17626. Metin
سُورَةُ الْقَارِعَةِ مَكِّيَّةٌ (١) بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Kâria Suresi Mekkîdir (1). Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
17627. Metin
{الْقَارِعَةُ (١) مَا الْقَارِعَةُ (٢) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ (٣) يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ (٤) وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ (٥) فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (٦) فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (٧) }
{الْقَارِعَةُ (١) مَا الْقَارِعَةُ (٢) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ (٣) يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ (٤) وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ (٥) فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (٦) فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (٧) } “Yürekleri dehşetle sarsan o kıyamet! (1) Nedir o yürekleri dehşetle sarsan kıyamet? (2) Yürekleri dehşetle sarsan o kıyametin ne olduğunu sana bildiren nedir? (3) O gün insanlar, etrafa saçılmış pervaneler (kelebekler) gibi olurlar. (4) Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur. (5) Artık kimin tartıları ağır gelirse, (6) İşte o, hoşnut edici bir hayat içindedir. (7)”
17628. Metin
{الْقَارِعَةُ} [اسْمٌ] ٢ مِنْ أَسْمَاءِ الْقِيَامَةِ، لِأَنَّهَا تَقْرَعُ الْقُلُوبَ بِالْفَزَعِ. {مَا الْقَارِعَةُ} تَهْوِيلٌ وَتَعْظِيمٌ. {وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ} هَذَا الْفَرَاشُ: الطَّيْرُ [الصِّغَارُ الْبَقُّ، وَاحِدُهَا فَرَاشَةٌ، أَيْ: كَالطَّيْرِ] ٣ الَّتِي تَرَاهَا تَتَهَافَتُ فِي النَّارِ، وَالْمَبْثُوثُ: الْمُتَفَرِّقُ. وَقَالَ الْفَرَّاءُ: كَغَوْغَاءِ الجراد، شبه ١٩٩/أالنَّاسَ عِنْدَ الْبَعْثِ بِهَا [لِأَنَّ الْخَلْقَ] ٤ يَمُوجُ بَعْضُهُمْ فِي بَعْضٍ وَيَرْكَبُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا مِنَ الْهَوْلِ كَمَا قَالَ: "كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ" (الْقَمَرِ -٧) . {وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ} كَالصُّوفِ الْمَنْدُوفِ. {فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ} رَجَحَتْ حَسَنَاتُهُ [عَلَى سَيِّئَاتِهِ] ٥ . {فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ} مَرْضِيَّةٍ فِي الْجَنَّةِ. قَالَ الزَّجَّاجُ ذَاتِ رِضًا يَرْضَاهَا صَاحِبُهَا.
{الْقَارِعَةُ} “Yürekleri dehşetle sarsan o kıyamet”, dehşetiyle kalpleri çarptığı (sarstığı) için kıyametin isimlerinden bir [isimdir]2. {مَا الْقَارِعَةُ} “Nedir o yürekleri dehşetle sarsan kıyamet?”, [durumun] dehşetini ve azametini bildirmektedir. {وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ} “Yürekleri dehşetle sarsan o kıyametin ne olduğunu sana bildiren nedir? O gün insanlar, yayılmış pervaneler (kelebekler) gibi olurlar”; buradaki *ferâş* (الْفَرَاشُ); ateşe üşüşüp döküldüğünü gördüğün [küçük sinekler/böceklerdir; tekili ferâşedir (فَرَاشَةٌ), yani küçük uçucu canlılar] 3 gibidir. *el-Mebsûs* (الْمَبْثُوثُ) ise darmadağınık, etrafa yayılmış demektir. el-Ferrâ şöyle demiştir: "Çekirge sürüsü gibidir. İnsanları diriliş anında buna benzetmiştir; [çünkü mahlûkat]4 o dehşetten ötürü birbirine çarpar, dalgalar halinde birbirinin içine girer. Nitekim [Allah Teâlâ]: { كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ } “Sanki yayılmış çekirgeler gibidirler” (Kamer, 7) buyurmuştur." {وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنْفُوشِ} “Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur”, [yani] hallaç pamuğu gibi atılmış yün gibidir. {فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ} “Artık kimin tartıları ağır gelirse”, sevapları [günahlarına]5 ağır basarsa. {فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ} “O, hoşnut kalacağı bir yaşayış içindedir”, cennette kendisinden razı olunan [bir hayat içindedir]. ez-Zeccâc: "Sahibinin kendisinden hoşnut olacağı, razı kalınan bir yaşayıştır" demiştir.
17629. Metin
{وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ (٩) وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (١٠) نَارٌ حَامِيَةٌ (١١) }
{وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (٨) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ (٩) وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (١٠) نَارٌ حَامِيَةٌ (١١) } “Kimin de tartıları hafif gelirse, (8) Artık onun anası (sığınağı) Hâviye'dir. (9) Onun ne olduğunu sana bildiren nedir? (10) O, kızgın bir ateştir! (11)”
17630. Metin
{وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ} رَجَحَتْ سَيِّئَاتُهُ عَلَى حَسَنَاتِهِ. {فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ} مَسْكَنُهُ النَّارُ، سُمِّيَ الْمَسْكَنُ أُمًّا لِأَنَّ الْأَصْلَ فِي السُّكُونِ إِلَى الْأُمَّهَاتِ، وَالْهَاوِيَةُ اسْمٌ مِنْ أَسْمَاءِ جَهَنَّمَ، وَهُوَ الْمِهْوَاةُ لَا يُدْرَكُ قَعْرُهَا، وَقَالَ قَتَادَةُ: وَهِيَ كَلِمَةٌ عَرَبِيَّةٌ تَقُولُهَا الْعَرَبُ لِلرَّجُلِ إِذَا وَقَعَ فِي أَمْرٍ شَدِيدٍ، يُقَالُ: هَوَتْ أُمُّهُ. وَقِيلَ: ["فَأَمَّهُ هَاوِيَةٌ"] أَرَادَ أَمَّ رَأْسِهِ ["مُنْحَدِرَةٌ مَنْكُوسَةٌ"] يَعْنِي أَنَّهُمْ يَهْوُونَ فِي النَّارِ عَلَى رُءُوسِهِمْ، وَإِلَى هَذَا التَّأْوِيلِ ذَهَبَ قَتَادَةُ وَأَبُو صَالِحٍ. {وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ} يَعْنِي الْهَاوِيَةَ، وَأَصْلُهَا: مَا هِيَ، أَدْخَلَ الْهَاءَ فِيهَا لِلْوَقْفِ وَالِاسْتِرَاحَةِ ثُمَّ فَسَّرَهَا فَقَالَ: {نَارٌ حَامِيَةٌ} أَيْ حَارَّةٌ قَدِ انْتَهَى حَرُّهَا.
{وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ} “Kimin de tartıları hafif gelirse”, günahları sevaplarına ağır basarsa. {فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ} “Artık onun anası Hâviye'dir”, [yani] barınağı ateştir. Barınağa "ana (üm)" denilmiştir; çünkü sığınmanın ve huzur bulmanın aslı analaradır. Hâviye (الْهَاوِيَةُ) ise cehennemin isimlerinden bir isimdir; dibine ulaşılamayan derin uçurumdur. Katâde şöyle demiştir: Bu, Arapların zor ve şiddetli bir duruma düşen adam için kullandıkları Arapça bir ifadedir; "Anası yuvarlansın / helak olsun (hevet ummuh)" denir. Şöyle de denilmiştir: ["فَأَمَّهُ هَاوِيَةٌ"] ifadesiyle başının tepesini ["tepetaklak aşağı yuvarlanıcıdır"] kastetmiştir; yani onlar ateşe baş üstü yuvarlanırlar. Katâde ve Ebû Sâlih bu yoruma gitmişlerdir. {وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ} “Onun ne olduğunu sana bildiren nedir?”, yani Hâviye'yi. Aslı "mâ hiye"dir; durak ve nefes alma için sonuna he (ه) harfi eklenmiştir. Sonra onu açıklayarak şöyle buyurmuştur: {نَارٌ حَامِيَةٌ} “[O,] kızgın bir ateştir”, yani harareti son noktasına ulaşmış sıcak [bir ateştir].