Nasr

Begavî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

17811. Metin

سُورَةُ النَّصْرِ مَكِّيَّةٌ (١) بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Nasr Suresi Mekkîdir (١) Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

17812. Metin

{إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ (١) }

{إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ (١) } “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman”

17813. Metin

{إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} أَرَادَ فَتْحَ مَكَّةَ.

{إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman” [ifadesiyle] Mekke'nin fethini kastetmiştir.

17814. Metin

وَكَانَتْ قِصَّتُهُ -عَلَى مَا ذَكَرَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ وَأَصْحَابُ الْأَخْبَارِ -أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ لَمَّا صَالَحَ قُرَيْشًا عَامَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَاصْطَلَحُوا عَلَى وَضْعِ الْحَرْبِ بَيْنَ النَّاسِ عَشْرَ سِنِينَ، يَأْمَنُ فِيهِنَّ النَّاسُ، وَيَكُفُّ بَعْضُهُمْ عَنْ بَعْضٍ، وَأَنَّهُ مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَدْخُلَ فِي عَقْدِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَعَهْدِهِ دَخَلَ فِيهِ، وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يَدْخُلَ فِي عَقْدِ قُرَيْشٍ وَعَهْدِهِمْ دَخَلَ فِيهِ، فَدَخَلَتْ بَنُو بَكْرٍ فِي عَقْدِ قُرَيْشٍ، وَدَخَلَتْ خُزَاعَةُ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، وَكَانَ بَيْنَهُمَا شَرٌّ قَدِيمٌ.

Muhammed b. İshâk ve tarihçilerin zikrettiğine göre bu fethin kıssası şöyleydi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hudeybiye yılında Kureyş ile barış yaptığında, insanların birbirlerinden emin olmaları ve birbirlerine saldırmamaları şartıyla insanlar arasında on yıl savaşı durdurmak üzere anlaşmaya vardılar. Kim Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ahdine ve ittifakına girmek isterse ona girdi, kim de Kureyş'in ahdine ve ittifakına girmek isterse ona girdi. Bunun üzerine Benû Bekir, Kureyş'in ittifakına girdi; Huzâa da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ittifakına girdi. İkisi arasında ise eskiden kalma bir düşmanlık vardı.

17815. Metin

ثُمَّ إِنَّ بَنِي بَكْرٍ عَدَتْ عَلَى خُزَاعَةَ، وَهُمْ عَلَى مَاءٍ لَهُمْ بِأَسْفَلِ مَكَّةَ، يُقَالُ لَهُ "الوَتِيرُ"، فَخَرَجَ نَوْفَلُ بْنُ مُعَاوِيَةَ الدُّؤَلِيُّ فِي بَنِي الدُّئَلِ مِنْ بَنِي بَكْرٍ حَتَّى بَيَّتَ خُزَاعَةَ، وَلَيْسَ كُلُّ بَكْرٍ تَابَعَهُ، فَأَصَابُوا مِنْهُمْ رَجُلًا وَتَحَارَبُوا وَاقْتَتَلُوا، وَرَفَدَتْ قُرَيْشٌ بَنِي بَكْرٍ بِالسِّلَاحِ، وَقَاتَلَ مَعَهُمْ مِنْ قُرَيْشٍ مَنْ قَاتَلَ مُسْتَخْفِيًا بِاللَّيْلِ، حَتَّى حازوا خزاعة إلىالحرم، وَكَانَ مِمَّنْ أَعَانَ بَنِي بَكْرٍ مِنْ قُرَيْشٍ عَلَى خُزَاعَةَ لَيْلَتَئِذٍ بِأَنْفُسِهِمْ مُتَنَكِّرِينَ: صَفْوَانُ بْنُ أُمَيَّةَ، وَعِكْرِمَةُ بْنُ أَبِي جَهْلٍ، وَسُهَيْلُ بْنُ عَمْرٍو، مَعَ عَبِيدِهِمْ فَلَمَّا انْتَهَوْا إِلَى الْحَرَمِ قَالَتْ بَنُو بَكْرٍ: يَا نَوْفَلُ إِنَّا دَخَلْنَا الْحَرَمَ، إِلَهَكَ إِلَهَكَ، فَقَالَ كَلِمَةً عَظِيمَةً: إِنَّهُ لَا إِلَهَ لِيَ الْيَوْمَ، [يَا بَنِي بَكْرٍ] ٢ أَصِيبُوا ثَأْرَكُمْ فِيهِ.

Sonra Benû Bekir, Mekke'nin aşağısında "el-Vetîr" denilen bir suyun başında bulundukları sırada Huzâa'ya saldırdı. Nevfel b. Muâviye ed-Düelî, Benû Bekir'e bağlı Benû'd-Dîl kabilesiyle birlikte yola çıkarak nihayet Huzâa'ya gece baskını yaptı; oysa Benû Bekir'in tamamı ona uymuş değildi. Onlardan bir adamı öldürdüler, karşılıklı savaşıp çarpıştılar. Kureyş de Benû Bekir'e silah yardımında bulundu. Kureyş'ten bazı kimseler de geceleyin gizlenerek onlarla birlikte savaştı; nihayet Huzâa'yı Harem bölgesine kadar sürdüler. O gece kılık değiştirerek bizzat Huzâa aleyhine Benû Bekir'e yardım eden Kureyşliler arasında köleleriyle birlikte Safvân b. Ümeyye, İkrime b. Ebî Cehil ve Süheyl b. Amr da vardı. Harem bölgesine ulaştıklarında Benû Bekir: "Ey Nevfel! Biz Harem'e girdik; İlahından [kork], İlahından [kork]!" dediler. Bunun üzerine [Nevfel] çok ağır bir söz söyleyerek: "Bugün benim için hiçbir ilah yoktur; [ey Benû Bekir,] 2 onun içinde [Harem'de] intikamınızı alın!" dedi.

17816. Metin

فَلَمَّا تَظَاهَرَتْ قُرَيْشٌ عَلَى خُزَاعَةَ وَأَصَابُوا مِنْهُمْ وَنَقَضُوا مَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ مِنَ الْعَهْدِ بِمَا اسْتَحَلُّوا مِنْ خُزَاعَةَ -وَكَانُوا فِي عَقْدِهِ-خَرَجَ عَمْرُو بْنُ سَالِمٍ الْخُزَاعِيُّ، حَتَّى قَدِمَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ الْمَدِينَةَ، وَكَانَ ذَلِكَ مِمَّا هَاجَ فَتْحَ مَكَّةَ، فَوَقَفَ عَلَيْهِ وَهُوَ فِي الْمَسْجِدِ جَالِسٌ بَيْنَ ظَهْرَانَيِ النَّاسِ، فَقَالَ: لَا هُمَّ إِنِّي نَاشِدٌ مُحَمَّدًا ... حِلْفَ أَبِينَا وَأَبِيهِ الْأَتْلَدَا

Kureyş, Huzâa'ya karşı [Benû Bekir'e] destek verip onlardan can alınca ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in himayesinde bulunan Huzâa'nın kanını helal saymakla aralarındaki ahdi bozunca, Amr b. Sâlim el-Huzâî çıkıp Medine'ye, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldi. Bu olay da Mekke'nin fethini tetikleyen sebeplerden biri oldu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem mescitte insanların arasında otururken Amr onun başında durup şu şiiri okudu: "Allahım! Ben Muhammed'e hatırlatıyorum... Babamız ile babası arasındaki o köklü yemini,"

17817. Metin

إِنَّ قُرَيْشًا أَخْلَفُوكَ الْمَوْعِدَا ... وَنَقَضُوا مِيثَاقَكَ الْمُؤَكَّدَا

"Kureyş sana verdikleri sözden döndü... Ve seninle yaptıkları kesin ahdi bozdular..."

17818. Metin

الْأَبْيَاتُ كَمَا ذَكَرْنَا فِي سُورَةِ التَّوْبَةِ (١) .

Beyitlerin devamı Tevbe Suresi'nde zikrettiğimiz gibidir (١).

17819. Metin

فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: "قَدْ نُصِرْتَ يَا عَمْرُو بْنَ سَالِمٍ"، ثُمَّ عَرَضَ لِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ عَنَانٌ مِنَ السَّمَاءِ، فَقَالَ: "إِنَّ هَذِهِ السَّحَابَةُ لَتَسْتَهِلُّ، بِنَصْرِ بَنِي كَعْبٍ"، وَهُمْ رَهْطُ عَمْرِو بْنِ سَالِمٍ.

Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sana yardım edilmiştir, ey Amr b. Sâlim!" buyurdu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gökyüzünden bir bulut belirdi ve şöyle buyurdu: "Şüphesiz bu bulut, Benû Kâ'b'a yardım için gürlemektedir." Onlar da Amr b. Sâlim'in kabilesidir.

17820. Metin

ثُمَّ خَرَجَ بُدَيْلُ بْنُ وَرْقَاءَ فِي نَفَرٍ مِنْ خُزَاعَةَ، حَتَّى قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَأَخْبَرُوهُ بِمَا أُصِيبَ مِنْهُمْ [وَبِمُظَاهَرَةِ] (٢) قُرَيْشٍ بَنِي بَكْرٍ عَلَيْهِمْ، ثُمَّ انْصَرَفُوا رَاجِعِينَ إِلَى مَكَّةَ، وَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ قَالَ لِلنَّاسِ: كَأَنَّكُمْ بِأَبِي سُفْيَانَ قَدْ جَاءَ لِيَشُدَّ الْعَقْدَ وَيَزِيدَ فِي الْمُدَّةِ.

Daha sonra Büdeyl b. Verkā, Huzâa'dan bir grup insanla yola çıkıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna vardı. Kendilerinden öldürülenleri ve Kureyş'in Benû Bekir'e kendilerine karşı [yardım ettiğini] (٢) haber verdiler. Ardından Mekke'ye dönmek üzere ayrıldılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise insanlara: "Ebû Süfyân'ı anlaşmayı pekiştirmek ve süreyi uzatmak için gelmiş gibi görüyorum" buyurmuştu.

17821. Metin

وَمَضَى بُدَيْلُ بْنُ وَرْقَاءَ فَلَقِيَ أَبَا سُفْيَانَ بِعَسَفَانَ، قَدْ بَعَثَتْهُ قُرَيْشٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ لِيَشُدَّ الْعَقْدَ وَيَزِيدَ فِي الْمُدَّةِ، وَقَدْ رَهِبُوا الَّذِي صَنَعُوا، فَلَمَّا لَقِيَ أَبُو سُفْيَانَ بُدَيْلًا قَالَ: مِنْ أَيْنَ أَقْبَلْتَ يَا بُدَيْلُ؟ وَظَنَّ أَنَّهُ قَدْ أَتَى رَسُولَ اللَّهِ ﷺ، قَالَ: سِرْتُ فِي خُزَاعَةَ فِي هَذَا السَّاحِلِ وَفِي بَطْنِ هَذَا الوادي، قال: أو ما أَتَيْتَ مُحَمَّدًا؟ قَالَ: لَا فَلَمَّا رَاحَ بُدَيْلٌ إِلَى مَكَّةَ قَالَ أَبُو سُفْيَانَ: لَئِنْ كَانَ جَاءَ الْمَدِينَةَ لَقَدْ عَلَفَ نَاقَتَهُ بِهَا النَّوَى، فَعَمَدَ إِلَى مَبْرَكِ نَاقَتِهِ فَأَخَذَ مِنْ بَعْرِهَا فَفَتَّهُ فَرَأَى فِيهِ النَّوَى، فَقَالَ: أَحْلِفُ بِاللَّهِ لَقَدْ جَاءَ بُدَيْلٌ مُحَمَّدًا.

Büdeyl b. Verkā yola devam etti ve Asafân'da Ebû Süfyân ile karşılaştı. Kureyş, yaptıkları şeyden korktukları için anlaşmayı pekiştirmesi ve süreyi uzatması amacıyla onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e göndermişti. Ebû Süfyân Büdeyl ile karşılaşınca: "Nereden geliyorsun ey Büdeyl?" dedi ve onun Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gitmiş olduğunu düşündü. Büdeyl: "Şu sahil boyunca ve şu vadinin içindeki Huzâa arasında dolaştım" dedi. Ebû Süfyân: "Muhammed'in yanına gitmedin mi?" dedi. Büdeyl: "Hayır" dedi. Büdeyl Mekke'ye doğru yola koyulunca Ebû Süfyân: "Eğer o Medine'ye gitmişse devesine mutlaka hurma çekirdeği yedirmiştir" dedi. Devesinin çöktüğü yere yöneldi, gübresinden alıp ufaladı ve içinde hurma çekirdeği gördü. Bunun üzerine: "Allah'a yemin ederim ki Büdeyl Muhammed'in yanına gitmiş!" dedi.

17822. Metin

ثُمَّ خَرَجَ أَبُو سُفْيَانَ حَتَّى قَدِمَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ الْمَدِينَةَ، فَدَخَلَ عَلَى ابْنَتِهِ أُمِّ حَبِيبَةَ بِنْتِ أَبِي سُفْيَانَ، فِلْمَّا ذَهَبَ لِيَجْلِسَ عَلَى فِرَاشِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ طَوَتْهُ عَنْهُ، فَقَالَ: يَا بُنَيَّةُ أَرَغِبْتِ بِي عَنْ هَذَا الْفِرَاشِ أَمْ أَرَغِبْتِ بِهِ عَنِّي؟ قَالَتْ: بَلَى هُوَ فِرَاشُ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، وَأَنْتَ رَجُلٌ مُشْرِكٌ نَجِسٌ، فَلَمْ أُحِبَّ أَنْ تَجْلِسَ على فراش ٢٠٣/أرَسُولِ اللَّهِ ﷺ، فَقَالَ: وَاللَّهِ لَقَدْ أَصَابَكِ يَا بُنَيَّةُ بَعْدِي [شَيْءٌ] ٣

Sonra Ebû Süfyân yola çıkıp Medine'de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna geldi. Kızı [ve müminlerin annesi] Ümmü Habîbe bint Ebî Süfyân'ın yanına girdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yatağına oturmaya yeltenince kızı yatağı dürüp ondan uzaklaştırdı. Bunun üzerine: "Kızcağızım! Beni bu yatağa mı layık görmedin, yoksa bu yatağı mı bana layık görmedin?" dedi. Kızı: "Bilakis o, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yatağıdır; sen ise müşrik ve necis bir adamsın. Bu yüzden Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yatağına oturmanı istemedim" dedi. Ebû Süfyân: "Allah'a yemin olsun ki kızcağızım, benden sonra sana [kötü] bir hâl 3 isabet etmiş!" dedi.

17823. Metin

ثُمَّ خَرَجَ حَتَّى أَتَى رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَكَلَّمَهُ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ شَيْئًا [غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ: نَقَضَ أَهْلُ مَكَّةَ الْعَهْدَ] (١) .

Sonra çıkıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına vardı ve onunla konuştu; ancak Resûlullah ona hiçbir cevap vermedi [şu kadar var ki: "Mekke halkı ahdi bozdu" buyurdu] (١).

17824. Metin

ثُمَّ ذَهَبَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَكَلَّمَهُ أَنْ يُكَلِّمَ لَهُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ، فَقَالَ: مَا أَنَا بِفَاعِلٍ، ثُمَّ أَتَى عُمْرَ ابن الْخَطَّابِ فَكَلَّمَهُ فَقَالَ: أَنَا أَشْفَعُ لَكُمْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ؟ ! فَوَاللَّهِ لَوْ لَمْ أَجِدْ إِلَّا الذَّرَّ لَجَاهَدْتُكُمْ بِهِ، ثُمَّ خَرَجَ فَدَخَلَ عَلَى عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ ﵁، وَعِنْدَهُ فَاطِمَةُ بنت رسول لله ﷺ وَعِنْدَهَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ ﵄، غُلَامٌ يَدِبُّ، بَيْنَ يَدَيْهَا، فَقَالَ: يَا عَلِيُّ إِنَّكَ أَمَسُّ، الْقَوْمَ بِي رَحِمًا وَأَقْرَبُهُمْ مِنِّي قَرَابَةً، وَقَدْ جِئْتُ فِي حَاجَةٍ فَلَا أَرْجِعَنَّ كَمَا جِئْتُ، خَائِبًا، اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، فَقَالَ: وَيْحَكَ يَا أَبَا سُفْيَانَ لَقَدْ عَزَمَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ عَلَى أَمْرٍ مَا نَسْتَطِيعُ أَنْ نُكَلِّمَهُ فِيهِ، فَالْتَفَتَ إِلَى فَاطِمَةَ فَقَالَ: يَا بِنْتَ مُحَمَّدٍ، هَلْ لَكِ أَنْ تَأْمُرِي بُنَيَّكِ هَذَا فَيُجِيرَ بَيْنَ النَّاسِ فَيَكُونَ سَيِّدَ الْعَرَبِ إِلَى آخِرِ الدَّهْرِ؟ قَالَتْ: وَاللَّهِ مَا بَلَغَ بُنَيَّ أَنْ يُجِيرَ بَيْنَ النَّاسِ، وَمَا يُجِيرُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ أَحَدٌ، فَقَالَ: يَا أَبَا الْحَسَنِ -إِنِّي أَرَى الْأُمُورَ قَدِ اشْتَدَّتْ عَلَيَّ فَانْصَحْنِي، قَالَ: وَاللَّهِ مَا أَعْلَمُ شَيْئًا يُغْنِي عَنْكَ، وَلَكِنَّكَ سَيِّدُ بَنِي كِنَانَةَ، فَقُمْ فَأَجِرْ بَيْنَ النَّاسِ، ثُمَّ الْحَقْ بِأَرْضِكَ، قَالَ أَوَتُرَى ذَلِكَ مُغْنِيًا عَنِّي شَيْئًا؟ قَالَ: لَا وَاللَّهِ، مَا أَظُنُّ، وَلَكِنْ لَا أَجِدُ لَكَ غَيْرَ ذَلِكَ.

Sonra Ebû Bekir'e gidip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile kendi adına konuşmasını istedi. Ebû Bekir: "Bunu yapacak değilim" dedi. Sonra Ömer b. el-Hattâb'a gidip onunla konuştu. Ömer: "Ben mi sizin için Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şefaatçi olacağım?! Allah'a yemin ederim ki karıncadan başka bir şey bulamasam bile onunla sizinle cihad ederim!" dedi. Sonra oradan çıkıp Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anh'ın yanına girdi. Yanında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kızı Fâtıma ve onun önünde emekleyen bir çocuk olan Hasan b. Ali radıyallâhu anhümâ vardı. Ebû Süfyân: "Ey Ali! Şüphesiz sen bu topluluk içinde bana soyca en yakın ve akrabalık bağı en kuvvetli olansın. Bir ihtiyaç için geldim; geldiğim gibi eli boş dönmeyeyim, bizim için Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şefaatçi ol" dedi. Ali: "Yazıklar olsun sana ey Ebû Süfyân! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem öyle bir işe azmetti ki bu hususta onunla konuşamayız" dedi. Bunun üzerine Ebû Süfyân, Fâtıma'ya dönüp: "Ey Muhammed'in kızı! Şu küçük oğluna emretsen de insanlar arasında eman verse ve böylece kıyamete kadar Arapların efendisi olsa olmaz mı?" dedi. Fâtıma: "Allah'a yemin olsun ki oğlum insanlar arasında eman verecek yaşa ulaşmamıştır ve hiç kimse Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı eman veremez" dedi. Ebû Süfyân: "Ey Ebe'l-Hasan! İşlerin benim için çok zorlaştığını görüyorum, bana bir akıl ver" dedi. Ali: "Allah'a yemin ederim ki senin işine yarayacak bir şey bilmiyorum. Fakat sen Benû Kinâne'nin efendisisin; kalk, insanlar arasında eman ver, sonra da kendi memleketine dön" dedi. Ebû Süfyân: "Bunun bana bir fayda sağlayacağını düşünüyor musun?" dedi. Ali: "Hayır, vallahi zannetmiyorum; fakat senin için bundan başka bir yol da bulamıyorum" dedi.

17825. Metin

فَقَامَ أَبُو سُفْيَانَ فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ: يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي قَدْ أَجَرْتُ بَيْنَ النَّاسِ، ثُمَّ رَكِبَ بَعِيرَهُ فَانْطَلَقَ فَلَمَّا قَدِمَ عَلَى قُرَيْشٍ قَالُوا: مَا وَرَاءَكَ؟ قَالَ: جِئْتُ مُحَمَّدًا فَكَلَّمْتُهُ وَاللَّهِ مَا رَدَّ عَلَيَّ شَيْئًا ثُمَّ جِئْتُ ابْنَ أَبِي قُحَافَةَ، فَلَمْ أَجِدْ عِنْدَهُ خَيْرًا، فَجِئْتُ ابْنَ الْخَطَّابِ فَوَجَدْتُهُ أَعْدَى الْقَوْمِ، ثُمَّ أَتَيْتُ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ فَوَجَدْتُهُ أَلْيَنَ الْقَوْمِ، وَقَدْ أَشَارَ عَلَيَّ بِشَيْءٍ صَنَعْتُهُ، فَوَاللَّهِ مَا أَدْرِي هَلْ [يُغْنِينِي] (٢) شَيْئًا أَمْ لَا؟ قَالُوا: وَمَاذَا أَمَرَكَ؟ قَالَ: أَمَرَنِي أَنْ أُجِيرَ بَيْنَ النَّاسِ فَفَعَلْتُ، قَالُوا: فَهَلْ أَجَازَ ذَلِكَ مُحَمَّدٌ ﷺ؟ قَالَ: لَا قَالُوا: وَاللَّهِ إِنْ زَادَ عَلِيٌّ عَلَى أَنْ لَعِبَ بِكَ، فَلَا يُغْنِي عَنَّا مَا قُلْتَ، قَالَ: لَا وَاللَّهِ مَا وَجَدْتُ غَيْرَ ذَلِكَ.

Bunun üzerine Ebû Süfyân mescitte ayağa kalkıp: "Ey insanlar! Ben insanlar arasında eman verdim" dedi. Sonra devesine binip yola çıktı. Kureyş'in yanına vardığında: "Ne haber getirdin?" dediler. O da: "Muhammed'e gittim, onunla konuştum; vallahi bana hiçbir cevap vermedi. Sonra Ebû Kuhâfe'nin oğluna gittim, onda da bir hayır bulamadım. Sonra Hattâb'ın oğluna gittim, onu da topluluğun en düşmanı buldum. Sonra Ali b. Ebî Tâlib'e gittim, onu insanların en yumuşağı buldum. Bana bir şey tavsiye etti, ben de onu yaptım. Vallahi bunun [bana bir fayda sağlayıp] (٢) sağlamayacağını da bilmiyorum" dedi. "Sana ne emretti?" dediler. "İnsanlar arasında eman vermemi emretti, ben de öyle yaptım" dedi. "Peki Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem bunu onayladı mı?" dediler. "Hayır" dedi. Onlar: "Allah'a yemin olsun ki Ali seninle alay etmekten başka bir şey yapmamış; senin bu söylediğin bizim hiçbir işimize yaramaz" dediler. O da: "Hayır, vallahi bundan başka bir çare bulamadım" dedi.

17826. Metin

قَالَ: وَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ النَّاسَ بِالْجَهَازِ، وَأَمْرَ أَهْلَهُ أَنْ يُجَهِّزُوهُ، فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى ابْنَتِهِ عائشة رضي لله عَنْهَا وَهِيَ تُصْلِحُ بَعْضَ جِهَازِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، فَقَالَ: أَيْ بُنَيَّةُ أَمَرَكُمْ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ بِأَنْ تُجَهِّزُوهُ؟ قَالَتْ: نَعَمْ فَتَجَهَّزْ، قَالَ: فَأَيْنَ تَرَيْنَهُ يُرِيدُ؟ قَالَتْ: مَا أَدْرِي. ثُمَّ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ أَعْلَمُ النَّاسَ أَنَّهُ سَائِرٌ إِلَى مَكَّةَ، وَأَمَرَهُمْ بِالْجِدِّ وَالتَّهَيُّؤِ، وَقَالَ: اللَّهُمَّ خُذِ الْعُيُونَ وَالْأَخْبَارَ عَنْ قُرَيْشٍ حَتَّى [نَبْغَتَهَا] ٣ فِي بِلَادِهَا، فَتَجَهَّزَ النَّاسُ.

[Râvi] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanlara [sefer] hazırlığı yapmalarını emretti, ailesine de kendisini hazırlamalarını buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir, kızı Âişe radıyallâhu anhâ'nın yanına girdi; o sırada [Âişe], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in birtakım yol hazırlıklarını yapıyordu. Ebû Bekir: "Kızcağızım! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisini hazırlamanızı mı emretti?" dedi. Âişe: "Evet, sen de hazırlan" dedi. [Ebû Bekir]: "Peki sence nereye gitmek istiyor?" diye sordu. Âişe: "Bilmiyorum" dedi. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanlara Mekke'ye doğru yola çıkacağını bildirdi, onlara gayretli ve hazırlıklı olmalarını emretti ve şöyle dua etti: «اللَّهُمَّ خُذِ الْعُيُونَ وَالْأَخْبَارَ عَنْ قُرَيْشٍ حَتَّى نَبْغَتَهَا فِي بِلَادِهَا» «Allahım! Kendi beldelerinde onları ansızın yakalayıncaya kadar Kureyş'in casuslarını ve [bizden alacakları] haberleri engelle!»3 Bunun üzerine insanlar hazırlandı.

17827. Metin

وَكَتَبَ حَاطِبُ بْنُ أَبِي بَلْتَعَةَ كِتَابًا إِلَى قُرَيْشٍ [-وَفِيهِ قِصَّةٌ] (١) ذَكَرْنَاهَا فِي سُورَةِ الْمُمْتَحِنَةِ - (٢) .

Hâtıb b. Ebî Beltea Kureyş'e bir mektup yazdı [-ki bu hususta bir kıssa vardır-] (١) onu Mümtehine Suresi'nde zikretmiştik (٢).

17828. Metin

ثُمَّ اسْتَخْلَفَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ عَلَى الْمَدِينَةِ أَبَا رِهْمٍ كُلْثُومَ بْنَ حُصَيْنِ بْنِ خَلَفٍ الْغِفَارِيُّ، وَخَرَجَ عَامِدًا إِلَى مَكَّةَ لِعَشَرٍ مَضَيْنَ مِنْ رَمَضَانَ سَنَةَ ثَمَانٍ، فَصَامَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ وَصَامَ النَّاسُ مَعَهُ، حَتَّى إِذَا كَانَ بِالْكَدِيدِ -مَاءٌ بَيْنَ عَسَفَانَ وَأَمَجَّ -أَفْطَرَ.

Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine'de yerine Ebû Ruhm Külsûm b. Husayn b. Halef el-Gıfârî'yi vekil bıraktı. Sekizinci yılın Ramazan ayından on gün geçmişken Mekke'ye doğru yola çıktı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oruç tuttu, insanlar da onunla birlikte oruç tuttular; nihayet Asafân ile Emeç arasındaki bir su olan el-Kedîd'e vardığında orucunu açtı.

17829. Metin

ثُمَّ مَضَى حَتَّى نَزَلَ بِمَرِّ الظَّهْرَانِ فِي عَشَرَةِ آلَافٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، وَلَمْ يَتَخَلَّفْ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ عَنْهُ أَحَدٌ، فَلَمَّا نَزَلَ بِمَرِّ الظَّهْرَانِ، وَقَدْ عَمِيَتِ الْأَخْبَارُ عَنْ قُرَيْشٍ، فَلَا يَأْتِيهِمْ خَبَرٌ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَلَا يَدْرُونَ مَا هُوَ فَاعِلٌ، فَخَرَجَ فِي تِلْكَ اللَّيْلَةِ: أَبُو سُفْيَانَ بْنُ حَرْبٍ، وَحَكِيمُ بْنُ حِزَامٍ وَبُدَيْلُ بْنُ وَرْقَاءَ، يَتَحَسَّسُونَ الْأَخْبَارَ هَلْ يَجِدُونَ خَبَرًا؟ وَقَدْ قَالَ الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ لَيْلَتَئِذٍ: وَاصَبَاحَ قُرَيْشٍ، وَاللَّهِ لَئِنْ [بَغَتَهَا] (٣) رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فِي بِلَادِهَا فَدَخَلَ مَكَّةَ عَنْوَةً إِنَّهَا لَهَلَاكُ قُرَيْشٍ إِلَى آخِرِ الدَّهْرِ.

Sonra ilerleyip on bin Müslümanla birlikte Merrü'z-Zahrân'a indi. Muhacirlerden ve Ensar'dan hiç kimse geride kalmamıştı. Merrü'z-Zahrân'a indiğinde Kureyş'in haber alma imkanları kesilmişti; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hakkında kendilerine hiçbir haber ulaşmıyor ve onun ne yapacağını bilmiyorlardı. O gece Ebû Süfyân b. Harb, Hakîm b. Hizâm ve Büdeyl b. Verkā bir haber bulabilirler mi diye araştırmak üzere çıktılar. Abbâs b. Abdilmuttalib o gece şöyle demişti: "Yazık Kureyş'in sabahına! Allah'a yemin ederim ki eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları yurtlarında [ansızın basar] (٣) da Mekke'ye zorla girerse, bu ebediyen Kureyş'in helaki olur."

17830. Metin

فَخَرَجَ الْعَبَّاسُ عَلَى بَغْلَةِ رَسُولِ اللَّهِ وَقَالَ: أَخْرُجُ إِلَى الْأَرَاكِ لَعَلِّي أَرَى حَطَّابًا أَوْ صَاحِبَ لَبَنٍ أَوْ دَاخِلًا يَدْخُلُ مَكَّةَ فَيُخْبِرُهُمْ بِمَكَانِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَيَأْتُونَهُ فَيَسْتَأْمِنُونَهُ قَبْلَ أَنْ يَدْخُلَهَا عَلَيْهِمْ عَنْوَةً.

Bunun üzerine Abbâs, Resûlullah'ın katırına binerek çıktı ve: "Misvak ağaçlarının olduğu yere çıkayım; belki bir oduncuya, bir sütçüye ya da Mekke'ye giren birine rastlarım da onlara Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bulunduğu yeri haber verir, onlar da o Mekke'ye zorla girmeden önce gelip ondan eman dilerler" dedi.

17831. Metin

قَالَ الْعَبَّاسُ فَخَرَجْتُ وَإِنِّي -وَاللَّهِ -لَأُطَوِّفُ فِي الْأَرَاكِ أَلْتَمِسُ مَا خَرَجْتُ لَهُ إِذْ سَمِعْتُ صَوْتَ أَبِي سُفْيَانَ وَحَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ وَبَدِيلِ بْنِ وَرْقَاءَ، وَقَدْ خَرَجُوا يَتَحَسَّسُونَ الْخَبَرَ، فَسَمِعْتُ أَبَا سُفْيَانَ يَقُولُ: وَاللَّهِ مَا رَأَيْتُ كَاللَّيْلَةِ قَطُّ نِيرَانًا، وَقَالَ بَدِيلٌ: هَذِهِ وَاللَّهِ نِيرَانُ خُزَاعَةَ [حَمَشَتْهَا] ٤ الْحَرْبُ، فَقَالَ أَبُو سُفْيَانَ: خُزَاعَةُ أَلْأَمُ مِنْ ذَلِكَ وَأَذَلُّ فَعَرَفْتُ صَوْتَهُ فَقُلْتُ: يَا أَبَا حَنْظَلَةَ، فَعَرَفَ صَوْتِي فَقَالَ: يَا أَبَا الْفَضْلِ، فَقُلْتُ: نَعَمْ، فَقَالَ: مَالَكَ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي؟ قُلْتُ: وَيْحَكَ يَا أَبَا سُفْيَانَ هَذَا، وَاللَّهِ، رَسُولُ اللَّهِ ﷺ قَدْ جَاءَ بِمَا لَا قِبَلَ لَكُمْ بِهِ، بِعَشَرَةِ آلَافٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، قَالَ: وَمَا الْحِيلَةُ؟ قُلْتُ: وَاللَّهِ لَئِنْ ظَفِرَ بِكَ لِيَضْرِبَنَّ عُنُقَكَ، فَارْكَبْ فِي عَجُزِ هَذِهِ الْبَغْلَةِ حَتَّى آتِيَ بِكَ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَأَسْتَأْمِنُهُ فَرَدَفَنِي، وَرَجَعَ صَاحِبَاهُ فَخَرَجْتُ أَرْكُضُ بِهِ بَغْلَةَ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، كُلَّمَا مَرَرْتُ بِنَارٍ مِنْ نِيرَانِ الْمُسْلِمِينَ فَنَظَرُوا إلي قالوا: ٢٠٣/ب هَذَا عَمُّ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، حَتَّى مَرَرْتُ بِنَارِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، فَقَالَ: مَنْ هَذَا؟ وَقَامَ إِلَيَّ فَلَمَّا رَأَى أَبَا سُفْيَانَ عَلَى عَجُزِ الدَّابَّةِ، قَالَ: أَبُو سُفْيَانَ عَدُوُّ اللَّهِ!

Abbâs dedi ki: Çıktım ve -vallâhi- kendisi için çıktığım şeyi arayarak misvak ağaçlarının arasında dolaşıyordum. Tam o sırada haber araştırmak üzere çıkmış olan Ebû Süfyân, Hakîm b. Hizâm ve Büdeyl b. Verkā'nın sesini işittim. Ebû Süfyân'ın: "Vallâhi bu geceki gibi [çok] ateşleri asla görmedim" dediğini işittim. Büdeyl ise: "Vallâhi bu, savaşın alevlendirdiği4 Huzâa [kabilesinin] ateşleridir" dedi. Ebû Süfyân: "Huzâa bundan daha önemsiz ve daha hakirdir" dedi. Bunun üzerine sesini tanıdım ve: "Ey Ebû Hanzala!" dedim. O da sesimi tanıdı ve: "Ey Ebu'l-Fadl!" dedi. "Evet" dedim. "Ne var, anam babam sana feda olsun?" dedi. Ben de: "Yazıklar olsun sana ey Ebû Süfyân! Vallâhi işte bu, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir; on bin Müslümanla birlikte karşı koyamayacağınız bir [orduyla] gelmiştir" dedim. [Ebû Süfyân]: "Peki çare nedir?" dedi. Ben de: "Vallâhi seni ele geçirirse mutlaka boynunu vurur. Bu katırın arkasına bin de seni Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e götüreyim ve senin için eman dileyeyim" dedim. Bunun üzerine arkama bindi, iki arkadaşı ise geri döndü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in katırını onunla birlikte hızlıca sürerek yola çıktım. Müslümanların ateşlerinden bir ateşin yanından her geçtiğimde bana bakıyor ve: "Bu, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in amcasıdır" diyorlardı. Nihayet Ömer b. el-Hattâb'ın ateşinin yanından geçtim. [Ömer]: "Bu kim?" dedi ve bana doğru kalktı. Bineğin arkasındaki Ebû Süfyân'ı görünce: "Allah'ın düşmanı Ebû Süfyân!" dedi.

17832. Metin

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَمْكَنَ مِنْكَ بِغَيْرِ عَهْدٍ وَلَا عَقْدٍ، ثُمَّ اشْتَدَّ نَحْوَ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَرَكَضْتُ الْبَغْلَةَ وَسَبَقْتُهُ بِمَا تَسْبِقُ الدَّابَّةُ الْبَطِيئَةُ الرَّجُلَ الْبَطِيءَ، فَاقْتَحَمْتُ عَنِ الْبَغْلَةِ فَدَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَدَخَلَ عَلَيْهِ عُمْرُ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا أَبُو سُفْيَانَ عَدُوُّ اللَّهِ قَدْ أَمْكَنَ اللَّهُ مِنْهُ بِغَيْرِ عَهْدٍ وَلَا عَقْدٍ، فَدَعْنِي فَلْأَضْرِبْ عُنُقَهُ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي قَدْ أَجَرْتُهُ، ثُمَّ جَلَسْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ فَأَخَذْتُ بِرَأْسِهِ وَقُلْتُ: وَاللَّهِ لَا يُنَاجِيهِ اللَّيْلَةَ أَحَدٌ دُونِي، فَلَمَّا أَكْثَرَ فِيهِ عُمْرُ ﵁ قُلْتُ: مَهْلًا يَا عُمَرُ، فَوَاللَّهِ مَا تَصْنَعُ هَذَا إِلَّا أَنَّهُ رَجُلٌ مِنْ بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ، وَلَوْ كَانَ مِنْ بَنِي عَدِيِّ بْنِ كَعْبٍ مَا قُلْتَ هَذَا. قَالَ: مَهْلًا يَا عَبَّاسُ، فَوَاللَّهِ لَإِسْلَامُكَ يَوْمَ أَسْلَمْتَ كَانَ أَحَبَّ إِلَيَّ مِنْ إِسْلَامِ الْخَطَّابِ لَوْ أَسْلَمَ، [وَذَلِكَ لِأَنِّي أَعْلَمُ أَنَّ إِسْلَامَكَ كَانَ أَحَبَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ مِنْ إِسْلَامِ الْخَطَّابِ لَوْ أَسْلَمَ] (١) ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: "اذْهَبْ بِهِ يَا عَبَّاسُ إِلَى رَحْلِكَ، فَإِذَا أَصْبَحْتَ فَأْتِنِي بِهِ"، قَالَ: فَذَهَبْتُ إِلَى رَحْلِي فَبَاتَ عِنْدِي، فَلَمَّا أَصْبَحَ غَدَوْتُ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، فَلَمَّا رَآهُ قَالَ: "وَيْحَكَ يَا أَبَا سُفْيَانَ [أَلَمْ يَأْنِ] (٢) لَكَ أَنْ تَعْلَمَ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ؟ " قَالَ: بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، مَا أَحْلَمَكَ وَأَكْرَمَكَ وَأَوْصَلَكَ! وَاللَّهِ لَقَدْ ظَنَنْتُ أَنْ لَوْ كَانَ مَعَ اللَّهِ إِلَهٌ غَيْرُهُ فَقَدْ أَغْنَى عَنِّي شَيْئًا بَعْدُ، قَالَ: وَيْحَكَ يَا أَبَا سُفْيَانَ أَلَمْ يَأْنِ لَكَ أَنْ تَعْلَمَ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ؟ قَالَ: بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي وَمَا أَحْلَمَكَ وَأَكْرَمَكَ وَأَوْصَلَكَ! أَمَّا هَذِهِ فَإِنَّ فِي النَّفْسِ مِنْهَا [حَتَّى الْآنَ] (٣) شَيْئًا، قَالَ الْعَبَّاسُ: قُلْتُ لَهُ: وَيَحَكَ! أَسْلِمْ وَاشْهَدْ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، قَبْلَ أَنْ يُضْرَبَ عُنُقُكَ، قَالَ: فَشَهِدَ شَهَادَةَ الْحَقِّ وَأَسْلَمَ، قَالَ الْعَبَّاسُ: قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ يُحِبُّ هَذَا الْفَخْرَ، فَاجْعَلْ لَهُ شَيْئًا، قَالَ: نَعَمْ، مَنْ دَخَلَ دَارَ أَبِي سُفْيَانَ فَهُوَ آمِنٌ، وَمَنْ أَغْلَقَ عَلَيْهِ بَابَهُ فَهُوَ آمِنٌ، وَمِنْ دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَهُوَ آمِنٌ، فَلَمَّا ذَهَبَ لِيَنْصَرِفَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: يَا عَبَّاسُ احْبِسْهُ، بِمَضِيقِ الْوَادِي عِنْدَ خَطْمِ (٤) الْجَبَلِ حَتَّى تَمُرَّ بِهِ جُنُودُ اللَّهِ فَيَرَاهَا، قَالَ: فَخَرَجْتُ بِهِ حَتَّى حَبَسْتُهُ حَيْثُ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ ﷺ.

"Hiçbir ahid ve anlaşma olmaksızın seni elimize düşüren Allah'a hamdolsun!" Sonra koşarak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e doğru yöneldi. Ben katırı sürdüm ve yavaş bir binek yavaş bir adamı nasıl geçerse onu öylece geçtim. Katırdan hızla inip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim; arkamdan Ömer de girdi ve: "Ey Allah'ın Resûlü! Bu Allah'ın düşmanı Ebû Süfyân'dır; Allah hiçbir ahid ve anlaşma olmaksızın onu elimize düşürdü, bırak boynunu vurayım!" dedi. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben ona eman verdim" dedim. Sonra Resûlullah'ın yanına oturup başını tuttum ve: "Vallahi bu gece benden başkası onunla baş başa konuşmayacak" dedim. Ömer radıyallâhu anh bu hususta ısrar edince: "Yavaş ol ey Ömer! Vallahi sen bunu sırf o Benû Abdümenâf'tan bir adam olduğu için yapıyorsun; eğer Benû Adiyy b. Kâ'b'dan olsaydı böyle söylemezdin" dedim. Ömer: "Yavaş ol ey Abbâs! Vallahi senin Müslüman olduğun günkü İslamın, şayet Müslüman olsaydı Hattâb'ın İslamından bana daha sevimliydi. [Bu da senin İslamının, şayet Müslüman olsaydı Hattâb'ın İslamından Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e daha sevimli olduğunu bildiğim içindir]" (١) dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ey Abbâs, onu konakladığın yere götür; sabah olunca da onu bana getir" buyurdu. Abbâs dedi ki: Onu konakladığım yere götürdüm, geceyi yanımda geçirdi. Sabah olunca onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına getirdim. Resûlullah onu görünce: "Yazıklar olsun sana ey Ebû Süfyân! Allah'tan başka ilah olmadığını bilmenin vakti [gelmedi mi?]" (٢) buyurdu. Ebû Süfyân: "Babam ve anam sana feda olsun, sen ne kadar hilm sahibi, ne kadar cömert ve akrabalık bağına ne kadar riayetkarsın! Vallahi zannettim ki eğer Allah ile beraber başka bir ilah olsaydı, bundan sonra bana bir faydası dokunurdu" dedi. Resûlullah: "Yazıklar olsun sana ey Ebû Süfyân! Benim Allah'ın Resûlü olduğumu bilmenin vakti gelmedi mi?" buyurdu. Ebû Süfyân: "Babam ve anam sana feda olsun, sen ne kadar hilm sahibi, ne kadar cömert ve akrabalık bağına ne kadar riayetkarsın! Fakat buna gelince, [şu ana kadar] (٣) içimde bundan dolayı bir şüphe var" dedi. Abbâs dedi ki: Ben ona: "Yazıklar olsun sana! Boynun vurulmadan önce Müslüman ol ve Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet et!" dedim. Abbâs dedi ki: O da hak şehadetini getirdi ve Müslüman oldu. Abbâs dedi ki: Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Ebû Süfyân övünmeyi seven bir adamdır, ona bir pay ayır" dedim. Resûlullah: "Evet; kim Ebû Süfyân'ın evine girerse emandadır, kim kapısını üzerine kilitlerse emandadır ve kim mescide girerse emandadır" buyurdu. Dönüp gitmek istediğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ey Abbâs! Allah'ın orduları önünden geçip onları görsün diye onu vadinin dar boğazında, dağın burnunun (٤) yanında tut" buyurdu. Abbâs dedi ki: Onu çıkarıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bana emrettiği yerde tuttum.

17833. Metin

قَالَ: وَمَرَّتْ بِهِ الْقَبَائِلُ عَلَى رَايَاتِهَا، كُلَّمَا مَرَّتْ قَبِيلَةٌ قَالَ: مَنْ هَؤُلَاءِ يَا عَبَّاسُ؟ قَالَ: أَقُولُ: سُلَيْمٌ، قَالَ يَقُولُ: مَالِي وَلِسُلَيْمٍ، ثُمَّ تَمُرُّ الْقَبِيلَةُ فَيَقُولُ: مَنْ هَؤُلَاءِ؟ فَأَقُولُ: مُزَيْنَةُ، فَيَقُولُ: مَالِي وَلِمُزَيَّنَةَ، حَتَّى نَفِذَتِ الْقَبَائِلُ لَا تَمُرُّ قَبِيلَةٌ إِلَّا سَأَلَنِي عَنْهَا، فَإِذَا أَخْبَرْتُهُ يَقُولُ: مَالِي وَلِبَنِي فُلَانٍ حَتَّى مَرَّ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فِي الْخَضْرَاءِ، كَتِيبَةِ رَسُولِ اللَّهِ، فِيهَا الْمُهَاجِرُونَ وَالْأَنْصَارُ، لَا يُرَى مِنْهُمْ إِلَّا الْحَدَقُ مِنَ الْحَدِيدِ، قَالَ: سُبْحَانَ اللَّهِ مَنْ هَؤُلَاءِ يَا عَبَّاسُ؟ قُلْتُ: هَذَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فِي الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ،

[Abbâs] dedi ki: Kabileler sancaklarıyla onun önünden geçmeye başladılar. Ne zaman bir kabile geçse [Ebû Süfyân]: “Ey Abbâs, bunlar kim?” derdi. Ben: “Süleym [kabilesi]” derdim. O: “Süleym'den bana ne!” derdi. Sonra başka bir kabile geçer, o da: “Bunlar kim?” diye sorardı. Ben: “Müzeyne” derdim. O: “Müzeyne'den bana ne!” derdi. Nihayet kabileler bitinceye kadar geçen her kabileyi bana sordu; ben haber verdikçe o da: “Filanoğullarından bana ne!” dedi. Sonunda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, içinde Muhâcirler ve Ensâr'ın bulunduğu el-Hadrâ (yeşil) adlı Resûlullah'ın birliği içinde geçti; üzerlerindeki demir [zırhlar] sebebiyle gözbebeklerinden başka bir yerleri görünmüyordu. [Ebû Süfyân]: “Sübhânallah! Ey Abbâs, bunlar kim?” dedi. Ben de: “İşte bu, Muhâcirler ve Ensâr'ın arasındaki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir” dedim.

17834. Metin

فَقَالَ: وَاللَّهِ مَا لِأَحَدٍ بِهَؤُلَاءِ مِنْ قِبَلٍ وَلَا طَاقَةٍ، وَاللَّهِ يَا أَبَا الْفَضْلِ لَقَدْ أَصْبَحَ مُلْكُ ابْنِ أَخِيكَ عَظِيمًا، فَقَالَ: وَيْحَكَ! إِنَّهَا النُّبُوَّةُ، قَالَ: نَعَمْ إِذًا.

Bunun üzerine: "Vallahi hiç kimsenin bunlara karşı koyacak gücü ve takati yoktur. Vallahi ey Ebe'l-Fadl, kardeşinin oğlunun mülkü [hükümranlığı] pek büyük olmuş!" dedi. Abbâs: "Yazıklar olsun sana! Bu mülk değil peygamberliktir" dedi. O da: "Öyleyse evet" dedi.

17835. Metin

فَقُلْتُ: الْحَقِ الْآنَ بِقَوْمِكَ فَحَذِّرْهُمْ، فَخَرَجَ سَرِيعًا حَتَّى أَتَى مَكَّةَ فَصَرَخَ فِي الْمَسْجِدِ بِأَعْلَى صَوْتِهِ: يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ، هَذَا مُحَمَّدٌ قَدْ جَاءَكُمْ فِيمَا لَا قِبَلَ لَكُمْ بِهِ، قَالُوا: فَمَهْ؟ قَالَ: مَنْ دَخَلَ دَارَ أَبِي سُفْيَانَ فَهُوَ آمِنٌ، قَالُوا: وَيْحَكَ وَمَا تُغْنِي عَنَّا دَارُكَ؟ قَالَ: وَمَنْ دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَهُوَ آمِنٌ، وَمَنْ أَغْلَقَ عَلَيْهِ بَابَهُ فَهُوَ آمِنٌ، فَتَفَرَّقَ النَّاسُ إِلَى دُورِهِمْ وَإِلَى الْمَسْجِدِ.

Bunun üzerine: "Şimdi kavmine yetiş ve onları uyar" dedim. Hemen süratle yola çıkıp Mekke'ye vardı ve mescitte avazı çıktığı kadar bağırdı: "Ey Kureyş topluluğu! İşte bu Muhammed, karşı koyamayacağınız bir güçle size geldi!" Onlar: "Peki ne yapalım?" dediler. O: "Kim Ebû Süfyân'ın evine girerse emandadır" dedi. Onlar: "Yazıklar olsun sana! Senin evin bize ne fayda sağlar?" dediler. O: "Kim mescide girerse emandadır ve kim kapısını üzerine kilitlerse emandadır" dedi. Bunun üzerine insanlar evlerine ve mescide dağıldılar.

17836. Metin

قَالَ: وَجَاءَ حَكِيمُ بْنُ حِزَامٍ وَبُدَيْلُ بْنُ وَرْقَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ بِمَرِّ الظَّهْرَانِ فَأَسْلَمَا وَبَايَعَاهُ، فَلَمَّا بَايَعَاهُ بَعَثَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ بَيْنَ يَدَيْهِ إِلَى قُرَيْشٍ يَدْعُوَانِهِمْ إِلَى الْإِسْلَامِ.

Dedi ki: Hakîm b. Hizâm ve Büdeyl b. Verkā, Merrü'z-Zahrân'da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gelip Müslüman oldular ve ona biat ettiler. Onlar biat edince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları önceden Kureyş'e, kendilerini İslam'a davet etmek üzere gönderdi.

17837. Metin

وَلَمَّا خَرَجَ حَكِيمُ بْنُ حِزَامٍ وَبَدِيلُ بْنُ وَرْقَاءَ مِنْ عِنْدِ النَّبِيِّ ﷺ عَامِدِينَ إِلَى مَكَّةَ بَعَثَ فِي إِثْرِهِمَا الزُّبَيْرَ وَأَعْطَاهُ رَايَتَهُ وَأَمَّرَهُ عَلَى خَيْلِ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ، وَأَمَرَهُ أَنْ يَرْكِزَ رَايَتَهُ بِأَعْلَى مَكَّةَ بِالْحُجُونِ، وَقَالَ: لَا تَبْرَحْ حَيْثُ أَمَرْتُكَ أَنْ تَرْكِزَ رَايَتِي حَتَّى آتِيَكَ، وَمِنْ ثَمَّ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ مَكَّةَ وَضُرِبَتْ هُنَاكَ قُبَّتُهُ، وَأَمَرَ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ فِيمَنْ أَسْلَمَ مِنْ قُضَاعَةَ وَبَنِي سُلَيْمٍ أَنْ يَدْخُلَ مِنْ أَسْفَلَ مَكَّةَ وَبِهَا بَنُو بَكْرٍ قَدِ اسْتَنْفَرَتْهُمْ قُرَيْشٌ وَبَنُو الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ مَنَافٍ وَمَنْ كَانَ مِنَ الْأَحَابِيشِ، أَمَرَتْهُمْ قُرَيْشٌ أَنْ يَكُونُوا بِأَسْفَلَ مَكَّةَ، وَإِنَّ صَفْوَانَ بْنَ أُمَيَّةَ وَعِكْرِمَةَ بْنَ أَبِي جَهْلٍ وَسُهَيْلَ بْنَ عَمْرٍو، وَكَانُوا قَدْ جَمَعُوا أُنَاسًا بِالْخَنْدَمَةِ لِيُقَاتِلُوا، وَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ لِخَالِدٍ وَالزُّبَيْرِ حِينَ بَعَثَهُمَا: لَا تُقَاتِلَا إِلَّا مَنْ قَاتَلَكُمْ، وَأَمَرَ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ أَنْ يَدْخُلَ فِي بَعْضِ النَّاسِ مِنْ كُدًي، فَقَالَ سَعْدٌ حِينَ تَوَجَّهَ دَاخِلًا الْيَوْمُ يَوْمُ الْمَلْحَمَةِ، الْيَوْمُ تُسْتَحَلُّ الْحُرْمَةُ، فَسَمِعَهَا رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، اسْمَعْ مَا قَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ، وَمَا نَأْمَنُ أَنْ يَكُونَ لَهُ فِي قُرَيْشٍ صَوْلَةٌ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ لِعَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ: أَدْرِكْهُ فَخُذِ الرَّايَةَ مِنْهُ، فَكُنْ أَنْتَ الَّذِي تَدْخُلُ بِهَا، فَلَمْ يَكُنْ بِأَعْلَى مَكَّةَ منْ قِبَل ٢٠٤/أالزُّبَيْرِ قِتَالٌ، وَأَمَّا خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ فَقَدِمَ عَلَى قُرَيْشٍ وَبَنِي بَكْرٍ وَالْأَحَابِيشِ بِأَسْفَلِ مَكَّةَ، فَقَاتَلَهُمْ فَهَزَمَهُمُ اللَّهُ، وَلَمْ يَكُنْ بِمَكَّةَ قِتَالٌ غَيْرُ ذَلِكَ.

Hakîm b. Hizâm ile Büdeyl b. Verkā Mekke'ye gitmek üzere Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından çıkınca, onların ardından Zübeyr'i gönderdi, ona sancağını verdi, onu Muhacirler ile Ensar'ın süvarileri üzerine komutan tayin etti ve sancağını Mekke'nin yukarısında Hucûn'a dikmesini emretti. Şöyle buyurdu: "Ben sana gelinceye kadar sancağımı dikmeni emrettiğim yerden ayrılma." Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'ye oradan girdi ve çadırı da orada kuruldu. Hâlid b. Velîd'e ise Kudâa ve Benû Süleym'den Müslüman olanlarla birlikte Mekke'nin aşağısından girmesini emretti. Orada Kureyş'in savaşa çağırdığı Benû Bekir, Benû'l-Hâris b. Abdimenâf ve Ahâbîş'ten kimseler vardı; Kureyş onlara Mekke'nin aşağısında bulunmalarını emretmişti. Safvân b. Ümeyye, İkrime b. Ebî Cehil ve Süheyl b. Amr ise savaşmak üzere Handeme'de birtakım insanları toplamışlardı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hâlid ile Zübeyr'i gönderirken onlara: "Sizinle savaşanlardan başkasıyla savaşmayın" buyurdu. Sa'd b. Ubâde'ye de Kudâ tarafından bazı insanlarla birlikte girmesini emretti. Sa'd içeri girmek üzere yöneldiğinde: "Bugün büyük savaş günüdür, bugün dokunulmazlıklar helal kılınacaktır" dedi. Muhacirlerden bir adam bunu işitince: "Ey Allah'ın Resûlü! Sa'd b. Ubâde'nin ne dediğini işit; onun Kureyş'e karşı sert bir saldırı yapmasından emin değiliz" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ali b. Ebî Tâlib'e: "Ona yetiş ve sancağı ondan al; onunla giren sen ol" buyurdu. Böylece Mekke'nin yukarısında Zübeyr tarafından hiçbir çatışma olmadı. Hâlid b. Velîd'e gelince; o, Mekke'nin aşağısında Kureyş, Benû Bekir ve Ahâbîş'in karşısına çıktı; onlarla savaştı ve Allah onları hezimete uğrattı. Mekke'de bundan başka bir çatışma olmadı.

17838. Metin

وَقُتِلَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قَرِيبٌ مِنِ اثْنَيْ عَشَرَ أَوْ ثَلَاثَةَ عَشَرَ، وَلَمْ يُقْتَلْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ إِلَّا رَجُلٌ مِنْ جُهَيْنَةَ يُقَالُ لَهُ: سَلَمَةُ بْنُ الْمَيْلَاءِ، مِنْ خَيْلِ خَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ، وَرَجُلَانِ يُقَالُ لَهُمَا: كُرْزُ بْنُ جَابِرٍ [وَخُنَيْسُ] ١ بْنُ خَالِدٍ، كَانَا فِي خَيْلِ خَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ، فَشَذَّا عَنْهُ وَسَلَكَا طَرِيقًا غَيْرَ طَرِيقِهِ، فَقُتِلَا جَمِيعًا.

Müşriklerden on iki veya on üç civarında [kişi] öldürüldü. Müslümanlardan ise Hâlid b. Velîd'in süvarilerinden Cüheyne [kabilesin]den Seleme b. el-Meylâ denilen bir adam ile Hâlid b. Velîd'in süvarileri arasında olup da ondan ayrılan, onun yolundan başka bir yola sapan ve her ikisi de öldürülen Kürz b. Câbir ile [Huneys]1 b. Hâlid adındaki iki adamdan başkası öldürülmedi.

17839. Metin

وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ قَدْ عَهِدَ إِلَى أُمَرَائِهِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ حِينَ أَمَرَهُمْ أَنْ يَدْخُلُوا مَكَّةَ أَنْ لَا يُقَاتِلُوا أَحَدًا إِلَّا مَنْ قَاتَلَهُمْ، إِلَّا [أَنَّهُ قَدْ عَهِدَ] (١) فِي نَفَرٍ سَمَّاهُمْ أَمَرَ بِقَتْلِهِمْ، وَإِنْ وُجِدُوا تَحْتَ أَسْتَارِ الْكَعْبَةِ. مِنْهُمْ: عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ أَبِي سَرْحٍ، وَإِنَّمَا أَمَرَ بِقَتْلِهِ لِأَنَّهُ كَانَ قَدْ أَسْلَمَ فَارْتَدَّ مُشْرِكًا، فَفَرَّ إِلَى عُثْمَانَ، وَكَانَ أَخَاهُ مِنَ الرَّضَاعَةِ، فَغَيَّبَهُ حَتَّى أَتَى بِهِ [رَسُولَ اللَّهِ ﷺ بَعْدَ أَنِ اطْمَأَنَّ أَهْلُ مَكَّةَ، فَاسْتَأْمَنَ لَهُ.

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'ye girmelerini emrettiğinde Müslüman komutanlarına, kendileriyle savaşanlar hariç hiç kimseyle savaşmamalarını tembih etmişti; ancak [isimlerini tek tek saydığı] (١) ve Kâbe'nin örtüleri altında bulunsalar bile öldürülmelerini emrettiği birkaç kişi müstesnaydı. Bunlardan biri Abdullah b. Sa'd b. Ebî Serh idi. Onun öldürülmesini emretmesinin sebebi; Müslüman olduktan sonra dinden dönüp müşrik olmasıydı. O, sütkardeşi olan Osman'a kaçtı. Osman da Mekke halkı güvenceye kavuşuncaya kadar onu sakladı, ardından onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna getirip onun için eman diledi.

17840. Metin

وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ خَطَلٍ، كَانَ رَجُلًا مِنْ بَنِي تَمِيمِ بْنِ غَالِبٍ] (٢) ، وَإِنَّمَا أَمَرَ بِقَتْلِهِ لِأَنَّهُ كَانَ مُسْلِمًا فَبَعَثَهُ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ مُصَدِّقًا، وَكَانَ لَهُ مَوْلًى يَخْدِمُهُ وَكَانَ مُسْلِمًا، فَنَزَلَ مَنْزِلًا وَأَمَرَ الْمَوْلَى أَنْ يَذْبَحَ لَهُ تَيْسًا وَيَصْنَعَ لَهُ طَعَامًا وَنَامَ فَاسْتَيْقَظَ وَلَمْ يَصْنَعْ لَهُ شَيْئًا فَعَدَا عَلَيْهِ فَقَتَلَهُ، ثُمَّ ارْتَدَّ مُشْرِكًا، وَكَانَتْ لَهُ قَيْنَتَانِ تُغَنِّيَانِ بِهِجَاءِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، فَأَمَرَ بِقَتْلِهِمَا مَعَهُ.

Ve Abdullah b. Hatal; [o da Benû Temîm b. Gālib'den bir adamdı] (٢). Onun öldürülmesini emretmesinin sebebi ise şuydu: O Müslümandı ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu zekat toplayıcısı olarak göndermişti. Kendisine hizmet eden Müslüman bir kölesi vardı. Bir konaklama yerine indiğinde köleye kendisi için bir teke kesmesini ve yemek hazırlamasını emredip uyudu. Uyandığında kölenin hiçbir şey hazırlamadığını görünce ona saldırıp onu öldürdü, ardından da dinden dönüp müşrik oldu. Onun Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i hicveden şarkılar söyleyen iki şarkıcı cariyesi vardı; Resûlullah onunla birlikte bu iki cariyenin de öldürülmesini emretti.

17841. Metin

وَالْحُوَيْرثُ، بْنُ [نُقَيْذِ] (٣) بْنِ وَهْبٍ، كَانَ مِمَّنْ يُؤْذِيهِ بِمَكَّةَ.

Ve Huveyris b. [Nukayz] (٣) b. Vehb; Mekke'de ona eziyet edenlerdendi.

17842. Metin

ومِقْيَسُ بْنُ صَبَابَةَ، وَإِنَّمَا أَمَرَ بِقَتْلِهِ، لِقَتْلِهِ الْأَنْصَارِيَّ الَّذِي قتل أخاه خطأ وَرُجُوعِهِ إِلَى قُرَيْشٍ مُرْتَدًّا.

Ve Mıkyes b. Subâbe; onun öldürülmesini emretmesinin sebebi ise kardeşini yanlışlıkla öldüren Ensarîyi öldürmesi ve dinden dönerek Kureyş'e geri gitmesiydi.

17843. Metin

وَسَارَّةُ؛ مَوْلَاةٌ كَانَتْ لِبَعْضِ بَنِي الْمُطَّلِبِ كَانَتْ مِمَّنْ يُؤْذِيهِ بِمَكَّةَ.

Ve Sâre; Benû'l-Muttalib'den bazılarının azatlısı bir kadındı ve Mekke'de ona eziyet edenlerdendi.

17844. Metin

وَعِكْرِمَةُ بْنُ أَبِي جَهْلٍ، فَأَمَّا عِكْرِمَةُ فَهَرَبَ إِلَى الْيَمَنِ، وَأَسْلَمَتِ امْرَأَتُهُ أُمُّ حَكِيمٍ بِنْتُ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، فَاسْتَأْمَنَتْ لَهُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَأَمَّنَهُ، فَخَرَجَتْ فِي طَلَبِهِ حَتَّى أَتَتْ بِهِ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَأَسْلَمَ.

Ve İkrime b. Ebî Cehil; İkrime'ye gelince, Yemen'e kaçtı. Karısı Ümmü Hakîm bint el-Hâris b. Hişâm ise Müslüman oldu ve onun için Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den eman istedi. Resûlullah da ona eman verdi. Kadın onu aramak üzere yola çıktı ve onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına getirdi, o da Müslüman oldu.

17845. Metin

وَأُمًّا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ خَطَلٍ، فَقَتَلَهُ سَعْدُ بْنُ حُرَيْثٍ الْمَخْزُومِيُّ وَأَبُو بَرْزَةَ الْأَسْلَمِيُّ، اشْتَرَكَا فِي دَمِهِ، وَأَمَّا مِقْيَسُ بْنُ صَبَابَةَ، فَقَتَلَهُ تُمَيْلَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ، وَأَمَّا قَيْنَتَا ابْنِ خَطَلٍ؛ فَقُتِلَتْ إِحْدَاهُمَا وَهَرَبَتِ الْأُخْرَى حَتَّى اُسْتُؤْمِنَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ، فَأَمَّنَهَا، وَأَمَّا سَارَّةُ فَتَغَيَّبَتْ حَتَّى اُسْتُؤْمِنَ لَهَا فَأَمَّنَهَا، فَعَاشَتْ حَتَّى أَوَطَأَهَا رَجُلٌ مِنَ النَّاسِ فَرَسًا لَهُ فِي زَمَنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ بِالْأَبْطَحِ فَقَتَلَهَا، وَأَمَّا الْحُوَيْرِثُ بْنُ نُقَيْذٍ، فَقَتَلَهُ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ.

Abdullah b. Hatal'a gelince; onu Sa'd b. Hureys el-Mahzûmî ile Ebû Berze el-Eslemî öldürdü, kanında ortak oldular. Mıkyes b. Subâbe'ye gelince; onu kendi kavminden Tümeyle b. Abdillâh adlı bir adam öldürdü. İbn Hatal'ın iki cariyesine gelince; birisi öldürüldü, diğeri ise kaçtı ve nihayet kendisi için Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den eman istendi, o da ona eman verdi. Sâre'ye gelince; o da gizlendi, nihayet kendisi için eman istendi ve ona eman verildi. Ömer b. el-Hattâb zamanında Ebtah'ta insanlardan bir adamın atı onu çiğneyip öldürünceye kadar yaşadı. Huveyris b. Nukayz'e gelince; onu Ali b. Ebî Tâlib öldürdü.

17846. Metin

فَلَمَّا دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ مَكَّةَ وَقَفَ قَائِمًا عَلَى بَابِ الْكَعْبَةِ وَقَالَ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ، صَدَقَ وَعْدَهُ، وَنَصَرَ عَبْدَهُ، وَهَزَمَ الْأَحْزَابَ وَحْدَهُ، أَلَا إِنَّ كُلَّ مَأْثَرَةٍ أَوْ دَمٍ أَوْ مَالٍ فِي الْجَاهِلِيَّةِ

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'ye girdiğinde Kâbe'nin kapısında ayakta durup 1 şöyle buyurdu: «Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur, O tektir. Vaadine sadakat gösterdi, kuluna yardım etti ve düşman hiziplerini tek başına hezimete uğrattı. 2 Dikkat edin! Câhiliye dönemine ait her övünç kaynağı, kan veya mal davası 3...»

17847. Metin

يُدْعَى فَهُوَ تَحْتَ قَدَمَيَّ هَاتَيْنِ، إِلَّا سَدَانَةَ الْبَيْتِ وَسِقَايَةَ الْحَاجِّ، يَا مَعْشَرَ قُرَيْشٍ، إِنَّ اللَّهَ قَدْ أَذْهَبَ عَنْكُمْ نَخْوَةَ الْجَاهِلِيَّةِ وَتَعَظُّمَهَا بِالْآبَاءِ، النَّاسُ مِنْ آدَمَ وَآدَمُ خُلِقَ مِنْ تُرَابٍ، ثُمَّ تَلَا "يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَى" (الْحُجُرَاتِ -١٣) الْآيَةَ، يَا أَهْلَ مَكَّةَ، مَاذَا تَرَوْنَ أَنِّي فَاعِلٌ بِكُمْ؟ قَالُوا: خَيْرًا، أَخٌ كَرِيمٌ وَابْنُ أَخٍ كَرِيمٍ، قَالَ: اذْهَبُوا فَأَنْتُمُ الطُّلَقَاءُ فَأَعْتَقَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ، وَقَدْ كَانَ اللَّهُ أَمْكَنَهُ مِنْ رِقَابِهِمْ عَنْوَةً، فَلِذَلِكَ سُمِّيَ أَهْلُ مَكَّةَ الطُّلَقَاءَ.

"Kâbe hizmetkarlığı ve hacılara su dağıtma görevi hariç şu iki ayağımın altındadır. Ey Kureyş topluluğu! Şüphesiz Allah sizden Câhiliye kibrini ve atalarla övünmeyi gidermiştir. İnsanlar Âdem'dendir, Âdem ise topraktan yaratılmıştır." Sonra: "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık..." (el-Hucurât - 13) ayetini okudu. [Ardından]: "Ey Mekke halkı! Size ne yapacağımı sanıyorsunuz?" dedi. Onlar: "Hayır [iyilik] umarız; sen kerim bir kardeş ve kerim bir kardeş oğlusun" dediler. Resûlullah: "Gidiniz, sizler serbestsiniz (tulekā)!" buyurdu. Böylece Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları serbest bıraktı. Oysa Allah onları zorla onun eline düşürmüştü; bu sebeple Mekke halkına 'Tulekā' (serbest bırakılanlar) adı verildi.

17848. Metin

ثُمَّ اجْتَمَعَ النَّاسُ لِلْبَيْعَةِ؛ فَجَلَسَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ عَلَى الصَّفَا، وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَسْفَلَ مِنْهُ يَأْخُذُ عَلَى النَّاسِ، فَبَايَعُوهُ عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ فِيمَا اسْتَطَاعُوا، فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ بَيْعَةِ الرِّجَالِ بَايَعَ النِّسَاءَ.

Sonra insanlar biat etmek üzere toplandılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlar için Safâ tepesinde oturdu. Ömer b. el-Hattâb da ondan daha aşağıda durup insanlardan biat alıyordu. Güçleri yettiğince dinleyip itaat etmek üzere ona biat ettiler. Erkeklerin biatı bitince kadınlardan biat aldı.

17849. Metin

قَالَ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ: خَرَجَ صَفْوَانُ بْنُ أُمَيَّةَ يُرِيدُ جَدَّةَ لِيَرْكَبَ مِنْهَا إِلَى الْيَمَنِ، فَقَالَ عُمَيْرُ بْنُ وَهْبٍ الْجُمَحِيُّ: يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّ صَفْوَانَ بْنَ أُمَيَّةَ سَيِّدُ قَوْمِي، وَقَدْ خَرَجَ هَارِبًا مِنْكَ لِيَقْذِفَ نَفْسَهُ فِي الْبَحْرِ، فَأَمِّنْهُ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: هُوَ آمِنٌ، قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعْطِنِي شَيْئًا يُعْرَفُ بِهِ أَمَانُكَ، فَأَعْطَاهُ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ عِمَامَتَهُ الَّتِي دَخَلَ بِهَا مَكَّةَ، فَخَرَجَ بِهَا عُمَيْرٌ حَتَّى أَدْرَكَهُ بِجَدَّةَ وَهُوَ يُرِيدُ أَنْ يَرْكَبَ الْبَحْرَ فَقَالَ: يَا صَفْوَانُ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي أُذَكِّرُكَ اللَّهَ فِي نَفْسِكَ أَنْ تُهْلِكَهَا، فَهَذَا أَمَانُ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ قَدْ جِئْتُكَ بِهِ، فَقَالَ: وَيْلَكَ اُغْرُبْ عَنِّي فَلَا تُكَلِّمْنِي، قَالَ: أَيْ صَفْوَانُ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي، أَفْضَلُ النَّاسِ وَأَبَرُّ النَّاسِ، وَأَحْلَمُ النَّاسِ، وَخَيْرُ النَّاسِ، ابْنُ عَمِّكَ عِزُّهُ عِزُّكَ وَشَرَفُهُ شَرَفُكَ وَمُلْكُهُ مُلْكُكَ. قَالَ: إِنِّي أَخَافُهُ عَلَى نَفْسِي، قَالَ: هُوَ أَحْلَمُ مِنْ ذَلِكَ وَأَكْرَمُ، فَرَجَعَ بِهِ مَعَهُ حَتَّى وَقَفَ بِهِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، فَقَالَ صَفْوَانُ: إِنَّ هَذَا يَزْعُمُ أَنَّكَ أَمَّنْتَنِي؟ قَالَ: صَدَقَ، قَالَ فَاجْعَلْنِي فِي أَمْرِي بِالْخِيَارِ شَهْرَيْنِ، قَالَ: أَنْتَ فِيهِ بِالْخِيَارِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ.

Urve b. ez-Zübeyr dedi ki: Safvân b. Ümeyye, oradan gemiye binip Yemen'e gitmek üzere Cidde'ye yönelerek yola çıktı. Umeyr b. Vehb el-Cumahî: "Ey Allah'ın Peygamberi! Safvân b. Ümeyye kavmimin efendisidir; senden kaçarak kendisini denize atmak üzere yola çıktı, ona eman ver" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "O emandadır" buyurdu. Umeyr: "Ey Allah'ın Resûlü! Bana senin eman verdiğinin anlaşılacağı bir şey ver" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de Mekke'ye girerken taktığı sarığını ona verdi. Umeyr o sarıkla çıkıp Cidde'de denize açılmak üzereyken ona yetişti ve: "Ey Safvân! Babam anam sana feda olsun, kendini helak etmekten Allah'tan korkmanı hatırlatırım. İşte bu, sana getirdiğim Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in emanıdır" dedi. Safvân: "Yazık sana! Çekil git yanımdan, benimle konuşma!" dedi. Umeyr: "Ey Safvân! Babam anam sana feda olsun; insanların en faziletlisi, en iyisi, en hilm sahibi ve en hayırlısı senin amcanın oğludur; onun izzeti senin izzetin, onun şerefi senin şerefin, onun hâkimiyeti senin hâkimiyetindir" dedi. Safvân: "Ben kendim için ondan korkuyorum" dedi. Umeyr: "O bundan çok daha hilm sahibi ve çok daha cömerttir" dedi. Böylece onu yanına alıp geri döndürdü ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna getirdi. Safvân: "Bu adam senin bana eman verdiğini iddia ediyor?" dedi. Resûlullah: "Doğru söylemiş" buyurdu. Safvân: "Öyleyse bana bu işim hakkında iki ay mühlet ver" dedi. Resûlullah: "Dört ay mühletin vardır" buyurdu.

17850. Metin

قَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ: وَكَانَ جَمِيعُ مَنْ شَهِدَ فَتْحَ مَكَّةَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ عَشَرَةَ آلَافٍ، وَكَانَ فَتْحُ مَكَّةَ لِعَشْرِ لَيَالٍ بَقِينَ مِنْ رَمَضَانَ سَنَةَ ثَمَانٍ، وَأَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ بِمَكَّةَ بَعْدَ فَتْحِهَا خَمْسَ عَشْرَةَ لَيْلَةً [يَقْصُرُ] (١) الصَّلَاةَ.

İbn İshâk dedi ki: Müslümanlardan Mekke'nin fethine katılanların tamamı on bin kişiydi. Mekke'nin fethi ise sekizinci yılın Ramazan ayından geriye on gece kaldığında gerçekleşti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem fethinden sonra Mekke'de namazları [kısaltarak] (١) on beş gece ikamet etti.

17851. Metin

ثُمَّ خَرَجَ إِلَى هَوَازِنَ وَثَقِيفٍ، قَدْ نَزَلُوا حُنَيْنًا (٢) .

Sonra Huneyn'e inmiş olan Hevâzin ve Sakîf kabilelerine doğru çıktı (٢).

17852. Metin

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ الْمَلِيحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،

Bize Abdülvâhid el-Melîhî haber verdi, bize Ahmed b. Abdillâh en-Naîmî haber verdi, bize Muhammed b. Yûsuf haber verdi, bize Muhammed b. İsmâîl anlattı, bize Ebû Nuaym anlattı, bize Şeybân, Yahyâ b. Ebî Kesîr'den, o Ebû Seleme'den, o da Ebû Hüreyre'den [şöyle rivayet ettiğini] anlattı:

17853. Metin

أَنَّ خُزَاعَةَ قَتَلُوا رَجُلًا. . . " وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ: حَدَّثَنَا حَرْبٌ عَنْ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو سَلَمَةَ "حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ: أَنَّهُ عَامَ فَتْحِ مَكَّةَ قَتَلَتْ خُزَاعَةُ رَجُلًا مِنْ بَنِي لَيْثٍ بِقَتِيلٍ لَهُمْ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فَقَالَ: (١) إِنَّ اللَّهَ حَبَسَ عَنْ مَكَّةَ الْفِيلَ وَسَلَّطَ عَلَيْهِمْ رَسُولَهُ وَالْمُؤْمِنِينَ. أَلَا وَإِنَّهَا لَمْ تَحِلَّ لِأَحَدٍ قَبَلِي، وَلَا تَحِلُّ لِأَحَدٍ مِنْ بَعْدِي، أَلَا وَإِنَّهَا أُحِلَّتْ لِي سَاعَةً مِنْ نَهَارٍ، أَلَا وَإِنَّهَا سَاعَتِي هذه، حرام ٢٠٤/ب لَا يُخْتَلَى شَوْكُهَا وَلَا يُعْضَدُ شَجَرُهَا، وَلَا يَلْتَقِطُ سَاقِطَتَهَا إِلَّا مُنْشِدٌ، وَمَنْ قُتِلَ لَهُ قَتِيلٌ فَهُوَ بِخَيْرِ النَّظَرِ إِمَّا يُؤَدَّى وَإِمَّا أَنْ يُقَادَ (٢) فَقَامَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ يُقَالُ لَهُ أَبُو شَاهٍ فَقَالَ: اكْتُبْ لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: اكْتُبُوا لِأَبِي شَاهٍ ثُمَّ قَامَ رَجُلٌ مِنْ قُرَيْشٍ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلَّا الْإِذْخِرَ فَإِنَّا نَجْعَلُهُ فِي بُيُوتِنَا وَقُبُورِنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: "إِلَّا الْإِذْخِرَ" (٣) .

Huzâa bir adamı öldürdü... Ve Muhammed b. İsmâîl dedi ki: Abdullah b. Recâ dedi ki: Bize Harb, Yahyâ'dan anlattı, bize Ebû Seleme anlattı: "Bize Ebû Hüreyre anlattı ki: Mekke'nin fethi yılında Huzâa kabilesi, Câhiliye döneminde kendilerinden öldürülen bir adama karşılık Benû Leys'ten bir adamı öldürdü. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ayağa kalkıp şöyle buyurdu: (١) 'Şüphesiz Allah, Mekke'den fili alıkoydu ve oraya Resûlü'nü ve müminleri musallat kıldı. Haberiniz olsun ki orası benden önce hiç kimseye helal kılınmamıştı, benden sonra da hiç kimseye helal kılınmayacaktır. Dikkat edin! Orası bana gündüzün sadece bir vaktinde helal kılındı. Dikkat edin! İşte şu an orası haramdır; dikeni koparılmaz, ağacı kesilmez ve sahibini arayan kimse müstesna yitiği alınıp sahiplenilmez. Bir yakını öldürülen kimse iki şeyden birini seçmekte serbesttir: Ya diyet ödenir ya da kısas yapılır.' (٢) Bunun üzerine Yemen ehlinden Ebû Şâh denilen bir adam kalkıp: 'Ey Allah'ın Resûlü, [bu hutbeyi] benim için yazınız' dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ebû Şâh için yazınız' buyurdu. Sonra Kureyş'ten bir adam kalkıp: 'Ey Allah'ın Resûlü! Izخر (kokulu ot) müstesna olsun; çünkü biz onu evlerimize ve kabirlerimize koyarız' dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: 'Izخر müstesna' (٣) buyurdu."

17854. Metin

أَخْبَرَنَا أَبُو الْحَسَنِ السَّرَخْسِيُّ، أَخْبَرَنَا زَاهِرُ بْنُ أَحْمَدَ، أَخْبَرَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الْهَاشِمِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُصْعَبٍ عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي النَّضِرِ -مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عَبِيدِ اللَّهِ -أَنَّ أَبَا مُرَّةَ مَوْلَى أُمِّ هَانِئٍ بِنْتِ أَبِي طَالِبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ سَمِعَ أُمَّ هَانِئٍ بِنْتَ أَبِي طَالِبٍ تَقُولُ: ذَهَبْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ عَامَ الْفَتْحِ، فَوَجَدْتُهُ يَغْتَسِلُ، وَفَاطِمَةُ ابْنَتُهُ تَسْتُرُهُ بِثَوْبٍ، قَالَتْ: فَسَلَّمْتُ، فَقَالَ: مَنْ هَذِهِ؟ فَقُلْتُ: أَنَا أُمُّ هَانِئٍ بِنْتُ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ: مَرْحَبًا بِأُمِّ هَانِئٍ، فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ غُسْلِهِ قَامَ فَصَلَّى ثَمَانِيَ رَكَعَاتٍ مُلْتَحِفًا فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ، ثُمَّ انْصَرَفَ فَقُلْتُ لَهُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، زَعَمَ ابْنُ أُمِّي، عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّهُ قَاتِلٌ رَجُلًا أَجَرْتُهُ، فُلَانُ بْنُ هُبَيْرَةَ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: قَدْ أَجَرْنَا مَنْ أَجَرْتِ يَا أُمَّ هَانِئٍ، وَذَلِكَ ضُحًى (٤) .

Bize Ebu'l-Hasen es-Serahsî haber verdi, bize Zâhir b. Ahmed haber verdi, bize Ebû İshâk el-Hâşimî haber verdi, bize Ebû Mus'ab, Mâlik'ten, o Ömer b. Ubeydillâh'ın azatlısı Ebü'n-Nadr'dan haber verdi; ona da Ümmü Hânî bint Ebî Tâlib'in azatlısı Ebû Mürre haber vererek Ümmü Hânî bint Ebî Tâlib'in şöyle dediğini işittiğini bildirmiştir: Fetih yılında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gittim; onu yıkanırken buldum, kızı Fâtıma da bir elbise ile onu örtüyordu. Dedi ki: Selam verdim. O: "Bu kimdir?" buyurdu. Ben: "Ben Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hânî'yim" dedim. "Hoş geldin ey Ümmü Hânî!" buyurdu. Yıkanmasını bitirince kalktı ve tek bir elbiseye bürünerek sekiz rekat namaz kıldı. Sonra [namazdan] ayrılınca ona: "Ey Allah'ın Resûlü! Anamın oğlu Ali b. Ebî Tâlib, kendisini himayeme aldığım filan b. Hübeyre'yi öldüreceğini söylüyor" dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Senin himaye ettiğini biz de himaye ettik ey Ümmü Hânî!" buyurdu. Bu da kuşluk vaktindeydi (٤).

17855. Metin

قَوْلُهُ ﷿: {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ} إِذَا جَاءَكَ نَصْرُ اللَّهِ يَا مُحَمَّدُ عَلَى مَنْ عَادَاكَ وَهُمْ قُرَيْشٌ، {وَالْفَتْحُ} فَتْحُ مَكَّةَ.

Aziz ve Celil olan Allah'ın: {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ} “Allah'ın yardımı geldiği zaman” kavli; ey Muhammed, sana düşmanlık edenlere -ki onlar Kureyş'tir- karşı Allah'ın yardımı sana geldiği; {وَالْفَتْحُ} “ve fetih” [yani] Mekke'nin fethi [gerçekleştiği zaman] demektir.

17856. Metin

{وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا (٢) }

{وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا (٢) } “Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman”

17857. Metin

{وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا} زُمَرًا وَأَرْسَالًا الْقَبِيلَةُ بِأَسْرِهَا، وَالْقَوْمُ بِأَجْمَعِهِمْ مِنْ غَيْرِ قِتَالٍ.

{وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا} “Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman”; [yani] bir kabile bütünüyle ve bir topluluk hep birlikte, hiçbir savaş olmaksızın bölük bölük ve kafileler hâlinde [İslam'a girdiğinde].1234

17858. Metin

قَالَ الْحَسَنُ: لَمَّا فَتَحَ اللَّهُ ﷿ مَكَّةَ عَلَى رَسُولِهِ قالت الْعَرَبُ بَعْضُهَا لِبَعْضٍ: إِذَا ظَفِرَ مُحَمَّدٌ بِأَهْلِ الْحَرَمِ -وَقَدْ كَانَ اللَّهُ أَجَارَهُمْ مِنْ أَصْحَابِ الْفِيلِ -فَلَيْسَ لَكُمْ بِهِ يَدَانِ، فَكَانُوا يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا بَعْدَ أَنْ كَانُوا يَدْخُلُونَ وَاحِدًا وَاحِدًا، وَاثْنَيْنِ اثْنَيْنِ.

Hasan[-ı Basrî] dedi ki: Aziz ve Celil olan Allah, Resûlü'ne Mekke'nin fethini nasip edince, Araplar birbirlerine: "Muhammed, Allah'ın Fil ashabından koruduğu Harem ehline üstün geldiyse artık ona karşı koyacak gücünüz yoktur" dediler. Böylece onlar, önceleri birer birer ve ikişer ikişer girerken artık Allah'ın dinine bölükler halinde girmeye başladılar.

17859. Metin

وَقَالَ عِكْرِمَةُ وَمُقَاتِلٌ: أَرَادَ بِالنَّاسِ أَهْلَ الْيَمَنِ:

İkrime ve Mukātil ise şöyle demiştir: İnsanlar ile Yemen halkını kastetmiştir:

17860. Metin

أَخْبَرَنَا أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ الْفَضْلِ الْخِرَقِيُّ أَخْبَرَنَا أَبُو الْحَسَنِ عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الطَّيْسَفُونِيُّ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْجَوْهَرِيُّ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْكُشْمِيهَنِيُّ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ عَلْقَمَةَ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَالَ: "أَتَاكُمْ أَهْلُ الْيَمَنِ هُمْ أَضْعَفُ قُلُوبًا وَأَرَقُّ أَفْئِدَةً الْإِيمَانُ وَالْحِكْمَةُ يَمَانِيَةٌ" (١) .

Bize Ebû Abdillâh Muhammed b. el-Fadl el-Hırakī haber verdi, bize Ebu'l-Hasen Ali b. Abdillâh et-Taysafûnî haber verdi, bize Abdullah b. Ömer el-Cevherî haber verdi, bize Ahmed b. el-Kuşmîhenî anlattı, bize Ali b. Hucr anlattı, bize İsmâîl b. Ca'fer anlattı, bize Muhammed b. Amr b. Alkame, Ebû Seleme'den, o da Ebû Hüreyre'den anlattı ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Size Yemen ehli geldi. Onlar kalpleri en zayıf (en yumuşak), gönülleri en ince olanlardır. İman Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir" (١).

17861. Metin

{فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا (٣) }

{فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا (٣) } “Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul edendir.”

17862. Metin

{فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا} فَإِنَّكَ حِينَئِذٍ لَاحِقٌ بِهِ.

{فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا} “Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul edendir.” [Çünkü] sen o vakit O'na kavuşacaksın.

17863. Metin

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ الْمَلِيحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: كَانَ عُمَرُ يُدْخِلُنِي مَعَ أَشْيَاخِ بَدْرٍ قَالَ بَعْضُهُمْ: لِمَ تُدْخِلُ هَذَا الْفَتَى مَعَنَا وَلَنَا أَبْنَاءٌ مِثْلُهُ؟ فَقَالَ: إِنَّهُ مِمَّنْ قَدْ عَلِمْتُمْ، قَالَ: فَدَعَاهُمْ ذَاتَ يَوْمٍ وَدَعَانِي مَعَهُمْ، قَالَ: وَمَا رَأَيْتُهُ دَعَانِي يَوْمَئِذٍ إِلَّا لِيُرِيَهُمْ مِنِّي، فَقَالَ: مَا تَقُولُونَ فِي قَوْلِهِ: " إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ" حَتَّى خَتَمَ السُّورَةَ؟ فَقَالَ بَعْضُهُمْ: أُمِرْنَا أَنْ نَحْمَدَ اللَّهَ وَنَسْتَغْفِرَهُ إِذَا جَاءَ نَصْرُنَا وَفُتِحَ عَلَيْنَا، وَقَالَ بَعْضُهُمْ: لَا نَدْرِي، وَلَمْ يَقُلْ بَعْضُهُمْ شَيْئًا، فَقَالَ لِي: يَا ابْنَ عَبَّاسٍ أَكَذَلِكَ تَقُولُ؟ قُلْتُ: لَا قَالَ: فَمَا تَقَوُّلُ؟ قُلْتُ: هُوَ أَجَلُ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ أَعْلَمَهُ بِهِ، "إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ" فَتْحُ مَكَّةَ، فَذَلِكَ عَلَامَةُ أَجَلِكَ "فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا"، فَقَالَ عُمَرُ: مَا أَعْلَمُ مِنْهَا إِلَّا مَا تَعْلَمُ (٢) .

Bize Abdülvâhid el-Melîhî haber verdi, bize Ahmed b. Abdillâh en-Naîmî haber verdi, bize Muhammed b. Yûsuf haber verdi, bize Muhammed b. İsmâîl anlattı, bize Ebu'n-Nu'mân anlattı, bize Ebû Avâne, Ebû Bişr'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan anlattı; dedi ki: Ömer beni Bedir gazilerinin ileri gelenleriyle beraber [meclisine] alırdı. Onlardan bazıları: "Bizim de onun gibi çocuklarımız varken bu genci niçin bizimle beraber içeri alıyorsun?" dedi. Bunun üzerine [Ömer]: "O, [ilmini] bildiğiniz kimselerdendir" dedi. [İbn Abbâs] dedi ki: Bir gün onları çağırdı ve beni de onlarla birlikte çağırdı. Benim gördüğüm kadarıyla o gün beni sadece onlara [ilmimi] göstermek için çağırmıştı. [Ömer] dedi ki: "{إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman” kavli hakkında -sureyi sonuna kadar okuyarak- ne dersiniz?" Onlardan bazısı: "Bize yardım geldiğinde ve bize fetih nasip edildiğinde Allah'a hamdetmemiz ve O'ndan bağışlanma dilememiz emredildi" dedi. Bazıları ise: "Bilmiyoruz" dedi. Bazıları da hiçbir şey söylemedi. Bunun üzerine bana: "Ey İbn Abbâs, sen de böyle mi diyorsun?" dedi. Ben: "Hayır" dedim. "Peki ne diyorsun?" dedi. Dedim ki: "O, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ecelidir, [Allah] bunu ona bildirmiştir: {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman” -ki fetih, Mekke'nin fethidir- işte bu senin ecelinin alametidir, {فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا} “Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul edendir.”" Bunun üzerine Ömer: "Ben de bundan ancak senin bildiğini biliyorum" dedi (٢).

17864. Metin

أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ أَحْمَدَ الْمَلِيحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ أَبِي الضُّحَى عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ تَعَالَى عَنْهَا قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ يُكْثِرُ أَنْ يَقُولَ فِي رُكُوعِهِ وَسُجُودِهِ: "سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي" يَتَأَوَّلُ الْقُرْآنَ ٣ .

Bize Abdülvâhid b. Ahmed el-Melîhî haber verdi, bize Ahmed b. Abdillâh en-Naîmî haber verdi, bize Muhammed b. Yûsuf haber verdi, bize Muhammed b. İsmâîl anlattı, bana Osmân b. Ebî Şeybe anlattı, bize Cerîr, Mansûr'dan, o Ebu'd-Duhâ'dan, o Mesrûk'tan, o da Âişe radıyallâhu teâlâ anhâ'dan anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem rükûunda ve secdesinde Kur'an'ı tevil ederek (emrini yerine getirerek) çokça şöyle derdi: « سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي » «Allahım! Rabbimiz! Seni hamdinle tesbih ederim, Allahım beni bağışla!» 3

17865. Metin

أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ الْقَاهِرِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْغَافِرِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عِيسَى الْجُلُودِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ الْحَجَّاجِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِي عَبْدُ الْأَعْلَى، حَدَّثَنَا دَاوُدُ عَنْ عَامِرٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ؛ قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ يُكْثِرُ مِنْ قَوْلِ: "سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ"، [قَالَتْ: فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَرَاكَ تُكْثِرُ مِنْ قَوْلِ: "سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ؟ "] (١) فَقَالَ: أَخْبَرَنِي رَبِّي أَنِّي سَأَرَى عَلَامَةً فِي أُمَّتِي، فَإِذَا رَأَيْتُهَا أُكْثِرُ مِنْ قَوْلِ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ، فَقَدْ رَأَيْتُهَا: "إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ". فَالْفَتْحُ: فَتْحُ مَكَّةَ، "وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا" (٢) .

Bize İsmâîl b. Abdilkāhir haber verdi, bize Abdülgāfir b. Muhammed b. Îsâ el-Cülûdî haber verdi, bize İbrâhîm b. Muhammed b. Süfyân anlattı, bize Müslim b. el-Haccâc anlattı, bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı, bana Abdül'a'lâ anlattı, bize Dâvûd, Âmir'den, o Mesrûk'tan, o da Âişe'den anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sübhânallâhi ve bihamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh (Allah'ı hamdiyle tesbih ederim, Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tevbe ederim)" sözünü çokça söylerdi. [Âişe dedi ki: Ben: "Ey Allah'ın Resûlü, senin 'Sübhânallâhi ve bihamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh' sözünü çokça söylediğini görüyorum?" dedim.] (١) Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Rabbim bana, ümmetimde bir alamet göreceğimi, onu gördüğüm zaman 'Sübhânallâhi ve bihamdihî, estağfirullâhe ve etûbü ileyh' sözünü çokça söylememi bildirdi. Gerçekten de ben onu gördüm: {إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ} “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman”. Fetih, Mekke'nin fethidir. {وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا} “Ve insanların dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul edendir.”" (٢).

17866. Metin

قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ السُّورَةُ عَلِمَ النَّبِيُّ ﷺ أَنَّهُ نُعِيَتْ إِلَيْهِ نَفْسُهُ (٣) .

İbn Abbâs dedi ki: Bu sure indiğinde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine vefatının haber verildiğini anladı (٣).

17867. Metin

قَالَ الْحَسَنُ: أُعْلِمَ أَنَّهُ قَدِ اقْتَرَبَ أَجْلُهُ فَأُمِرَ بِالتَّسْبِيحِ وَالتَّوْبَةِ، لِيُخْتَمَ لَهُ بِالزِّيَادَةِ فِي الْعَمَلِ الصَّالِحِ (٤) .

Hasan[-ı Basrî] dedi ki: Ecelinin yaklaştığı kendisine bildirildi ve [ömrünün] salih ameldeki bir artışla son bulması için tesbih ve tevbe ile emrolundu (٤).

17868. Metin

قَالَ قَتَادَةُ وَمُقَاتِلٌ: عَاشَ النَّبِيُّ ﷺ بَعْدَ نُزُولِ هَذِهِ السُّورَةِ سَنَتَيْنِ.

Katâde ve Mukâtil dediler ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu surenin inişinden sonra iki yıl yaşadı.