17203. Metin
فضل البعثة النبوية
Peygamberlik Görevinin (Bi'setin) Fazileti
17204. Metin
كانت البعثة النبوية وما تزال خيرا عميما على العرب والناس قاطبة، لاشتمالها على مقومات الحياة السعيدة الطيبة، وكونها مصدر العلم والمعرفة والبيان، وتتويجها بنزول القرآن الكريم، وتعريف النبي الناس بخصائص القرآن وأسراره، وشرائعه، وإيتاء النبي ﷺ السّنة الشريفة التي هي الحكمة والميزان، وسميت السّنة حكمة، وهي سداد القول وصواب العمل، ووضع ذلك في موضعه الصحيح اللائق به، لأن أقواله ﷺ وأفعاله وإقراراته هي عين الحكمة: وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَلَيْكَ الْكِتابَ وَالْحِكْمَةَ..
Peygamberlik görevi (bi'set), mutlu ve güzel bir hayatın temel unsurlarını içermesi, ilim, marifet ve beyanın kaynağı olması, Kur'ân-ı Kerîm'in indirilişiyle taçlanması, Peygamber'in insanlara Kur'an'ın özelliklerini, sırlarını ve şeriatını tanıtması ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e hikmet ve mizan olan şerefli sünnetin verilmesi sebebiyle Araplar ve bütün insanlar için her daim kuşatıcı bir hayır olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Sözde doğruluk, amelde isabet ve her şeyi layık olduğu doğru yere koymak anlamına gelen sünnete hikmet denmiştir; çünkü onun sallallâhu aleyhi ve sellem sözleri, fiilleri ve takrirleri hikmetin ta kendisidir: "Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirdi..."
17205. Metin
[النّساء: ٤/ ١١٣] ، وسميت السّنة أيضا ميزانا في قوله تعالى:
[en-Nisâ: 4/113]. Sünnet, Yüce Allah'ın şu âyetinde mizan (ölçü/terazi) olarak da adlandırılmıştır:
17206. Metin
اللَّهُ الَّذِي أَنْزَلَ الْكِتابَ بِالْحَقِّ وَالْمِيزانَ وَما يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرِيبٌ (١٧) [الشورى:
"Allah, Kitab'ı ve mizanı hak ile indirendir. Ne bilirsin, belki de o kıyamet saati yakındır! (17)" [eş-Şûrâ:
17207. Metin
٤٢/ ١٧] لأن السّنة النبوية المشتملة على أقواله وأفعاله ﷺ وأحواله ميزان لكل ذلك.
42/17]; çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in sözlerini, fiillerini ve hallerini içeren Nebevî sünnet, bütün bunlar için bir ölçüdür (mizandır).
17208. Metin
وجاء أيضا في مطلع سورة الجمعة التي هي مدنية بالإجماع ما ينص صراحة على أن السّنة هي الحكمة، في الآيات الآتية:
İcma ile Medenî olan Cuma sûresinin başında da sünnetin hikmet olduğunu açıkça belirten şu âyetler yer almıştır:
17209. Metin
[سورة الجمعة (٦٢) : الآيات ١ الى ٤]
[Cuma Sûresi (62): Âyet 1'den 4'e]
17210. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm
17211. Metin
يُسَبِّحُ لِلَّهِ ما فِي السَّماواتِ وَما فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ (١) هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ آياتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلالٍ مُبِينٍ (٢) وَآخَرِينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (٣) ذلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ (٤)
Göklerde ve yerde olanların hepsi, Mülkün Sahibi, Mukaddes, Azîz ve Hakîm olan Allah'ı tesbih eder (1). Ümmîlere, kendi içlerinden, onlara O'nun âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderen O'dur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler (2). Henüz kendilerine katılmamış olan diğerlerine de [göndermiştir]. O, Azîz'dir, Hakîm'dir (3). Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir lütuftur. Allah, büyük lütuf sahibidir (4).
17212. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» «٥»
1 2 3 4 5
17213. Metin
«١» [الجمعة: ٦٢/ ١- ٤] .
«١» [el-Cuma: 62/1-4].
17214. Metin
ينزّه الله ويمجده جميع المخلوقات ناطقها وجامدها، إقرارا بوجوده ووحدانيته وقدرته، ولأنه مالك السماوات والأرض المتصرف فيهما بأمره وحكمته، المنزه عن جميع النقائص والعيوب، القوي في سلطانه وقدرته، الغالب القاهر الذي لا يغلبه غالب، البالغ العزة والحكمة، المتقن في تدبيره وأفعاله كل شيء.
Canlısıyla cansızıyla bütün varlıklar, O'nun varlığını, birliğini ve kudretini ikrar ederek Allah'ı noksanlıklardan tenzih ve O'nu ta'zim ederler. Zira O, göklerin ve yerin maliki olup emri ve hikmetiyle bunlar üzerinde tasarrufta bulunan, bütün noksanlık ve kusurlardan münezzeh, hükümranlığında ve kudretinde güçlü, hiçbir galibin yenemeyeceği mutlak galip ve kahredici, izzet ve hikmeti kemale ermiş, tedbirinde ve fiillerinde her şeyi kusursuz yapandır.
17215. Metin
واللام في قوله لِلَّهِ يسبح لله: زائدة بقصد التوكيد والتمكين.
"Lillâhi yüsebbihu lillâh" ifadesindeki lâm harfi, tekit ve pekiştirme amacıyla zâiddir.
17216. Metin
والله سبحانه هو الذي أرسل في العرب الأميّين، حيث كان أكثرهم لا يقرأ ولا يكتب، أرسل فيهم رسولا من جنسهم، فهو أمّي مثلهم، يتلو عليهم آيات القرآن، ويطهرهم من الشرك، وينمي الخير فيهم، ويعلّمهم القرآن والسّنة ومعالم الشريعة، وإن كانوا من قبل مجيئه لفي خطأ واضح، بعيد عن الحق. فالكتاب في الآية: الوحي المتلو وهو القرآن، والحكمة: السّنة ومعالم الشريعة، أي أحكام الدين والقرآن.
Yüce Allah; çoğunluğu okuma ve yazma bilmeyen ümmî Araplar arasına, kendileri gibi ümmî olan kendi cinslerinden bir elçi gönderendir. O elçi onlara Kur'an âyetlerini okur, onları şirkten arındırır, içlerindeki hayrı geliştirir, onlara Kur'an'ı, sünneti ve şeriatın hükümlerini öğretir. Oysa onlar Peygamber'in gelişinden önce haktan uzak, apaçık bir sapıklık içindeydiler. Âyetteki Kitap: Okunan vahiy yani Kur'an'dır; hikmet ise: Sünnet ve şeriatın esasları, yani dinin ve Kur'an'ın hükümleridir.
17217. Metin
وهذه الآية تعديد نعم الله تعالى على العرب فيما أولاهم.
Bu âyet, Yüce Allah'ın Araplara bahşettiği nimetlerini sayıp dökmektedir.
17218. Metin
ووصف العرب بالأميّين لعدم تمكّن أكثرهم من القراءة والكتابة، كما
Arapların ümmî olarak nitelendirilmesi, çoğunun okuma ve yazma bilmemesinden dolayıdır; nitekim
17219. Metin
جاء في قوله ﷺ الذي أخرجه البخاري ومسلم وأبو داود والنّسائي-: «إنا أمّة أميّة لا نحسب ولا نكتب، الشهر هكذا وهكذا»
Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin rivayet ettiği Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in şu sözünde de belirtilmiştir: «Biz hesap ve yazı bilmeyen ümmî bir topluluğuz. Ay şöyle ve şöyledir»
17220. Metin
أي تسعة وعشرون يوما أو ثلاثون.
Yani yirmi dokuz ya da otuz gündür.
17221. Metin
وهذا الوصف تأكيد أيضا البيان النعمة على العرب بذكر حالهم التي كانت على الضد من الهداية، الغارقة في الضلالة. وكلمة مِنْهُمْ دالّة على أن النّبي محمدا ﷺ العربي الهاشمي هو من العرب الخلّص.
Bu niteleme, hidayetin tam zıddı olan ve sapkınlığa gömülmüş bulunan durumları hatırlatılarak Araplara yönelik nimetin beyan edilmesinin de bir tekididir.1 { مِنْهُمْ } “onlardan / kendi içlerinden” ifadesi ise Arap ve Hâşimî olan Hz. Peygamber Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in soyca halis Araplardan olduğuna delalet etmektedir.
17222. Metin
وامتدّت بركة البعثة النّبوية إلى جميع طوائف الناس، من الروم والفرس وغيرهم، حيث أعدّ الله لقبول دينه جماعة آخرين: وهم من دخل في الإسلام بعد الصحابة إلى يوم القيامة، وهم لم يلحقوا بالصحب الكرام في ذلك الوقت، وسيلحقون بهم من بعد، والله هو القوي الغالب القاهر، ذو العزة والسلطان، القادر على التمكين لأمّة الإسلام في الأرض، وهو ذو الحكمة البالغة في شرعه وقدره، وأفعاله وأقواله، وتدبير خلقه. وكلمة مِنْهُمْ في قوله: وَآخَرِينَ مِنْهُمْ إنما يراد بها في البشرية والإيمان، كأنه تعالى قال: وآخرين من الناس، سواء من العرب أو من غيرهم هم من الأمة الإسلامية.
Peygamberlik görevinin bereketi, Rum, Fars ve diğerleri gibi bütün insan topluluklarına uzanmıştır; zira Allah, dinini kabul etmeleri için başka bir topluluk daha hazırlamıştır: Bunlar, sahabeden sonra kıyamet gününe kadar İslâm'a girecek olan kimselerdir. Onlar o vakit henüz değerli sahabe topluluğuna katılmamışlardı, sonradan onlara katılacaklardır. Allah güçlüdür, galiptir, kahredicidir; izzet ve hükümranlık sahibidir, İslâm ümmetini yeryüzünde iktidar kılmaya kadirdir. O, şeriatında, takdirinde, fiillerinde, sözlerinde ve yarattıklarını sevk ve idare etmesinde üstün hikmet sahibidir. "Ve âharîne minhüm" (onlardan henüz kendilerine katılmamış diğerlerine de) âyetindeki "minhüm" (onlardan) ifadesiyle insanlık ve iman bağı kastedilmiştir. Sanki Yüce Allah şöyle buyurmuştur: Gerek Araplardan gerekse başkalarından olsun, İslâm ümmetinden olan diğer insanlara da...
17223. Metin
وكلمة آخَرِينَ إما معطوفة بالنصب على ضمير يُعَلِّمُهُمُ أي يعلّم العرب وغيرهم، أو معطوفة بالجر على قوله تعالى: فِي الْأُمِّيِّينَ أي وبعث في الأمّيين رسولا منهم، وفي آخرين.
"Âharîn" kelimesi ya "yu'allimuhum"daki zamire nasb ile matuftur; yani Araplara ve başkalarına öğretir demektir; ya da Yüce Allah'ın "fi'l-ümmiyyîn" sözüne cer ile matuftur; yani ümmîler içine onlardan bir elçi gönderdiği gibi diğerlerine de göndermiştir.
17224. Metin
وهذا دليل على عموم بعثة النبي ﷺ إلى جميع الناس، فهي إلى العرب وغيرهم، ويدلّ على ذلك كتب النبي ﷺ إلى ملوك وأمراء فارس والروم وغيرهم من الأمم، يدعوهم فيها إلى الله ﷿ وإلى اتباع ما جاء به. وقوله: لَمَّا نفي لما قرب من الحال، والمعنى: أنهم مزمعون أن يلحقوا بهم. وهي (لم) زيدت عليها (ما) للتأكيد.
Bu, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in bi'setinin bütün insanları kapsadığının delilidir; yani hem Araplara hem de diğerlerinedir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in Fars, Rum ve diğer milletlerin krallarına ve emirlerine mektuplar yazarak onları Azîz ve Celîl olan Allah'a ve getirdiği dine uymaya davet etmesi de buna delalet eder. Âyetteki "lemmâ" edatı, şimdiki zamana yakın olanın nefyidir; anlamı: Onlar ileride onlara katılmaya kararlıdırlar. Bu, tekit için üzerine "mâ" eklenmiş olan "lem" edatıdır.
17225. Metin
هذه البعثة النبوية خير كبير ورحمة وفضل على الأمة العربية والناس جميعا، لقوله تعالى: ذلِكَ فَضْلُ اللَّهِ.. أي ذلك الإسلام والوحي وإعطاء النبوة العظيمة لمحمد ﷺ: فضل من الله يعطيه من يشاء من عباده، والله صاحب الفضل العظيم الذي لا يساويه فضل ولا يدانيه، وهو ذو المنّ العظيم على جميع خلقه في الدنيا، بتعليم الكتاب والحكمة في الدنيا، وفي الآخرة بمضاعفة الجزاء على الأعمال. فقوله تعالى:
Bu peygamberlik bi'seti, Arap ümmeti ve bütün insanlar için büyük bir hayır, rahmet ve lütuftur; nitekim Yüce Allah: "Zâlike fadlullâh... / Bu, Allah'ın lütfudur..." buyurmuştur. Yani söz konusu İslâm, vahiy ve Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e yüce peygamberliğin verilmesi; Allah'ın, kullarından dilediğine verdiği bir lütuftur. Allah, hiçbir lütfun denk olamayacağı ve yaklaşamayacağı pek büyük lütuf sahibidir. O, dünyada Kitap ve hikmeti öğretmekle, ahirette ise amellere kat kat ecir vermekle dünyada bütün yaratılmışlarına büyük ihsan sahibidir. Yüce Allah'ın:
17226. Metin
ذلِكَ فَضْلُ اللَّهِ تبيين لموقع النعمة وتخصيصه إياهم (أي العرب وغيرهم) بها.
"Zâlike fadlullâh / Bu, Allah'ın lütfudur" buyruğu, nimetin yerini ve Allah'ın onları (yani Arapları ve diğerlerini) bu nimetle özel kıldığını açıklamaktadır.
17227. Metin
وفي القرآن آيات كثيرة أخرى تدل على عموم الرسالة الإسلامية لجميع أبناء البشرية رجالا ونساء، بل وللجنّ أيضا كما هو ثابت في سورة الجنّ وغيرها، مثل قوله تعالى: قُلْ يا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعاً [الأعراف: ٧/ ١٥٨] .
Kur'an'da İslâm mesajının erkek ve kadın bütün insanlığa, hatta Cin sûresi ve diğer sûrelerde sabit olduğu üzere cinlere de şamil olduğunu gösteren pek çok başka âyet vardır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben, sizin hepinize Allah'ın elçisiyim" [el-A'râf: 7/158].
17228. Metin
وقوله سبحانه: تَبارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقانَ عَلى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعالَمِينَ نَذِيراً (١) [الفرقان:
Ve Yüce Allah şöyle buyurur: "Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı indiren [Allah] ne yücedir! (1)" [el-Furkan:
17229. Metin
٢٥/ ١] .
25/1].
17230. Metin
موقف اليهود من التوراة
Yahudilerin Tevrat Karşısındaki Tutumu
17231. Metin
زعم اليهود أن النبي محمدا ﷺ بعث إلى العرب خاصة، ولم يبعث لهم، لمفهوم الآية السابقة: هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولًا مِنْهُمْ.. فردّ الله عليهم بأنهم لم يعملوا بالتوراة، وأنهم لو عملوا بمقتضاها وما تضمنته من البشارة بالرسول محمد، لانتفعوا بها وآمنوا به، ولم يقولوا هذا القول. وكذلك ردّ الله عليهم حين قالوا:
Yahudiler, önceki "Hüvellezî be'ase fi'l-ümmiyyîne rasûlen minhüm... / Ümmîler içine kendilerinden bir elçi gönderen O'dur..." âyetinin mefhumuna dayanarak Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendilerine değil, yalnızca Araplara gönderildiğini iddia ettiler. Allah da onlara, Tevrat ile amel etmediklerini; şayet Tevrat'ın gereğiyle ve onun Hz. Muhammed'i müjdeleyen hükümleriyle amel etmiş olsalardı ondan faydalanıp ona iman edeceklerini ve bu sözü söylemeyeceklerini bildirerek cevap verdi. Aynı şekilde Allah onlara:
17232. Metin
نَحْنُ أَبْناءُ اللَّهِ وَأَحِبَّاؤُهُ [المائدة: ٥/ ١٨] بأنه لو كان قولهم حقا وموثوقا به، لتمنّوا على الله أن يميتهم، لينقلهم إلى دار كرامته التي أعدّها لأوليائه، وهم في الحقيقة لا يتمنون الموت أبدا، بسبب ما قدموا من الكفر وتحريف الآيات. وهذا ما صرّحت به الآيات التالية متضمنة هذين الرّدّين:
"Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" [el-Mâide: 5/18] dediklerinde; şayet söyledikleri hak ve güvenilir olsaydı, kendilerini dostları için hazırladığı ikram yurduna ulaştırması için Allah'tan kendilerini öldürmesini temenni etmeleri gerektiğiyle cevap verdi. Oysa onlar, inkârları ve âyetleri tahrif etmeleri sebebiyle ölümü asla temenni etmezler. Bu iki reddiyeyi içeren şu âyetler bunu açıkça beyan etmiştir:
17233. Metin
[سورة الجمعة (٦٢) : الآيات ٥ الى ٨]
[Cuma Sûresi (62): Âyet 5'ten 8'e]
17234. Metin
مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْراةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوها كَمَثَلِ الْحِمارِ يَحْمِلُ أَسْفاراً بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآياتِ اللَّهِ وَاللَّهُ لا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (٥) قُلْ يا أَيُّهَا الَّذِينَ هادُوا إِنْ زَعَمْتُمْ أَنَّكُمْ أَوْلِياءُ لِلَّهِ مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُا الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صادِقِينَ (٦) وَلا يَتَمَنَّوْنَهُ أَبَداً بِما قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ (٧) قُلْ إِنَّ الْمَوْتَ الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ مُلاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلى عالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِما كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (٨)
Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların (onunla amel etmeyenlerin) durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür! Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez (5). De ki: "Ey Yahudi olanlar! Eğer diğer insanları dışlayarak yalnızca kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız, şayet doğru sözlü iseniz haydi ölümü temenni edin!" (6). Fakat onlar, ellerinin önden gönderdiği (yaptıkları) şeyler sebebiyle ölümü asla temenni edemezler. Allah zalimleri hakkıyla bilendir (7). De ki: "Kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz size mutlaka kavuşacaktır. Sonra gaybı da görünen âlemi de bilen [Allah'a] döndürüleceksiniz; O da size yapmış olduklarınızı haber verecektir" (8).
17235. Metin
«١» «٢» «٣»
1 2 3
17236. Metin
«١» [الجمعة: ٦٢/ ٥- ٨] .
«١» [el-Cuma: 62/5-8].
17237. Metin
إن مثل اليهود الذين كلفوا العمل بالتوراة والقيام بأوامرها ونواهيها، ثم هجروها وتركوها، كمثل الحمار الذي يحمل الكتب الكبيرة على ظهره، وهو لا يقدّر قيمتها وأهميتها، ولا الفرق بينها وبين الأحمال الأخرى، لأنه عديم الفهم. وهذا كما حمل الإنسان الأمانة. فهم لم يلتزموا حدود التوراة، حين كذبوا بمحمد ﷺ، والتوراة تنطق بنبوته، فكأن كل خير لم ينتفع به من حمّله، كمثل حمار عليه أسفار، لا يميز بينها. والأسفار جمع سفر: وهو الكتاب المجتمع الأوراق منضّدة.
Tevrat ile amel etmek, emir ve yasaklarını yerine getirmekle yükümlü tutulup da sonra onu terk eden Yahudilerin durumu; sırtında büyük kitaplar taşıyan, ancak idrakten yoksun olduğu için onların kıymetini, önemini ve diğer yüklerden farkını takdir edemeyen eşeğin durumu gibidir. Bu, insanın emaneti yüklenmesi gibidir. Tevrat onun peygamberliğini açıkça bildirdiği halde Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i yalanlayarak Tevrat'ın sınırlarına riayet etmediler. Dolayısıyla, kendisine yüklenen hayırdan faydalanmayan herkesin durumu, sırtında kitaplar olup da bunları birbirinden ayırt edemeyen eşeğe benzer. Esfâr, "sifr" kelimesinin çoğuludur; o da sayfaları bir araya getirilip ciltlenmiş kitaptır.
17238. Metin
ما أقبح ما يمثّل به للمكذبين الذين كذبوا بآيات الله، وما أشنع هذا التشبيه، وهو تشبيه اليهود بالحمار، فإياكم أن تكونوا أيها المسلمون مثلهم. والله لا يوفق للحق والخير القوم الكافرين، بنحو عام، ومنهم اليهود بالأولى. فقوله: بِئْسَ مَثَلُ الْقَوْمِ معناه وتقديره: بئس المثل مثل القوم.
Allah'ın âyetlerini yalanlayan kimselere getirilen bu misal ne kadar çirkindir; Yahudilerin eşeğe benzetildiği bu teşbih ne kadar fecidir! Ey Müslümanlar, sakın sizler onlar gibi olmayın. Allah, genel olarak kâfirler topluluğunu -ve evleviyetle Yahudileri- hakka ve hayra muvaffak kılmaz. "Bi'se mesele'l-kavm" ifadesinin anlamı ve takdiri: "Bi'se'l-meselü meselü'l-kavm / O kavmin misali ne kötü bir misaldir" şeklindedir.
17239. Metin
ثم ذمّ اليهود ذمّا آخر، وردّ على مزاعمهم ردا آخر، قل أيها الرسول: يا أيها اليهود إن كنتم تزعمون أنكم أولياء الله، أي أحباؤه من دون الناس، وأنكم على هدى، وأن المسلمين على ضلالة، فاطلبوا الموت لتصيروا إلى الكرامة أو التكريم في زعمكم، وادعوا بالموت على الضّال من الفئتين، إن كنتم صادقين في هذا الزعم.
Sonra [Allah] Yahudileri başka bir şekilde kınadı ve iddialarına başka bir cevap verdi: De ki ey Peygamber: Ey Yahudiler! Eğer diğer insanları dışlayarak yalnızca kendinizin Allah'ın dostları, yani O'nun sevgilileri olduğunuzu, kendinizin hidayet üzere olup Müslümanların sapıklıkta bulunduğunu iddia ediyorsanız; iddianıza göre ikrama veya taltife kavuşmak için ölümü isteyin ve şayet bu iddianızda doğru sözlü iseniz iki gruptan sapık olanın aleyhine ölüm duası edin.
17240. Metin
روي أنها نزلت بسبب أن يهود المدينة لما ظهر رسول الله ﷺ خاطبوا يهود خيبر في أمره، فذكروا نبوّته، وقالوا لهم: إن رأيتم اتّباعه أطعناكم، وإن رأيتم خلافه خالفناه معكم، فجاءهم جواب أهل خيبر يقولون: نحن أبناء إبراهيم خليل الرحمن، وأبناء عزير ابن الله، ومنا الأنبياء، ومتى كانت النّبوة في العرب؟ نحن أحقّ بالنّبوة
Rivayet edildiğine göre bu [âyet] şu sebeple inmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ortaya çıktığında Medine Yahudileri onun durumu hakkında Hayber Yahudilerine müracaat edip onun peygamberliğinden bahsettiler ve onlara şöyle dediler: “Eğer ona tâbi olmayı uygun görürseniz biz de size uyarız; şayet ona muhalefet etmeyi uygun görürseniz biz de sizinle beraber ona karşı çıkarız.” Bunun üzerine Hayber ehlinden şu cevap geldi: “Bizler Rahmân'ın dostu İbrâhim'in evlatları ve Allah'ın oğlu Üzeyr'in evlatlarıyız, peygamberler bizdendir. Peygamberlik Araplarda ne zaman görülmüştür? Peygamberliğe biz daha layığız1
17241. Metin
من محمد، ولا سبيل إلى اتّباعه، فنزلت الآية، بمعنى: إنكم إذا كنتم من الله بهذه المنزلة، فقربه وفراق هذه الحياة الخسيسة أحبّ إليكم، فتمنّوا الموت إن كنتم صادقين، تعتقدون في أنفسكم هذه المنزلة.
Muhammed'den daha layığız, ona uymanın hiçbir yolu yoktur." Bunun üzerine bu âyet indi. Anlamı şudur: Şayet Allah katında bu derecede bir makamınız varsa, O'na yakınlaşmak ve bu değersiz dünyadan ayrılmak size daha sevimli olmalıdır; dolayısıyla kendinizde bu makamın bulunduğuna inanıyorsanız ve samimi iseniz haydi ölümü temenni edin.
17242. Metin
قال ابن عطية: ثم أخبر الله تعالى أنهم لا يتمنون الموت ولا يريدونه إلا كرها، لعلمهم بسوء حالهم عند الله تعالى وبعدهم عنه. وروى كثير من المفسّرين أن الله تعالى جعل هذه الآية معجزة لمحمد ﷺ، وآية باهرة، وأعلمه أنه إن تمنى أحد منهم الموت في أيام معدودة مات وفارق الدنيا.
İbn Atıyye şöyle demiştir: Sonra Yüce Allah, onların Allah katındaki durumlarının kötülüğünü ve O'ndan uzaklıklarını bildikleri için ölümü asla temenni etmeyeceklerini ve ancak istemeye istemeye öleceklerini haber verdi. Birçok müfessir, Yüce Allah'ın bu âyeti Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem için bir mucize ve apaçık bir delil kıldığını ve şayet onlardan biri sayılı günlerde ölümü temenni edecek olsa ölüp dünyadan ayrılacağını Peygamber'e bildirdiğini rivayet etmiştir.
17243. Metin
فقال لهم رسول الله ﷺ: تمنّوا الموت على جهة التعجيز وإظهار الآية
Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara âciz bırakma ve mucizeyi ortaya koyma kabilinden: "Ölümü temenni edin" buyurdu;
17244. Metin
، فما تمنّاه أحد، خوفا من الموت، وثقة بصدق محمد ﷺ.
fakat ölüm korkusundan ve Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in doğruluğuna kesin inançlarından dolayı hiçbiri bunu temenni edemedi.
17245. Metin
ثم توعّدهم الله تعالى بالموت الذي لا محيد لهم عنه، ثم بما بعده من الرد إلى الله تعالى، عالم الحس والمشاهدة، وعالم المغيبات المجهولة للبشر، فيخبركم بأعمالكم، ويجازيكم عليها بما أنتم له أهل. إن هذه الرّدود القاطعة، والتحدّيات القرآنية السافرة لليهود تدلّ دلالة قاطعة على أنهم قوم لا يريدون الحق، ويزعمون أنهم شعب الله المختار، وهذا كذب وافتراء، فهم أبعد الناس عن القربى من الله، وعن رضا الله عنهم. إنهم قتلة الأنبياء، وطعنة أعراض وكرامات الأنبياء، وهم أبعد الناس عن التوراة وعن أحكام الله وشرائعه، إنهم أعداء الله والإنسانية على حد سواء، وبخاصة هم أعداء العرب والمسلمين جميعا.
Sonra Yüce Allah onları kaçışı mümkün olmayan ölümle, ardından da duyu ve müşahede âlemini de insanların bilmediği gayb âlemini de bilen Yüce Allah'a döndürülmekle tehdit etti. O, yaptıklarınızı size haber verecek ve layık olduğunuz şekilde cezanızı verecektir. Yahudilere yönelik bu kesin cevaplar ve Kur'an'ın açık meydan okumaları; onların hakkı istemeyen bir topluluk olduklarına, kendilerinin "Allah'ın seçilmiş halkı" olduğu iddialarının yalan ve iftiradan ibaret bulunduğuna kesin bir şekilde delalet eder. Onlar, Allah'a yakınlıktan ve Allah'ın rızasından insanların en uzağıdırlar. Onlar peygamber katilleridir, peygamberlerin ırzlarına ve haysiyetlerine saldıranlardır; Tevrat'tan, Allah'ın hükümlerinden ve şeriatından insanların en uzağıdırlar. Onlar hem Allah'ın hem insanlığın düşmanıdırlar; özellikle de bütün Arapların ve Müslümanların düşmanıdırlar.
17246. Metin
صلاة الجمعة والعمل بعدها
Cuma Namazı ve Sonrasında Çalışmak
17247. Metin
الإسلام دين جمع بين الدنيا والآخرة، والمادة والروح، والعبادة والمعاملة، فهو دين الوسطية والاعتدال، وإعطاء كل ذي حق حقّه، فالعبادة فريضة والجمعة فريضة، يجب احترامها والقيام بها على وجه أتم، من السعي إليها إن كانت جمعة،
İslâm; dünya ile ahireti, madde ile ruhu, ibadet ile muameleyi birleştiren bir dindir. O, orta yolu tutma, itidal ve her hak sahibine hakkını verme dinidir. İbadet bir farzdır, cuma da bir farzdır; ona saygı gösterilmesi, cuma vakti geldiğinde ona doğru koşulması,
17248. Metin
والاستماع إلى خطبتها، فلا يجوز الاشتغال عنها بأي عمل آخر من بيع وشراء أو تجارة، أو لهو، أداء مهمة. لكن بمجرد الانتهاء منها، طلب الإسلام التفرغ للأعمال الأخرى، والسّعي في توفير المكاسب والمعايش مع ملازمة ذكر الله وخشيته سرّا وعلانية، وهذا ما أمرت به الآيات الآتية:
hutbesinin dinlenmesi suretiyle en kâmil şekilde yerine getirilmesi gerekir. Alışveriş, ticaret veya eğlence gibi başka herhangi bir işle meşgul olup cumayı terk etmek caiz değildir. Ancak cuma tamamlanır tamamlanmaz İslâm; gizlide ve açıkta Allah'ı anmayı ve O'ndan korkmayı elden bırakmaksızın diğer işlere yönelmeyi, kazanç ve maişet teminine koşmayı talep etmiştir. Aşağıdaki âyetlerin emrettiği husus da budur:
17249. Metin
[سورة الجمعة (٦٢) : الآيات ٩ الى ١١]
[Cuma Sûresi (62): Âyet 9'dan 11'e]
17250. Metin
يا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذا نُودِيَ لِلصَّلاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ (٩) فَإِذا قُضِيَتِ الصَّلاةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (١٠) وَإِذا رَأَوْا تِجارَةً أَوْ لَهْواً انْفَضُّوا إِلَيْها وَتَرَكُوكَ قائِماً قُلْ ما عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ (١١)
Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır (9). Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan [nasibinizi] arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz (10). Onlar bir ticaret veya bir eğlence gördükleri zaman ona doğru dağılıp gittiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah katında olan, eğlenceden de ticaretten de daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır" (11).
17251. Metin
«١» «٢» «٣» «٤» [الجمعة: ٦٢/ ٩- ١١] .
«١» «٢» «٣» «٤» [el-Cuma: 62/9-11].
17252. Metin
يا معشر أهل التصديق والإيمان بالله ورسوله وبالإسلام الحق، إذا أذّن لصلاة الجمعة في يومها المعروف، بالأذان الثاني بعد جلوس الخطيب على المنبر، فيحرم التشاغل بأعمال الدنيا، وعليكم المبادرة إلى أداء الفريضة، من الاستماع إلى ذكر الله، وهو الخطبة، وأداء صلاة الجمعة في المسجد الجامع، وترك البيع وسائر أوجه المعاملات من إجارة وشركة ونحوهما، وذلكم السّعي إلى ذكر الله وترك البيع خير من فعل البيع وترك السّعي، لما في الامتثال من الثواب والجزاء الحسن، إن كنتم من أهل الدّراية والعلم الصحيح بما ينفع. وخصّ البيع بالذكر، لأنه من أهم ما يشغل الإنسان نهارا، وفيه إشارة إلى ترك جميع التّجارات والمهن والحرف في وقت الخطبة والصلاة. أما الأذان الأول فهو تنبيه للإعداد للصلاة والمضي إليها خشية أن يفوت تحقيق المقصد الشرعي من تشريع صلاة الجمعة والاستماع لخطبتها.
Ey Allah'a, Resûlü'ne ve hak din İslam'a tasdik ve iman edenler topluluğu! Bilinen gününde cuma namazı için hatibin minbere oturmasından sonraki ikinci ezan okunduğu vakit, dünya işleriyle meşgul olmak haram olur; Allah'ı zikretmeyi -ki o hutbedir- dinlemek ve cuma namazını cuma camisinde eda etmekten ibaret olan farzı yerine getirmeye koşmanız; alışverişi, kira, ortaklık ve benzeri diğer bütün muamele türlerini terk etmeniz gerekir. İşte Allah'ın zikrine yönelmek ve alışverişi bırakmak; emre itaatteki sevap ve güzel mükâfat sebebiyle, alışveriş yapıp [namaza] yönelmeyi terk etmekten sizin için daha hayırlıdır; şayet [neyin] faydalı olduğuna dair basiret ve sahih ilim sahibi kimselerseniz. Alışverişin özellikle zikredilmesi, gündüz vakti insanı en çok meşgul eden şeylerden biri olmasındandır. Bunda, hutbe ve namaz vaktinde bütün ticaretleri, meslekleri ve zanaatleri terk etmeye bir işaret vardır. İlk ezana gelince o, cuma namazının meşru kılınışındaki şer'î maksadın ve hutbesini dinlemenin elden kaçması endişesiyle namaza hazırlanmak ve ona doğru gitmek için bir uyarıdır.
17253. Metin
والسّعي في الآية: ليس الإسراع في المشي، كالسّعي بين الصّفا والمروة، وإنما المراد إتيان الصلاة بالسكينة والوقار، والسّعي: هو بالنّية والإرادة والعمل. والذّكر:
Âyette geçen sa'y; Safâ ile Merve arasındaki sa'y gibi hızlı yürümek demek değildir. Maksat sadece sekinet ve vakarla namaza gelmektir. Sa'y ise niyet, irade ve amel iledir. Zikir ise;
17254. Metin
هو وعظ الخطبة.
Hutbenin vaazıdır.
17255. Metin
ويسنّ لصلاة الجمعة ثلاثة أذانات: ما قبل دخول الوقت بحوالي نصف ساعة أو أقل، والأذان بعد دخول الوقت، وهو الذي زاده عثمان ﵁ لما اتسعت المدينة، على الزوراء (أعلى دار كانت بالمدينة قرب المسجد) ويوصف بأنه الأذان الثاني أو الثالث، والأذان بين يدي الخطيب، وهو الأذان الذي كان على عهد رسول الله ﷺ. وقد شاهدت في بلاد المغرب في الرباط وغيرها في وقت واحد أذانات ثلاثة متوالية، قبل شروع الخطيب بالخطبة، وذلك إحياء للسّنة كما يبدو، ولكن الغريب كونها متعاقبة في زمن واحد، حيث لا يصلّون السّنة القبلية.
Cuma namazı için üç ezan sünnet kılınmıştır: Vakit girmeden yaklaşık yarım saat veya daha az önce okunan ezan; vakit girdikten sonra okunan ve Medine genişlediğinde Osman radıyallâhu anh'ın Zevrâ (Medine'de mescidin yakınındaki en yüksek ev) üzerinde ilave ettiği ezan -ki ikinci veya üçüncü ezan olarak nitelendirilir- ve hatibin huzurunda okunan, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dönemindeki ezan. Mağrib diyarında, Rabat'ta ve başka yerlerde, hatip hutbeye başlamadan önce aynı vakitte peş peşe üç ezanın okunduğunu bizzat gördüm; anlaşılan bu sünneti ihya etmek içindir. Fakat ilk sünneti kılmadıkları halde aynı anda peş peşe okunması gariptir.
17256. Metin
ويكره البيع تحريما بعد الأذان عند الحنفية، ويحرم عند الآخرين، لكنه ينفذ ويمضى ولا يفسخ عند الشافعية، ويفسخ في المشهور عند المالكية ما لم يتم القبض، ولا يصح عند الحنابلة، لأن الجمعة واجبة على الرجال المقيمين الأحرار الذين لا عذر لهم، وترك الجمعة إخلال بالفرض للأمر بها،
Ezandan sonra alışveriş yapmak Hanefîlere göre tahrîmen mekruh, diğer mezheplere göre haramdır. Ancak Şâfiîlere göre akit geçerlidir, infaz edilir ve bozulmaz (fesh olunmaz); Mâlikîlerde meşhur görüşe göre kabz gerçekleşmedikçe bozulur; Hanbelîlere göre ise sahih değildir. Çünkü cuma; özrü bulunmayan hür, mukim erkeklere vaciptir (farzdır). Emredilmiş olması sebebiyle cumayı terk etmek farzı ihlal etmektir.
17257. Metin
ولقوله ﷺ فيما يرويه أحمد والحاكم عن أبي قلابة، وأحمد والنّسائي وابن ماجه والحاكم عن جابر: «من ترك الجمعة ثلاث مرات متواليات، من غير ضرورة، طبع الله على قلبه»
Nitekim Ahmed ve Hâkim'in Ebû Kılâbe'den; Ahmed, Nesâî, İbn Mâce ve Hâkim'in Câbir'den rivayet ettiklerine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim bir zorunluluk olmaksızın peş peşe üç cumayı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler."
17258. Metin
إسناده صحيح ورجاله ثقات، كما قال الهيثمي.
Heysemî'nin belirttiği üzere senedi sahih ve ravileri güvenilirdir.
17259. Metin
والعمل مباح بعد الفراغ من الصلاة وإتمامها، لقوله تعالى: فَإِذا قُضِيَتِ الصَّلاةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ.. أي إذا أدّيتم الصلاة وفرغتم منها، فيباح لكم التوزّع في نواحي الأرض للتجارة وبقية الأعمال، ولكن لا تنسوا في أثناء العمل تذكر الله كثيرا ومتابعة الأذكار، كالتسبيح والتحميد والتكبير والاستغفار ونحو ذلك. وقوله
Namazdan çıkıp onu tamamladıktan sonra çalışmak mubahtır. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: { فَإِذا قُضِيَتِ الصَّلاةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ } “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın...” Yani namazı kılıp ondan çıktığınızda ticaret ve diğer işler için yeryüzünün dört bir yanına dağılmanız size mubah kılınmıştır. Fakat çalışma esnasında Allah'ı çokça hatırlamayı; tesbih, tahmid, tekbir, istiğfar ve benzeri zikirleri sürdürmeyi unutmayın. Allah
17260. Metin
تعالى: فَانْتَشِرُوا وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ أمر ومقتضى الأمر هنا الإباحة في طلب المعاش، مثل قوله تعالى: وَإِذا حَلَلْتُمْ فَاصْطادُوا [المائدة: ٥/ ٢] .
Teâlâ'nın: { فَانْتَشِرُوا وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ } “[yeryüzüne] dağılın ve Allah'ın lütfundan [nasibinizi] arayın” buyruğu bir emirdir ve buradaki emrin gereği, maişet talebinde ibahedir (mubahlıktır). Tıpkı Allah Teâlâ'nın: { وَإِذا حَلَلْتُمْ فَاصْطادُوا } “İhramdan çıktığınız zaman avlanın” [el-Mâide: 5/2] buyruğu gibidir.
17261. Metin
ثم عاتب الله المؤمنين حين تركوا النّبي ﷺ وهو يخطب، وخرجوا من المسجد، للاشتغال بالتجارة والاستماع إلى طبولها المعبّرة عن الفرحة بقدوم التجارة من بلاد الشام أو غيرها، وذلك في قوله تعالى: وَإِذا رَأَوْا تِجارَةً أَوْ لَهْواً.. أي إذا رأى المصلّون في الجامع الذين يستمعون إلى الخطبة قافلة التجارة القادمة من الشام، أو رأوا لهوا كقرع الطبول وضجيج المزامير، احتفالا بزواج وغيره، خرجوا من المسجد، وانصرفوا إلى الملاهي ومتع الدنيا، وتركوك أيها النّبي قائما على المنبر تخطب فيهم، لوعظهم وإرشادهم، فقل لهم أيها الرسول: ما عند الله من الثواب العظيم في الدار الآخرة خير من اللهو ومن التجارة التي هي هنا سبب الخروج، والله مصدر الرزق وخير الرازقين، فمنه اطلبوا الرزق، وإليه توسّلوا بعمل الطاعة، فذلك من أسباب تحصيل الرزق وأعظم ما يجلبه، والله يرزق بسخاء من توكّل عليه، وطلب الرزق في وقته، وهو سبحانه كفيل برزق العباد، ولن يحرم أحد رزقه أو ينقص منه شيء بسبب الصلاة. وقوله تعالى: وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ مناسب لكل من التجارة واللهو الذي هو كالتبع للتجارة.
Sonra Allah, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe okurken onu bırakıp ticaretle meşgul olmak ve Şam diyarından veya başka yerlerden ticaret kervanının gelişinin sevincini ifade eden davul seslerini dinlemek için mescidden çıktıklarında müminleri şu buyruğuyla azarladı: { وَإِذا رَأَوْا تِجارَةً أَوْ لَهْواً } “Onlar bir ticaret veya bir eğlence gördükleri zaman...” Yani camide hutbeyi dinleyen cemaat Şam'dan gelen ticaret kervanını gördüklerinde yahut bir düğün kutlaması ve benzeri için davul çalınması ve boru sesleri gibi bir eğlence gördüklerinde mescidden çıktılar, eğlencelere ve dünya nimetlerine yöneldiler. Ey Peygamber! Kendilerine vaaz ve irşatta bulunman için minberde ayakta onlara hutbe okurken seni bıraktılar. Ey Resûl! Onlara de ki: Allah katında ahiret yurdundaki büyük sevap, eğlenceden de burada mescidden çıkış sebebi olan ticaretten de daha hayırlıdır. Allah rızkın kaynağı ve rızık verenlerin en hayırlısıdır. O halde rızkı O'ndan isteyin ve itaat ameliyle O'na vesile arayın. Zira bu, rızkı elde etmenin sebeplerinden ve onu celbeden en büyük amillerdendir. Allah, kendisine tevekkül eden ve vaktinde rızık talep eden kimseyi bolca rızıklandırır. O Sübhânehu kullarının rızkına kefildir; namaz sebebiyle hiç kimse rızkından mahrum kalmaz veya rızkından bir şey eksilmez. Allah Teâlâ'nın: { وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ } “Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır” buyruğu hem ticaret hem de ticarete tabi bir nitelikte olan eğlence için son derece uygundur.
17262. Metin
نزلت هذه الآية بسبب أن رسول الله ﷺ كان قائما على المنبر، يخطب يوم الجمعة، فأقبلت عير (إبل محملة بالتجارة) من الشام، تحمل ميرة (طعاما للسفر ونحوه) وصاحبها دحية بن خليفة الكلبي. قال مجاهد: وكان من عرفهم أن تدخل العير المدينة بالطبل والمعازف والصياح من ورائها، فدخلت العير بمثل ذلك، فانفض أهل المسجد إلى رؤية ذلك وسماعه، وتركوا رسول الله ﷺ قائما على المنبر، ولم يبق معه غير اثني عشر رجلا، قال جابر بن عبد الله ﵁: أنا أحدهم.
Bu âyet şu sebeple inmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cuma günü minberde ayakta hutbe okurken, Şam'dan mîre (yolculuk yiyeceği vb.) taşıyan bir îr (ticaret malları yüklü deve kervanı) geldi; kervanın sahibi Dıhye b. Halîfe el-Kelbî idi. Mücâhid şöyle demiştir: Kervanın arkasından davul, çalgılar ve çığlıklarla Medine'ye girmesi onların âdetlerindendi. Kervan bu şekilde girdi. Mescid halkı onu görmek ve dinlemek için oraya doğru dağılıp gitti ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minberde ayakta bıraktılar. Yanında sadece on iki adam kaldı. Câbir b. Abdillâh radıyallâhu anh: "Ben de onlardan biriydim" demiştir.
17263. Metin
أخرج عبد بن حميد عن الحسن البصري أن النّبي ﷺ قال في شأن الباقين معه دون خروج من المسجد: «والذي نفس محمد بيده، لو تتابعتم، حتى لا يبقى منكم أحد، لسال عليكم الوادي نارا» .
Abd b. Humeyd'in Hasan-ı Basrî'den rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, mescidden çıkmayıp yanında kalanlar hakkında şöyle buyurmuştur: "Muhammed'in canı elinde olan [Allah]'a yemin olsun ki, eğer sizden hiç kimse kalmayacak şekilde peş peşe çıkıp gitseydiniz, vadi üzerinize ateş olup akardı."
17264. Metin
وتدلّ هذه الآية على قيام الخطيب. وأول من استراح في الخطبة عثمان ﵁، وأول من خطب جالسا معاوية ﵁.
Bu âyet hatibin ayakta durmasına delalet eder. Hutbede [iki hutbe arasında] ilk istirahat eden (oturan) Osman radıyallâhu anh; ilk defa oturarak hutbe okuyan ise Muâviye radıyallâhu anh'tır.