Mürselât Suresi Tefsiri

Vehbe Zühaylî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

18208. Metin

القيامة وقدرة الله عليها وتهديد منكريها

Kıyamet, Allah'ın ona olan kudreti ve onu inkâr edenlerin tehdit edilmesi

18209. Metin

تكرّر في القرآن الكريم إيراد الأدلّة والبراهين القاطعة على وقوع القيامة حتما، ومنها قسم الله بذاته كما في سورة التّغابن: زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنْ لَنْ يُبْعَثُوا قُلْ بَلى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ [الآية: ٧] ، ومنها قسم الله بالقيامة نفسها كما في مطلع سورة القيامة: لا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيامَةِ (١) [القيامة: ٧٥/ ١] .

Kur'an-ı Kerim'de kıyametin kesin olarak vuku bulacağına dair kesin delil ve bürhanların getirilmesi sıkça tekrarlanmıştır. Bunlardan biri, Teğâbün Suresi'nde olduğu gibi Allah'ın kendi zatına yemin etmesidir: { زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنْ لَنْ يُبْعَثُوا قُلْ بَلى وَرَبِّي لَتُبْعَثُنَّ } “İnkâr edenler, kesinlikle diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: Hayır! Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz!” [Ayet: 7]. Bunlardan bir diğeri de Kıyâme Suresi'nin başında olduğu gibi bizzat kıyamete yemin edilmesidir: { لا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيامَةِ (١) } “Kıyamet gününe yemin ederim.” [Kıyâme: 75/1].

18210. Metin

ومنها القسم الإلهي بالرّياح الهادرة المتتابعة، أو بالرّسل إلى الناس من الأنبياء ﵈، أو بالملائكة المرسلة، كما في مطلع سورة المرسلات المكّية، في قول جمهور المفسّرين:

Bunlardan biri de müfessirlerin çoğunluğunun görüşüne göre Mekkî olan Mürselât Suresi'nin başında geçtiği üzere gürleyen ve peş peşe esen rüzgârlara, yahut insanlara gönderilen elçiler olan peygamberlere (aleyhimüsselâm) veya gönderilen meleklere edilen ilahi yemindir:

18211. Metin

[سورة المرسلات (٧٧) : الآيات ١ الى ٢٨]

[Mürselât Suresi (77), Ayetler 1-28]

18212. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

18213. Metin

وَالْمُرْسَلاتِ عُرْفاً (١) فَالْعاصِفاتِ عَصْفاً (٢) وَالنَّاشِراتِ نَشْراً (٣) فَالْفارِقاتِ فَرْقاً (٤)

{ وَالْمُرْسَلاتِ عُرْفاً (١) فَالْعاصِفاتِ عَصْفاً (٢) وَالنَّاشِراتِ نَشْراً (٣) فَالْفارِقاتِ فَرْقاً (٤) } “Birbiri ardınca gönderilenlere, şiddetle esip savuranlara, yaydıkça yayanlara, [hak ile batılı] birbirinden tamamen ayıranlara,”

18214. Metin

فَالْمُلْقِياتِ ذِكْراً (٥) عُذْراً أَوْ نُذْراً (٦) إِنَّما تُوعَدُونَ لَواقِعٌ (٧) فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ (٨) وَإِذَا السَّماءُ فُرِجَتْ (٩)

{ فَالْمُلْقِياتِ ذِكْراً (٥) عُذْراً أَوْ نُذْراً (٦) إِنَّما تُوعَدُونَ لَواقِعٌ (٧) فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ (٨) وَإِذَا السَّماءُ فُرِجَتْ (٩) } “Özür veya uyarı olarak öğüt bırakanlara andolsun ki, size vaad olunan kesinlikle gerçekleşecektir. Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, gök yarıldığı zaman,”

18215. Metin

وَإِذَا الْجِبالُ نُسِفَتْ (١٠) وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ (١١) لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ (١٢) لِيَوْمِ الْفَصْلِ (١٣) وَما أَدْراكَ ما يَوْمُ الْفَصْلِ (١٤)

{ وَإِذَا الْجِبالُ نُسِفَتْ (١٠) وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ (١١) لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ (١٢) لِيَوْمِ الْفَصْلِ (١٣) وَما أَدْراكَ ما يَوْمُ الْفَصْلِ (١٤) } “Dağlar parçalanıp savrulduğu zaman, peygamberler için tayin edilen vakit geldiği zaman... [Bunlar] hangi gün için ertelenmiştir? Hüküm günü için! Hüküm gününün ne olduğunu sana ne bildirdi?”

18216. Metin

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (١٥) أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ (١٦) ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ (١٧) كَذلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ (١٨) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (١٩)

{ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (١٥) أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ (١٦) ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ (١٧) كَذلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ (١٨) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (١٩) } “O gün yalanlayanların vay haline! Biz öncekileri helak etmedik mi? Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız. Biz suçlulara işte böyle yaparız. O gün yalanlayanların vay haline!”

18217. Metin

أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ ماءٍ مَهِينٍ (٢٠) فَجَعَلْناهُ فِي قَرارٍ مَكِينٍ (٢١) إِلى قَدَرٍ مَعْلُومٍ (٢٢) فَقَدَرْنا فَنِعْمَ الْقادِرُونَ (٢٣) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٢٤)

{ أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ ماءٍ مَهِينٍ (٢٠) فَجَعَلْناهُ فِي قَرارٍ مَكِينٍ (٢١) إِلى قَدَرٍ مَعْلُومٍ (٢٢) فَقَدَرْنا فَنِعْمَ الْقادِرُونَ (٢٣) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٢٤) } “Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı? Sonra onu sağlam bir karargâha yerleştirdik; bilinen bir vakte kadar. İşte [buna] güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetireniyiz! O gün yalanlayanların vay haline!”

18218. Metin

أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفاتاً (٢٥) أَحْياءً وَأَمْواتاً (٢٦) وَجَعَلْنا فِيها رَواسِيَ شامِخاتٍ وَأَسْقَيْناكُمْ ماءً فُراتاً (٢٧) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٢٨)

{ أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفاتاً (٢٥) أَحْياءً وَأَمْواتاً (٢٦) وَجَعَلْنا فِيها رَواسِيَ شامِخاتٍ وَأَسْقَيْناكُمْ ماءً فُراتاً (٢٧) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٢٨) } “Yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı; diriler ve ölüler için? Orada sabit ve yüce dağlar kıldık ve size tatlı bir su içirdik. O gün yalanlayanların vay haline!”

18219. Metin

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» «٨» «٩» «١٠» «١١»

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

18220. Metin

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» [المرسلات: ٧٧/ ١- ٢٨] .

«١» «٢» «٣» «٤» «٥» «٦» «٧» [Mürselât: 77/1-28].

18221. Metin

يقول الله تعالى: أقسم بالرّسل المرسلين إلى الأنبياء والرّسل جماعات، إفضالا على العباد بالبعثة، أو بالرّياح المتتابعة التي هي نعم، بها الأرزاق والنجاة في البحر، وبالرياح التي ترسل عاصفة لما أمرت به من نعمة أو نقمة، وبالرياح التي تنشر السحاب وتفرّقه في آفاق السماء، كما يشاء الله تعالى.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Peygamberliği göndermek suretiyle kullara bir lütuf olarak, peygamberlere ve elçilere cemaatler halinde gönderilen elçilere; yahut kendileri birer nimet olan, rızıkların ve denizde kurtuluşun vesilesi bulunan peş peşe esen rüzgârlara; nimet veya azap olarak emrolunduğu şey için şiddetle esip savuran rüzgârlara ve bulutları Allah Teâlâ'nın dilediği gibi yayıp göğün ufuklarına dağıtan rüzgârlara yemin ederim.

18222. Metin

وأقسم بالملائكة الذين ينزلون بأمر الله على الرّسل بما يفرّق بين الحق والباطل، والهدى والضلال، والحلال والحرام، والذين يلقون الوحي إلى الأنبياء والرّسل، إعذارا من الله تعالى إلى خلقه، وإنذارا من عذابه إن خالفوا أمره.

Hak ile batılın, hidayet ile dalaletin, helal ile haramın arasını ayıran şeylerle Allah'ın emriyle elçilere inen meleklere; Allah Teâlâ'dan yaratıklarına bir mazeret bırakmamak (özür) ve emrine muhalefet etmeleri halinde azabıyla bir uyarı olmak üzere peygamberlere ve elçilere vahyi ulaştıranlara yemin ederim.

18223. Metin

إن ما وعدتم به من مجيء الساعة ونفخ الصور، وبعث الأجساد، وجمع الأولين والآخرين في صعيد واحد، وجزاء كل إنسان بما عمل خيرا أو شرّا، إن هذا كله لواقع حتما.

Kıyametin kopması, Sûr'a üflenmesi, bedenlerin diriltilmesi, öncekilerin ve sonrakilerin tek bir düzlükte toplanması, her insanın hayır veya şer işlediği amellerin karşılığını alması hususunda size vaad olunan şeylerin tamamı mutlaka gerçekleşecektir.

18224. Metin

وعلامات وقوعه: إذا ذهب ضوء النجوم، وتشققت السماء وتصدعت، وقلعت الجبال من أماكنها، وصارت في الأجواء هباء منبثا.

Vuku bulmasının alametleri ise şunlardır: Yıldızların ışığı söndüğü, gök yarılıp çatladığı, dağlar yerlerinden sökülüp havada saçılmış toz zerreleri haline geldiği vakittir.

18225. Metin

وإذا الرّسل جمعت وجعل لها وقت للفصل والقضاء بينهم وبين الأمم، ويقال لتعجيب العباد من الهول: لأي يوم عظيم أخّرت الأمور المتعلّقة بهؤلاء الرّسل؟

Elçiler toplandığında ve onlarla ümmetleri arasında hüküm vermek ve yargılamak için onlara bir vakit belirlendiğinde... Kullara o dehşetin büyüklüğünü hayretle bildirmek için şöyle denir: Bu elçilerle ilgili meseleler hangi büyük gün için ertelenmiştir?

18226. Metin

وهي تعذيب من كذّبهم، وتعظيم من صدّقهم. والجواب من الله تعالى: بأنهم أجّلوا

[Bu işler de] onları yalanlayanların azaba uğratılması ve onları tasdik edenlerin yüceltilmesidir. Allah Teâlâ'dan gelen cevap ise şöyledir: Onlar ertelenmişlerdir...

18227. Metin

ليوم الفصل بين الخلائق، يفصل فيه بين الناس بأعمالهم، ويوزّعون إما إلى الجنة وإما إلى النار. ثم أعظم الله تعالى شأن ذلك اليوم مرة ثانية، بقوله: وَما أَدْراكَ ما يَوْمُ الْفَصْلِ (١٤) أي وما أعلمك بيوم الفصل، وأي شيء شدته ومهابته!! وتهويل ثالث: ويل لهم من عذاب الله غدا، أولئك الذين كذبوا بالله ورسله وكتبه، والويل تهديد بالهلاك، وقد ذكر هذا التهويل في سورة المرسلات تسع مرات، لمزيد التأكيد والتقرير.

Yaratılanlar arasında hüküm verme gününe [ertelenmiştir]. O gün insanlar arasında amellerine göre hükmedilir ve onlar ya cennete ya da cehenneme sevk edilirler. Sonra Allah Teâlâ: { وَما أَدْراكَ ما يَوْمُ الْفَصْلِ (١٤) } “Hüküm gününün ne olduğunu sana ne bildirdi?” buyurarak o günün şanını ikinci kez yüceltmiştir. Yani sana hüküm gününü, onun şiddet ve heybetinin ne olduğunu ne bildirdi?! Üçüncü bir dehşetlendirme ise: Yarın Allah'ın azabından ötürü onlara yazıklar olsun; onlar ki Allah'ı, elçilerini ve kitaplarını yalanladılar. Veyl (yazıklar olsun), helak ile tehdit etmektir. Bu dehşetlendirme, daha fazla tekit ve pekiştirme için Mürselât Suresi'nde dokuz defa zikredilmiştir.

18228. Metin

وتهديد آخر من سيرة الماضين: ألم نهلك الكفار المكذّبين للرّسل المخالفين لما جاؤوا به من الأمم الماضية، من لدن آدم ﵇، كقوم نوح وعاد وثمود وغيرهم، إلى زمن محمد ﷺ، بتعذيبهم في الدنيا، ثم نتبعهم بأمثالهم ونظرائهم، وهم كفار مكة حين كذبوا محمدا ﷺ، أهلكهم الله يوم بدر وغيره من المعارك. وهذا وعيد شديد لكل من كفر بالله تعالى.

Geçmişlerin kıssasından bir başka tehdit: Âdem'den (aleyhisselâm) itibaren Nuh kavmi, Âd, Semûd ve diğerleri gibi Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanına kadar gelen geçmiş ümmetlerden peygamberleri yalanlayan ve getirdiklerine muhalefet eden kâfirleri dünyada cezalandırarak helak etmedik mi? Sonra arkalarından onların benzerlerini ve denklerini takacağız; onlar da Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) yalanladıklarında Allah'ın Bedir gününde ve diğer savaşlarda helak ettiği Mekke kâfirleridir. Bu, Allah Teâlâ'yı inkâr eden herkes için şiddetli bir tehdittir.

18229. Metin

وتلك سنّة الله لا تبديل لها، فإن سنّتنا في جميع الكفار واحدة، فمثل ذلك الإهلاك للمكذّبين بكتب الله ورسله، الذين أجرموا في حقّ أنفسهم، نفعل بكل من أجرم وأشرك مع الله إلها آخر. والهلاك الشديد يومئذ للمكذّبين بالله ورسله وكتبه واليوم الآخر. وقوله: كَذلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ (١٨) أي في المستقبل، قريش وسائر الكفار.

Bu, Allah'ın asla değişmeyen sünnetidir; zira bütün kâfirlere dair sünnetimiz birdir. Allah'ın kitaplarını ve elçilerini yalanlayan, kendi nefislerine karşı suç işleyenlere yönelik böylesi bir helaki, suç işleyen ve Allah'a başka bir ilah ortak koşan herkese uygularız. O gün Allah'ı, elçilerini, kitaplarını ve ahiret gününü yalanlayanlar için şiddetli bir helak vardır. { كَذلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ (١٨) } “Biz suçlulara işte böyle yaparız” buyruğu, gelecekte Kureyş'e ve diğer bütün kâfirlere [yapılacak muameleyi ifade eder].

18230. Metin

ثم ذكر الله تعالى بعض مظاهر القدرة الإلهية على الناس، ومنها: ألا ترون وتدركون أننا نحن خلقناكم من ماء ضعيف حقير، وهو المني، وجعلناه مجموعا في مستقر مكين، أي حرز حصين، وهو الرّحم، ثم أبقيناه في الرّحم مدة معينة هي مدة الحمل من ستة إلى تسعة أشهر.

Sonra Allah Teâlâ insanlar üzerindeki ilahi kudret tecellilerinden bazılarını zikretti; bunlardan biri şudur: Görmüyor ve idrak etmiyor musunuz ki, biz sizi zayıf ve hakir bir sudan -ki o menidir- yarattık ve onu sağlam bir karargâhta, yani korunaklı bir sığınak olan rahimde toplu halde kıldık; sonra onu altı ile dokuz ay arasındaki gebelik süresi olan belirli bir vakte kadar rahimde tuttuk.

18231. Metin

نحن الذين مارسنا قدرتنا على الخلق وتقديرنا في تكوين الأعضاء والصفات،

Yaratma üzerindeki kudretimizi, organların ve niteliklerin teşekkülündeki takdirimizi uygulayan biziz;

18232. Metin

وجعلنا كل حال على الصفة التي أردنا، فنعم المقدّر وهو الله، أو نعم المقدّرون له نحن. والهلاك والعذاب في يوم القيامة لم كذّب بقدرتنا على ذلك، وبهذه النّعم. وهذا تخويف وتوبيخ من وجهين: هما أن النّعمة كلما كانت أعظم كان كفرها أفحش، والقادر على الخلق الأول قادر على الإعادة.

Ve her durumu dilediğimiz nitelik üzere kıldık. Takdir eden ne güzeldir ki O da Allah'tır; yahut onu takdir edenler olarak biz ne güzeliz! Kıyamet gününde buna olan kudretimizi ve bu nimetleri yalanlayanlar için helak ve azap vardır. Bu, iki yönden bir korkutma ve azarlamadır: Nimet ne kadar büyük olursa inkârı da o kadar çirkin olur; ilk yaratmaya kadir olan, yeniden yaratmaya da kadirdir.

18233. Metin

ثم عدّد الله تعالى نعمه الثلاث في الآفاق بعد نعمة تكوين الأنفس وهي: ألم نجعل الأرض ضامّة للأحياء على ظهرها في منازلهم، والأموات في بطنها تضمّهم وتجمعهم؟ وجعلنا في الأرض جبالا ثوابت عاليات، لئلا تميد وتضطرب بكم، وأسقيناكم من ينابيعها، أو من السّحاب ماء عذبا صافيا. وهذا كله أعجب من البعث.

Sonra Allah Teâlâ nefislerin yaratılışı nimetinden sonra afaktaki üç nimetini saydı ki şunlardır: Yeryüzünü, sırtında dirileri evlerinde, karnında ise ölüleri barındırıp toplayan bir toplanma yeri yapmadık mı? Sizinle sarsılıp çalkalanmasın diye yeryüzünde sabit ve yüce dağlar kıldık ve size onun pınarlarından veya buluttan tatlı, berrak bir su içirdik. Bütün bunlar ise yeniden diriltilmekten daha şaşırtıcıdır.

18234. Metin

ويل، أي عذاب وهلاك شديد في الآخرة، لمن كذب أو كفر بهذه النّعم، وويل لمن تأمل في هذه المخلوقات الدالّة على عظمة الله تعالى خالقها، وعلى قدرته الفائقة، ثم استمرّ على تكذيبه وكفره.

Veyl -yani ahirette şiddetli bir azap ve helak- bu nimetleri yalanlayan veya inkâr eden kimseyedir. Onların yaratıcısı olan Allah Teâlâ'nın azametine ve üstün kudretine delalet eden bu yaratılmışları düşünüp de ardından yalanlamasına ve inkârına devam eden kimsenin de vay haline!

18235. Metin

ألوان التهديد والعذاب، وأصناف النعيم

Tehdit ve Azap Türleri ile Nimet Çeşitleri

18236. Metin

وصف الله تعالى ألوان عذاب الكفار وصفا تقشعر منه الأبدان، وتشيب منه الغلمان، فهو يشتمل على عشرة أنواع من التهديد والتخويف، أربعة منها في آيات سابقة من سورة المرسلات، وهي: القسم الإلهي على العذاب، والتهديد بعذاب مماثل للأمم الغابرة، واللوم على كفران النعم في الأنفس، وكفران النعم في الآفاق، وستة منها في الآيات الآتية: وهي أولا قول الملائكة للكفار: انطلقوا لعذاب الآخرة، وله أوصاف أربعة: ألسنة النار وأدخنتها ذات شعب ثلاث، ولا ظل من الحر، ولا يفيد شيئا في رد الحر، وشرر النار كالقصر، وثانيا بطلان الحجة

Allah Teâlâ, kâfirlerin azap türlerini bedenleri ürperten ve çocukları ihtiyarlatan bir şekilde tasvir etmiştir. Bu tasvir, on çeşit tehdit ve korkutmayı içermektedir; bunlardan dördü Mürselât Suresi'nin önceki ayetlerindedir: Azap üzerine ilahi yemin, geçmiş ümmetlerinkine benzer bir azapla tehdit, nefislerdeki nimetlerin inkârı sebebiyle kınama ve afaktaki nimetlerin inkârı sebebiyle kınama. Altısı ise gelecek ayetlerdedir: Birincisi, meleklerin kâfirlere “Ahiret azabına gidin” demesidir; bunun da dört vasfı vardır: Ateşin alevleri ve dumanları üç kola ayrılır, sıcaktan koruyan bir gölge değildir, sıcağı savuşturmada hiçbir fayda vermez ve ateşin kıvılcımları saray gibidir. İkincisi, hüccetin geçersiz kılınması

18237. Metin

وفقد العذر، وثالثا التعذيب بالتقريع والتخجيل والباقي مضاعفة الحسرة، ووصفهم بالإجرام، وتوبيخهم، قال الله تعالى:

ve mazeretin yok olmasıdır. Üçüncüsü, azarlama ve utandırma yoluyla azap etmektir. Geriye kalanlar ise pişmanlığın katlanması, onların suçlu olarak nitelendirilmesi ve kınanmalarıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

18238. Metin

[سورة المرسلات (٧٧) : الآيات ٢٩ الى ٥٠]

[Mürselât Suresi (77), Ayetler 29-50]

18239. Metin

انْطَلِقُوا إِلى ما كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (٢٩) انْطَلِقُوا إِلى ظِلٍّ ذِي ثَلاثِ شُعَبٍ (٣٠) لا ظَلِيلٍ وَلا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ (٣١) إِنَّها تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ (٣٢) كَأَنَّهُ جِمالَتٌ صُفْرٌ (٣٣)

{ انْطَلِقُوا إِلى ما كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (٢٩) انْطَلِقُوا إِلى ظِلٍّ ذِي ثَلاثِ شُعَبٍ (٣٠) لا ظَلِيلٍ وَلا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ (٣١) إِنَّها تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ (٣٢) كَأَنَّهُ جِمالَتٌ صُفْرٌ (٣٣) } “Yalanlayıp durduğunuz şeye gidin! Üç kola ayrılmış bir gölgeye gidin! Ne gölgelendirir ne de alevden korur. Şüphesiz o [cehennem], saray gibi kıvılcımlar atar. Her biri sanki sarı birer devedir.”

18240. Metin

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٣٤) هذا يَوْمُ لا يَنْطِقُونَ (٣٥) وَلا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ (٣٦) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٣٧) هذا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْناكُمْ وَالْأَوَّلِينَ (٣٨)

{ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٣٤) هذا يَوْمُ لا يَنْطِقُونَ (٣٥) وَلا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ (٣٦) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٣٧) هذا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْناكُمْ وَالْأَوَّلِينَ (٣٨) } “O gün yalanlayanların vay haline! Bu, konuşamayacakları bir gündür. Kendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri topladık.”

18241. Metin

فَإِنْ كانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ (٣٩) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٤٠) إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلالٍ وَعُيُونٍ (٤١) وَفَواكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ (٤٢) كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئاً بِما كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (٤٣)

{ فَإِنْ كانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ (٣٩) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٤٠) إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلالٍ وَعُيُونٍ (٤١) وَفَواكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ (٤٢) كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئاً بِما كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (٤٣) } “Eğer bir tuzağınız varsa bana tuzak kurun! O gün yalanlayanların vay haline! Şüphesiz takva sahipleri gölgeliklerde ve pınar başlarındadır. Canlarının çektiği türlü meyveler içindedirler. Yapmış olduklarınıza karşılık afiyetle yiyin için!”

18242. Metin

إِنَّا كَذلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (٤٤) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٤٥) كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلاً إِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ (٤٦) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٤٧) وَإِذا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لا يَرْكَعُونَ (٤٨)

{ إِنَّا كَذلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (٤٤) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٤٥) كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلاً إِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ (٤٦) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٤٧) وَإِذا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لا يَرْكَعُونَ (٤٨) } “Biz iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız. O gün yalanlayanların vay haline! Yiyin ve azıcık faydalanın; şüphesiz siz suçlularsınız! O gün yalanlayanların vay haline! Onlara: 'Rükû edin' denildiği zaman rükû etmezler.”

18243. Metin

وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٤٩) فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ (٥٠)

{ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (٤٩) فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ (٥٠) } “O gün yalanlayanların vay haline! Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?”

18244. Metin

«١» «٢» «٣» [المرسلات: ٧٧/ ٢٩- ٥٠] .

«١» «٢» «٣» [Mürselât: 77/29-50].

18245. Metin

هذه تهديدات متوالية للكفار، يقال لهم من خزنة جهنم: انطلقوا إلى ما كنتم به تكذبون من عذاب الآخرة. ذلك العذاب سيروا فيه إلى ظل من دخان جهنم، متشعب ثلاث شعب، فإن لهب النار إذا ارتفع وتصاعد دخانه، تشعب إلى ثلاث شعب من شدته وقوته، وليس للنار ظل يمنع الحر ولا البرد، ولا يرد الحر ولا يفيد شيئا في تخفيف العذاب. واللهب: ما يعلو على النار بعد اشتعالها. وشرر هذه النار متفرق، كل شرارة ترمي بها هي كالقصر (البناء العظيم) في العظم والارتفاع، وكالإبل الصفر في اللون والكثرة والتتابع وسرعة الحركة. وهلاك وعذاب وخزي يومئذ في القيامة للمكذبين رسل الله وآياته. ولا عذر ولا حجة لأولئك المعذّبين فيما ارتكبوا من قبائح ومنكرات، فهم لا يتكلمون في ذلك اليوم، لهول ما يرون، وللحيرة والدهشة التي تعتريهم، ولا يأذن الله لهم بالكلام، فيكون لهم اعتذار، لقيام

Bunlar, kâfirlere yönelik peş peşe gelen tehditlerdir. Cehennem bekçileri tarafından onlara şöyle denir: Âhiret azabından yalanlayıp durduğunuz şeye doğru gidin! O azap içinde, cehennem dumanından oluşan ve üç kola ayrılan bir gölgeye3 doğru yürüyün! Çünkü ateşin alevi yükselip dumanı yukarı çıktığında, şiddetinden ve kuvvetinden ötürü üç kola ayrılır. [Oysa] ateşin ne sıcaktan koruyan ne de soğuktan [fayda veren] bir gölgesi vardır; [bu gölge] sıcağı savuşturmaz ve azabı hafifletmede hiçbir fayda sağlamaz. Leheb (alev); tutuştuktan sonra ateşin üzerinde yükselen kısımdır. Bu ateşin kıvılcımları dağılır; fırlattığı her bir kıvılcım büyüklük ve yükseklik bakımından saray (büyük bina) gibidir; renk, çokluk, peş peşe geliş ve hareket hızı bakımından da sarı develer1 gibidir. O gün kıyamette Allah'ın elçilerini ve ayetlerini yalanlayanlar için helak, azap ve rezillik vardır. İşledikleri çirkinlikler ve kötülükler hususunda o azap görenlerin ne bir mazeretleri ne de [başvurabilecekleri bir hile2 veya] delilleri vardır. Onlar, gördükleri şeyin dehşetinden, kendilerini kaplayan şaşkınlık ve hayretten ötürü o gün konuşamazlar. Kendileri için bir özür dileme durumu olsun diye Allah onlara konuşma izni de vermez; zira

18246. Metin

الحجة عليهم، وإنما لم يؤذن لهم في الاعتذار، لأن الله تعالى قدم لهم الإنذار في الدنيا.

tamamlanmıştır. Kendilerine özür dileme izni verilmemiştir; çünkü Allah Teâlâ onlara dünyada iken uyarıyı ulaştırmıştır.

18247. Metin

وعذاب القيامة للمكذبين بسب ما أنذرتهم الرسل من العذاب في الدنيا، إن استمروا على الكفر، ومعاداة الرسل. وهذا لون من التعذيب الأدبي.

Kıyamet azabı, küfürde ve elçilere düşmanlıkta ısrar ettikleri takdirde dünyada elçilerin kendilerini uyardığı azap sebebiyledir. Bu da manevi azabın bir türüdür.

18248. Metin

ويقال لهم من الله أو من ملائكته: هذا يوم الفصل الذي يفصل فيه بين الخلائق، ويتميز فيه الحق من الباطل، جمعناكم بقدرتنا معشر كفار قريش وأمثالكم على ممر الدهر. و (الأولون) المشار إليهم: قوم نوح وغيرهم، ممن جاء في صدر الدنيا، وعلى وجه الدهر. فإن قدرتم أيها الكفار على مكر أو حيلة أو مكيدة لتتخلصوا من العذاب وتنجيكم، فافعلوها، فإنكم لا تقدرون على ذلك. وهذا نهاية التقريع والتوبيخ، وهو تعذيب روحي. وعذاب يوم القيامة متحقق لكل مكذب بالبعث، لظهور العجز وفقد الأمل بالنجاة.

Allah'tan yahut meleklerinden onlara şöyle denir: Bu, yaratılanlar arasında hükmün verileceği, hakkın batıldan ayırt edileceği hüküm günüdür. Ey Kureyş kâfirleri topluluğu ve çağlar boyu sizin benzerleriniz! Sizi kudretimizle topladık. Kendilerine işaret edilen "öncekiler" (الْأَوَّلِينَ) ise; Nuh kavmi ve dünyanın başlangıcında, devirler boyunca gelmiş geçmiş diğer kimselerdir. Ey kâfirler! Eğer azaptan kurtulmanızı sağlayacak ve sizi necata erdirecek bir hileye, tuzağa yahut tezgâha gücünüz yetiyorsa, onu yapın! Fakat siz buna güç yetiremezsiniz. Bu, azarlama ve kınamanın zirvesidir ve ruhi bir azaptır. Kıyamet gününün azabı, acziyetin ortaya çıkması ve kurtuluş ümidinin yitirilmesi sebebiyle dirilişi yalanlayan herkes için gerçekleşecektir.

18249. Metin

وأما المتقون في الآخرة: فهم في جنات وظلال وارفة تحت الأشجار والقصور، وتحيط بهم الأنهار والينابيع من كل مكان، ولديهم أنواع من الفاكهة والثمار، بحسب ما تطلبه نفوسهم، وتستدعيه شهواتهم.

Ahiretteki takva sahiplerine gelince: Onlar cennetlerde, ağaçların ve köşklerin altında uzayıp giden koyu gölgelerdedirler; ırmaklar ve pınarlar onları her taraftan kuşatmıştır ve nefislerinin arzuladığı, iştahlarının çektiği her türlü meyve ve yemiş onların yanındadır.

18250. Metin

ويقال لهم في الآخرة على سبيل الإحسان إليهم والتكريم: كلوا أيها المتقون من طيبات الجنة وفاكهتها، واشربوا شربا هنيئا، بسبب ما عملتم في الدنيا، من العمل الصالح. وهذا أمر تكريم، لا أمر تكليف.

Kendilerine lütufta bulunmak ve ikram etmek amacıyla ahirette onlara şöyle denir: Ey takva sahipleri! Dünyada işlediğiniz salih ameller sebebiyle cennetin tertemiz nimetlerinden ve meyvelerinden yiyin, afiyetle için! Bu, mükellef kılma emri değil, ikram ve taltif emridir.

18251. Metin

هذا جزاؤنا لمن أحسن العمل، ومثل ذلك الجزاء العظيم لهؤلاء المتقين، نجزي المحسنين في أعمالهم، فلا نضيع لهم أجرا، وعذاب وخزي يوم القيامة للمكذبين بالله ورسله، وبما أخبر الله من تكريم هؤلاء المتقين في الآخرة، حيث صاروا في شقاء عظيم، وصار المؤمنون في نعيم مقيم.

Güzel amel işleyen kimseye mükâfatımız işte böyledir; bu takva sahiplerine verilen böylesi büyük bir mükâfatın benzeriyle amellerinde güzel davrananları mükâfatlandırırız, onların hiçbir ecrini zayi etmeyiz. Kıyamet gününde Allah'ı, elçilerini ve Allah'ın ahirette bu takva sahiplerine ikram edeceğine dair verdiği haberleri yalanlayanlar için azap ve rezillik vardır; zira kendileri büyük bir bedbahtlık içine düşmüş, müminler ise kalıcı nimetlere kavuşmuşlardır.

18252. Metin

ثم خاطب الله تعالى المكذبين بيوم الجزاء (يوم القيامة) على سبيل التهديد والوعيد والتوبيخ: فيقال لهم: كلوا من مآكل الحياة ولذائذها، وتمتعوا بخيراتها زمانا قليلا لمدة العمر الباقي، ثم تساقون إلى نار جهنم، لشرككم بالله تعالى، ولأنكم مجرمون. إنه عذاب لأولئك المشركين المكذبين بأوامر الله تعالى ونواهيه، وبما أخبرهم به ربهم أنه فاعل بهم.

Sonra Allah Teâlâ tehdit, uyarı ve kınama kabilinden ceza gününü (kıyamet gününü) yalanlayanlara hitap etti; onlara şöyle denir: Hayatın yiyeceklerinden ve lezzetlerinden yiyin, kalan ömrünüz boyunca az bir süre onun nimetlerinden faydalanın; sonra Allah Teâlâ'ya ortak koştuğunuz ve suçlu olduğunuz için cehennem ateşine sürüleceksiniz. Şüphesiz bu, Allah Teâlâ'nın emir ve yasaklarını ve Rablerinin kendilerine yapacağını bildirdiği şeyleri yalanlayan o müşrikler için bir azaptır.

18253. Metin

وإذا أمروا بالصلاة لا يصلون، فهم يستكبرون عن طاعة الله تعالى، وهذا ذم على ترك الخشوع والتواضع لله، بقبول وحيه وأمره وتكليفه. وهلاك يوم القيامة ثابت للمكذبين بأوامر الله تعالى ونواهيه.

Kendilerine namaz kılmaları emredildiğinde namaz kılmazlar; Allah Teâlâ'ya itaat etmekten kibirlenirler. Bu, Allah'ın vahyini, emrini ve yükümlülüğünü kabul ederek O'na karşı huşu ve tevazu göstermeyi terk ettikleri için bir yergidir. Kıyamet gününün helaki, Allah Teâlâ'nın emir ve yasaklarını yalanlayanlar için kaçınılmazdır.

18254. Metin

ومما يدعو للتعجب من صنيع الكفار: أنه إذا لم يؤمنوا بهذا القرآن، وما اشتمل عليه من أدلة وجود الله وتوحيده وصدق نبيه ﷺ، فبأي كلام بعده يصدقون؟ ففي القرآن كل ما يرشد إلى الخير وسعادة الدارين، وهو الكتاب الكامل الذي جميع فأوعى.

Kâfirlerin tavrından hayret uyandıran hususlardan biri de şudur: Eğer onlar bu Kur'an'a ve onun içerdiği Allah'ın varlığı, birliği ve Peygamberi'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğruluğuna dair delillere inanmıyorlarsa, ondan sonra artık hangi söze inanacaklar? Zira Kur'an'da hayra ve iki cihan saadetine ileten her şey vardır ve o, her şeyi bünyesinde eksiksiz toplayan mükemmel bir kitaptır.

18255. Metin

أخرج ابن أبي حاتم عن أبي هريرة، كان إذا قرأ: وَالْمُرْسَلاتِ عُرْفاً فقرأ: فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ؟ قال: فليقل: آمنت بالله وبما أنزل.

İbn Ebî Hâtim, Ebû Hureyre'den rivayet etmiştir; o { وَالْمُرْسَلاتِ عُرْفاً } “Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun” suresini okuyup { فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ } “Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?” ayetine geldiğinde şöyle derdi: "[Bunu okuyan] 'Allah'a ve indirdiğine iman ettim' desin."

18256. Metin

ألا إن الضالين الكافرين لا ينتفعون بمواعظ القرآن وحكمه البالغة، ولا يهتدون بنوره، وأما المتقون فهم المتدبرون لكلام القرآن، الملتزمون بهديه ونوره.

İyi bilin ki sapkın kâfirler, Kur'an'ın öğütlerinden ve üstün hikmetlerinden faydalanamaz, onun nuruyla hidayete eremezler. Takva sahipleri ise Kur'an'ın kelamını tefekkür eden, onun hidayet ve nuruna sımsıkı sarılan kimselerdir.