Tekâsür

Begavî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

17631. Metin

سُورَةُ التَّكَاثُرِ مَكِّيَّةٌ (١) بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Tekâsür Suresi Mekkîdir (١) Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

17632. Metin

{أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢) }

{أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١) حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢) } “Çoklukla övünmek sizi kabirleri ziyaret edinceye kadar oyaladı.”

17633. Metin

{أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ} شَغَلَتْكُمُ الْمُبَاهَاةُ وَالْمُفَاخَرَةُ وَالْمُكَاثَرَةُ بِكَثْرَةِ الْمَالِ وَالْعَدَدِ عَنْ طَاعَةِ رَبِّكُمْ وَمَا يُنْجِيكُمْ مِنْ سُخْطِهِ. {حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ} حَتَّى [مُتُّمْ] (٢) وَدُفِنْتُمْ فِي الْمَقَابِرِ.

{أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ} “Çoklukla övünmek sizi oyaladı” Mal ve sayıca çoklukla böbürlenmek, övünmek ve yarışmak; sizi Rabbinize itaatten ve O'nun gazabından sizi kurtaracak şeylerden alıkoyup meşgul etti. {حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ} “Kabirleri ziyaret edinceye kadar” Nihayet [ölüp] (٢) kabirlere defnedilinceye kadar.

17634. Metin

قَالَ قَتَادَةُ: نَزَلَتْ فِي الْيَهُودِ، قَالُوا: نَحْنُ أَكْثَرُ مِنْ بَنِي فُلَانٍ، وَبَنُو فُلَانٍ أَكْثَرُ مِنْ بَنِي فُلَانٍ، شَغَلَهُمْ ذَلِكَ حَتَّى مَاتُوا ضُلَّالًا (٣) .

Katâde şöyle dedi: Bu ayet Yahudiler hakkında indi. Onlar: “Biz falandan çok sayıyız, falanoğulları da filanoğullarından çoktur” dediler. Sapmış olarak ölünceye kadar bu durum onları oyaladı (٣).

17635. Metin

وَقَالَ مُقَاتِلٌ وَالْكَلْبِيُّ: نَزَلَتْ فِي حَيَّيْنِ مِنْ قُرَيْشٍ؛ بَنِي عَبْدِ مَنَافِ بْنِ قُصَيٍّ، وَبَنِي سَهْمِ بْنِ عَمْرٍو، كَانَ بَيْنَهُمْ تَفَاخُرٌ، [فَتَعَادَّ] ٤ السَّادَةُ وَالْأَشْرَافُ أَيُّهُمْ أَكْثَرُ عَدَدًا؟ فَقَالَ بَنُو عَبْدِ مَنَافٍ: نَحْنُ أَكْثَرُ سَيِّدًا وَأَعَزُّ عَزِيزًا وَأَعْظَمُ نَفَرًا وَأَكْثَرُ عَدَدًا، وَقَالَ بَنُو سَهْمٍ مِثْلَ ذَلِكَ، فَكَثَرَهُمْ بَنُو عَبْدِ مَنَافٍ، ثُمَّ قَالُوا: نَعُدُّ، مَوْتَانَا، حَتَّى زَارُوا الْقُبُورَ فَعَدُّوهُمْ، فَقَالُوا: هَذَا قَبْرُ فُلَانٍ وَهَذَا قَبْرُ فُلَانٍ فَكَثَرَهُمْ بَنُو سَهْمٍ بِثَلَاثَةِ أَبْيَاتٍ لِأَنَّهُمْ كَانُوا فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَكْثَرَ عَدَدًا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ هَذِهِ الْآيَةَ ٥ .

Mukâtil ve el-Kelbî şöyle dediler: [Bu ayet] Kureyş'ten iki kabile; Kusayy oğlu Abdümenâfoğulları ile Amr oğlu Sehmoğulları hakkında indi. Aralarında bir övünme yarışı vardı; efendiler ve ileri gelenler hangisinin sayısının daha çok olduğu konusunda [sayışmaya başladılar] 4. Abdümenâfoğulları: “Bizim efendimiz daha çok, azizimiz daha üstün, topluluğumuz daha kalabalık ve sayımız daha fazladır” dediler. Sehmoğulları da benzerini söyledi. Derken Abdümenâfoğulları [yaşayanların sayısında] onlara üstün geldi. Bunun üzerine: “Ölülerimizi de sayalım” dediler. Nihayet kabirleri ziyaret edip onları da saydılar; “Şu falanın kabridir, bu falanın kabridir” dediler. Sehmoğulları Câhiliye döneminde sayıca daha çok oldukları için üç ev halkı farkla onlara üstün geldi. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi 5.

17636. Metin

أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الصَّالِحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ الْحُسَيْنِ الْحِيرِيُّ، أَخْبَرَنَا حَاجِبُ بْنُ أَحْمَدَ الطُّوسِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ مُنِيبٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، عَنْ قَتَادَةَ عَنْ مُطَرِّفِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الشَّخِيرِ، عَنْ أَبِيهِ قَالَ: انْتَهَيْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَهُوَ يَقْرَأُ هَذِهِ الْآيَةَ: "أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ"، قَالَ: "يَقُولُ ابْنُ آدَمَ: مَالِي مَالِي، وَهَلْ لَكَ مِنْ مَالِكَ، إِلَّا مَا أَكَلْتَ فَأَفْنَيْتَ، أَوْ لَبِسْتَ فَأَبْلَيْتَ، أَوْ تَصَدَّقْتَ فَأَمْضَيْتَ" (١) .

Bize Ahmed b. Abdillâh es-Sâlihî haber verdi, bize Ebû Bekr Ahmed b. el-Hüseyn el-Hîrî haber verdi, bize Hâcib b. Ahmed et-Tûsî haber verdi, bize Abdürrahîm b. Münîb anlattı, bize en-Nadr b. Şümeyl, Katâde'den, o Mutarrif b. Abdillâh eş-Şıhhîr'den, o da babasından naklen anlattı; babası şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına vardım; o sırada şu ayeti okuyordu: "أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ" “Çoklukla övünmek sizi oyaladı.” Buyurdu ki: “Âdemoğlu ‘Malım, malım!’ der. Halbuki senin malından yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka verip [ahirete] ulaştırdığın dışında bir payın var mı?” (١)

17637. Metin

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ الْمَلِيحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ يَقُولُ: قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: "يَتْبَعُ، الْمَيِّتَ ثَلَاثَةٌ، فَيَرْجِعُ اثْنَانِ وَيَبْقَى مَعَهُ وَاحِدٌ، يَتْبَعُهُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ وَعَمَلُهُ، فَيَرْجِعُ أَهْلُهُ وَمَالُهُ، وَيَبْقَى عَمَلُهُ" (٢) .

Bize Abdülvâhid el-Melîhî haber verdi, bize Ahmed b. Abdillâh en-Nuaymî haber verdi, bize Muhammed b. Yûsuf haber verdi, bize Muhammed b. İsmâîl anlattı, bize el-Humeydî anlattı, bize Süfyân anlattı, bize Abdullah b. Ebî Bekr b. Amr b. Hazm anlattı; o, Enes b. Mâlik'in şöyle dediğini işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ölüyü üç şey takip eder; ikisi geri döner, biri onunla kalır: Ailesi, malı ve ameli onu takip eder. Ailesi ve malı geri döner, ameli ise kalır.” (٢)

17638. Metin

ثُمَّ رَدَّ اللَّهُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ:

Sonra Allah onlara reddiye yaparak şöyle buyurdu:

17639. Metin

{كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣) ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤) كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥) لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦) }

{كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣) ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤) كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥) لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦) } “Hayır! Yakında bileceksiniz. Yine hayır! Yakında bileceksiniz. Hayır! Eğer kesin bir bilgiyle bilseydiniz, andolsun o cehennemi mutlaka görürdünüz.”

17640. Metin

{كَلَّا} لَيْسَ الْأَمْرُ بِالتَّكَاثُرِ، {سَوْفَ تَعْلَمُونَ} وَعِيدٌ لَهُمْ، ثُمَّ كَرَّرَهُ تَأْكِيدًا فَقَالَ: {ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ} قَالَ الْحَسَنُ، وَمُقَاتِلٌ: هُوَ وَعِيدٌ بَعْدَ وَعِيدٍ، وَالْمَعْنَى: سَوْفَ تَعْلَمُونَ عَاقِبَةَ تَكَاثُرِكُمْ وَتَفَاخُرِكُمْ إِذَا نَزَلَ بِكُمُ الْمَوْتُ.

{كَلَّا} “Hayır!” İş [sizin zannettiğiniz gibi] çoklukla övünmekten ibaret değildir. {سَوْفَ تَعْلَمُونَ} “Yakında bileceksiniz” ifadesi onlara bir tehdittir. Sonra bunu pekiştirmek için tekrarlayarak şöyle buyurdu: {ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ} “Yine hayır! Yakında bileceksiniz.” Hasan ve Mukâtil şöyle dediler: Bu, tehdit üzerine tehdittir. Anlamı şudur: Ölüm başınıza geldiğinde çoklukla yarışmanızın ve övünmenizin akıbetini yakında bileceksiniz.

17641. Metin

وَقَالَ الضَّحَّاكُ: "كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ"، يَعْنِي الْكُفَّارَ، "ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ" يَعْنِي الْمُؤْمِنِينَ، وَكَانَ يَقْرَأُ الْأَوْلَى بِالْيَاءِ وَالثَّانِيَةَ بِالتَّاءِ. {كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ} أَيْ: عِلْمًا يَقِينًا، فَأَضَافَ الْعِلْمَ إِلَى الْيَقِينِ كَقَوْلِهِ: "لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ"، وَجَوَابُ "لَوْ" مَحْذُوفٌ، أَيْ: لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمًا يَقِينًا لَشَغَلَكُمْ مَا تَعْلَمُونَ عَنِ التَّكَاثُرِ وَالتَّفَاخُرِ.

Dahhâk ise şöyle dedi: “Hayır, yakında bileceksiniz” ile kâfirler; “Sonra yine hayır, yakında bileceksiniz” ile de müminler kastedilmektedir. O, birincisini yâ ile [sekavle tünelün / seya'lemûn], ikincisini ise tâ ile [seta'lemûn] okurdu. {كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ} “Hayır! Eğer kesin bir bilgiyle bilseydiniz” Yani kesin bir bilgiyle [bilseydiniz]. Nitekim “Bu şüphesiz kesin bir haktır / haktır hakikattir (Hakku'l-Yakîn)” sözünde olduğu gibi 'ilim' kelimesini 'yakîn' kelimesine muzâf kılmıştır. “Lev” (eğer) edatının cevabı mahzuftur; yani kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız, bildiğiniz şey sizi çokluk yarışı ve övünmekten alıkoyardı.

17642. Metin

قَالَ قَتَادَةُ: كُنَّا نَتَحَدَّثُ أَنَّ عِلْمَ الْيَقِينِ أَنْ يَعْلَمَ أَنَّ اللَّهَ بَاعِثُهُ بَعْدَ الْمَوْتِ ٣ . {لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ} قَرَأَ ابْنُ عَامِرٍ وَالْكِسَائِيُّ: "لُتُرَوُنَّ" بِضَمِّ التَّاءِ مَنْ أَرَيْتُهُ الشَّيْءَ، وَقَرَأَ الْآخَرُونَ بِفَتْحِ التَّاءِ، أَيْ: تَرَوْنَهَا بِأَبْصَارِكُمْ مِنْ بَعِيدٍ.

Katâde şöyle dedi: “Biz, ilme'l-yakînin (kesin bilginin), kişinin Allah'ın kendisini ölümden sonra dirilteceğini bilmesi olduğunu konuşurduk.”3 {لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ} “Andolsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz.” İbn Âmir ve Kisâî, birine bir şeyi göstermek [anlamındaki أَرَيْتُهُ الشَّيْءَ fiilinden] hareketle tâ harfinin zammesiyle (ötreli olarak) "lüteravünne" (لُتُرَوُنَّ) şeklinde okumuşlardır. Diğerleri ise tâ harfinin fethasıyla okumuşlardır; yani: Onu gözlerinizle uzaktan göreceksiniz.

17643. Metin

{ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (٧) ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨) }

{ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (٧) ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨) } “Sonra onu kesin bir gözle/görüşle mutlaka göreceksiniz. Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.”

17644. Metin

{ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا} مُشَاهَدَةً، {عَيْنَ الْيَقِينِ} {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ} قَالَ مُقَاتِلٌ: يَعْنِي كُفَّارَ مَكَّةَ، كَانُوا فِي الدُّنْيَا فِي الْخَيْرِ وَالنِّعْمَةِ، فَيُسْأَلُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَنْ شُكْرِ مَا كَانُوا فِيهِ، وَلَمْ يَشْكُرُوا رَبَّ النَّعِيمِ حَيْثُ عَبَدُوا غَيْرَهُ، ثُمَّ يُعَذَّبُونَ عَلَى تَرْكِ الشُّكْرِ، هَذَا قَوْلُ الْحَسَنِ.

{ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا} “Sonra onu mutlaka göreceksiniz” bizzat müşahede ederek, {عَيْنَ الْيَقِينِ} “Gözünüzle kesin olarak.” {ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ} “Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.” Mukâtil şöyle dedi: Yani Mekke kâfirleri dünyada bolluk ve nimet içindeydiler. Kıyamet günü bulundukları nimetin şükründen sorguya çekileceklerdir; onlar ise O'ndan başkasına ibadet ederek nimetin Rabbine şükretmediler. Sonra da şükrü terk ettikleri için azap edileceklerdir. Bu, Hasan'ın görüşüdür.

17645. Metin

وَعَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ رفعه قال: "لتسئلن يَوْمئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ" قَالَ: "الْأَمْنُ وَالصِّحَّةُ" (١) .

İbn Mes'ûd'dan merfû olarak rivayet edildiğine göre o: “O gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz” ayeti hakkında: “O [nimet], güvenlik ve sağlıktır” demiştir (١).

17646. Metin

وَقَالَ قَتَادَةُ: إِنَّ اللَّهَ يَسْأَلُ كُلَّ ذِي نِعْمَةٍ عَمَّا أَنْعَمَ عَلَيْهِ (٢)

Katâde de şöyle demiştir: Allah, nimet verdiği her kula kendisine bahşettiği nimetten soracaktır (٢).

17647. Metin

أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي الْهَيْثَمِ التُّرَابِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ حَمَوَيْهِ السَّرَخْسِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ خُزَيْمٍ الشَّاشِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ، بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا شَبَّابَةُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْعَلَاءِ عَنِ الضحاك بن عرزم الْأَشْعَرِيِّ قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ يَقُولُ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: "إِنَّ أَوَّلَ مَا يُسْأَلُ الْعَبْدُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ النَّعِيمِ أَنْ يُقَالَ لَهُ: أَلَمْ نُصِحَّ جِسْمَكَ؟ وَنَرْوِكَ مِنَ الْمَاءِ الْبَارِدِ" (٣) .

Bize Ebû Bekr b. Ebi'l-Heysem et-Türâbî haber verdi, bize Abdullah b. Ahmed b. Hameveyh es-Serahsî haber verdi, bize İbrâhim b. Huzeym eş-Şâşî anlattı, bize Abd b. Humeyd anlattı, bize Şebâbe, Abdullah b. el-Alâ'dan, o Dahhâk b. Arzem el-Eş'arî'den anlattı; o şöyle dedi: Ebû Hüreyre'nin şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kıyamet günü kulun nimetlerden ilk hesaba çekileceği şey, kendisine: ‘Biz senin bedenine sıhhat vermedik mi ve seni soğuk sudan kana kana içirmedik mi?’ denilmesidir.” (٣)

17648. Metin

أَخْبَرَنَا أَبُو مُحَمَّدٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ الْجَوْزَجَانِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو الْقَاسِمِ عَلِيُّ بْنُ أَحْمَدَ الْخُزَاعِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو سَعِيدٍ الْهَيْثَمُ بْنُ كُلَيْبٍ الشَّاشِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو عِيسَى التِّرْمِذِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عُمَيْرٍ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ﵁ قَالَ: خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فِي سَاعَةٍ لَا يَخْرُجُ فِيهَا وَلَا يَلْقَاهُ فِيهَا أَحَدٌ، فَأَتَاهُ أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ: مَا جَاءَ بِكَ يَا أَبَا بَكْرٍ؟ فَقَالَ: خَرَجَتُ لِأَلْقَى رَسُولَ اللَّهِ ﷺ وَأَنْظُرُ إِلَى وَجْهِهِ وَلِلتَّسْلِيمِ عَلَيْهِ، فَلَمْ يَلْبَثْ أَنْ جَاءَ عُمَرُ، فَقَالَ: مَا جَاءَ بِكَ يَا عُمَرُ؟ قَالَ: الْجُوعُ

Bize Ebû Muhammed Abdullah b. Abdissemad el-Cevzecânî haber verdi, bize Ebu'l-Kâsım Ali b. Ahmed el-Huzâî haber verdi, bize Ebû Saîd el-Heysem b. Küleyb eş-Şâşî haber verdi, bize Ebû Îsâ et-Tirmizî haber verdi1, bize Muhammed b. İsmâil haber verdi, bize Âdem b. Ebî İyâs anlattı, bize Şeybân Ebû Muâviye anlattı, bize Abdülmelik b. Umeyr, Ebû Seleme b. Abdirrahmân'dan, o da Ebû Hüreyre'den2 radıyallâhu anh anlattı; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [normalde] çıkmadığı ve o vakitte kimseyle karşılaşmadığı bir saatte dışarı çıktı. Derken yanına Ebû Bekir geldi. [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Seni [bu vakitte buraya] ne getirdi ey Ebû Bekir?” buyurdu. [Ebû Bekir]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile karşılaşmak, yüzüne bakmak ve ona selâm vermek için çıktım” dedi. Çok geçmeden Ömer geldi. [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Seni [bu vakitte buraya] ne getirdi ey Ömer?” buyurdu. [Ömer]: “Açlık3

17649. Metin

يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ [النَّبِيُّ ﷺ] : (١) "وَأَنَا قَدْ وَجَدْتُ، بَعْضَ ذَلِكَ"، فَانْطَلِقُوا إِلَى مَنْزِلِ أَبِي الْهَيْثَمِ بْنِ التَّيِّهَانِ الْأَنْصَارِيِّ، وَكَانَ رَجُلًا كَثِيرَ النَّخْلِ وَالشَّاءِ، وَلَمْ يَكُنْ لَهُ خَدَمٌ، فَلَمْ يَجِدُوهُ، فَقَالُوا لِامْرَأَتِهِ: أَيْنَ صَاحِبُكِ؟ فَقَالَتْ: انْطَلَقَ لِيَسْتَعْذِبَ لَنَا الْمَاءَ، فَلَمْ يَلْبَثُوا أن جاء ١٩٩/ب أَبُو الْهَيْثَمِ بِقِرْبَةٍ يَزْعَبُهَا مَاءً فَوَضَعَهَا، ثُمَّ جَاءَ يَلْتَزِمُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ وَيَفْدِيهِ بِأَبِيهِ وَأُمِّهِ، ثُمَّ انْطَلَقَ بِهِمْ إِلَى حَدِيقَتِهِ فَبَسَطَ لَهُمْ بِسَاطًا، ثُمَّ انْطَلَقَ إِلَى نَخْلَةٍ فَجَاءَ بِقِنْوٍ فَوَضَعَهُ، فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ: "أَفَلَا تَنَقَّيْتَ لَنَا مِنْ رُطَبِهِ وَبُسْرِهِ"، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَرَدْتُ أَنْ تَخَيَّرُوا [أَوْ قَالَ: أَنْ تَخْتَارُوا] (٢) مِنْ رُطَبِهِ وَبُسْرِهِ، فَأَكَلُوا وَشَرِبُوا مِنْ ذَلِكَ الْمَاءِ، فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ: "هَذَا وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مِنَ النَّعِيمِ الَّذِي تُسْأَلُونَ عَنْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، ظِلٌّ بَارِدٌ، وَرُطَبٌ طَيِّبٌ، وَمَاءٌ بَارِدٌ"، فَانْطَلَقَ أَبُو الْهَيْثَمِ لِيَصْنَعَ لَهُمْ طَعَامًا فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ: "لَا تَذْبَحَنَّ ذَاتَ دَرٍّ"، فَذَبَحَ لَهُمْ عَنَاقًا أَوْ جَدْيًا فَأَتَاهُمْ بِهَا، فَأَكَلُوا، فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ: هَلْ لَكَ خَادِمٌ؟ قَالَ: لَا قَالَ النَّبِيُّ ﷺ: "فَإِذَا أَتَانَا سَبْيٌ فَأْتِنَا"، فَأُتِيَ النَّبِيُّ ﷺ بِرَأْسَيْنِ لَيْسَ مَعَهُمَا ثَالِثٌ، فَأَتَاهُ أَبُو الْهَيْثَمِ فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ: "اخْتَرْ مِنْهُمَا"، فَقَالَ: يَا نَبِيَّ اللَّهِ اخْتَرْ لِي، فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ، "إِنَّ الْمُسْتَشَارَ مُؤْتَمَنٌ، خُذْ هَذَا، فَإِنِّي رَأَيْتُهُ يُصَلِّي، وَاسْتَوْصِ بِهِ مَعْرُوفًا" فَانْطَلَقَ بِهِ أَبُو الْهَيْثَمِ إِلَى امْرَأَتِهِ فَأَخْبَرَهَا بِقَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، فَقَالَتِ امْرَأَتُهُ: مَا أَنْتَ بِبَالِغٍ فِيهِ مَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إِلَّا أَنْ تَعْتِقَهُ، قَالَ: فَهُوَ عَتِيقٌ، فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ، "إِنَّ اللَّهَ ﵎ لَمْ يَبْعَثْ نَبِيًّا وَلَا خَلِيفَةً إِلَّا وَلَهُ بِطَانَتَانِ، بِطَانَةٌ تَأْمُرُهُ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَاهُ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَبِطَانَةٌ لَا تَأْلُوهُ خَبَالًا وَمَنْ يُوقَ بِطَانَةَ السُّوءِ فَقَدْ وُقِيَ" (٣) .

ey Allah'ın Resûlü” dedi. [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] (١): “Ben de bundan bir miktar hissettim” buyurdu. “Ebû'l-Heysem b. et-Teyyihân el-Ensârî'nin evine gidin” [dedi]. O, hurması ve koyunu çok olan bir adamdı, hizmetçisi yoktu. Onu [evde] bulamadılar. Hanımına: “Arkadaşın nerede?” dediler. Hanımı: “Bize tatlı su getirmek için gitti” dedi. Çok geçmeden Ebu'l-Heysem su dolu bir tulum taşıyarak geldi ve onu yere koydu. Sonra gelip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sarıldı ve “Anam babam sana feda olsun” dedi. Sonra onları bahçesine götürdü, onlar için bir yaygı serdi. Sonra bir hurma ağacına gidip bir hurma salkımı getirdi ve koydu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bize bunun olgunundan ve hamından seçip toplasaydın ya!” buyurdu. O da: “Ey Allah'ın Resûlü, siz kendiniz olgunundan ve hamından seçesiniz [veya: tercih edesiniz] (٢) istedim” dedi. O hurmadan yediler ve o sudan içtiler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canım elinde olan [Allah]'a yemin ederim ki, bu kıyamet gününde hakkında sorgulanacağınız nimetlerdendir: Serin bir gölge, güzel bir taze hurma ve soğuk bir su.” Sonra Ebu'l-Heysem onlar için yemek hazırlamaya gitti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sağılan [sütlü hayvanı] sakın kesme!” buyurdu. O da kendilerine bir keçi yavrusu yahut oğlak kesti ve getirip sundu, onlar da yediler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Hizmetçin var mı?” buyurdu. O: “Hayır” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bize esirler geldiğinde yanımıza gel” buyurdu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e yanlarında üçüncüsü bulunmayan iki esir getirildi. Ebu'l-Heysem geldi, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “İkisinden birini seç” buyurdu. O: “Ey Allah'ın Peygamberi, benim için sen seç” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kendisine danışılan kimse güvenilirdir. Şunu al; zira ben onu namaz kılarken gördüm, ona iyi davranmayı vasiyet ederim” buyurdu. Ebu'l-Heysem onu hanımına götürüp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sözünü ona haber verdi. Hanımı: “Sen onu azat etmedikçe Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in onun hakkındaki sözünü tam olarak yerine getirmiş olmazsın” dedi. O da: “O hürdür/azat edilmiştir” dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah azze ve celle hiçbir peygamber ve hiçbir halife göndermemiştir ki onun iki sırdaş danışmanı (çevresi) olmasın: Biri ona iyiliği emreder ve kötülükten nehyeder; diğeri ise ona fenalık etmekten geri durmaz. Kötü çevreden korunan kimse gerçekten korunmuştur.” (٣)

17650. Metin

وَرُوِيَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: النَّعِيمُ: صِحَّةُ الْأَبْدَانِ وَالْأَسْمَاعِ وَالْأَبْصَارِ، يَسْأَلُ اللَّهُ الْعَبِيدَ فِيمَ اسْتَعْمَلُوهَا؟ وَهُوَ أَعْلَمُ بِذَلِكَ مِنْهُمْ (٤) ، وَذَلِكَ قَوْلُهُ: "إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَئِكَ كان عنه مسؤلا" (الْإِسْرَاءِ -٣٦) .

İbn Abbâs'tan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nimet; bedenlerin, kulakların ve gözlerin sıhhatidir. Allah kullara bunları nerede kullandıklarını soracaktır; halbuki O, bunu onlardan daha iyi bilmektedir (٤). Nitekim O'nun: “Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur” (İsrâ, 36) buyruğu da böyledir.

17651. Metin

وَقَالَ عِكْرِمَةُ: عَنِ الصِّحَّةِ وَالْفَرَاغِ.

İkrime: “Sağlık ve boş vakitten [sorulacaktır]” dedi.

17652. Metin

وَقَالَ سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ: عَنِ الصِّحَّةِ وَالْفَرَاغِ وَالْمَالِ.

Saîd b. Cübeyr de şöyle dedi: “[O,] sağlık, boş vakit ve maldır.”

17653. Metin

أَخْبَرَنَا الْإِمَامُ أَبُو الْحَسَنِ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُحَمَّدٍ الدَّاوُدِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو الْحَسَنِ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ مُوسَى بْنِ الصَّلْتِ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ الْحَسَنِ بِمَكَّةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ وَالْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، قَالَا حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِنْدٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: "نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ" (١) .

Bize İmam Ebu'l-Hasan Abdurrahman b. Muhammed ed-Dâvûdî haber verdi, bize Ebu'l-Hasan Ahmed b. Muhammed b. Mûsâ b. es-Salt anlattı, bize Ebû İshâk İbrâhim b. Abdisssamed el-Hâşimî anlattı, bize Mekke'de el-Hüseyin b. el-Hasan anlattı, bize Abdullah b. el-Mübârek ile el-Fadl b. Mûsâ anlattılar, ikisi şöyle dedi: Bize Abdullah b. Saîd b. Ebî Hind babasından, o da İbn Abbâs'tan anlattı; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunlar hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit.” (١)

17654. Metin

قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ كَعْبٍ: يَعْنِي عَمَّا أَنْعَمَ عَلَيْكُمْ بِمُحَمَّدٍ ﷺ.

Muhammed b. Kâ'b şöyle dedi: “Yani Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ile size bahşettiği nimetten [sorulacaktır].”

17655. Metin

وَقَالَ أَبُو الْعَالِيَةِ: عَنِ الْإِسْلَامِ وَالسُّنَنِ. وَقَالَ الْحُسَيْنُ بْنُ الْفَضْلِ: تَخْفِيفُ الشَّرَائِعِ وَتَيْسِيرُ الْقُرْآنِ.

Ebu'l-Âliye şöyle dedi: “[Buradaki nimetten maksat] İslam ve sünnetlerdir.” el-Hüseyn b. el-Fadl da şöyle dedi: “[Nimet], şeriatların hafifletilmesi ve Kur'an'ın kolaylaştırılmasıdır.”1