüce Allah'ın hidayetinden yüz çevirmektir; zira Allah'ın kendisine Kur'an ayetlerini ve elçilerinin mucizelerini hatırlattığı, sonra da bunlardan yüz çevirip onları terk eden ve sanki hiç bilmiyormuş gibi inkâr eden kimseden daha zalim hiç kimse yoktur. Bu yüzden Allah Subhânehu, Allah'ı inkâr eden, çirkin ve helak edici günahları işleyen bu kâfirlerden en şiddetli intikamı alacaktır.

13267. Metin

إن القرآن الكريم هدى ورحمة، لما فيه من بيان سابق قبل المفاجأة بألوان العقاب أو العذاب في الآخرة، كما أوضحت هذه الآيات.

Nitekim bu ayetlerin de açıkladığı üzere Kur'ân-ı Kerîm, ahiretteki çeşitli ceza veya azaplarla aniden karşılaşılmadan önce sunduğu ön açıklama sebebiyle bir hidayet ve rahmettir.

13268. Metin

توجيهات وأوامر متعلقة بالرسالة

Peygamberlikle İlgili Yönlendirmeler ve Emirler

13269. Metin

في سورة السجدة إثبات للتوحيد والبعث والرسالة النبوية، وقد ختمت السورة بالتركيز على أمر الرسالة المحمدية بعد نبوة موسى وإنزال التوراة عليه، ليستمر العطاء الإلهي والإرشاد بين جميع الأمم والشعوب، وتتحقق الثمرة المرجوة بصلاح العقائد والأعمال، مع لفت النظر إلى ضرورة الاتعاظ والاعتبار بأحوال الأمم السابقة، وبمشاهد الكون والحياة، وتبشير النبي ﷺ بالنصر الحاسم، والإعراض عن المشركين، وانتظار المصير المرتقب فيهم، قال الله تعالى موضحا هذه المعاني:

Secde suresinde tevhid, öldükten sonra dirilme ve peygamberlik ispat edilmektedir. Sure; ilahi ihsanın ve irşadın bütün ümmetler ve halklar arasında devam etmesi, inanç ve amellerin düzelmesiyle umulan meyvenin gerçekleşmesi için Musa'nın peygamberliği ve ona Tevrat'ın indirilmesinden sonra Muhammedî risalet konusuna vurgu yapılarak, geçmiş ümmetlerin durumlarından, kâinat ve hayat sahnelerinden ibret ve ders alma gerekliliğine dikkat çekilerek, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in kesin bir zaferle müjdelenmesi, müşriklerden yüz çevrilmesi ve haklarında beklenen akıbetin gözlenmesiyle sona ermiştir. Yüce Allah bu manaları açıklayarak şöyle buyurmuştur:

13270. Metin

[سورة السجده (٣٢) : الآيات ٢٣ الى ٣٠]

[Secde Suresi (32), 23-30. Ayetler]

13271. Metin

وَلَقَدْ آتَيْنا مُوسَى الْكِتابَ فَلا تَكُنْ فِي مِرْيَةٍ مِنْ لِقائِهِ وَجَعَلْناهُ هُدىً لِبَنِي إِسْرائِيلَ (٢٣) وَجَعَلْنا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنا لَمَّا صَبَرُوا وَكانُوا بِآياتِنا يُوقِنُونَ (٢٤) إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيامَةِ فِيما كانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ (٢٥) أَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَساكِنِهِمْ إِنَّ فِي ذلِكَ لَآياتٍ أَفَلا يَسْمَعُونَ (٢٦) أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا نَسُوقُ الْماءَ إِلَى الْأَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِ زَرْعاً تَأْكُلُ مِنْهُ أَنْعامُهُمْ وَأَنْفُسُهُمْ أَفَلا يُبْصِرُونَ (٢٧)

{ وَلَقَدْ آتَيْنا مُوسَى الْكِتابَ فَلا تَكُنْ فِي مِرْيَةٍ مِنْ لِقائِهِ وَجَعَلْناهُ هُدىً لِبَنِي إِسْرائِيلَ (٢٣) وَجَعَلْنا مِنْهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنا لَمَّا صَبَرُوا وَكانُوا بِآياتِنا يُوقِنُونَ (٢٤) إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيامَةِ فِيما كانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ (٢٥) أَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَساكِنِهِمْ إِنَّ فِي ذلِكَ لَآياتٍ أَفَلا يَسْمَعُونَ (٢٦) أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا نَسُوقُ الْماءَ إِلَى الْأَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِ زَرْعاً تَأْكُلُ مِنْهُ أَنْعامُهُمْ وَأَنْفُسُهُمْ أَفَلا يُبْصِرُونَ (٢٧) } “Andolsun biz Mûsâ'ya Kitab'ı verdik. Sakın sen ona kavuşmaktan şüphe içinde olma! Biz onu İsrâiloğulları için bir hidayet rehberi kıldık. (23) Sabrettikleri ve ayetlerimize kesin olarak inandıkları zaman, içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler kıldık. (24) Şüphesiz Rabbin, ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. (25) Kendilerinden önce, yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız kendilerine yol göstermedi mi? Şüphesiz bunda deliller vardır. Hâlâ işitmeyecekler mi? (26) Kupkuru, otsuz toprağa suyu sevk ettiğimizi, onunla hem hayvanlarının hem de kendilerinin yediği ekini çıkardığımızı görmediler mi? Hâlâ görmüyorlar mı? (27)”

13272. Metin

وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْفَتْحُ إِنْ كُنْتُمْ صادِقِينَ (٢٨) قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لا يَنْفَعُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِيمانُهُمْ وَلا هُمْ يُنْظَرُونَ (٢٩) فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ إِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ (٣٠)

{ وَيَقُولُونَ مَتى هذَا الْفَتْحُ إِنْ كُنْتُمْ صادِقِينَ (٢٨) قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لا يَنْفَعُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِيمانُهُمْ وَلا هُمْ يُنْظَرُونَ (٢٩) فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ إِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ (٣٠) } “Ve derler ki: «Eğer doğru sözlü iseniz bu fetih (hüküm) günü ne zaman?» (28) De ki: «Fetih (hüküm) gününde inkâr edenlere iman etmeleri fayda vermez ve onlara mühlet de tanınmaz.» (29) Artık onlardan yüz çevir ve bekle; şüphesiz onlar da beklemektedirler. (30)”

13273. Metin

[السجدة: ٣٢/ ٢٣- ٣٠] .

[es-Secde: 32/23-30].

13274. Metin

هذه أخبار فيها عظة واقعية، أولها تطمين النبي ﵌ حول إيتائه الرسالة الكاملة، فلقد آتى الله موسى ﵇ التوراة. فلا تكن يا محمد في شك من لقائك الكتاب، فإنا آتيناك القرآن كما آتينا موسى التوراة، فأنت كغيرك من الرسل، والصلة قائمة بين الرسالتين، فإن التوراة جعلت هداية وإرشادا لبني إسرائيل، وكذلك القرآن المجيد هداية لأمتك أيها النبي محمد، والمتأخر ينسخ المتقدم.

Bunlar içinde somut bir öğüt barındıran haberlerdir. İlki, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisine eksiksiz risaletin verilmesi hususunda teskin edilmesidir; nitekim Allah, Musa aleyhisselâm'a Tevrat'ı vermiştir. [Ey Muhammed], Kitap ile buluşacağından şüphe içinde olma; zira Musa'ya Tevrat'ı verdiğimiz gibi sana da Kur'an'ı verdik. Sen de diğer elçiler gibisin ve iki risalet arasındaki bağ mevcuttur; nitekim Tevrat İsrâiloğulları için bir hidayet ve irşad kılınmıştır, aynı şekilde Yüce Kur'an da ey Peygamber Muhammed, senin ümmetin için bir hidayettir ve sonra gelen, önce gelenin hükmünü kaldırır (nesheder).

13275. Metin

والمقصود من الآية: حمل اليهود على التصديق برسالة محمد ﷺ وتحريض المشركين أيضا على التصديق بتلك الرسالة، للتشابه القائم بين الرسالتين والمهمتين، في أصولهما المشتركة، وفي ذات ما أنزل على كل من موسى ومحمد صلى الله عليهما وسلم.

Ayetten maksat; hem ortak esaslarında hem de Musa ve Muhammed sallallâhu aleyhimâ ve sellem'in her ikisine indirilenin mahiyetinde iki risalet ve iki görev arasındaki benzerlikten ötürü, Yahudileri Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğini tasdik etmeye yöneltmek ve müşrikleri de bu risaleti tasdik etmeye teşvik etmektir.

13276. Metin

ولقد جعلنا من بني إسرائيل أئمة يقتدى بهم، يدعون إلى الحق والخير والإيمان، بإذننا وتوفيقنا وإعانتنا، لما صبروا على طاعة الله وتنفيذ الدين الحق، وتصديق الرسل واتباعهم، وكانوا بآياتنا الدالة على التوحيد والقدرة الإلهية مصدّقين موقنين.

Allah'a itaate, hak dini uygulamaya, peygamberleri tasdik edip onlara uymaya sabrettikleri; tevhidi ve ilahi kudreti gösteren ayetlerimize tam bir inançla kesin olarak iman ettikleri zaman, bizim iznimiz, tevfikimiz ve yardımımızla hakka, hayra ve imana çağıran, kendilerine uyulan önderleri İsrâiloğullarından kıldık.

13277. Metin

إن ربك أيها النبي يقضي يوم القيامة بين عباده فيما اختلفوا فيه من قضايا

Şüphesiz ey Peygamber, senin Rabbin kulları arasında kıyamet gününde inanç,

13278. Metin

الاعتقاد، والدين والحساب، والثواب والعقاب، والعمل، فيثيب الطائع بالجنة، ويعذب العاصي بالنار.

din, hesap, mükâfat ve ceza ile amel hususunda ihtilaf ettikleri meselelerde hüküm verecek; itaat edeni cennetle mükâfatlandıracak, isyan edene de ateşle azap edecektir.

13279. Metin

أو لم يتبين لمكذبي الرسل كم، أي كثيرا ما أهلكنا من قبلهم من الأمم الماضية بتكذيبهم الرسل ومخالفتهم إياهم، مثل عاد وثمود وقوم لوط، يمر المكذبون المشركون في أسفارهم بمساكنهم وديارهم المدمّرة، إن في ذلك التدمير لدلائل وعلامات على قدرة الله ﷿، وعظات وعبرا لقوم يتعظون بها. أو لم يشاهد هؤلاء المكذبون بالبعث الوثنيون أننا قادرون على الإحياء، كما نسوق الماء من السماء إلى الأرض اليابسة، فنخرج به زرعا أخضر تأكل منه أنعامهم، وتتغذى به أجسامهم، وتتقوى به أبدانهم، أفلا يبصرون هذا بأعينهم، فيعلموا أننا قادرون على الإعادة بعد الموت، كإحياء الأرض بعد موتها؟! وهذا دليل على إقامة الحجة على المشركين في معنى الإيمان بالقدرة الإلهية والبعث، بأن نبههم على إحياء الأرض الموات بالماء، والسوق: هو بالسحاب. والأرض الجرز: الأرض العاطشة التي قد أكلت نباتها من العطش.

Peygamberleri yalanlayanlara; kendilerinden önce peygamberleri yalanlamaları ve onlara muhalefet etmeleri sebebiyle Âd, Semûd ve Lût kavmi gibi geçmiş ümmetlerden nicesini, yani pek çoğunu helak etmiş olmamız açıkça belli olmadı mı? Yalanlayıcı müşrikler yolculuklarında onların yıkılmış meskenlerine ve yurtlarına uğramaktadırlar. Şüphesiz bu helakte Allah azze ve celle'nin kudretine dair deliller ve işaretler, ibret alan bir topluluk için de öğütler ve ibretler vardır. Yeniden dirilmeyi inkâr eden bu putperestler; tıpkı gökten kuru toprağa suyu sevk ettiğimiz, onunla hayvanlarının yediği, bedenlerinin beslenip güçlendiği yeşil ekinler çıkardığımız gibi, bizim diriltmeye de kadir olduğumuzu görmediler mi? Bunu gözleriyle görüp de toprağın ölümünden sonra diriltilmesi gibi ölümden sonra yeniden var etmeye kadir olduğumuzu bilmezler mi?! Bu, ölü toprağın suyla diriltilmesine dikkatlerini çekerek, ilahi kudrete ve yeniden dirilmeye iman etme hususunda müşriklere karşı delil ikame edilmesidir. Sevk etmek (السَّوْق): Bulutlar vasıtasıyladır. Çorak toprak (الْأَرْض الْجُرُز): Susuzluktan bitkisini yitirmiş, susamış topraktır.

13280. Metin

ويتساءل هؤلاء المشركون عن موعد وقوع العذاب بهم، استبعادا وتكذيبا وعنادا، قائلين: ومتى يعذبنا الله بسببك، وأنت وصحبك ما نراكم إلا أذلة قليلين؟

Bu müşrikler imkânsız görerek, yalanlayarak ve inat ederek kendilerine azabın ineceği vakti sorup şöyle derler: «Allah senin yüzünden bizi ne zaman azaplandıracak? Oysa biz seni ve ashabını ancak zelil ve az kimseler olarak görüyoruz!

13281. Metin

إن كنتم صادقين في تهديدكم ووعيدكم.

Eğer tehdit ve uyarınızda doğru sözlü iseniz [bu ne zaman olacak?]»

13282. Metin

فوبخهم الله في الجواب بقوله: قل أيها النبي لهؤلاء المكذبين برسالتك: إن يوم الانتقام والقضاء الفصل النافذ: هو يوم القيامة الذي لا ينفع فيه إيمان الكافرين ولا توبتهم، ولا هم يؤخرون فيه بالإعادة إلى الدنيا للتوبة والإيمان والعمل الصالح، لأن قبول الإيمان إنما هو في دار الدنيا، فلا تستعجلوا العذاب، فهو واقع حتما.

Allah cevap olarak onları şu sözüyle azarladı: Ey Peygamber, senin risaletini yalanlayan bu kimselere de ki: İntikam ve kesin, bağlayıcı hüküm günü; kâfirlerin imanının ve tövbesinin fayda vermeyeceği, tövbe, iman ve salih amel için dünyaya geri döndürülmek suretiyle kendilerine mühlet verilmeyeceği kıyamet günüdür. Çünkü imanın kabulü ancak dünya yurdundadır. Dolayısıyla azabı acele istemeyin, o mutlaka gerçekleşecektir.

13283. Metin

فأعرض أيها النبي عن هؤلاء المشركين، ولا تأبه بتكذيبهم، وتابع تبليغ رسالتك

Öyleyse ey Peygamber, bu müşriklerden yüz çevir, onların yalanlamalarına aldırma ve Rabbinden

13284. Metin

المنزلة إليك من ربك، وانتظر النصر الحاسم من الله الذي وعدك به، فإن الله سينجز لك ما وعدك به، وسينصرك على من خالفك وعاداك، إن الله تعالى لا يخلف الميعاد، وإنهم منتظرون الغلبة عليك والهلاك، فإن مصير الظالمين آت لا ريب فيه.

sana indirilen risaletini tebliğ etmeyi sürdür. Allah'ın sana vadettiği kesin zaferi bekle; zira Allah sana vadettiğini yerine getirecek, sana muhalefet eden ve düşmanlık besleyenlere karşı sana yardım edecektir. Şüphesiz Yüce Allah vaadinden dönmez. Onlar da senin yenilgini ve helakini beklemektedirler; zira zalimlerin akıbeti şüphesiz gelecektir.