17321. Metin
} ٠٩ سورة الكافرون مكية وآيها ست
109 Kâfirûn Suresi Mekkîdir ve altı ayettir.
17322. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
17323. Metin
{قُلْ يا أَيُّهَا الكافرون} هم كفرةٌ مخصوصونَ قدْ علَم الله تعالَى أنَّه لا يتأتَّى منهمْ الإيمانُ أبداً رُوِيَ أنَّ رهصا مِنْ عُتاةِ قريشٍ قالُوا لرسول الله ﷺ هلمَّ فاتبعْ دينَنَا ونتبعُ دينك تعبد آلهتنا ونعبدُ إلهك سنةً فقالَ معاذَ الله أنْ أشركَ بالله غيرَهُ فقالُوا فاستلمْ بعضَ آلهتِنَا نصدقكَ ونعبدَ إلهك فنزلتْ فغدَا إلى المسجدِ الحرامِ وفيهِ الملأُ من قريشٍ فقامَ على رؤوسِهم فقرأَهَا عليهم فأيِسوا
{قُلْ يا أَيُّهَا الكافرون} “[Ey Muhammed!] De ki: Ey kâfirler!” Bunlar, Allah Teâlâ'nın kendilerinden asla imanın meydana gelmeyeceğini bildiği belirli kâfirlerdir. Rivayet edildiğine göre Kureyş'in azgınlarından bir grup Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle dediler: “Gel, bizim dinimize uy, biz de senin dinine uyalım; bir yıl sen bizim ilahlarımıza ibadet et, bir yıl da biz senin ilahına ibadet edelim.” Bunun üzerine [Resûlullah]: “Allah'a başkasını ortak koşmaktan Allah'a sığınırım” buyurdu. Onlar da: “Öyleyse ilahlarımızdan bazısına el sür (istilam et), biz de seni tasdik edelim ve senin ilahına ibadet edelim” dediler. Bunun üzerine [bu sure] indi. [Hz. Peygamber] sabahleyin Mescid-i Harâm'a gitti; orada Kureyş'in ileri gelenleri vardı. Başlarında durup bu sureyi onlara okudu, onlar da ümitlerini kestiler.
17324. Metin
{لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ} أيْ فيمَا يُستقبلُ لأَنَّ لَا لَا تدخلُ غالباً إلا على مضارع في الاستقبالِ كما أنَّ مَا لَا تدخلُ إلَاّ على مضارعٍ في مَعْنى الحالِ والمَعْنى لا أفعلُ في المستقبلِ ما تطلبونَهُ مِنِّي من عبادةِ آلهتكم
{لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ} “Ben sizin taptıklarınıza tapmam” yani gelecekte tapmam. Çünkü (lâ / لَا) edatı çoğunlukla gelecek zaman anlamındaki muzari fiilin başına gelir; tıpkı (mâ / مَا) edatının sadece şimdiki zaman anlamındaki muzari fiilin başına gelmesi gibi. Anlam şudur: Benden ilahlarınıza tapmam hususunda talep ettiğiniz şeyi gelecekte yapmayacağım.
17325. Metin
{وَلَا أَنتُمْ عابدون مَا أَعْبُدُ} أيْ ولا أنتُم فاعلونَ فيهِ ما أطلبُ منكُم من عبادةِ إلهي
{وَلَا أَنتُمْ عابدون مَا أَعْبُدُ} “Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz” yani siz de gelecekte, benim sizden talep ettiğim ilahıma ibadet etme işini yapacak değilsiniz.
17326. Metin
{وَلا أَنَا عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ} أيْ وما كنتُ قطُّ عابداً فيمَا سلفَ ما عبدتُم فيه أيْ لم يُعْهدْ مِنِّي عبادةُ صنمٍ في الجاهليةِ فكيفَ تُرْجَى مِنِّي في الإسلامِ
{وَلا أَنَا عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ} “Ben de sizin taptıklarınıza tapmış değilim” yani geçmişte sizin ibadet ettiğiniz şeylere hiçbir zaman ibadet etmiş değildim. Yani Câhiliye devrinde benden bir puta tapma hali asla görülmemişken, İslâm devrinde bu benden nasıl umulabilir?
17327. Metin
{وَلَا أَنتُمْ عابدون مَا أَعْبُدُ} أيْ وما عبدتُم في وقتٍ من الأوقاتِ مَا أنا على عبادتِهِ وقيلَ هاتانِ الجملتانِ لنفي العبادةِ حالاً كما أنَّ الأولين لنفيها استقبالاً وإنَّما لم يقُلْ ما عبدتُ
{وَلَا أَنتُمْ عابدون مَا أَعْبُدُ} “Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz” yani hiçbir vakitte benim ibadet etmekte olduğum [İlâh]'a ibadet etmediniz. Bir görüşe göre bu iki cümle, ilk iki cümlenin ibadeti gelecekte nefyetmesi gibi, şimdiki zamanda nefyetmek içindir. [Ayetin] (mâ abedtü / ما عبدتُ) şeklinde gelmeyip...
17328. Metin
} ٠٩ سورة الكافرون آية (٥)
109 Kâfirûn Suresi 5. Ayet
17329. Metin
ليوافق ما عبدتمم لأنَّهم كانُوا موسومينَ قبلَ البعثةِ بعبادةِ الأصنامِ وهُوَ ﵇ لم يكُنْ حينئذٍ موسوماً بعبادةِ الله تعَالَى وإيثارُ مَا في أعبدُ على مَنْ لأنَّ المرادَ هُوَ الوصفُ كأنَّه قيلَ مَا أعبدُ مِنَ المعبودِ العظيمِ الشأنِ الذي لا يُقادَرُ قدرُ عظمتِهِ وقيلَ إنَّ مَا مصدريةٌ أي لا أعبد عبادتَكُم ولا تعبدونَ عبادَتِي وقيلَ الأوليانِ بمَعْنى الذي والأخريانِ مصدريتانِ وقيلَ قولُه تعالَى {وَلا أَنَا عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ} تأكيدٌ لقولِه تعَالَى {لَا أَعْبُدُ مَا تعبدون} وقوله تعالى {وَلَا أَنتُمْ عابدون مَا أَعْبُدُ} ثانياً تأكيدٌ لمثلِه المذكورِ أولاً
...{ما عبدتم} [lafzına] uyması için [böyle buyrulmamış olması], onların peygamberlikten önce putlara tapmakla bilinmelerinden, [Hz. Peygamber] aleyhisselâm'ın ise o vakit Allah Teâlâ'ya [bu kâfirlerin bildiği şekilde açıkça] ibadetle bilinmemesinden dolayıdır. [Ayetlerde] (men / مَنْ) yerine (mâ / مَا) lafzının tercih edilmesi, maksadın vasıf olmasındandır; sanki “Yüceliğinin derecesi takdir edilemeyen o şanı yüce Ma'bûd'dan ibadet ettiğim zât” denilmiş gibidir. Bir görüşe göre (mâ / مَا) masdariyyedir; yani “Ben sizin yaptığınız ibadeti yapmam, siz de benim yaptığım ibadeti yapmazsınız” demektir. Bir görüşe göre ilk iki (mâ), (ellezî / الَّذِي) anlamında [ismi mevsûl], son iki (mâ) ise masdariyyedir. Bir görüşe göre de Allah Teâlâ'nın {وَلا أَنَا عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ} “Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim” kavli, {لَا أَعْبُدُ مَا تعبدون} “Ben sizin taptıklarınıza tapmam” kavlinin tekididir; ikinci kez geçen {وَلَا أَنتُمْ عابدون مَا أَعْبُدُ} “Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz” kavli ise ilk olarak zikredilen benzerinin tekididir.
17330. Metin
وقولُه تعالَى
Allah Teâlâ'nın şu kavli ise:
17331. Metin
{لَكُمْ دِينَكُمْ} تقريرٌ لقولِه تعَالَى لَا أَعْبُدُ مَا تعبدون وقوله تعالى ولا أَنَا عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ كما أن قوله تعالى {وَلِىَ دِينِ} تقريرٌ لقولِه تعالَى {وَلَا أَنتُمْ عابدون مَا أَعْبُدُ} والمَعْنى أنَّ دينَكُم الذي هُوَ الإشراكُ مقصورٌ على الحصولِ لكُم لا يتجاوزه إلى الحصول لِي أيضاً كما تطمعونَ فيهِ فلَا تعلقُوا بهِ أمانيَّكُم الفارغةَ فإنَّ ذلكَ المُحالاتِ وأنَّ دينيَ الذي هُوَ التوحيدُ مقصورٌ على الحصولِ لي لا يتجاوزُه إلى الحصولِ لكُم أيضاً لأنَّكم علقتمُوه بالمحالِ الذي هُوَ عبادتِي لآلهتِكم أو استلامِي إيَّاها ولأنَّ ما وعدتمُوه عينُ الإشراكِ وحيثُ كانَ مَبْنى قولِهم تعبدُ آلهتَنَا سنةً ونعبدُ إلهك سنةً على شركةِ الفريقينِ في كلتا العبادتينِ كان القصرُ المستفادُ من تقديمِ المسندِ قصرُ إفرادٍ حتماً ويجوز أن يكون هذا تقريراً لقولِه تعالَى {وَلا أَنَا عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ} أيْ ولِي دِيني لا دينُكم كمَا هُوَ في قولِه تعَالَى {وَلَكُمْ مَّا كَسَبْتُم} وقيلَ المَعْنى إنِّي نبيٌّ مبعوثٌ إليكُم لأدعوَكُم إلى الحقِّ والنجاةِ فإذَا لم تقبلُوا مِنِّي ولَمْ تتبعونِي فدعونِي كَفافاً ولا تدعونِي إلى الشركِ فتأملْ عنِ النبيِّ ﷺ مَنْ قرأَ من سورةَ الكافرونَ فكأنَّما قرأَ ربعَ القرآنِ وتباعدتْ عنْهُ مَرَدةُ الشَّياطينِ وبرىءَ مِنَ الشركِ وتعافَى مِنَ الفزعِ الأكبر
{لَكُمْ دِينَكُمْ} “Sizin dininiz size” [ifadesi], Allah Teâlâ'nın “Ben sizin taptıklarınıza tapmam” ve “Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim” kavillerinin bir pekiştirmesidir. Nitekim {وَلِىَ دِينِ} “benim dinim de banadır” kavli de Allah Teâlâ'nın {وَلَا أَنتُمْ عابدون مَا أَعْبُدُ} “Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz” kavlinin pekiştirmesidir. Anlam şudur: Sizin şirktan ibaret olan dininiz sadece size aittir; sizin umduğunuz gibi bana geçecek değildir. Bu sebeple boş ümitlerinizi buna bağlamayın; zira bu imkânsız şeylerdendir. Benim tevhidden ibaret olan dinim de sadece bana aittir; size geçecek değildir. Çünkü siz onu, benim sizin ilahlarınıza tapmam veya onlara el sürmem gibi imkânsız bir şarta bağladınız ve vadettiğiniz şey şirkin ta kendisidir. Onların “Bir yıl bizim ilahlarımıza tap, bir yıl da biz senin ilahına tapalım” sözünün temeli, her iki tarafın her iki ibadette ortaklığı üzerine kurulu olduğuna göre, müsnedin öne alınmasından anlaşılan hasr (sınırlandırma) kesinlikle kasr-ı ifrâd (ortaklığı nefyetme) kabilindendir. Bunun, Allah Teâlâ'nın {وَلا أَنَا عَابِدٌ مَّا عَبَدتُّمْ} “Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim” kavlinin pekiştirmesi olması da caizdir; yani Allah Teâlâ'nın {وَلَكُمْ مَّا كَسَبْتُم} “Sizin kazandığınız da sizedir” kavlinde olduğu gibi, “Benim dinim banadır, sizin dininiz değil” demektir. Bir görüşe göre anlam şudur: “Ben sizi hakka ve kurtuluşa davet etmek için size gönderilmiş bir peygamberim. Benden [bunu] kabul etmeyip bana uymazsanız, beni başa baş (kendi halime) bırakın ve beni şirke davet etmeyin.” İyi düşün! Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [rivayet edilmiştir]: “Kim Kâfirûn Suresi'ni okursa, sanki Kur'an'ın dörtte birini okumuş gibi olur, azgın şeytanlar ondan uzaklaşır, şirkten berî olur ve en büyük korkudan (kıyamet dehşetinden) esenliğe erer.”