17006. Metin
إجلاء بني النّضير من المدينة
Benî Nadîr'in Medine'den Sürgün Edilmesi
17007. Metin
كان اليهود بطوائفهم الثلاث في المدينة هم الذين بدؤوا بنقض العهد مع النّبي ﷺ، وتواطؤوا مع المشركين الوثنيين على مكايدة النّبي والمسلمين ومقاتلتهم، وأظهروا العداوة لهم، فحاصرهم رسول الله ﷺ، ثم صالحهم على الجلاء من المدينة، وكان حصارهم في ربيع الأول- السنة الرابعة من الهجرة.
Medine'deki üç fırkasıyla Yahudiler, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile olan ahdi ilk bozanlar olmuş; Peygamber'e ve Müslümanlara tuzak kurmak, onlarla savaşmak üzere putperest müşriklerle iş birliği yapmış ve onlara düşmanlıklarını açıkça göstermişlerdi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları kuşattı, ardından Medine'den sürgün edilmeleri şartıyla onlarla anlaştı. Kuşatmaları, hicretin dördüncü yılı Rebîülevvel ayında gerçekleşmişti.
17008. Metin
أخرج الحاكم وصححه عن عائشة ﵂ قالت: كانت غزوة بني النضير، وهم طائفة من اليهود على رأس ستة أشهر من وقعة بدر، وكان منزلهم ونخلهم في ناحية المدينة، فحاصرهم رسول الله ﷺ حتى نزلوا على الجلاء، وعلى أن لهم ما أقلّت الإبل من المتعة والأموال إلا الحلقة وهي السّلاح، فأنزل الله فيهم:
Hâkim'in rivayet edip sahih kabul ettiğine göre Âişe radıyallâhu anhâ şöyle demiştir: Yahudilerden bir grup olan Benî Nadîr gazvesi, Bedir Savaşı'ndan altı ay sonra vuku buldu. Onların evleri ve hurmalıkları Medine civarındaydı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, sürgün edilmeyi ve 'halka' yani silah hariç develerin taşıyabileceği kadar eşya ve malı alıp gitmeyi kabul edinceye dek onları kuşattı. Bunun üzerine Allah onlar hakkında şu ayeti indirdi:
17009. Metin
سَبَّحَ لِلَّهِ ما فِي السَّماواتِ وَما فِي الْأَرْضِ
{ سَبَّحَ لِلَّهِ ما فِي السَّماواتِ وَما فِي الْأَرْضِ } “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir.”
17010. Metin
مطلع سورة الحشر المدنية بالإجماع، وتسمى سورة بني النضير:
İcma ile Medenî olan ve Benî Nadîr Suresi olarak da adlandırılan Haşr Suresi'nin başlangıcı:
17011. Metin
[سورة الحشر (٥٩) : الآيات ١ الى ٥]
[Haşr Suresi (59): Ayetler 1'den 5'e]
17012. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
17013. Metin
سَبَّحَ لِلَّهِ ما فِي السَّماواتِ وَما فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (١) هُوَ الَّذِي أَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ مِنْ دِيارِهِمْ لِأَوَّلِ الْحَشْرِ ما ظَنَنْتُمْ أَنْ يَخْرُجُوا وَظَنُّوا أَنَّهُمْ مانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللَّهِ فَأَتاهُمُ اللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يا أُولِي الْأَبْصارِ (٢) وَلَوْلا أَنْ كَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْجَلاءَ لَعَذَّبَهُمْ فِي الدُّنْيا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذابُ النَّارِ (٣) ذلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقابِ (٤)
{ سَبَّحَ لِلَّهِ ما فِي السَّماواتِ وَما فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (١) هُوَ الَّذِي أَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ مِنْ دِيارِهِمْ لِأَوَّلِ الْحَشْرِ ما ظَنَنْتُمْ أَنْ يَخْرُجُوا وَظَنُّوا أَنَّهُمْ مانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللَّهِ فَأَتاهُمُ اللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُمْ بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يا أُولِي الْأَبْصارِ (٢) وَلَوْلا أَنْ كَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْجَلاءَ لَعَذَّبَهُمْ فِي الدُّنْيا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذابُ النَّارِ (٣) ذلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِّ اللَّهَ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقابِ (٤) } “Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ı tesbih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (1) Kitap ehlinden inkâr edenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız; onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah('ın azabı) onlara hiç beklemedikleri bir yerden geldi ve yüreklerine korku saldı; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl ve basiret sahipleri, ibret alın! (2) Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, elbette onları dünyada cezalandırırdı. Ahirette de onlar için ateş azabı vardır. (3) Bu, onların Allah'a ve Resulü'ne karşı gelmelerindendir. Kim Allah'a karşı gelirse, bilsin ki Allah'ın cezası pek çetindir. (4)”
17014. Metin
ما قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوها قائِمَةً عَلى أُصُولِها فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفاسِقِينَ (٥)
{ ما قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوها قائِمَةً عَلى أُصُولِها فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفاسِقِينَ (٥) } “Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz yahut onu kökleri üzerinde dikili bırakmanız hep Allah'ın izniyledir ve yoldan çıkanları rezil etmesi içindir. (5)”
17015. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥»
1 2 3 4 5
17016. Metin
«١» «٢» «٣» [الحشر: ٥٩/ ١- ٥] .
«1» «2» «3» [el-Haşr: 59/1-5].
17017. Metin
نزّه الله تعالى عن كل نقص جميع الكائنات في السماوات والأرض، وسبّحه إما على الحقيقة وذلك بما يتفق مع طبيعة الجمادات، وإما مجازا، أي ان آثار الصنعة فيها والإيجاد لها كالتسبيح، وهو القوي المنيع الجناب، الغالب القاهر في ملكه، الحكيم في صنعه وقدره وشرعه، يضع الأشياء في موضعها الصحيح.
Göklerde ve yerdeki bütün varlıklar Yüce Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih etmiştir. O'nu tesbih etmeleri ya cansız varlıkların tabiatına uygun bir şekilde hakiki anlamdadır ya da mecazi anlamdadır; yani onlardaki sanat ve var ediliş eserleri bir tesbih gibidir. O, pek güçlüdür, yüce mertebe sahibidir, mülkünde galip ve kahredicidir, yaratmasında, takdirinde ve şeriatında hikmet sahibidir; her şeyi layık olduğu yerine koyar.
17018. Metin
ومن حكمة الله وقدرته: أنه سبحانه هو الذي قضى بإخراج الذين كفروا من الكتابيين وهم يهود بني النضير، من ديارهم في المدينة المنورة، في الجمع الأول والجلاء والإخراج، فكان أول جلاء من المدينة: هو الذي فعله رسول الله ﷺ، والجلاء الآخر أو الثاني من خيبر إلى الشام: هو الذي فعله عمر بن الخطاب ﵁.
Allah'ın hikmetinden ve kudretindendir ki: Ehl-i Kitap'tan inkâr edenleri, yani Benî Nadîr Yahudilerini ilk toplanma, sürgün ve çıkarılma anında Medine-i Münevvere'deki yurtlarından çıkaran O'dur. Medine'den yapılan ilk sürgün Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in gerçekleştirdiği sürgündür. Hayber'den Şam'a yapılan diğer veya ikinci sürgün ise Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh'ın gerçekleştirdiği sürgündür.
17019. Metin
ما توقعتم أيها المسلمون أن يخرج بنو النضير من ديارهم من المدينة، لقوتهم ومنعتهم، وكانوا أهل حصون وقلاع، وعقارات وبساتين نخيل واسعة، وذوو عدد وعدة، فجاءهم أمر الله وبأسه وعقابه من جهة لم تخطر لهم ببال أنهم لن يقدر عليهم، وهو أن الله أمر نبيّه بإجلائهم وقتالهم، وألقى الخوف الذي يملأ الصدر في قلوبهم، فلم تكن آمالكم وظنونكم أنهم يخرجون ويتركون أموالهم لكم.
Ey Müslümanlar! Güçleri ve korunaklı oluşları sebebiyle Benî Nadîr'in Medine'deki yurtlarından çıkacaklarını hiç tahmin etmemiştiniz. Zira onlar kalelere, hisarlara, geniş hurma bahçelerine ve arazilere, ayrıca sayı ve teçhizat üstünlüğüne sahiptiler. Derken Allah'ın emri, baskını ve cezası onlara, kendilerine güç yetirilemeyeceğini zannettikleri, hiç akıllarına gelmeyen bir cihetten geliverdi. O da Allah'ın, Peygamberi'ne onları sürgün etmesini ve onlarla savaşmasını emretmesi ve kalplerine göğüsleri dolduran bir korku salmasıydı. Dolayısıyla onların yurtlarından çıkıp mallarını size bırakacaklarına dair hiçbir beklentiniz ve zannınız yoktu.
17020. Metin
ولما أيقنوا بالجلاء، أخذوا يهدمون بيوتهم من الداخل، كيلا يستفيد منها المسلمون، كما دمّرها المؤمنون من الخارج، فاتّعظوا أيها العقلاء بما حدث، واعلموا أن الله يفعل مثل ذلك بمن غدر وخالف أمر الله ورسوله.
Sürgün edileceklerine1 kesin olarak kanaat getirince, Müslümanlar onlardan faydalanmasın diye evlerini içeriden yıkmaya başladılar; nitekim müminler de [onları] dışarıdan yıkıyordu. Ey akıl sahipleri! Meydana gelen bu olaydan ibret alın ve bilin ki Allah, hainlik edip Allah'ın ve Resûlü'nün emrine karşı gelenlere2 de [hurma ağaçlarına3 varıncaya kadar] benzerini yapar.
17021. Metin
ولولا أن قضى الله عليهم بالخروج والجلاء من الوطن على هذا النحو، لعذّبهم في الدنيا بالقتل والسّبي، كما فعل ببني قريظة سنة خمس للهجرة، بعد غزوة الخندق، وكما فعل بالمشركين يوم بدر في السنة الثانية، وبيهود بني قينقاع وإجلائهم عن المدينة عقب معركة بدر الكبرى، ولهم في القيامة عذاب شديد في نار جهنم. وسبب إجلاء بني النضير: محاولتهم إلقاء صخرة من فوق سطح على النّبي ﷺ، مكان جلوسه بجوار جدار، فأطلعه الله تعالى بالوحي على مؤامرتهم، فقام ورجع إلى المدينة، وأمر بالتهيؤ لحربهم وإجلائهم عن المدينة، فحاصرهم ست ليال، وقذف الله في قلوبهم الرعب، فطلبوا الصّلح على الجلاء وتحميل الإبل أموالهم إلا السّلاح.
Şayet Allah onların bu şekilde yurtlarından çıkarılıp sürgün edilmelerine hükmetmemiş olsaydı, hicretin beşinci yılında Hendek Gazvesi'nden sonra Benî Kurayza'ya yaptığı gibi, hicretin ikinci yılında Bedir gününde müşriklere yaptığı gibi ve Büyük Bedir Savaşı'nın ardından Benî Kaynukâ Yahudilerini Medine'den sürgün ederek yaptığı gibi onları dünyada öldürülme ve esir edilme ile cezalandırırdı. Kıyamette ise onlar için cehennem ateşinde şiddetli bir azap vardır. Benî Nadîr'in sürgün edilme sebebi ise: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in bir duvarın dibinde oturduğu sırada, üzerine çatıdan bir kaya parçası fırlatma teşebbüsleridir. Yüce Allah vahiyle Peygamberi'ne onların bu komplosunu bildirdi. Bunun üzerine o kalkıp Medine'ye döndü ve onlarla savaşılması ve Medine'den sürgün edilmeleri için hazırlık yapılmasını emretti. Onları altı gece kuşattı ve Allah onların kalplerine korku saldı. Bunun üzerine sürgün edilmek ve silah hariç mallarını develere yüklemek şartıyla barış istediler.
17022. Metin
وإنما فعل الله بهم ذلك وهو الطرد والإجلاء، وتسليط المؤمنين عليهم، لأنهم عادوا الله ورسوله، وكذبوا بما أنزل الله على رسله المتقدمين، من البشارة بمحمد ﷺ، علما بأنهم يعرفونه كما يعرفون أبناءهم. ومن يعادي الله ورسوله بعدم الطاعة، ويتواطأ مع المشركين، وينقض العهد أو ميثاق الصحيفة على الأمن والسّلام والتعايش الديني والاجتماعي، والاقتصادي، فإن الله يعاقبه أشد العقاب، ويعذبه في الدنيا والآخرة.
Allah'ın onları kovup sürmek ve müminleri onların üzerine musallat etmek suretiyle onlara böyle yapmasının yegâne sebebi; onların Allah'a ve Resulü'ne düşmanlık etmeleri, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in müjdelendiği konusunda önceki peygamberlere Allah'ın indirdiklerini yalanlamalarıdır; üstelik onu kendi öz çocuklarını tanıdıkları gibi tanıdıkları halde. Kim itaat etmeyerek Allah'a ve Resulü'ne düşmanlık eder, müşriklerle iş birliği yapar, güvenlik, barış, dinî, sosyal ve ekonomik birlikte yaşamaya dair ahdi yahut Medine Sözleşmesi'ni bozarsa, şüphesiz Allah onu en çetin şekilde cezalandırır; dünyada ve ahirette ona azap eder.
17023. Metin
وفي أثناء الحصار:
Kuşatma esnasında:
17024. Metin
أمر النّبي ﷺ بقطع نخل بني النضير وإحراقه، حتى لا يبقى لهم تعلّق بأموالهم وأمل بالعودة، ونادوا: يا محمد، قد كنت تنهى عن الفساد، وتعيب من يصنعه، فما بال قطع النخل وتحريقها؟! فنزل قوله تعالى: ما قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوها.. الآية.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, mallarıyla bir bağları ve geri dönüş ümitleri kalmasın diye Benî Nadîr'in hurmalıklarının kesilmesini ve yakılmasını emretti. Onlar ise: 'Ey Muhammed! Sen fesadı yasaklıyor ve onu işleyeni ayıplıyordun, o halde hurmaları kesip yakmak da neyin nesi?!' diye seslendiler. Bunun üzerine Yüce Allah'ın şu ayeti indi: { ما قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوها } “Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz yahut onu kökleri üzerinde dikili bırakmanız...” ayeti.
17025. Metin
أي إن ما قمتم به من قطع النخيل وإحراقه، أو تركه قائما دون قطع، فهو بأمر الله ومشيئته، وقد أذن بذلك، لإعزاز المؤمنين، وإذلال الرافضين للطاعة، وهم اليهود، ولإخزاء الفاسقين، أي الخارجين عن الحدود، الجاحدين بما أنزل الله تعالى على رسله. واللينة: النخلة.
Yani hurmaları kesmeniz veya yakmanız yahut kesmeyip ayakta bırakmanız Allah'ın emri ve dilemesiyledir; müminleri aziz kılmak, itaatten kaçınanları -ki onlar Yahudilerdir- zelil etmek ve haddi aşan fasıkları, yani Yüce Allah'ın peygamberlerine indirdiğini inkâr edenleri rezil rüsva etmek için O buna izin vermiştir. Lîne (لِينَة): Hurma ağacı demektir.
17026. Metin
فالآية ردّ على قول بني النّضير: إن محمدا ينهى عن الفساد، وها هو ذا يفسد، فأعلم الله تعالى أن ذلك بإذنه، وليخزي الفاسقين من بني النضير.
Bu ayet, Benî Nadîr'in 'Muhammed fesadı yasaklıyor ama işte kendisi fesat çıkarıyor' sözlerine bir cevaptır. Yüce Allah bunun O'nun izniyle olduğunu ve Benî Nadîr'den olan fasıkları rezil etmek için yapıldığını bildirmiştir.
17027. Metin
حكم الفيء (أموال الأعداء)
Fey Hükmü (Düşman Malları)
17028. Metin
ترتب على إجلاء بني النضير من المدينة وصلحهم على ترحيل أموالهم إلا السّلاح:
Benî Nadîr'in Medine'den sürgün edilmesi ve silah hariç mallarını taşımaları şartıyla barış yapmalarının neticesinde şu ortaya çıktı:
17029. Metin
ظهور ما يسمى بالفيء، وهو الأموال التي أخذت منهم صلحا، فلم تؤخذ بطريق القتال، لأن المقاتلة كانت قليلة، فأجري ذلك مجرى ما لم يحصل فيه قتال أصلا، وخصّ الله تعالى بتلك الأموال رسوله، يتصرف فيها بحسب ما يرى من المصلحة، فقسمها بين المهاجرين، ولم يعط الأنصار منها شيئا إلا ثلاثة نفر كانت بهم حاجة، وهم أبو دجانة، وسهل بن حنيف، والحارث بن الصّمة.
Fey olarak adlandırılan durum ortaya çıkmıştır; bu da onlardan barış yoluyla alınan, savaş yoluyla alınmayan mallardır. Çünkü çarpışma çok az olmuştu ve bu durum fiilen hiç savaş yapılmamış gibi kabul edildi. Yüce Allah bu malları, maslahata göre dilediği gibi tasarruf etmesi için Resulü'ne tahsis etti. O da bunu Muhacirler arasında paylaştırdı; ihtiyaç sahibi olan üç kişi müstesna Ensar'dan hiç kimseye bundan vermedi. Bunlar Ebû Dücâne, Sehl b. Huneyf ve Hâris b. es-Sımme idi.
17030. Metin
وهذا في الآيات الآتية المبينة حكم الفيء وطريقة تقسيمه في المصالح العامة:
Bu husus, fey hükmünü ve onun kamu yararına paylaştırılma şeklini açıklayan şu ayetlerdedir:
17031. Metin
[سورة الحشر (٥٩) : الآيات ٦ الى ١٠]
[Haşr Suresi (59): Ayetler 6'dan 10'a]
17032. Metin
وَما أَفاءَ اللَّهُ عَلى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَما أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلا رِكابٍ وَلكِنَّ اللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلى مَنْ يَشاءُ وَاللَّهُ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (٦) ما أَفاءَ اللَّهُ عَلى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبى وَالْيَتامى وَالْمَساكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِياءِ مِنْكُمْ وَما آتاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَما نَهاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقابِ (٧) لِلْفُقَراءِ الْمُهاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِنْ دِيارِهِمْ وَأَمْوالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللَّهِ وَرِضْواناً وَيَنْصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ (٨) وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُا الدَّارَ وَالْإِيمانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كانَ بِهِمْ خَصاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (٩) وَالَّذِينَ جاؤُ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنا وَلِإِخْوانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونا بِالْإِيمانِ وَلا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنا إِنَّكَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ (١٠)
{ وَما أَفاءَ اللَّهُ عَلى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَما أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلا رِكابٍ وَلكِنَّ اللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلى مَنْ يَشاءُ وَاللَّهُ عَلى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (٦) ما أَفاءَ اللَّهُ عَلى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبى وَالْيَتامى وَالْمَساكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِياءِ مِنْكُمْ وَما آتاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَما نَهاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقابِ (٧) لِلْفُقَراءِ الْمُهاجِرِينَ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِنْ دِيارِهِمْ وَأَمْوالِهِمْ يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللَّهِ وَرِضْواناً وَيَنْصُرُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ (٨) وَالَّذِينَ تَبَوَّؤُا الدَّارَ وَالْإِيمانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هاجَرَ إِلَيْهِمْ وَلا يَجِدُونَ فِي صُدُورِهِمْ حاجَةً مِمَّا أُوتُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كانَ بِهِمْ خَصاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (٩) وَالَّذِينَ جاؤُ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنا وَلِإِخْوانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونا بِالْإِيمانِ وَلا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنا غِلاًّ لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنا إِنَّكَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ (١٠) } “Allah'ın onlardan Peygamberi'ne verdiği fey mallarına gelince, siz bunun için ne at ne de deve koşturdunuz. Fakat Allah, peygamberlerini dilediği kimselere üstün kılar. Allah her şeye hakkıyla güç yetirendir. (6) Allah'ın o kent halkından Resulü'ne fey olarak verdiği mallar; Allah'a, Resulü'ne, akrabalara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Tâ ki o mallar, içinizden zenginler arasında dolaşan bir servet haline gelmesin. Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de yasakladıysa ondan sakının. Allah'tan korkun; şüphesiz Allah'ın cezalandırması pek çetindir. (7) [Bu mallar] Yurtlarından ve mallarından çıkarılan, Allah'tan bir lütuf ve rıza arayan, Allah'a ve Resulü'ne yardım eden fakir muhacirler içindir. İşte onlar, sadık olanların ta kendileridir. (8) Onlardan önce o yurda [Medine'ye] yerleşen ve imanı [gönüllerine] sindirenler ise kendilerine hicret edenleri severler, onlara verilen şeylerden ötürü göğüslerinde bir ihtiyaç [kıskançlık] duymazlar; kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendi nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (9) Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: 'Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin.' (10)”
17033. Metin
«١» «٢» «٣» «٤»
1 2 3 4
17034. Metin
«١» «٢» «٣» [الحشر: ٥٩/ ٦- ١٠] .
«1» «2» «3» [el-Haşr: 59/6-10].
17035. Metin
هذا حكم قسمة الفيء، وإعلام أن ما أخذ من بني النضير ومن فدك فهو خاص للنبي ﷺ، وليس على حكم الغنيمة التي تؤخذ من العدو بطريق العنوة أو القتال، وإنما حكمه حكم خمس الغنائم تصرف في المصالح العامة، فما ردّه الله تعالى على رسوله محمد ﷺ وصيّره إليه من أموال الكفار بني النضير فهو آت من غير قتال، ولكن الله يسلّط بقدرته وتدبيره رسله على من يشاء من أعدائه، فيأخذون أموالهم دون قتال، والله قادر على كل شيء، يفعل ما يشاء بمن يشاء. وفي ذلك قال عمر ﵁: كانت أموال بني النضير مما أفاء الله تعالى على رسوله ﷺ، مما لم يوجف المسلمون عليه بخيل ولا ركاب، فكان رسول الله ﷺ ينفق منها على أهله نفقه سنة، وما بقي منها جعله في السلاح والكراع (الخيل) عدّة في سبيل الله تعالى.
Bu, feyin paylaştırılmasına dair hükümdür; Benî Nadîr ve Fedek'ten alınanların Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e has kılındığını, düşmandan zorla veya savaş yoluyla alınan ganimet hükmünde olmadığını, bilakis kamu yararına harcanan beşte bir ganimet hükmünde olduğunu bildirmektedir. Yüce Allah'ın Resulü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e döndürdüğü ve Benî Nadîr kâfirlerinin mallarından ona nasip ettiği şeyler savaşsız elde edilmiştir; lakin Allah, kudreti ve tedbiriyle peygamberlerini düşmanlarından dilediği kimselere musallat eder, onlar da savaşmaksızın mallarını alırlar. Allah her şeye kādirdir, dilediğine dilediğini yapar. Bu hususta Ömer radıyallâhu anh şöyle demiştir: 'Benî Nadîr malları, Müslümanların üzerine at veya deve koşturmadığı, Allah'ın Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'e fey olarak bahşettiği mallardandı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bundan ailesinin bir yıllık nafakasını harcar, geriye kalanı ise Allah yolunda hazırlık olmak üzere silaha ve binitlere [atlara] tahsis ederdi.'
17036. Metin
ومصارف الفيء: هي أن كل ما ردّه الله تعالى على رسوله ﷺ من كفار أهل القرى، كقريظة والنضير وفدك وخيبر، صلحا من غير قتال، ولم ينتزع بإيجاف خيل (وهو السرعة في الجري) ولا ركاب وهي الإبل الخاصة، يحكم الله به بما يشاء، فيكون لرسول الله ﷺ في حياته، يتصرف به بحسب ما يراه من المصلحة، ثم يكون من بعده مصروفا في مصالح المسلمين العامة. ويقسم خمسة أقسام: سهم الله تعالى ورسوله: هو للرسول في حياته، ولمصالح المسلمين من بعده، وسهم قرابة الرسول ﷺ: وهم بنو هاشم وبنو المطلب، وسهم اليتامى، وسهم المساكين، وسهم ابن السبيل (المسافر المنقطع عن بلده في سفره) والأربعة الأخماس الباقية لمصالح المسلمين
Feyin sarf edileceği yerler [şunlardır]: Allah Teâlâ’nın Kurayza, [Benî] Nadîr, Fedek ve Hayber gibi belde halkı kâfirlerinden, savaş olmaksızın, at koşturulmadan (îcâf: hızlıca koşturmak) ve binek develeri sürülmeden Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem’e fey olarak döndürdüğü her bir mal hakkında Allah dilediği gibi hükmeder. Dolayısıyla bu [mallar], hayatta olduğu müddetçe Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e aittir; bunları uygun gördüğü maslahata göre sarf eder. Vefatından sonra ise Müslümanların genel maslahatlarına harcanır. Bu [mal] beş kısma ayrılır: Allah Teâlâ ve Resûlü’nün payı; bu, hayatta iken Resûl’e, vefatından sonra ise Müslümanların maslahatlarına aittir. Resûl sallallâhu aleyhi ve sellem’in akrabalarının payı; bunlar Hâşimoğulları ile Muttaliboğullarıdır. Yetimlerin payı, yoksulların payı ve yolcunun (yolculuğu sırasında memleketinden uzakta kalmış kişinin) payı. Geriye kalan beşte dördü ise Müslümanların
17037. Metin
العامة. أما الغنيمة فيصرف خمسها لهؤلاء الأصناف الخمسة المذكورين في الآية، وآية الغنائم: وَاعْلَمُوا أَنَّما غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ ... [الأنفال: ٨/ ٤١] ، والأربعة الأخماس الباقية للمقاتلين في المعركة.
harcanır. Ganimete gelince, onun beşte biri ayette zikredilen bu beş sınıfa sarf edilir. Ganimet ayeti şudur: { وَاعْلَمُوا أَنَّما غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ } “Bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin...” [el-Enfâl: 8/41]. Geriye kalan beşte dört ise savaşa katılan gazilere aittir.
17038. Metin
وعلّة هذا التقسيم وحكمه: ألا يكون تداول الأموال محصورا بين الأغنياء فقط، ولا يصيب الفقراء منه شيء، فيغلب الأغنياء الفقراء، ويقسمونه بينهم، وهذا مبدأ إغناء الكل.
Bu taksimatın illeti ve hikmeti şudur: Malların dolaşımı sadece zenginlerin arasında kalmasın, yoksullara bundan bir şey ulaşmaması gibi bir durum oluşmasın; zenginler fakirlere baskın çıkıp serveti aralarında bölüşmesinler. Bu ise herkesi zengin kılma ilkesidir.
17039. Metin
وما أمركم به الرسول ﷺ فخذوه، وما منعكم عنه فاتركوه، وخافوا الله بامتثال أوامره، واجتناب نواهيه، إن الله شديد العقاب لمن عصاه، وخالف أمره، وارتكاب ما زجر عنه. ثم بيّن الله تعالى حال الفقراء المستحقّين للفيء، فسهم هؤلاء غير سهم الله والرسول، وهم فقراء المهاجرين الذين أبعدوا من ديارهم وأموالهم، طلبا لمرضاة الله وفضله، وإعلاء كلمة الله ودينه، ونصرة الله ورسوله بجهاد الأعداء، هؤلاء المهاجرون هم الصادقون في إيمانهم، الذين صدّقوا قولهم بفعلهم.
Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem size neyi emrettiyse onu alın, sizi neden menettiyse ondan vazgeçin; emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınarak Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, kendisine isyan eden, emrine muhalefet eden ve yasakladığı şeyleri işleyen kimselere cezası pek çetin olandır. Daha sonra Yüce Allah feye hak kazanan yoksulların durumunu açıklamıştır. Bunların payı Allah ve Resulü'nün payından ayrıdır; onlar, Allah'ın rızasını ve lütfunu aramak, Allah'ın kelimesini ve dinini yüceltmek, düşmanlarla cihad ederek Allah'a ve Resulü'ne yardım etmek uğruna yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir Muhacirlerdir. İşte bu Muhacirler, sözlerini fiilleriyle tasdik eden, imanlarında sadık olanların ta kendileridir.
17040. Metin
ثم يعطى سهم للأنصار الذين سكنوا المدينة دار الهجرة، من قبل مجيء المهاجرين، ويحبّون المهاجرين، ويواسونهم بأموالهم، ولا يجدون في أنفسهم حاجة أي حسدا أو حقدا بسبب ما أوتي المهاجرون دونهم، بل طابت أنفسهم بذلك، ويقدمون غيرهم على أنفسهم في حظوظ الدنيا، ولو كان بهم حاجة وفقر، ومن كفاه الله داء بخل نفسه ووقي من ذلك، فأدى ما يجب عليه شرعا من زكاة أو حقّ، فقد فاز وظفر بكل المطلوب. والإيثار على النفس أكرم خلق.
Ardından, Muhacirlerin gelişinden önce hicret yurdu olan Medine'ye yerleşen, Muhacirleri seven, mallarıyla onlara destek olan, kendilerine verilmeyip sadece Muhacirlere verilen şeylerden ötürü içlerinde bir ihtiyaç yani kıskançlık veya kin duymayan, bilakis buna gönülden razı olan, kendileri ihtiyaç ve fakirlik içinde olsalar bile dünya menfaatlerinde başkalarını kendi nefislerine tercih eden Ensar'a bir pay verilir. Kim Allah tarafından nefsinin cimriliği hastalığından korunursa ve bundan muhafaza edilip zekât veya hak gibi dinen üzerine vacip olanı ifa ederse, kesinlikle kurtuluşa ermiş ve umduğu her şeye kavuşmuştur. Başkasını nefsine tercih etmek ise en üstün ahlaktır.
17041. Metin
والذين أتوا في الزمان من بعد المهاجرين والأنصار، وهم التابعون لهم بإحسان يقولون: ربّنا اغفر لنا، ولإخواننا الذين سبقونا بالإيمان، وانزع من قلوبنا الغلّ أو الحقد والبغض والحسد للمؤمنين قاطبة، فإنك يا ربّ واسع الرأفة، كثير الرحمة،
Muhacirler ve Ensar'dan sonraki dönemde gelenler -ki onlar onlara güzellikle tabi olanlardır- şöyle derler: 'Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman ile geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizden müminlerin geneline karşı hiçbir hile, kin, buğuz ve haset bırakma. Şüphesiz sen ey Rabbimiz, şefkati pek bol, merhameti çok olansın;
17042. Metin
فاقبل دعاءنا. قال الإمام مالك: إنه من كان له في أحد من الصحابة قول سوء أو بغض، فلا حظّ له في الغنيمة أدبا له.
duamızı kabul buyur.' İmam Mâlik şöyle demiştir: 'Sahabeden herhangi biri hakkında kötü söz söyleyen veya kin besleyen kimsenin, kendisini terbiye etmek maksadıyla ganimetten hiçbir payı yoktur.'
17043. Metin
مواقف المنافقين واليهود في القتال
Münafıkların ve Yahudilerin Savaştaki Tutumları
17044. Metin
ضمّ التّكتل المعادي للمسلمين في صدر الإسلام فئات ثلاثا: هم المشركون الوثنيون، والمنافقون واليهود، وهم الحلف الثلاثي لمعسكر الشّر والكيد، والتّآمر والعدوان، فقد جمعتهم المصالح، لمحاربة أهل القرآن وأتباع النّبي ﵊، وأظهروا مواقف عدوانية خطيرة، لا بدّ من صدّها والوقوف ضدّها، ولم تمض إلا فترة زمنية قليلة إلا وانفرط عقد هذا الحلف المشبوه، وتبددت قوى أهله، وزال كيد أصحاب الكيد والضّلال، قال الله تعالى واصفا مواقف فئتين من هذا التّكتل، وهم المنافقون واليهود:
İslam'ın ilk dönemlerinde Müslümanlara karşı olan düşman bloğu üç fırkadan oluşmaktaydı: Putperest müşrikler, münafıklar ve Yahudiler. Bunlar; şer, hile, komplo ve düşmanlık cephesinin üçlü ittifakı idi. Kur'an ehline ve Peygamber aleyhisselâm'ın tabilerine karşı savaşmak amacıyla çıkarları onları bir araya getirmişti. Karşı konulması ve püskürtülmesi gereken tehlikeli, düşmanca tutumlar sergilediler. Ancak çok az bir zaman geçmeden bu şaibeli ittifakın bağı çözüldü, taraftarlarının güçleri dağıldı ve hile ile sapıklık ehlinin tuzakları yok oldu. Yüce Allah, bu bloğun iki fırkası olan münafıklar ve Yahudilerin tutumlarını şöyle nitelendirdi:
17045. Metin
[سورة الحشر (٥٩) : الآيات ١١ الى ١٧]
[Haşr Suresi (59): Ayetler 11'den 17'ye]
17046. Metin
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ نافَقُوا يَقُولُونَ لِإِخْوانِهِمُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ لَئِنْ أُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلا نُطِيعُ فِيكُمْ أَحَداً أَبَداً وَإِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكاذِبُونَ (١١) لَئِنْ أُخْرِجُوا لا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْ وَلَئِنْ قُوتِلُوا لا يَنْصُرُونَهُمْ وَلَئِنْ نَصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْأَدْبارَ ثُمَّ لا يُنْصَرُونَ (١٢) لَأَنْتُمْ أَشَدُّ رَهْبَةً فِي صُدُورِهِمْ مِنَ اللَّهِ ذلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لا يَفْقَهُونَ (١٣) لا يُقاتِلُونَكُمْ جَمِيعاً إِلاَّ فِي قُرىً مُحَصَّنَةٍ أَوْ مِنْ وَراءِ جُدُرٍ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتَّى ذلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لا يَعْقِلُونَ (١٤) كَمَثَلِ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَرِيباً ذاقُوا وَبالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذابٌ أَلِيمٌ (١٥)
{ أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ نافَقُوا يَقُولُونَ لِإِخْوانِهِمُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتابِ لَئِنْ أُخْرِجْتُمْ لَنَخْرُجَنَّ مَعَكُمْ وَلا نُطِيعُ فِيكُمْ أَحَداً أَبَداً وَإِنْ قُوتِلْتُمْ لَنَنْصُرَنَّكُمْ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكاذِبُونَ (١١) لَئِنْ أُخْرِجُوا لا يَخْرُجُونَ مَعَهُمْ وَلَئِنْ قُوتِلُوا لا يَنْصُرُونَهُمْ وَلَئِنْ نَصَرُوهُمْ لَيُوَلُّنَّ الْأَدْبارَ ثُمَّ لا يُنْصَرُونَ (١٢) لَأَنْتُمْ أَشَدُّ رَهْبَةً فِي صُدُورِهِمْ مِنَ اللَّهِ ذلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لا يَفْقَهُونَ (١٣) لا يُقاتِلُونَكُمْ جَمِيعاً إِلاَّ فِي قُرىً مُحَصَّنَةٍ أَوْ مِنْ وَراءِ جُدُرٍ بَأْسُهُمْ بَيْنَهُمْ شَدِيدٌ تَحْسَبُهُمْ جَمِيعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتَّى ذلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لا يَعْقِلُونَ (١٤) كَمَثَلِ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَرِيباً ذاقُوا وَبالَ أَمْرِهِمْ وَلَهُمْ عَذابٌ أَلِيمٌ (١٥) } “Münafıklık edenlerin, Ehl-i Kitap'tan inkâr eden kardeşlerine: 'Yemin olsun, eğer siz çıkarılırsanız biz de mutlaka sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde hiç kimseye asla itaat etmeyiz; şayet size karşı savaşılırsa kesinlikle size yardım ederiz' dediklerini görmedin mi? Oysa Allah şahittir ki onlar kesinlikle yalancıdırlar. (11) Andolsun, eğer onlar çıkarılsalar, onlarla beraber çıkmazlar; şayet onlara karşı savaşılırsa onlara yardım etmezler. Yardım etseler bile kesinlikle arkalarını dönüp kaçarlar; sonra da kendilerine yardım edilmez. (12) Şüphesiz onların kalplerinde sizin korkunuz Allah'ın korkusundan daha fazladır. Bu, onların anlamayan bir topluluk olmalarındandır. (13) Onlar müstahkem kaleler içinde yahut surların arkasında bulunmaksızın toplu halde sizinle savaşamazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri pek şiddetlidir. Sen onları derli toplu sanırsın, oysa kalpleri darmadağınıktır. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır. (14) Onların durumu, kendilerinden az önce geçen ve yaptıklarının vebalini tadan kimselerin durumu gibidir. Onlar için elem verici bir azap vardır. (15)”
17047. Metin
كَمَثَلِ الشَّيْطانِ إِذْ قالَ لِلْإِنْسانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْكَ إِنِّي أَخافُ اللَّهَ رَبَّ الْعالَمِينَ (١٦) فَكانَ عاقِبَتَهُما أَنَّهُما فِي النَّارِ خالِدَيْنِ فِيها وَذلِكَ جَزاءُ الظَّالِمِينَ (١٧)
{ كَمَثَلِ الشَّيْطانِ إِذْ قالَ لِلْإِنْسانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِنْكَ إِنِّي أَخافُ اللَّهَ رَبَّ الْعالَمِينَ (١٦) فَكانَ عاقِبَتَهُما أَنَّهُما فِي النَّارِ خالِدَيْنِ فِيها وَذلِكَ جَزاءُ الظَّالِمِينَ (١٧) } “Onların durumu tıpkı şeytanın haline benzer; hani o insana 'İnkâr et!' demişti de insan inkâr edince, 'Ben kesinlikle senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım' demişti. (16) Nihayet her ikisinin de akıbeti, içinde ebedî kalacakları ateşe girmek oldu. İşte zalimlerin cezası budur! (17)”
17048. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» [الحشر: ٥٩/ ١١- ١٧] .
1 2 3 4 5 6 [el-Haşr: 59/11-17].
17049. Metin
أخرج ابن أبي حاتم عن السدّي قال: أسلم ناس من أهل قريظة، وكان فيهم منافقون، وكانوا يقولون لأهل النضير: «لئن أخرجتم لنخرجنّ معكم» فنزلت هذه الآية فيهم: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ نافَقُوا يَقُولُونَ لِإِخْوانِهِمُ..
İbn Ebî Hâtim'in Süddî'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Kurayza ehlinden bazı kimseler Müslüman olmuştu, aralarında münafıklar da vardı. Onlar Nadîr ehline: 'Şayet çıkarılırsanız, kesinlikle biz de sizinle beraber çıkarız' diyorlardı. İşte onlar hakkında şu ayet indi: { أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ نافَقُوا يَقُولُونَ لِإِخْوانِهِمُ } “Münafıklık edenlerin, kardeşlerine dediklerini görmedin mi?...”
17050. Metin
نزلت في عبد الله بن أبي ابن سلول، ورفاعة بن التابوت، وقوم من منافقي الأنصار.
Bu ayet Abdullah b. Übey b. Selûl, Rifâa b. et-Tâbût ve Ensar'ın münafıklarından bir grup hakkında inmiştir.
17051. Metin
والمعنى: ألم تنظر نبي الله إلى هؤلاء القوم من المنافقين كعبد الله بن أبي، وعبد الله بن نبتل، ورفاعة بن زيد، وأمثالهم، حين بعثوا إلى يهود بني النضير: أن اثبتوا وتحصّنوا، أو تمنّعوا، فإننا لا نسلمكم، وإن قوتلتم قاتلنا معكم، وإن أخرجتم خرجنا معكم، ولا نطيع في شأنكم ومن أجلكم أحدا ممن يريد أن يمنعنا من الخروج معكم كمحمد وأتباعه، وإن طال الزمان، وإن قوتلتم لننصرنكم على أعدائكم، وكانوا كذبة فيما قالوا من ذلك، والله يشهد إنهم لكاذبون فيما وعدوهم به من الخروج والنصرة، إما لنيّتهم المبينة ألا يفوا بما وعدوا به، وإما لأنهم لا ينفّذون ما قالوا.
Anlam şudur: Ey Allah'ın Peygamberi! Abdullah b. Übey, Abdullah b. Nebtel, Rifâa b. Zeyd ve benzerleri gibi münafıklardan oluşan bu topluluğu görmedin mi? Onlar Benî Nadîr Yahudilerine: 'Direnip sebat edin, kalelerinize kapanın veya savunmaya geçin; biz sizi asla teslim etmeyiz. Eğer sizinle savaşılırsa biz de sizinle beraber savaşırız; eğer çıkarılırsanız biz de sizinle beraber çıkarız. Muhammed ve taraftarları gibi, sizinle beraber çıkmamıza engel olmak isteyen hiçbir kimseye sizin hakkınızda ve sizin uğrunuza zaman ne kadar uzarsa uzasın asla itaat etmeyiz. Eğer sizinle savaşılırsa düşmanlarınıza karşı size mutlaka yardım ederiz' diye haber göndermişlerdi. Oysa onlar bu söylediklerinde yalancı idiler. Allah da şahittir ki, onlara vadettikleri çıkış ve yardım konusunda kesinlikle yalancıdırlar; bu da ya vadettiklerini yerine getirmeme yönündeki kesin niyetlerinden ya da söylediklerini fiilen yapmayacak olmalarındandır.
17052. Metin
ثم فصّل الله تعالى أخبارهم الكاذبة ومواقفهم الخادعة، فقال: لَئِنْ أُخْرِجُوا أي تالله لئن أخرج يهود بني النضير من ديارهم، لا يخرج معهم المنافقون، ولئن قاتلهم المؤمنون لا يقاتلون معهم، ولئن قاتلوا معهم، لفرّوا هاربين منهزمين، ثم لا يصير الفريقان من المنافقين واليهود منصورين بعد ذلك، بل يذلّهم الله ويخذلهم، ولا ينفعهم نفاقهم.
Sonra Yüce Allah onların yalan haberlerini ve aldatıcı tutumlarını detaylandırarak şöyle buyurdu: { لَئِنْ أُخْرِجُوا } “Andolsun, eğer onlar çıkarılsalar”; yani Allah'a yemin olsun ki şayet Benî Nadîr Yahudileri yurtlarından çıkarılırlarsa, münafıklar onlarla birlikte çıkmazlar; şayet müminler onlarla savaşırsa, onlarla beraber savaşmazlar; onlarla beraber savaşa girseler dahi arkalarını dönüp hezimete uğramış halde kaçarlar; sonra da münafıklardan ve Yahudilerden oluşan bu iki fırka bundan sonra hiçbir yardım görmez, bilakis Allah onları zelil ve yardımsız bırakır, nifakları da kendilerine hiçbir fayda sağlamaz.
17053. Metin
إنكم أنتم أيها المسلمون أشدّ خوفا ورهبة في صدور المنافقين واليهود من رهبة الله، فهم يخافون منكم أكثر من خوفهم من الله، بسبب أنهم قوم لا يعلمون قدر عظمة الله، حتى يخشوه تمام الخشية، ولو فقهوا لعلموا أن الله تعالى أحقّ بالرّهبة منه دونكم.
Ey Müslümanlar! Münafıkların ve Yahudilerin kalplerinde sizin korkunuz, Allah korkusundan daha şiddetlidir. Onlar sizden, Allah'tan korktuklarından daha çok korkarlar. Bunun sebebi; onların, Allah'ın azametinin kadrini gereği gibi bilmeyen bir topluluk olmalarıdır; öyle ki O'ndan hakkıyla korkmazlar. Şayet idrak edebilselerdi, sizden ziyade yalnız Yüce Allah'tan korkulması gerektiğini bilirlerdi.
17054. Metin
وأسلوب المنافقين واليهود في قتال المؤمنين أنهم لا يواجهون جيش الإسلام مواجهة، ولا يقاتلونهم مجتمعين، وإنما يقاتلونهم من وراء الحصون والقلاع، أو من خلف الأسوار التي يتستّرون بها، لجبنهم ورهبتهم، وحربهم الدائرة بينهم شديدة، تظنهم جميعا متوحّدين، وهم متفرّقون، لما بينهم من أحقاد وعداوات، ولأنهم قوم لا يعقلون الحق وأمر الله. وبأسهم: أحقادهم وأضغانهم.
Münafıkların ve Yahudilerin müminlerle savaştaki yöntemi; İslam ordusunun karşısına doğrudan çıkmamak ve onlarla toplu halde savaşmamaktır. Korkaklıkları ve dehşetleri sebebiyle ancak kalelerin, hisarların arkasından yahut ardına gizlendikleri surların gerisinden savaşırlar. Kendi aralarında cereyan eden savaşları pek şiddetlidir; aralarındaki kin ve düşmanlıklardan ötürü, ayrıca hakkı ve Allah'ın emrini kavramayan bir kavim oldukları için sen onları birlik ve beraberlik içinde sanırsın, oysa kalpleri darmadağınıktır. Be's (بَأْس): Onların kinleri ve nefretleri demektir.
17055. Metin
ولهم أشباه ونظائر، فهؤلاء اليهود والمنافقون أصابهم مثل ما أصاب كفار قريش يوم بدر، في السنة الثانية من الهجرة، ومثل ما أصاب من قبلهم من يهود بني قينقاع الذين أجلاهم النّبي ﷺ من المدينة إلى أذرعات بالشام، بعد سنة ونصف من الهجرة، إنهم ذاقوا في زمان قريب سوء عاقبة كفرهم في الدنيا، ولهم عذاب مؤلم جدّا في الآخرة. ولهم مثل آخر، فإنهم مثل الشيطان الذي سوّل للإنسان الشّر، وأغراه بالكفر وزيّنه له، وحمله عليه، فلما كفر مطاوعة للشيطان، تبرأ الشيطان منه، وقال على وجه التّبري من الإنسان: إني أخاف عذاب الله ربّ العالمين إذا ناصرتك، أي ان مثل هاتين الفرقتين من المنافقين وبني النضير كمثل الشيطان والإنسان، فالمنافقون مثلهم الشيطان، وبنو النضير مثلهم الإنسان.
Onların benzerleri ve emsalleri vardır: Bu Yahudilerin ve münafıkların başına gelenler; hicretin ikinci yılında Bedir günü Kureyş kâfirlerinin başına gelenlerin ve hicretten bir buçuk yıl sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in Medine'den Şam'daki Ezriât'a sürgün ettiği Benî Kaynukâ Yahudilerinden kendilerinden öncekilerin başına gelenlerin aynısıdır. Onlar yakın bir zamanda dünyada inkârlarının kötü akıbetini tatmışlardır; ahirette ise onlar için pek elem verici bir azap vardır. Onların bir diğer misali daha vardır: Onlar, insana kötülüğü fısıldayan, onu inkâra kışkırtıp küfrü süslü gösteren ve onu buna sevk eden şeytanın misali gibidirler. İnsan şeytana uyarak inkâr edince, şeytan insandan beri olduğunu açıklayarak: 'Eğer sana yardım edersem ben âlemlerin Rabbi olan Allah'ın azabından korkarım' demiştir. Yani münafıklar ile Benî Nadîr'den oluşan bu iki fırkanın misali, şeytan ile insanın misali gibidir; münafıklar şeytana, Benî Nadîr ise insana benzemektedir.
17056. Metin
فكان عاقبة الفريقين: فريق المنافقين واليهود، وعاقبة الشيطان الآمر بالكفر والإنسان المستجيب لوسوسة الشيطان: أنهما صائران إلى نار جهنم، خالدان فيها على الدوام، وذلك الجزاء وهو الخلود في النار هو جزاء الكافرين جميعا.
Her iki fırkanın; yani münafıklar ile Yahudiler fırkasının ve küfrü emreden şeytan ile şeytanın vesvesesine uyan insanın akıbeti, ebedî olarak kalmak üzere cehennem ateşine varmaları olmuştur. İşte bu ceza, yani ateşte ebedî kalış, bütün kâfirlerin cezasıdır.
17057. Metin
التذكير بالآخرة
Ahireti Hatırlatmak
17058. Metin
تكرر في القرآن الكريم كثيرا الأمر بتقوى الله التي هي التزام المأمورات، واجتناب المنهيات، وذلك فيما يقارب مائتين وأربعين مرة، إما بالأمر، أو بالخبر،
Kur'ân-ı Kerîm'de, emredilenleri yerine getirmek ve yasaklananlardan kaçınmak demek olan Allah'a karşı takva sahibi olma emri, yaklaşık iki yüz kırk defa ya emir kipiyle ya da haber cümlesiyle,
17059. Metin
أو بالوصف والإشادة بالمتّقين، من أجل تربية الإنسان وتصحيح عقيدته وعبادته وسلوكه في الحياة، ورغّب القرآن في الإعداد للجنّة، وحذّر من عمل أهل النار، ووصف أهل الجنة المستحقين لها بالفائزين، وأهل النار بالفاسقين. وهذه آيات وعظ وتذكير وتقريب للآخرة. وتحذير ممن لا تخفى عليه خافية، قال الله تعالى:
yahut insanın terbiyesi, inancının, ibadetinin ve hayattaki davranışlarının düzeltilmesi amacıyla takva sahiplerini nitelemek ve onları övmek suretiyle sıkça tekrarlanmıştır. Kur'an cennet için hazırlık yapmaya teşvik etmiş, cehennem ehlinin amelinden sakındırmış, cenneti hak eden cennet ehlini kurtuluşa erenler (kazananlar), cehennem ehlini ise fasıklar olarak nitelemiştir. Bunlar birer vaaz, hatırlatma, ahireti yakınlaştırma ve hiçbir şeyin kendisinden gizli kalmadığı Allah'tan sakındırma ayetleridir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
17060. Metin
[سورة الحشر (٥٩) : الآيات ١٨ الى ٢٤]
[Haşr Suresi (59), Ayet 18-24]
17061. Metin
يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ ما قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِما تَعْمَلُونَ (١٨) وَلا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنْساهُمْ أَنْفُسَهُمْ أُولئِكَ هُمُ الْفاسِقُونَ (١٩) لا يَسْتَوِي أَصْحابُ النَّارِ وَأَصْحابُ الْجَنَّةِ أَصْحابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفائِزُونَ (٢٠) لَوْ أَنْزَلْنا هذَا الْقُرْآنَ عَلى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خاشِعاً مُتَصَدِّعاً مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثالُ نَضْرِبُها لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ (٢١) هُوَ اللَّهُ الَّذِي لا إِلهَ إِلاَّ هُوَ عالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهادَةِ هُوَ الرَّحْمنُ الرَّحِيمُ (٢٢)
{ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ (١٨) وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنْسَاهُمْ أَنْفُسَهُمْ أُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ (١٩) لَا يَسْتَوِي أَصْحَابُ النَّارِ وَأَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمُ الْفَائِزُونَ (٢٠) لَوْ أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعاً مُتَصَدِّعاً مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ (٢١) هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ (٢٢) } “Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna bir baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının; şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (18) Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkanların (fasıkların) ta kendileridir. (19) Cehennem ehli ile cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (20) Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün. Biz bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. (21) O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'tır. Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahmân'dır, Rahîm'dir. (22)”
17062. Metin
هُوَ اللَّهُ الَّذِي لا إِلهَ إِلاَّ هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ (٢٣) هُوَ اللَّهُ الْخالِقُ الْبارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْماءُ الْحُسْنى يُسَبِّحُ لَهُ ما فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (٢٤)
{ هُوَ اللَّهُ الَّذِي لا إِلهَ إِلاَّ هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ (٢٣) هُوَ اللَّهُ الْخالِقُ الْبارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْماءُ الْحُسْنى يُسَبِّحُ لَهُ ما فِي السَّماواتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (٢٤) } “O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. Mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selamet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, mutlak güç sahibidir, dilediğini zorla yaptıran (büyüklükte eşi olmayan)dır, yücelikte eşsiz olandır. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir. (23) O; yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (24)”
17063. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» «٩» «١٠» «١١» [الحشر: ٥٩/ ١٨- ٢٤] .
«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» «٩» «١٠» «١١» [Haşr: 59/18-24].
17064. Metin
يا أيها المصدّقون بالله ورسوله، افعلوا ما أمرتكم به، واجتنبوا ما نهيتكم عنه، ولتتأمل نفس واحدة ما أسلفت ليوم القيامة، واتّقوا الله- وكرّر الأمر بذلك للتأكيد- فإن الله مطّلع على أعمالكم، ومجازيكم عليها كلها.
Ey Allah'ı ve Resûlü'nü tasdik edenler! Size emrettiğim şeyleri yapın, yasakladığım şeylerden kaçının; tek bir can bile kıyamet günü için önceden ne göndermiş olduğuna bir baksın. Allah'tan sakının —bu emir pekiştirme amacıyla tekrar edilmiştir—; şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır ve bunların hepsinin karşılığını size verecektir.
17065. Metin
واحذروا أن تكونوا كالذين تركوا أمر الله، وأهملوا حقوق الله الواجبة على عباده، ولم يخافوا ربّهم، فجعلهم ناسين أنفسهم بسبب نسيانهم لربّهم، فلم يعملوا
Allah'ın emrini terk eden, Allah'ın kulları üzerindeki vacip haklarını ihmal eden ve Rablerinden korkmayan kimseler gibi olmaktan sakının. Zira [Allah], Rablerini unutmaları sebebiyle kendilerine öz benliklerini unutturmuş, böylece [onlar]
17066. Metin
الأعمال الصالحة التي تنفعهم في المعاد، وتنجيهم من العذاب، أولئك هم التاركون حقوق الله، الخارجون عن حدود الله وطاعته.
ahirette kendilerine fayda sağlayacak ve kendilerini azaptan kurtaracak salih amelleri işlememişlerdir. İşte onlar, Allah'ın haklarını terk edenler, Allah'ın sınırlarının ve O'na itaatin dışına çıkanlardır.
17067. Metin
ولا مساواة بين المحسنين والمسيئين، فلا يستوي مستحقّو النار، ومستحقّو الجنّة في حكم الله تعالى في الفضل والمنزلة، أصحاب الجنّة هم الناجون، الظافرون بكل مطلوب. وهذا ترغيب في العمل للجنة، وترهيب من العمل للنار. وهذه الآيات الثلاث كلها لتأكيد الأمر بالتقوى وطاعة الله تعالى.
İyilik edenler ile kötülük edenler arasında eşitlik yoktur. Yüce Allah'ın hükmünde, fazilet ve mertebe bakımından cehennemi hak edenlerle cenneti hak edenler bir olmaz. Cennet ehli kurtuluşa eren, arzu edilen her şeye kavuşan kimselerdir. Bu, cennet için amele teşvik ve cehennem için amel işlemekten sakındırmadır. Bu üç ayetin tamamı, takva emrini ve Yüce Allah'a itaati pekiştirmek içindir.
17068. Metin
وللقرآن عظمته البالغة ومواعظه المؤثرة، فلو أنزلنا هذا القرآن على جبل من الجبال، لرأيته مع كونه بالغ الصلابة، في غاية الخشوع والخضوع والانقياد لأمر الله، يكاد يتشقّق من خوف الله وخشية عذابه، وهذه الأمثال المذكورة نضربها للناس جميعا، لعلهم يتفكرون فيما يجب عليهم التفكّر فيه، ويتّعظوا بالمواعظ. وهذه موعظة بالغة للإنسان، وذمّ لأخلاقه في غفلته وإعراضه عن داعية الله تعالى، مع وجود الأوصاف لله التي توجب لمخلوقاته هذه الخشية.
Kur'an'ın pek büyük bir azameti ve son derece etkili öğütleri vardır. Şayet biz bu Kur'an'ı dağlardan bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, son derece sert ve katı olmasına rağmen, onu Allah'ın emrine karşı tam bir saygı, boyun eğiş ve itaat içinde görürdün; Allah korkusundan ve O'nun azabının endişesinden neredeyse paramparça olurdu. Zikredilen bu misalleri, üzerinde düşünmeleri gereken şeyleri düşünsünler ve öğütlerden ibret alsınlar diye bütün insanlara vermekteyiz. Bu, insan için tesirli bir öğüt; yaratılmışların bu haşyeti duymasını zorunlu kılan sıfatlar Allah'ta mevcut iken, insanın gafleti ve Allah Teâlâ'nın davetinden yüz çevirmesi hususundaki ahlakının yerilmesidir.
17069. Metin
ولقد عظم القرآن الكريم بعظمة صفات منزله، فالله هو الإله الواحد الذي لا إله غيره، ولا ربّ سواه، عالم بكل ما غاب عن الأحاسيس، وبكل ما هو مشاهد محسوس، وهو ذو الرحمة الشاملة الواسعة، المنعم بجلائل النّعم ودقائقها.
Kur'ân-ı Kerîm, onu indirenin sıfatlarının yüceliğiyle yücelmiştir. Allah; kendisinden başka hiçbir ilah ve O'ndan başka hiçbir Rab olmayan tek ilahtır. Duyulardan gizli kalan her şeyi de, müşahede edilen ve hissedilen her şeyi de bilendir. O, kuşatıcı ve geniş rahmet sahibidir; büyük küçük bütün nimetleri bahşedendir.
17070. Metin
والغيب: ما غاب عن المخلوقين ومنه الآخرة. والشهادة: ما شهدوه، ومنه الدنيا.
Gayb (غَيْب): Yaratılmışların idrakinden gizli kalan şeylerdir ki ahiret bunlardandır. Şehâdet (شَهَادَة) ise bizzat müşahede ettikleri şeylerdir ki dünya da bunlardandır.
17071. Metin
هو الله الواحد الأحد، وكرّر ذلك للتأكيد والتقرير، والمالك لجميع الأشياء، المتصرّف فيها على وجه التمام والكمال، الطاهر من كل عيب أو نقص، الكامل في ذاته وصفاته وأفعاله، السالم من أي نقص وعيب ومن أي جور، أي ذو السّلام، المصدق أنبياءه فيما بلّغوا، والمصدّق المؤمنين في أنهم آمنوا، المهيمن، أي الرقيب الحافظ لكل شيء، الأمين عليه، القوي الغالب، ذو العزّة والجبروت فلا يدانيه شيء
O, bir ve tek olan Allah'tır —bu ifade pekiştirme ve teyit için tekrar edilmiştir—; bütün varlıkların mâlikidir, onlar üzerinde tam ve kâmil bir şekilde tasarrufta bulunandır, her türlü ayıp ve noksanlıktan münezzehtir, zatında, sıfatlarında ve fiillerinde kâmildir, her türlü noksanlık, kusur ve haksızlıktan uzaktır; yani es-Selâm'dır. Tebliğ ettikleri hususlarda peygamberlerini tasdik eden, müminleri iman ettiklerinde doğrulayandır. el-Müheymin'dir; yani her şeyi gözetip koruyan ve her şeye emin olandır. Güçlü ve galip olandır, izzet ve ceberut sahibidir, hiçbir şey O'na denk olamaz,
17072. Metin
ولا يلحق رتبته، والبليغ الكبرياء والعظمة، الذي له التكبّر حقّا، المنزه نفسه عن إشراك الكفار به الأصنام التي ليس لها شيء من هذه الصفات، الخالق: المقدر لخلقه على حسب ما تقتضيه حكمته، الموجد خلقه من غير تفاوت مخلّ به، المصوّر: الموجد صور الأشياء وكيفياتها، له الأسماء الحسنى: الدّالة على محاسن المعاني، ينزهه كل ما في السماوات والأرض، وهو بهذه الصفات القوي الغالب القاهر الذي لا يغالبه مغالب، الشديد الانتقام من أعدائه، الحكيم في تدبير خلقه وشرعه وقدره، وفي كل الأمور التي يقضي فيها، فهو كامل القدرة، تام العلم. أي إن الله واجب الوجود أزلا وأبدا، الحاضر الذي لا يزول. المعبود بحق، فلا يستحقّ العبادة أحد غيره، كامل الصفات والأفعال.
O'nun mertebesine erişemez; büyüklük ve azameti son derece üstün olandır, hakiki büyüklük O'na aittir; kâfirlerin, bu sıfatlardan hiçbirine sahip olmayan putları O'na ortak koşmasından zatını tenzih edendir. el-Hâlık'tır: Hikmetinin gerektirdiği ölçüye göre yaratılışı takdir edendir. Birbiriyle çelişen bir uyumsuzluk olmaksızın yaratıklarını var edendir. el-Musavvir'dir: Varlıkların suretlerini ve keyfiyetlerini meydana getirendir. En güzel manalara delalet eden en güzel isimler O'nundur; göklerde ve yerde bulunan her şey O'nu tenzih eder. O, bu sıfatlarıyla güçlü, galip ve kahredicidir; hiçbir galip O'na üstün gelemez, düşmanlarından intikamı pek çetindir; yaratışını, şeriatını ve kaderini sevk ve idare etmede ve hükmettiği bütün işlerde hikmet sahibidir. Dolayısıyla O, kudreti tam, ilmi eksiksiz olandır. Yani Allah, ezelî ve ebedî olarak varlığı zorunlu olandır, zeval bulmayan daimi mevcuttur. Hakkıyla ibadet edilendir, O'ndan başka hiç kimse ibadete layık değildir; sıfatları ve fiilleri kâmildir.
17073. Metin
فقوله: لَهُ الْأَسْماءُ الْحُسْنى أي ذات الحسن في معانيها القائمة بذاته، لا إله إلا هو، وهذه الأسماء هي التي حصرها رسول الله ﷺ
O'nun: { لَهُ الْأَسْماءُ الْحُسْنى } “En güzel isimler O'nundur” buyruğu; zatıyla kaim olan manalarında güzellik sahibi olan isimler demektir, O'ndan başka ilah yoktur. Bu isimler, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şu sözüyle
17074. Metin
بقوله: «إن لله تسعة وتسعين اسما، مائة إلا واحدا، من أحصاها دخل الجنّة» «١» .
sınırlandırdığı isimlerdir: “Şüphesiz Allah'ın doksan dokuz ismi vardır; yüzden bir eksik. Kim bunları sayarsa (ezberleyip kavrar ve gereğince amel ederse) cennete girer.” «١»
17075. Metin
وقد ذكرها الترمذي وغيره مسندة، واختلف الرّواة في بعضها.
Tirmizî ve başkaları bunları senetli olarak zikretmiş, raviler bunların bazısında ihtilaf etmişlerdir.
17076. Metin
وأخرج الدّيلمي عن ابن عباس مرفوعا: «اسم الله الأعظم في ست آيات من آخر سورة الحشر» .
Deylemî, İbn Abbas'tan merfû olarak şunu rivayet etmiştir: “Allah'ın İsm-i Âzam'ı Haşr Suresi'nin sonundaki altı ayettedir.”
17077. Metin
فيدعى بها لاشتمالها على الاسم الأعظم. والعبرة في الدعاء بهذه الأسماء: الإخلاص وصفاء النفس والروح، والتوجّه الصادق لله ﷿.
[Dolayısıyla] İsm-i Âzam'ı (en yüce ismi) içermesinden ötürü bunlarla dua edilir.1 Bu isimlerle dua etmede asıl muteber olan husus ise; ihlas, nefis ve ruh duruluğu ile Azîz ve Celîl olan Allah'a samimi bir yöneliştir.