19980. Metin
وَهِيَ مَكِّيَّةٌ فِي قَوْلِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَالْكَلْبِيِّ وَمُقَاتِلٍ، وَمَدَنِيَّةٌ فِي قَوْلِ الْحَسَنِ وَعِكْرِمَةَ وَمُجَاهِدٍ وَقَتَادَةَ. وَأَخْرَجَ ابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَابْنِ الزُّبَيْرِ وَعَائِشَةَ أَنَّهَا نَزَلَتْ سُورَةُ الْكَوْثَرِ بمكة.
Bu [sure], İbn Abbâs, Kelbî ve Mukātil’in kavline göre Mekkî; Hasan [el-Basrî], İkrime, Mücâhid ve Katâde’nin kavline göre ise Medenîdir. İbn Merdûye; İbn Abbâs, İbnu’z-Zübeyr ve Âişe’den Kevser suresinin Mekke’de indiğini rivayet etmiştir.
19981. Metin
﷽
﷽
19982. Metin
[سورة الكوثر (١٠٨) : الآيات ١ الى ٣]
[Kevser Suresi (108), Ayetler 1-3]
19983. Metin
﷽
﷽
19984. Metin
إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ (١) فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ (٢) إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ (٣)
{ إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ (١) فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ (٢) إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ (٣) } “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. (1) O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes! (2) Doğrusu sana buğzeden, asıl soyu kesik olanın ta kendisidir! (3)”
19985. Metin
قَرَأَ الْجُمْهُورُ: إِنَّا أَعْطَيْناكَ وَقَرَأَ الْحَسَنُ وَابْنُ مُحَيْصِنٍ وَطَلْحَةُ وَالزَّعْفَرَانِيُّ «أَنْطَيْنَاكَ» بِالنُّونِ.
Cumhur { إِنَّا أَعْطَيْناكَ } “Şüphesiz biz sana verdik” şeklinde okumuştur. Hasan, İbn Muhaysın, Talha ve Za‘ferânî ise nûn harfiyle «أَنْطَيْنَاكَ» şeklinde okumuşlardır.
19986. Metin
قِيلَ: هِيَ لُغَةُ الْعَرَبِ الْعَارِبَةِ. قَالَ الْأَعْشَى:
Bunun, saf Arap kabilelerinin (Arab-ı Âribe) lehçesi olduğu söylenmiştir. A‘şâ şöyle demiştir:
19987. Metin
حِبَاؤُكَ خَيْرُ حبا الملوك ... يصان الحلال وتنطى الحلولا
Senin bağışın kralların bağışının en hayırlısıdır... [Orada] helal korunur ve konaklayanlara ihsanda bulunulur.
19988. Metin
والْكَوْثَرَ فَوْعَلٌ مِنَ الْكَثْرَةِ، وُصِفَ بِهِ لِلْمُبَالَغَةِ فِي الْكَثْرَةِ، مِثْلَ النَّوْفَلِ مِنَ النَّفْلِ، وَالْجَوْهَرِ مِنَ الْجَهْرِ، وَالْعَرَبُ تُسَمِّي كُلَّ شَيْءٍ كَثِيرٍ فِي الْعَدَدِ أَوِ الْقَدْرِ أَوِ الْخَطَرِ كَوْثَرًا، وَمِنْهُ قَوْلُ الشَّاعِرِ «١» :
el-Kevser (الْكَوْثَرَ) kelimesi, el-kesreh (الْكَثْرَة) [çokluk] kökünden fev‘al (فَوْعَل) veznindedir; çoklukta mübalağa için bununla nitelenmiştir. Tıpkı en-nefl kökünden gelen en-nevfel ve el-cehr kökünden gelen el-cevher gibidir. Araplar sayıda, değerde veya önemde çok olan her şeye kevser adını verirler. Şairin şu sözü de bundandır «١»:
19989. Metin
وَقَدْ ثَارَ نَقْعُ الْمَوْتِ حَتَّى تَكَوْثَرَا «٢»
Ölüm tozu kalkmış ve iyice çoğalmıştı «٢»
19990. Metin
فَالْمَعْنَى عَلَى هَذَا: إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ يَا مُحَمَّدُ الْخَيْرَ الْكَثِيرَ الْبَالِغَ فِي الْكَثْرَةِ إِلَى الْغَايَةِ. وَذَهَبَ أَكْثَرُ الْمُفَسِّرِينَ كَمَا حَكَاهُ الْوَاحِدِيُّ إِلَى أَنَّ الْكَوْثَرَ نَهْرٌ فِي الْجَنَّةِ، وَقِيلَ: هُوَ حَوْضُ النَّبِيِّ ﷺ فِي الْمَوْقِفِ، قَالَهُ عَطَاءٌ. وَقَالَ عِكْرِمَةُ: الْكَوْثَرُ: النُّبُوَّةُ. وَقَالَ الْحَسَنُ: هُوَ الْقُرْآنُ. وَقَالَ الْحَسَنُ بْنُ الْفَضْلِ: هُوَ تَفْسِيرُ الْقُرْآنِ وَتَخْفِيفُ الشَّرَائِعِ. وَقَالَ أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ: هُوَ كَثْرَةُ الْأَصْحَابِ وَالْأُمَّةِ. وَقَالَ ابْنُ كَيْسَانَ: هُوَ الْإِيثَارُ. وَقِيلَ:
Buna göre mana şöyledir: Ey Muhammed! Şüphesiz biz sana, çoklukta son noktaya ulaşan pek çok hayır verdik. Vâhidî’nin de aktardığı üzere müfessirlerin çoğunluğu Kevser’in cennette bir nehir olduğu görüşüne varmıştır. Atâ, onun mahşer yerinde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in havzı olduğunu söylemiştir. İkrime: “Kevser nübüvvettir” demiştir. Hasan: “O Kur’an’dır” demiştir. Hasan b. el-Fadl: “O Kur’an’ın tefsiri ve şeriatların kolaylaştırılmasıdır” demiştir. Ebû Bekir b. Ayyâş: “O ashâbın ve ümmetin çokluğudur” demiştir. İbn Keysân: “O îsârdır (başkalarını kendine tercih etmektir)” demiştir. Şöyle de denilmiştir:
19991. Metin
هُوَ الْإِسْلَامُ، وَقِيلَ: رِفْعَةُ الذِّكْرِ، وَقِيلَ: نُورُ الْقَلْبِ، وَقِيلَ: الشَّفَاعَةُ، وَقِيلَ: الْمُعْجِزَاتُ، وَقِيلَ: إِجَابَةُ الدَّعْوَةِ، وَقِيلَ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَقِيلَ: الْفِقْهُ فِي الدِّينِ، وَقِيلَ: الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ، وَسَيَأْتِي بَيَانُ مَا هُوَ الْحَقُّ.
O İslâm’dır; şanının yüceltilmesidir; kalbin nurudur; şefaattir; mucizelerdir; duanın kabul edilmesidir; “Lâ ilâhe illallâh”tır; dinde fakih olmaktır; beş vakit namazdır, denilmiştir. Hak olanın ne olduğu ise ileride gelecektir.
19992. Metin
فَصَلِّ لِرَبِّكَ الْفَاءُ لِتَرْتِيبِ مَا بَعْدَهَا عَلَى مَا قَبْلَهَا، وَالْمُرَادُ الْأَمْرُ لَهُ ﷺ بِالدَّوَامِ عَلَى إِقَامَةِ الصَّلَوَاتِ الْمَفْرُوضَةِ وَانْحَرْ الْبُدْنَ الَّتِي هِيَ خِيَارُ أَمْوَالِ الْعَرَبِ. قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ كَعْبٍ: إِنَّ نَاسًا كَانُوا يُصَلُّونَ لِغَيْرِ اللَّهِ، وَيَنْحَرُونَ لِغَيْرِ اللَّهِ، فَأَمَرَ اللَّهُ نَبِيَّهُ ﷺ أَنْ تَكُونَ صَلَاتُهُ وَنَحْرُهُ لَهُ. وَقَالَ قَتَادَةُ وَعَطَاءٌ وَعِكْرِمَةُ: الْمُرَادُ صلاة العيد، ونحر الأضحية. وقال سعيد بن جبير: صلّ لربك صلاة الصبح المفروضة بجمع، وانحر البدن
{ فَصَلِّ لِرَبِّكَ } “Rabbin için namaz kıl”; buradaki fâ (ف), kendisinden sonrasının kendisinden öncesine terettüp ettiğini (bağlandığını) ifade eder. Kastedilen, ona [Nebi] sallallâhu aleyhi ve sellem’e farz namazları ikame etmeye devam etmesini emretmektir. { وَانْحَرْ } “ve kurban kes”; Arapların en seçkin malları olan develeri [kurban et]. Muhammed b. Ka‘b şöyle demiştir: “Birtakım insanlar Allah’tan başkası için namaz kılıyor ve Allah’tan başkası için kurban kesiyorlardı. Bunun üzerine Allah, Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem’e namazının ve kurbanının yalnızca kendisi için olmasını emretti.” Katâde, Atâ ve İkrime: “Kastedilen bayram namazı ve kurban kesmektir” demişlerdir. Saîd b. Cübeyr ise şöyle demiştir: “Rabbin için Cem‘de (Müzdelife’de) farz olan sabah namazını kıl ve kurbanlık develeri boğazla
19993. Metin
في منى: وقيل: النَّحْرُ: وَضْعُ الْيُمْنَى عَلَى الْيُسْرَى فِي الصَّلَاةِ حذاء النَّحْرِ، قَالَهُ مُحَمَّدُ بْنُ كَعْبٍ. وَقِيلَ: هُوَ أَنْ يَرْفَعَ يَدَيْهِ فِي الصَّلَاةِ عِنْدَ التَّكْبِيرَةِ إِلَى حِذَاءَ نَحْرِهِ. وَقِيلَ: هُوَ أَنْ يَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ بِنَحْرِهِ، قَالَهُ الْفَرَّاءُ وَالْكَلْبِيُّ وَأَبُو الْأَحْوَصِ. قَالَ الْفَرَّاءُ: سَمِعْتُ بَعْضَ الْعَرَبِ يَقُولُ: نَتَنَاحَرُ، أَيْ: نَتَقَابَلُ نَحْرُ هَذَا إِلَى نَحْرِ هَذَا، أَيْ:
Mina’da.” Şöyle de denilmiştir: en-Nahr (النَّحْرُ), namazda sağ eli sol elin üzerine göğüs hizasında koymaktır; bunu Muhammed b. Ka‘b söylemiştir. Namazda tekbir alırken ellerini göğüs hizasına kaldırması olduğu da söylenmiştir. Kıbleye göğsüyle yönelmesi olduğu da söylenmiştir; bunu Ferrâ, Kelbî ve Ebu’l-Ahvas söylemiştir. Ferrâ şöyle demiştir: “Bazı Arapların ‘netenâharu’ (نَتَنَاحَرُ) dediklerini işittim, yani bunun göğsü şunun göğsüne doğru gelecek şekilde karşı karşıya geliyoruz, yani
19994. Metin
قُبَالَتَهُ، وَمِنْهُ قَوْلُ الشَّاعِرِ:
onun karşısında duruyoruz demektir. Şairin şu sözü de bundandır:
19995. Metin
أَبَا حَكَمٍ ما أنت عمّ مُجَالِدٌ ... وَسَيِّدُ أَهْلِ الْأَبْطَحِ الْمُتَنَاحِرُ
Ey Ebû Hakem! Sen dövüşen bir amca ve birbirine karşı duran Ebtah halkının efendisi değil misin?
19996. Metin
أَيِ: الْمُتَقَابِلُ. وقال ابْنُ الْأَعْرَابِيِّ: هُوَ انْتِصَابُ الرَّجُلِ فِي الصَّلَاةِ بإزاء المحراب، من قولهم: منازلهم تتناحر، أي: تَتَقَابَلُ. وَرُوِيَ عَنْ عَطَاءٍ أَنَّهُ قَالَ: أَمَرَهُ أَنْ يَسْتَوِيَ بَيْنَ السَّجْدَتَيْنِ جَالِسًا حَتَّى يَبْدُوَ نحره.
Yani karşılıklı duran demektir. İbnu’l-A‘râbî şöyle demiştir: “Bu, kişinin namazda mihrabın karşısında dik durmasıdır; nitekim ‘evleri birbiriyle tenâhur ediyor’ denir, yani karşılıklı duruyor demektir.” Atâ’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “İki secde arasında, göğsü görünecek şekilde dosdoğru oturmasını emretti.”
19997. Metin
وقال سليمان التيمي: المعنى: وارتفع يَدَيْكَ بِالدُّعَاءِ إِلَى نَحْرِكَ، وَظَاهِرُ الْآيَةِ الْأَمْرُ لَهُ ﷺ بِمُطْلَقِ الصَّلَاةِ وَمُطْلَقِ النَّحْرِ، وَأَنْ يَجْعَلَهُمَا لِلَّهِ ﷿ لَا لِغَيْرِهِ، وَمَا وَرَدَ فِي السُّنَّةِ مِنْ بَيَانِ هَذَا الْمُطْلَقِ بِنَوْعٍ خَاصٍّ فَهُوَ فِي حُكْمِ التَّقْيِيدِ لَهُ، وَسَيَأْتِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ. إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ أَيْ: إِنَّ مُبْغِضَكَ هُوَ الْمُنْقَطِعُ عَنِ الْخَيْرِ عَلَى الْعُمُومِ، فَيَعُمُّ خَيْرَيِ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، أَوِ الَّذِي لَا عَقِبَ لَهُ، أَوِ الَّذِي لَا يَبْقَى ذِكْرُهُ بَعْدَ مَوْتِهِ. وَظَاهِرُ الْآيَةِ الْعُمُومُ، وَأَنَّ هَذَا شَأْنُ كُلِّ مَنْ يُبْغِضُ النَّبِيَّ ﷺ، وَلَا يُنَافِي ذَلِكَ كَوْنَ سَبَبِ النُّزُولِ هُوَ اْلَعَاصَ بْنَ وَائِلٍ، فَالِاعْتِبَارُ بِعُمُومِ اللَّفْظِ لَا بِخُصُوصِ السَّبَبِ كَمَا مرّ غير مَرَّةً. قِيلَ: كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ إِذَا مَاتَ الذُّكُورُ مِنْ أَوْلَادِ الرَّجُلِ قَالُوا: قَدْ بُتِرَ فُلَانٌ، فَلَمَّا مَاتَ ابْنُ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ إِبْرَاهِيمُ خَرَجَ أَبُو جَهْلٍ إِلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ: بُتِرَ مُحَمَّدٌ، فَنَزَلَتِ الْآيَةُ. وَقِيلَ: الْقَائِلُ بِذَلِكَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ. قَالَ أَهْلُ اللُّغَةِ: الْأَبْتَرُ مِنَ الرِّجَالِ الَّذِي لَا وَلَدَ لَهُ، وَمِنَ الدَّوَابِّ الَّذِي لَا ذَنَبَ لَهُ، وَكُلُّ أَمْرٍ انْقَطَعَ مِنَ الْخَيْرِ أَثَرُهُ فَهُوَ أَبْتَرُ، وَأَصْلُ الْبَتْرِ: الْقَطْعُ، يُقَالُ: بَتَرْتُ الشَّيْءَ بَتْرًا قَطَعْتُهُ.
Süleymân et-Teymî: “Mana şudur: Dua ile ellerini göğsüne doğru kaldır” demiştir. Ayetin zahiri, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e mutlak olarak namazı ve mutlak olarak kurban kesmeyi, her ikisini de başkasına değil yalnızca aziz ve celil olan Allah’a kılmasını emretmektedir. Sünnette bu mutlak ifadenin özel bir tür ile açıklanmasına dair gelen rivayetler ise onu takyit etme (sınırlandırma) hükmündedir; bu da inşallah gelecektir. { إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ } “Doğrusu sana buğzeden, asıl soyu kesik olanın ta kendisidir” yani sana kin besleyen kimse, genel anlamda hayırdan kesilmiş kimsedir; dolayısıyla hem dünya hem de ahiret hayrını kapsar; yahut nesli kesik olandır veya ölümünden sonra anısı kalmayacak kimsedir. Ayetin zahiri geneldir ve bu durum Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e buğzeden herkes hakkında geçerlidir. İniş sebebinin el-Âs b. Vâil olması buna mani değildir; zira itibar sebebin hususiliğine değil, lafzın umumiliğinedir; nitekim bu defalarca geçmişti. Şöyle denilmiştir: Cahiliye ehli, bir adamın erkek çocukları öldüğünde: “Falanca ebter oldu (soyu kesildi)” derlerdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in oğlu İbrahim vefat edince Ebû Cehil arkadaşlarının yanına çıkıp: “Muhammed ebter oldu” dedi, bunun üzerine ayet indi. Bunu söyleyenin Ukbe b. Ebî Muayt olduğu da söylenmiştir. Dil ehli şöyle demiştir: İnsanlardan el-ebter çocuğu olmayandır, binek hayvanlarından ise kuyruğu olmayandır. Hayırdan eseri kesilen her iş de ebterdir. el-Betr (الْبَتْر) kelimesinin aslı kesmektir; “bir şeyi kestim” anlamında بَتَرْتُ الشَّيْءَ بَتْرًا denir.
19998. Metin
وَقَدْ أَخْرَجَ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَأَحْمَدُ وَأَبُو دَاوُدَ وَالنَّسَائِيُّ وَابْنُ جَرِيرٍ وَابْنُ الْمُنْذِرِ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ، وَالْبَيْهَقِيُّ فِي سُنَنِهِ، عَنْ أَنَسٍ قَالَ: «أَغْفَى رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إِغْفَاءَةً، فَرَفَعَ رَأْسَهُ مُبْتَسِمًا فَقَالَ: إِنَّهُ أُنْزِلَ عَلَيَّ آنِفًا سُورَةٌ، فقرأ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ- إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ حَتَّى خَتَمَهَا قَالَ: هَلْ تَدْرُونَ مَا الْكَوْثَرُ؟ قَالُوا:
İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Ebû Dâvûd, Nesâî, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir, İbn Merdûye ve es-Sünen’inde Beyhakî, Enes’ten şöyle rivayet etmişlerdir: «Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hafifçe uyukladı, sonra tebessüm ederek başını kaldırdı ve: “Bana az önce bir sure indirildi” buyurdu. Ardından “Bismillâhirrahmânirrahîm” okuyup sonuna kadar { إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ } “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik” [suresini] okudu ve: “Kevser’in ne olduğunu bilir misiniz?” buyurdu. Dediler ki:
19999. Metin
اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: هُوَ نَهْرٌ أَعْطَانِيهِ رَبِّي فِي الْجَنَّةِ، عَلَيْهِ خَيْرٌ كَثِيرٌ، تَرِدُ عَلَيْهِ أُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ، آنِيَتُهُ كَعَدَدِ الْكَوَاكِبِ يَخْتَلِجُ «١» الْعَبْدُ مِنْهُمْ فَأَقُولُ: يَا رَبِّ إِنَّهُ مِنْ أُمَّتِي، فَيُقَالُ: إِنَّكَ لَا تَدْرِي ما أحدث بعدك» . وأخرجه أَيْضًا مُسْلِمٌ فِي صَحِيحِهِ، وَأَخْرَجَ الْبُخَارِيُّ وَمُسْلِمٌ وَغَيْرُهُمَا عَنْ أَنَسٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «دَخَلْتُ الْجَنَّةَ فَإِذَا أَنَا بِنَهْرٍ حَافَّتَاهُ خِيَامُ اللُّؤْلُؤِ، فَضَرَبْتُ بِيَدِي إِلَى مَا يَجْرِي فِيهِ الْمَاءُ فَإِذَا مِسْكٌ أَذْفَرُ، قُلْتُ: مَا هَذَا يَا جِبْرِيلُ، قَالَ: هَذَا الْكَوْثَرُ الَّذِي أَعْطَاكَهُ اللَّهُ» وَقَدْ رُوِيَ عَنْ أَنَسٍ مِنْ طُرُقٍ كُلُّهَا مُصَرِّحَةٌ بِأَنَّ الْكَوْثَرَ هُوَ النَّهْرُ الَّذِي فِي الْجَنَّةِ. وَأَخْرَجَ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَالْبُخَارِيُّ وَابْنُ جَرِيرٍ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنْ عَائِشَةَ أَنَّهَا سُئِلَتْ عَنْ قَوْلِهِ: إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ قَالَتْ: هُوَ نَهْرٌ أُعْطِيَهُ نَبِيُّكُمْ ﷺ فِي بُطْنَانِ الجنة.
[Onlar]: “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” dediler. Resûlullah şöyle buyurdu: «O, Rabbimin cennette bana verdiği bir nehirdir; üzerinde pek çok hayır vardır. Kıyamet günü ümmetim onun başına varır. Onun kapları yıldızların sayısı kadardır. Derken içlerinden bir kul çekilip uzaklaştırılır1; bunun üzerine ben: ‘Ey Rabbim! Şüphesiz o benim ümmetimdendir!’ derim. Fakat [bana]: ‘Şüphesiz sen, senden sonra onun neler ihdas ettiğini (ortaya çıkardığını) bilmezsin’ denilir.» Bunu Müslim de Sahîh’inde rivayet etmiştir. Buhârî, Müslim ve diğerleri Enes’ten şöyle rivayet etmişlerdir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: «Cennete girdim; bir de baktım ki iki yakası inciden kubbeler/çadırlar olan bir nehirdeyim. Suyunun aktığı yere elimi vurdum; bir de ne göreyim, buram buram kokan bir misk! ‘Ey Cibrîl! Bu nedir?’ dedim. ‘Bu, Allah’ın sana verdiği Kevser’dir’ dedi.» Enes’ten pek çok tarikle rivayet edilmiş olup tamamı Kevser’in cennetteki nehir olduğunu açıkça ifade etmektedir. İbn Ebî Şeybe, Buhârî, İbn Cerîr ve İbn Merdûye Âişe’den rivayet ettiklerine göre, kendisine { إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ } “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik” kavli sorulduğunda o şöyle demiştir: “O, cennetin tam ortasında Peygamberiniz sallallâhu aleyhi ve sellem’e verilen bir nehirdir.”
20000. Metin
وَأَخْرَجَ ابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّهُ نَهْرٌ فِي الْجَنَّةِ. وَأَخْرَجَ الطَّبَرَانِيُّ فِي الْأَوْسَطِ، عَنْ حُذَيْفَةَ فِي قَوْلِهِ: إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ قَالَ: نَهْرٌ فِي الْجَنَّةِ، وَحَسَّنَ السُّيُوطِيُّ إِسْنَادَهُ. وَأَخْرَجَ ابْنُ جَرِيرٍ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنْ أُسَامَةَ ابن زَيْدٍ مَرْفُوعًا «أَنَّهُ قِيلَ لِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ: إِنَّكَ أُعْطِيتَ نَهْرًا فِي الْجَنَّةِ يُدْعَى الْكَوْثَرَ، فَقَالَ: أَجَلْ، وَأَرْضُهُ يَاقُوتٌ وَمَرْجَانٌ وَزَبَرْجَدٌ وَلُؤْلُؤٌ» . وَأَخْرَجَ ابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ:
İbn Merdûye İbn Abbâs’tan onun cennette bir nehir olduğunu rivayet etmiştir. Taberânî el-Evsat’ta Huzeyfe’den { إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ } “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik” kavli hakkında: “Cennette bir nehirdir” dediğini rivayet etmiş olup Süyûtî senedini hasen saymıştır. İbn Cerîr ve İbn Merdûye Üsâme b. Zeyd’den merfû olarak rivayet etmişlerdir: «Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Sana cennette Kevser denilen bir nehir verilmiş” denildi. O da: “Evet, onun toprağı yakut, mercan, zebercet ve incidir” buyurdu.» İbn Merdûye Amr b. Şuayb’dan, o da babasından, o da dedesinden rivayet etmiştir:
20001. Metin
«أَنَّ رَجُلًا قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْكَوْثَرُ؟ قَالَ: هُوَ نَهْرٌ مِنْ أَنْهَارِ الْجَنَّةِ أَعْطَانِيهِ اللَّهُ» .
«Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Kevser nedir?” dedi. O da: “O, Allah’ın bana verdiği cennet nehirlerinden bir nehirdir” buyurdu.»
20002. Metin
فَهَذِهِ الْأَحَادِيثُ تَدُلُّ عَلَى أَنَّ الْكَوْثَرَ هُوَ النَّهْرُ الَّذِي فِي الْجَنَّةِ، فَيَتَعَيَّنُ الْمَصِيرُ إِلَيْهَا، وَعَدَمُ التَّعْوِيلِ عَلَى غَيْرِهَا، وَإِنْ كَانَ مَعْنَى الْكَوْثَرِ: هُوَ الْخَيْرَ الْكَثِيرَ فِي لُغَةِ الْعَرَبِ، فَمَنْ فَسَّرَهُ بِمَا هُوَ أَعَمُّ مِمَّا ثَبَتَ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ فَهُوَ تَفْسِيرٌ نَاظِرٌ إِلَى الْمَعْنَى اللُّغَوِيِّ. كَمَا أَخْرَجَ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَأَحْمَدُ، وَالتِّرْمِذِيُّ وَصَحَّحَهُ، وَابْنُ مَاجَهْ وَابْنُ جَرِيرٍ وَابْنُ الْمُنْذِرِ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ قَالَ: قَالَ مُحَارِبُ بْنُ دِثَارٍ: قَالَ سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ فِي الْكَوْثَرِ:
Bu hadisler Kevser’in cennetteki nehir olduğuna delalet etmektedir; dolayısıyla bu rivayetlere başvurmak ve başkasına itimat etmemek gerekir. Gerçi Arap dilinde Kevser’in anlamı çok hayırdır; binaenaleyh onu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den sabit olandan daha genel bir anlamla tefsir eden kişi, lügat anlamına bakan bir tefsir yapmıştır. Nitekim İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Tirmizî (sahih olduğunu belirterek), İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Merdûye Atâ b. es-Sâib’den rivayet etmişlerdir: Muhârib b. Disâr dedi ki: Saîd b. Cübeyr Kevser hakkında şöyle dedi:
20003. Metin
قُلْتُ: حَدَّثَنَا عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّهُ قَالَ: هُوَ الْخَيْرُ الْكَثِيرُ فَقَالَ: صَدَقَ إِنَّهُ لَلْخَيْرُ الْكَثِيرُ. وَلَكِنْ حَدَّثَنَا ابْنُ عُمَرَ قَالَ: نَزَلَتْ إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: «الْكَوْثَرُ نَهْرٌ فِي الْجَنَّةِ، حَافَّتَاهُ مِنْ ذَهَبٍ يَجْرِي عَلَى الدُّرِّ وَالْيَاقُوتِ، تُرْبَتُهُ أَطْيَبُ مِنَ الْمِسْكِ، وَمَاؤُهُ أَشَدَّ بَيَاضًا مِنَ اللَّبَنِ وَأَحْلَى مِنَ الْعَسَلِ» . وَأَخْرَجَ الْبُخَارِيُّ وَابْنُ جَرِيرٍ وَالْحَاكِمُ مِنْ طَرِيقِ أَبِي بِشْرٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّهُ قَالَ: فِي الْكَوْثَرِ هُوَ الْخَيْرُ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ. قَالَ أَبُو بِشْرٍ: قُلْتُ لِسَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ فَإِنَّ نَاسًا يَزْعُمُونَ أَنَّهُ نَهْرٌ فِي الْجَنَّةِ، قَالَ: النَّهْرُ الَّذِي فِي الْجَنَّةِ مِنَ الْخَيْرِ الَّذِي أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهُ. وَهَذَا التَّفْسِيرُ مِنْ حَبْرِ الْأُمَّةِ ابْنِ عَبَّاسٍ ﵁ نَاظِرٌ إِلَى الْمَعْنَى اللُّغَوِيِّ كَمَا عَرَفْنَاكَ، وَلَكِنَّ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ قَدْ فَسَّرَهُ فِيمَا صَحَّ عَنْهُ أَنَّهُ النَّهْرُ الَّذِي فِي الْجَنَّةِ، وَإِذَا جَاءَ نَهْرُ اللَّهِ بَطَلَ نَهْرُ مَعْقِلٍ. وَأَخْرَجَ ابْنِ أَبِي حَاتِمٍ وَالْحَاكِمُ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ، وَالْبَيْهَقِيُّ فِي سُنَنِهِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبً قَالَ: «لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ السُّورَةُ عَلَى النَّبِيِّ ﷺ إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: لِجِبْرِيلَ: مَا هَذِهِ النَّحِيرَةُ الَّتِي أَمَرَنِي بِهَا رَبِّي؟ فَقَالَ: إِنَّهَا لَيْسَتْ بِنَحِيرَةٍ، وَلَكِنْ يَأْمُرُكَ إِذَا تَحَرَّمْتَ لِلصَّلَاةِ أَنْ تَرْفَعَ يَدَيْكَ إِذَا كَبَّرْتَ، وَإِذَا رَكَعْتَ، وَإِذَا رَفَعْتَ رَأْسَكَ مِنَ الرُّكُوعِ، فَإِنَّهَا صَلَاتُنَا وَصَلَاةُ الْمَلَائِكَةِ الَّذِينَ هُمْ فِي السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ، وَإِنَّ لِكُلِّ شَيْءٍ زِينَةً، وَزِينَةُ الصَّلَاةِ رَفْعُ الْيَدَيْنِ عِنْدَ كُلِّ تَكْبِيرَةٍ، قَالَ النَّبِيُّ ﷺ: رَفْعُ الْيَدَيْنِ مِنَ الِاسْتِكَانَةِ الَّتِي قَالَ اللَّهُ: فَمَا اسْتَكانُوا لِرَبِّهِمْ وَما يَتَضَرَّعُونَ، وَهُوَ مِنْ طَرِيقِ مُقَاتِلِ بْنِ حَيَّانَ، عَنِ الْأَصْبَغِ بْنِ نُبَاتَةَ، عَنْ عَلِيٍّ. وَأَخْرَجَ ابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ فِي الْآيَةِ قَالَ: «إِنَّ اللَّهَ أَوْحَى إِلَى رَسُولِهِ أَنِ ارْفَعْ يَدَيْكَ حِذَاءَ نَحْرِكَ إِذَا كَبَّرْتَ لِلصَّلَاةِ، فَذَاكَ النَّحْرُ» . وَأَخْرَجَ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَالْبُخَارِيُّ فِي تَارِيخِهِ، وَابْنُ جَرِيرٍ وَابْنُ الْمُنْذِرِ وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ، وَالدَّارَقُطْنِيُّ فِي الْأَفْرَادِ، وَأَبُو الشَّيْخِ وَالْحَاكِمُ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ، وَالْبَيْهَقِيُّ فِي سُنَنِهِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ فِي قَوْلِهِ: فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ قَالَ: وَضَعَ يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى وَسَطِ سَاعِدِهِ الْيُسْرَى، ثُمَّ وَضَعَهُمَا عَلَى صَدْرِهِ فِي الصَّلَاةِ. وَأَخْرَجَ أَبُو الشَّيْخِ، وَالْبَيْهَقِيُّ فِي سُنَنِهِ، عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ مِثْلَهُ. وَأَخْرَجَ ابْنُ أَبِي حَاتِمٍ، وَابْنُ شَاهِينَ فِي سُنَنِهِ، وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ وَالْبَيْهَقِيُّ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ قَالَ: إِذَا صَلَّيْتَ فَرَفَعْتَ رَأْسَكَ مِنَ الرُّكُوعِ فَاسْتَوِ قَائِمًا. وَأَخْرَجَ ابْنُ جَرِيرٍ وَابْنُ
Dedim ki: İbn Abbâs’tan bize onun “O, çok hayırdır” dediği rivayet edildi. Dedi ki: “Doğru söylemiş, o gerçekten de çok hayırdır. Fakat İbn Ömer bize şöyle rivayet etti: { إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ } ‘Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik’ [ayeti] inince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Kevser cennette bir nehirdir; iki kıyısı altındandır, inci ve yakut üzerinde akar. Toprağı miskten daha güzel kokulu, suyu sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır.’” Buhârî, İbn Cerîr ve Hâkim, Ebû Bişr tarikiyle Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o, Kevser hakkında: “O, Allah’ın ona verdiği hayırdır” demiştir. Ebû Bişr dedi ki: Saîd b. Cübeyr’e: “Bazı insanlar onun cennette bir nehir olduğunu ileri sürüyorlar” dedim. O da: “Cennetteki nehir, Allah’ın ona verdiği hayırdandır” dedi. Ümmetin allamesi İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ’nın bu tefsiri, sana bildirdiğimiz gibi lügat manasına bakmaktadır. Fakat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisinden sahih olarak gelen rivayetlerde onu cennetteki nehir olarak tefsir etmiştir; Allah’ın nehri gelince Ma‘kıl nehri iptal olur (hükümsüz kalır). İbn Ebî Hâtim, Hâkim, İbn Merdûye ve es-Sünen’inde Beyhakî, Ali b. Ebî Tâlib’den rivayet etmişlerdir: «Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e { إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ } “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik. O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” suresi inince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Cibrîl’e: “Rabbimin bana emrettiği bu kurban (nahîre) nedir?” diye sordu. Cibrîl dedi ki: “O bir kurban değildir; fakat O, namaza durduğun (ihrama girdiğin) zaman, tekbir aldığında, rükûya vardığında ve başını rükûdan kaldırdığında ellerini kaldırmanı emrediyor. Zira bu bizim namazımız ve yedi kat göklerdeki meleklerin namazıdır. Şüphesiz her şeyin bir süsü vardır, namazın süsü de her tekbirde elleri kaldırmaktır.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Elleri kaldırmak, Allah’ın: { فَمَا اسْتَكانُوا لِرَبِّهِمْ وَما يَتَضَرَّعُونَ } ‘Yine de Rablerine boyun eğmediler ve yalvarıp yakarmıyorlar’ buyurduğu boyun eğmedendir.”» Bu, Mukātil b. Hayyân tarikiyle Asbağ b. Nübâte’den, o da Ali’den [gelmiştir]. İbn Merdûye İbn Abbâs’tan bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Allah Resûlüne: “Namaza tekbir aldığında ellerini göğsünün hizasına kaldır” diye vahyetti. İşte nahr (وَانْحَرْ) budur.» İbn Ebî Şeybe, Târîh’inde Buhârî, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, el-Efrâd’da Dârekutnî, Ebû’ş-Şeyh, Hâkim, İbn Merdûye ve es-Sünen’inde Beyhakî, Ali b. Ebî Tâlib’den { فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ } kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Sağ elini sol kolunun ortasına koydu, sonra namazda ikisini göğsünün üzerine koydu.” Ebû’ş-Şeyh ve es-Sünen’inde Beyhakî, Enes’ten, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den benzerini rivayet etmişlerdir. İbn Ebî Hâtim, es-Sünen’inde İbn Şâhîn, İbn Merdûye ve Beyhakî İbn Abbâs’tan { فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ } kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Namaz kılıp başını rükûdan kaldırdığında dosdoğru dikil.” İbn Cerîr ve İbnu’l-
20004. Metin
الْمُنْذِرِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ فِي الْآيَةِ قَالَ: الصَّلَاةُ الْمَكْتُوبَةُ، وَالذَّبْحُ يَوْمَ الْأَضْحَى. وَأَخْرَجَ الْبَيْهَقِيُّ فِي سُنَنِهِ عَنْهُ وَانْحَرْ قَالَ: يَقُولُ: وَاذْبَحْ يَوْمَ النَّحْرِ. وَأَخْرَجَ الْبَزَّارُ وَابْنُ جَرِيرٍ وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: قَدِمَ كَعْبُ بْنُ الْأَشْرَفِ مَكَّةَ. فَقَالَتْ لَهُ قُرَيْشٌ: أَنْتَ خَيْرُ أَهْلِ الْمَدِينَةِ وَسَيِّدُهُمْ، أَلَا تَرَى إِلَى هَذَا الصَّابِئِ الْمُنْبَتِرِ مِنْ قَوْمِهِ يَزْعُمُ أَنَّهُ خَيْرٌ مِنَّا، وَنَحْنُ أَهْلُ الْحَجِيجِ وَأَهْلُ السِّقَايَةِ وَأَهْلُ السَّدَانَةِ؟! قَالَ: أَنْتُمْ خَيْرٌ مِنْهُ، فَنَزَلَتْ: إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ وَنَزَلَتْ: أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيباً مِنَ الْكِتابِ إلى قوله: فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَصِيراً «١» قَالَ ابْنُ كَثِيرٍ: وَإِسْنَادُهُ صَحِيحٌ. وَأَخْرَجَ الطَّبَرَانِيُّ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنْ أَبِي أَيُّوبَ قَالَ: لَمَّا مَاتَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ مَشَى الْمُشْرِكُونَ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ فَقَالُوا: إِنَّ هَذَا الصَّابِئَ قَدْ بُتِرَ اللَّيْلَةَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ: إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ إِلَى آخِرِ السُّورَةِ. وَأَخْرَجَ ابْنُ سَعْدٍ وَابْنُ عَسَاكِرَ مِنْ طَرِيقِ الْكَلْبِيِّ عَنْ أَبِي صَالِحٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: كَانَ أَكْبَرُ وَلَدِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ الْقَاسِمَ، ثُمَّ زَيْنَبَ، ثُمَّ عَبْدَ اللَّهِ، ثُمَّ أُمَّ كُلْثُومٍ، ثُمَّ فَاطِمَةَ، ثُمَّ رُقَيَّةَ، فَمَاتَ الْقَاسِمُ وَهُوَ أَوَّلُ مَيِّتٍ مِنْ أَهْلِهِ، وَوَلَدِهِ بِمَكَّةَ، ثُمَّ مَاتَ عَبْدُ اللَّهِ، فَقَالَ الْعَاصُ بْنُ وَائِلٍ السَّهْمِيُّ: قَدِ انْقَطَعَ نَسْلُهُ فَهُوَ أَبْتَرُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ وَفِي إِسْنَادِهِ الْكَلْبِيُّ. وَأَخْرَجَ عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ وَابْنُ الْمُنْذِرِ وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ وَابْنُ مَرْدَوَيْهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ قَالَ: أَبُو جَهْلٍ. وَأَخْرَجَ ابْنُ جَرِيرٍ وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ عَنْهُ إِنَّ شانِئَكَ يقول: عدوّك.
... [İbnü’l-]Münzir’in ayet hakkında İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o: “[Namazdan kasıt] farz namaz, [kurbandan kasıt da] kurban bayramı günündeki kurbandır” demiştir. Beyhakî de es-Sünen’inde ondan [naklettiğine göre o]: { وَانْحَرْ } [ayetini] “Kurban gününde kurban kes” şeklinde açıklamıştır. Bezzâr, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdeveyh’in İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Kâ‘b b. el-Eşref Mekke’ye geldi. Kureyş ona: “Sen Medine ehlinin en hayırlısı ve onların efendisisin. Kavminden bağını koparmış bu sâbiîye (dinini terk edene) bakmaz mısın? Hacıları ağırlayan, onlara su dağıtan ve Kâbe’nin bakımını üstlenen bizler olduğumuz halde bizden daha hayırlı olduğunu iddia ediyor!” dedi. O da: “Siz ondan daha hayırlısınız” dedi. Bunun üzerine: { إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ } “Asıl sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir” [ayeti] ile: { أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيباً مِنَ الْكِتابِ } “Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi?” ayetinden { فَلَنْ تَجِدَ لَهُ نَصِيراً } “...artık ona hiçbir yardımcı bulamazsın” kavline kadar olan ayetler indi.1 İbn Kesîr: “Bunun isnadı sahihtir” demiştir. Taberânî ve İbn Merdeveyh’in Ebû Eyyûb’dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in oğlu İbrâhim vefat edince müşrikler birbirlerine gidip: “Bu sâbiînin bu gece soyu kesildi” dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ: { إِنَّا أَعْطَيْناكَ الْكَوْثَرَ } “Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik” [ayetinden] surenin sonuna kadar [olan kısmı] indirdi. İbn Sa‘d ve İbn Asâkir’in el-Kelbî yoluyla Ebû Sâlih’ten, onun da İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in çocuklarının en büyüğü el-Kâsım, sonra Zeyneb, sonra Abdullah, sonra Ümmü Külsûm, sonra Fâtıma, sonra Rukıyye idi. el-Kâsım Mekke’de vefat etti ki ailesinden ve çocuklarından ilk vefat eden oydu; ardından Abdullah vefat etti. Bunun üzerine el-Âs b. Vâil es-Sehmî: “Onun soyu kesildi, o artık ebterdir (soyu kesiktir)” dedi. Bunun üzerine Allah: { إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ } “Asıl sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir” [ayetini] indirdi. [Fakat] bunun isnadında el-Kelbî bulunmaktadır. Abd b. Humeyd, İbnü’l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdeveyh’in İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o, { إِنَّ شانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ } “Asıl sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir” ayeti hakkında: “[O kişi] Ebû Cehil’dir” demiştir. İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim’in ondan [İbn Abbâs’tan] rivayet ettiğine göre o, { إِنَّ شانِئَكَ } ifadesi hakkında: “[Yani] senin düşmanın” demektedir.