15893. Metin
سُورَةُ الْمُمْتَحِنَةِ مَدَنِيَّةٌ (١) بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Mümtehine Suresi Medenîdir (1). Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
15894. Metin
{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ أَنْ تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنْتُمْ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ (١) }
{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ أَنْ تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ وَمَا أَعْلَنْتُمْ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ (١)} “Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz; oysa onlar size gelen hakkı inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah'a iman ettiğiniz için Peygamber'i ve sizi [yurdunuzdan] çıkarıyorlar. Eğer benim yolumda cihad etmek ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız [onları dost edinmeyin]. Siz onlara gizlice sevgi besliyorsunuz; oysa ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur. (1)”
15895. Metin
{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ} الْآيَةَ.
{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ} “Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin...” ayeti.
15896. Metin
أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ الْمَلِيحِيُّ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، أَخْبَرَنِي الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي رَافِعٍ يَقُولُ سَمِعْتُ عَلِيَّا ﵁ يَقُولُ: بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَنَا وَالزُّبَيْرُ وَالْمِقْدَادُ فَقَالَ: "انْطَلِقُوا حَتَّى تَأْتُوا (رَوْضَةَ خَاخٍ) فَإِنَّ بِهَا ظَعِينَةً مَعَهَا كِتَابٌ فَخُذُوهُ مِنْهَا" قَالَ: فَانْطَلَقْنَا تَتَعَادَى بِنَا خَيْلُنَا حَتَّى أَتَيْنَا الرَّوْضَةَ فَإِذَا نَحْنُ بِالظَّعِينَةِ، فَقُلْنَا: أَخْرِجِي الْكِتَابَ فَقَالَتْ: مَا مَعِي كِتَابٌ، فَقُلْنَا: لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لَتُلْقِيِنَّ الثِّيَابَ، قَالَ: فَأَخْرَجَتْهُ مِنْ عِقَاصِهَا فَأَتَيْنَا بِهِ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَإِذَا فِيهِ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى نَاسٍ بِمَكَّةَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ يُخْبِرُهُمْ بِبَعْضِ أَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَقَالَ: يَا حَاطِبُ مَا هَذَا؟ قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ لَا تَعْجَلْ عَلَيَّ إِنِّي كُنْتُ امْرَأً مُلْصَقًا فِي قُرَيْشٍ -يَقُولُ كُنْتُ حَلِيفًا وَلَمْ أَكُنْ مِنْ أَنْفُسِهَا-وَكَانَ مَنْ مَعَكَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ لَهُمْ قَرَابَاتٌ
Bize Abdülvâhid el-Melîhî haber verdi, bize Ahmed b. Abdillâh en-Nuaymî anlattı, bize Muhammed b. Yûsuf haber verdi, bize Muhammed b. İsmâil anlattı, bize Kuteybe b. Saîd anlattı, bize Süfyân, Amr b. Dînâr'dan anlattı, [o şöyle dedi:] Bana el-Hasen b. Muhammed, kendisinin Abdullah b. Ebî Râfi'den şöyle derken işittiğini haber verdi: Ali radıyallâhu anh'ı şöyle derken işittim:1 Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni, Zübeyr'i ve el-Mikdâd'ı gönderip şöyle buyurdu: «Gidin, Hâh Bahçesi'ne (Ravza-i Hâh) varıncaya kadar ilerleyin; zira orada devesi üzerinde yolculuk yapan bir kadın vardır, yanında da bir mektup bulunmaktadır, o mektubu kadından alın.» [Ali] dedi ki: Atlarımız bizi hızla koşturarak yola çıktık, nihayet o bahçeye vardık; bir de baktık ki kadın orada. Ona: "Mektubu çıkar!" dedik. Kadın: "Yanımda mektup yok" dedi. Biz: "Ya mektubu çıkarırsın ya da elbiselerini soyar [arar]ız!" dedik. [Ali] dedi ki: Bunun üzerine kadın mektubu saç örgülerinin arasından çıkardı. Onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdik; mektupta Hâtıb b. Ebî Beltea'dan Mekke'deki müşriklerden bazı kişilere [yazılmış] ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bazı durumlarını onlara haber veren sözler yer alıyordu. Bunun üzerine [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: «Ey Hâtıb! Bu nedir?» buyurdu. [Hâtıb]: "Ey Allah'ın Resûlü! Benim hakkımda acele hüküm verme. Ben Kureyş'e sonradan eklemlenmiş (sığıntı) bir kimseydim -yani 'Onların müttefiki idim, öz Kureyşli değildim' demek istiyor-. Seninle beraber olan Muhacirlerin ise akrabaları vardı...
15897. Metin
يَحْمُونَ بِهَا أَهْلِيهِمْ وَأَمْوَالَهَمْ فَأَحْبَبْتُ -إِذْ فَاتَنِي ذَلِكَ مِنَ النَّسَبِ فِيهِمْ-أَنْ أَتَّخِذَ عِنْدَهُمْ يَدًا يَحْمُونَ قَرَابَتِي وَلَمْ أَفْعَلْهُ ارْتِدَادًا عَنْ دِينِي وَلَا رِضًا بِالْكُفْرِ بَعْدَ الْإِسْلَامِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: أَمَا إِنَّهُ قَدْ صَدَقَكُمْ، فَقَالَ عُمَرُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ دَعْنِي أَضْرِبْ عُنُقَ هَذَا الْمُنَافِقِ، فَقَالَ: إِنَّهُ قَدْ شَهِدَ بَدْرًا وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ اطَّلَعَ عَلَى [مَنْ شَهِدَ بَدْرًا] (١) فَقَالَ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى هَذِهِ السُّورَةَ: "يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ" إِلَى قَوْلِهِ: "سَوَاءَ السَّبِيلِ" (٢) .
onlar sayesinde ailelerini ve mallarını koruyorlardı. Ben de aralarında böyle bir soy bağından mahrum kalınca, ailemi koruyacak bir minnet borcu oluşturacak bir iyilikte bulunmak istedim. Bunu dinimden dönmek için veya İslâm'dan sonra küfre rıza gösterdiğim için yapmış değilim." Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Doğrusu o size doğru söyledi" buyurdu. Ömer: "Ey Allah'ın Resûlü! Bırak beni, şu münafığın boynunu vurayım!" dedi. Resûlullah [ise] şöyle buyurdu: "O Bedir'de bulundu. Ne bilirsin, belki de Allah [Bedir ehline] (1) muttali olup, 'Dilediğinizi yapın, şüphesiz sizi bağışladım' demiştir." Bunun üzerine Allah Teâlâ: "Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz..." ayetinden "...doğru yoldan sapmış olur" (2) kavline kadar olan bu sureyi indirdi.
15898. Metin
قَالَ الْمُفَسِّرُونَ: نَزَلَتِ الْآيَةُ فِي حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ كَمَا جَاءَ فِي الْحَدِيثِ، وَذَلِكَ أَنَّ سَارَةَ مَوْلَاةَ أَبِي عَمْرِو بْنِ صَيْفِيِّ بْنِ هَاشِمِ بْنِ عَبْدِ مَنَافٍ أَتَتِ الْمَدِينَةَ مِنْ مَكَّةَ، وَرَسُولُ اللَّهِ ﷺ يَتَجَهَّزُ لِفَتْحِ مَكَّةَ، فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَمُسْلِمَةً جِئْتِ؟ قَالَتْ: لَا قَالَ أَمُهَاجِرَةً جِئْتِ؟ قَالَتْ: لَا قَالَ: فَمَا جَاءَ بِكِ قَالَتْ: كُنْتُمُ الْأَصْلَ وَالْعَشِيرَةَ وَالْمَوَالِيَ وَقَدْ ذَهَبَتْ مَوَالِيَّ وَقَدِ احْتَجْتُ حَاجَةً شَدِيدَةً فَقَدِمْتُ عَلَيْكُمْ لِتُعْطُونِي وَتَكْسُوَنِي وَتَحْمِلُونِي، فَقَالَ لَهَا: وَأَيْنَ أَنْتِ مِنْ شُبَّانِ مَكَّةَ؟ وَكَانَتْ مُغَنِّيَةً نَائِحَةً، قَالَتْ: مَا طُلِبَ مني شيء ١٦١/أبَعْدَ وَقْعَةِ بَدْرٍ، فَحَثَّ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ فَأَعْطَوْهَا نَفَقَةً وَكَسَوْهَا وَحَمَلُوهَا فَأَتَاهَا حَاطِبُ بْنُ أَبِي بَلْتَعَةَ حَلِيفُ بَنِي أَسَدِ بْنِ عَبْدِ الْعُزَّى، فَكَتَبَ مَعَهَا إِلَى أَهْلِ مَكَّةَ، وَأَعْطَاهَا عَشْرَةَ دَنَانِيرَ، وَكَسَاهَا بُرْدًا عَلَى أَنْ تُوصِلَ الْكِتَابَ إِلَى أَهْلِ مَكَّةَ، وَكَتَبَ فِي الْكِتَابِ: مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى أَهْلِ مَكَّةَ، إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ يُرِيدُكُمْ، فَخُذُوا حِذْرَكُمْ.
Müfessirler dediler ki: Bu ayet, hadiste geçtiği üzere Hâtıb b. Ebî Beltea hakkında indi. Şöyle ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke fethi için hazırlık yaparken, Ebû Amr b. Sayfî b. Hâşim b. Abdimenâf'ın azatlı cariyesi Sâre, Mekke'den Medine'ye geldi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Müslüman olarak mı geldin?" buyurdu. Kadın: "Hayır" dedi. Resûlullah: "Hicret ederek mi geldin?" buyurdu. Kadın: "Hayır" dedi. Resûlullah: "O halde seni getiren nedir?" buyurdu. Kadın: "Siz asıl [kök], aşiret ve efendilerimdiniz. Efendilerim ise yok olup gitti; ben de şiddetli bir ihtiyaç içine düştüm. Bana bir şeyler vermeniz, beni giydirmeniz ve bana binek temin etmeniz için size geldim" dedi. Resûlullah ona: "Peki Mekke'nin gençleri neredeydi?" buyurdu; kendisi şarkıcı ve ağıtçı bir kadındı. Kadın: "Bedir savaşından sonra 161/a benden hiçbir şey talep edilmedi" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Abdülmuttalib oğullarını ve Muttalib oğullarını [yardıma] teşvik etti; onlar da kadına harçlık verdiler, onu giydirdiler ve binek temin ettiler. Derken Esed b. Abdiluzzâ oğullarının müttefiki olan Hâtıb b. Ebî Beltea kadına gelip, mektubu Mekke halkına ulaştırması karşılığında onunla Mekke ehline bir mektup yazdı, kadına on dinar ve bir cübbe verdi. Mektupta şöyle yazmıştı: "Hâtıb b. Ebî Beltea'dan Mekke ehline: Şüphesiz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem size doğru gelmek istemektedir, tedbirinizi alınız."
15899. Metin
فَخَرَجَتْ سَارَةُ، وَنَزَلَ جِبْرِيلُ فَأَخْبَرَ النَّبِيَّ ﷺ بِمَا فَعَلَ، فَبَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ عَلِيًّا وَعَمَّارًا وَالزُّبَيْرَ وَطَلْحَةَ وَالْمِقْدَادَ بْنَ الْأُسُودِ وَأَبَا مَرْثَدٍ فُرْسَانًا فَقَالَ لَهُمُ: انْطَلَقُوا حَتَّى تَأْتُوا "رَوْضَةَ خَاخٍ" فَإِنَّ بِهَا ظَعِينَةً مَعَهَا كِتَابٌ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى الْمُشْرِكِينَ، فَخُذُوا مِنْهَا وَخَلُّوا سَبِيلَهَا وَإِنْ لَمْ تَدْفَعْهُ إِلَيْكُمْ فَاضْرِبُوا عُنُقَهَا.
Bunun üzerine Sâre yola çıktı. Cebrail inerek Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e Hâtıb'ın yaptığını haber verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ali, Ammâr, Zübeyr, Talha, Mikdâd b. el-Esved ve Ebû Mersed'i süvari olarak gönderip onlara şöyle buyurdu: "Hâh Bahçesi'ne (Ravdatu Hâh) varıncaya kadar gidin. Zira orada Hâtıb b. Ebî Beltea'dan müşriklere yazılmış bir mektup taşıyan yolcu bir kadın vardır. Mektubu ondan alın ve kadını serbest bırakın; eğer mektubu size vermezse boynunu vurun."
15900. Metin
قَالَ: فَخَرَجُوا حَتَّى أَدْرَكُوهَا فِي ذَلِكَ الْمَكَانِ الَّذِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فَقَالُوا لَهَا: أَيْنَ الْكِتَابُ؟ فَحَلَفَتْ بِاللَّهِ مَا مَعَهَا كِتَابٌ، فَبَحَثُوهَا وَفَتَّشُوا مَتَاعَهَا فَلَمْ يَجِدُوا مَعَهَا كِتَابًا فَهَمُّوا بِالرُّجُوعِ، فَقَالَ عَلِيٌّ ﵁: وَاللَّهِ مَا كَذَبْنَا وَلَا كَذَبَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ وَسَلَّ سَيْفَهُ فَقَالَ: أَخْرِجِي الْكِتَابَ وَإِلَّا لِأُجَرِّدَنَّكِ وَلَأَضْرِبَنَّ عُنُقَكِ. فَلَمَّا رَأَتِ الْجِدَّ أَخْرَجَتْهُ مِنْ ذُؤَابَتِهَا وَكَانَتْ قَدْ خَبَّأَتْهُ
[Râvi] dedi ki: Yola çıktılar ve nihayet Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in belirttiği o yerde kadına yetiştiler. Ona: "Mektup nerede?" dediler. Kadın yanında mektup bulunmadığına dair Allah'a yemin etti. Onu aradılar, eşyalarını didik didik ettiler fakat yanında bir mektup bulamadılar; bunun üzerine geri dönmeye niyetlendiler. Ali radıyallâhu anh1 şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki biz yalan söylemedik, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de yalan söylemedi!" Ardından kılıcını çekip: "Mektubu ya çıkarırsın ya da kesinlikle üzerindekileri soyar ve boynunu vururum!" dedi. Kadın işin ciddiyetini görünce, onu saç örgüsünün arasından çıkardı; zira onu [oraya] gizlemişti.2
15901. Metin
فِي شَعْرِهَا فَخَلَّوْا سَبِيلَهَا وَلَمْ يَتَعَرَّضُوا لَهَا وَلَا لِمَا مَعَهَا فَرَجَعُوا بِالْكِتَابِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ إِلَى حَاطِبٍ، فَأَتَاهُ فَقَالَ: هَلْ تَعْرِفُ الْكِتَابَ؟ قَالَ: نَعَمْ قَالَ: فَمَا حَمَلَكَ عَلَى مَا صَنَعْتَ؟ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ مَا كَفَرْتُ مُنْذُ أَسْلَمْتُ وَلَا غَشَشْتُكَ مُنْذُ نَصَحْتُكَ، وَلَا أَحْبَبْتُهُمْ مُنْذُ فَارَقْتُهُمْ، وَلَكِنْ لَمْ يَكُنْ أَحَدٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ إِلَّا وَلَهُ بِمَكَّةَ مِنْ يَمْنَعُ عَشِيرَتَهُ، وَكُنْتُ غَرِيبًا فِيهِمْ، وَكَانَ أَهْلِي بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ، فَخَشِيتُ عَلَى أَهْلِي، فَأَرَدْتُ أَنْ أَتَّخِذَ عِنْدَهُمْ يَدًا، وَقَدْ عَلِمْتُ، أَنَّ اللَّهَ يُنْزِلُ بِهِمْ بَأْسَهُ، وَأَنَّ كِتَابِي لَا يُغْنِي عَنْهُمْ شَيْئًا فَصَدَّقَهُ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ وَعَذَرَهُ.
örgülerin arasından çıkardı. Bunun üzerine kadını serbest bıraktılar, ona ve yanındakilere dokunmadılar. Mektubu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hâtıb'a haber gönderdi; Hâtıb gelince: "Bu mektubu tanıyor musun?" buyurdu. Hâtıb: "Evet" dedi. Resûlullah: "Seni bu yaptığına sevk eden ne oldu?" buyurdu. Hâtıb dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a yemin ederim ki Müslüman olduğumdan beri inkâr etmedim, sana samimiyetle bağlandığımdan beri sana ihanet etmedim ve onlardan ayrıldığımdan beri onları sevmedim. Fakat Muhacirlerden her birinin Mekke'de aşiretini koruyacak bir kimsesi vardı. Ben ise aralarında bir yabancıydım, ailem de onların arasında bulunmaktaydı. Ailem adına endişelendim ve onların yanında bir minnet borcu bırakmak istedim. Oysa biliyordum ki Allah onlara azabını indirecektir ve benim mektubum onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır." Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu doğruladı ve mazeretini kabul etti.
15902. Metin
فَقَامَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ: دَعْنِي يَا رَسُولَ اللَّهِ أَضْرِبْ عُنُقَ هَذَا الْمُنَافِقِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: وَمَا يُدْرِيكَ يَا عُمَرُ لَعَلَّ اللَّهَ قَدِ اطَّلَعَ عَلَى أَهْلِ بَدْرٍ فَقَالَ لَهُمُ: اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ؟ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ﷿ فِي شَأْنِ حَاطِبٍ: "يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ" (١) .
Bunun üzerine Ömer b. el-Hattâb kalkıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Bırak beni, şu münafığın boynunu vurayım!" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ne bilirsin ey Ömer, belki de Allah Bedir ehline muttali olup onlara: 'Dilediğinizi yapın, şüphesiz sizi bağışladım' demiştir" buyurdu. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Hâtıb hakkında: "Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin..." (1) ayetini indirdi.
15903. Metin
{تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ} قِيلَ: أَيِ الْمَوَدَّةَ، "وَالْبَاءُ" زَائِدَةٌ، كَقَوْلِهِ: "وَمَنْ يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ" (الْحَجِّ-٢٥) وَقَالَ الزَّجَّاجُ: مَعْنَاهُ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ أَخْبَارَ النَّبِيِّ ﷺ وَسِرَّهُ بِالْمَوَدَّةِ الَّتِي بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ {وَقَدْ كَفَرُوا} "الْوَاوُ" لِلْحَالِ، أَيْ: وَحَالُهُمْ أَنَّهُمْ كَفَرُوا {بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ} يَعْنِي الْقُرْآنَ {يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ} مِنْ مَكَّةَ {أَنْ تُؤْمِنُوا} أَيْ لِأَنْ آمَنْتُمْ، كَأَنَّهُ قَالَ: يَفْعَلُونَ ذَلِكَ لِإِيمَانِكُمْ {بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ} هَذَا شَرْطٌ جَوَابُهُ مُتَقَدِّمٌ وَهُوَ قَوْلُهُ: "لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ أَنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ" {جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ} قَالَ مُقَاتِلٌ: بِالنَّصِيحَةِ {وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ} مِنَ الْمَوَدَّةِ لِلْكُفَّارِ {وَمَا أَعْلَنْتُمْ} أَظْهَرْتُمْ بِأَلْسِنَتِكُمْ {وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ} أَخْطَأَ طَرِيقَ الْهُدَى.
{تُلْقُونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ} “Onlara sevgi gösteriyorsunuz”; denildi ki: Yani sevgiyi [ulaştırıyorsunuz], buradaki "bâ" harfi zaiddir; tıpkı: "Orada kim zulümle haktan sapmak isterse..." (Hac, 22/25) ayetinde olduğu gibi. Zeccâc ise şöyle demiştir: Bunun manası, aranızdaki sevgi sebebiyle Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in haberlerini ve sırrını onlara ulaştırıyorsunuz demektir. {وَقَدْ كَفَرُوا} “Oysa onlar inkâr etmişlerdir”; buradaki "vav" hâl içindir, yani: onlar inkâr etmiş oldukları halde, {بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ} “size gelen hakkı” yani Kur'an'ı; {يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَإِيَّاكُمْ} “Peygamber'i ve sizi çıkarıyorlar” Mekke'den, {أَنْ تُؤْمِنُوا} “iman ettiğiniz için” yani iman etmeniz sebebiyle; sanki şöyle buyurmuştur: Bunu sizin iman etmenizden ötürü yapıyorlar; {بِاللَّهِ رَبِّكُمْ إِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ} “Rabbiniz olan Allah'a. Eğer siz çıkmışsanız”; bu bir şarttır ve cevabı önceden geçmiştir, o da şudur: "Eğer siz çıkmışsanız, size gelen hakkı inkâr etmiş olan benim ve sizin düşmanlarınızı dost edinip onlara sevgi göstermeyin." {جِهَادًا فِي سَبِيلِي وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِي تُسِرُّونَ إِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ} “Benim yolumda cihad etmek ve rızamı kazanmak için. Siz onlara gizlice sevgi besliyorsunuz”; Mukâtil: "Nasihatle [onlara gizlice haber uçuruyorsunuz]" demiştir. {وَأَنَا أَعْلَمُ بِمَا أَخْفَيْتُمْ} “Oysa ben sizin gizlediğinizi en iyi bilenim” kâfirlere beslediğiniz sevgiyi, {وَمَا أَعْلَنْتُمْ} “ve açığa vurduğunuzu” dillerinizle açıkladığınızı; {وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ} “Sizden kim bunu yaparsa, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur” hidayet yolunu şaşırmıştır.
15904. Metin
{إِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاءً وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ (٢) }
{إِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاءً وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ وَأَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ (٢)} “Eğer sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilirler; ellerini ve dillerini kötülükle size uzatırlar ve inkâr etmenizi canıgönülden arzu ederler. (2)”
15905. Metin
{إِنْ يَثْقَفُوكُمْ} يَظْفَرُوا بِكُمْ وَيَرَوْكُمْ {يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاءً وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ} بِالضَّرْبِ وَالْقَتْلِ {وَأَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّوءِ} بِالشَّتْمِ {وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ} كَمَا كَفَرُوا. يَقُولُ: لَا
{إِنْ يَثْقَفُوكُمْ} “Eğer sizi ele geçirirlerse” [yani] size üstün gelip sizi yakalarlarsa, {يَكُونُوا لَكُمْ أَعْدَاءً وَيَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ} “size düşman kesilirler ve ellerini size uzatırlar” vurarak ve öldürerek, {وَأَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّوءِ} “dillerini de kötülükle [uzatırlar]” söverek, {وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ} “ve inkâr etmenizi canıgönülden arzu ederler” kendilerinin inkâr ettiği gibi.1 [Allah Teâlâ] buyuruyor ki: [Sakın]
15906. Metin
تُنَاصِحُوهُمْ فَإِنَّهُمْ لَا يُنَاصِحُونَكُمْ وَلَا يُوَادُّونَكُمْ.
onlara samimiyet göstermeyin, zira onlar size samimiyet göstermezler ve sizi sevmezler.
15907. Metin
{لَنْ تَنْفَعَكُمْ أَرْحَامُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ (٣) قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ إِلَّا قَوْلَ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا أَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ (٤) }
{لَنْ تَنْفَعَكُمْ أَرْحَامُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ (٣) قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ إِلَّا قَوْلَ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَا أَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ (٤)} “Kıyamet gününde ne akrabalarınız ne de evlatlarınız size fayda verebilir; O arınızı ayıracaktır. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir. (3) İbrahim'de ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; hani onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: 'Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi inkâr ettik. Siz yalnızca tek olan Allah'a iman edinceye kadar bizimle sizin aranızda ebedî bir düşmanlık ve kin baş göstermiştir.' Ancak İbrahim'in babasına: 'Senin için mutlaka bağışlanma dileyeceğim, fakat Allah'tan [gelecek] hiçbir şeyi senin adına savmaya gücüm yetmez' demesi müstesnadır. 'Rabbimiz! Yalnız sana tevekkül ettik, yalnız sana yöneldik ve dönüş yalnız sanadır.' (4)”
15908. Metin
{لَنْ تَنْفَعَكُمْ أَرْحَامُكُمْ} مَعْنَاهُ: لَا يَدْعُوَنَّكُمْ وَلَا يَحْمَلَنَّكُمْ ذَوُو أَرْحَامِكُمْ وَقَرَابَاتُكُمْ وَأَوْلَادُكُمُ الَّذِينَ بِمَكَّةَ إِلَى خِيَانَةِ الرَّسُولِ ﷺ وَالْمُؤْمِنِينَ وَتَرْكِ مُنَاصَحَتِهِمْ وَمُوَالَاةِ أَعْدَائِهِمْ فَلَنْ تَنْفَعَكُمْ أَرْحَامُكُمْ {وَلَا أَوْلَادُكُمْ} الَّذِينَ عَصَيْتُمُ اللَّهَ لِأَجْلِهِمْ {يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْ} فَيُدْخِلُ أَهْلَ طَاعَتِهِ الْجَنَّةَ وَأَهْلَ مَعْصِيَتِهِ النَّارَ. قَرَأَ عَاصِمٌ وَيَعْقُوبُ {يَفْصِلُ} بِفَتْحِ الْيَاءِ وَكَسْرِ الصَّادِ مُخَفَّفًا، وَقَرَأَ حَمْزَةُ وَالْكِسَائِيُّ بِضَمِّ الْيَاءِ وَكَسْرِ الصَّادِ مُشَدَّدًا، [وَقَرَأَ ابْنُ عَامِرٍ بِضَمِّ الْيَاءِ وَفَتْحِ الصَّادِ مُشَدَّدًا] (١) وَقَرَأَ الْآخَرُونَ بِضَمِّ الْيَاءِ وَفَتْحِ الصَّادِ مُخَفَّفًا. {وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ} {قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ} قُدْوَةٌ {حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ} مِنْ أَهْلِ الْإِيمَانِ {إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ} مِنَ الْمُشْرِكِينَ {إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ} جَمْعُ بَرِيءٍ {وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ} جَحَدْنَا وَأَنْكَرْنَا دِينَكُمْ {وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ} يَأْمُرُ حَاطِبًا وَالْمُؤْمِنِينَ بِالِاقْتِدَاءِ بِإِبْرَاهِيمَ ﵊، وَالَّذِينَ مَعَهُ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي التَّبَرُّؤِ مِنَ الْمُشْرِكِينَ {إِلَّا قَوْلَ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ} يَعْنِي: لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَأُمُورِهِ إِلَّا فِي اسْتِغْفَارِهِ لِأَبِيهِ الْمُشْرِكِ، فَإِنَّ إِبْرَاهِيمَ ﵊ كَانَ قَدْ قَالَ لِأَبِيهِ: لِأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ، ثُمَّ تَبَرَّأَ مِنْهُ -عَلَى مَا ذَكَرْنَاهُ فِي سُورَةِ التَّوْبَةِ- (٢) {وَمَا أَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ} يَقُولُ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ: مَا أُغْنِي عَنْكَ وَلَا أَدْفَعُ عَنْكَ عَذَابَ اللَّهِ إِنْ عَصَيْتَهُ وَأَشْرَكْتَ بِهِ {رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا} يَقُولُهُ إِبْرَاهِيمُ وَمَنْ مَعَهُ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ {وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ}
{لَنْ تَنْفَعَكُمْ أَرْحَامُكُمْ} “Akrabalarınız size fayda veremez”; manası şudur: Mekke'deki hısımlarınız, akrabalarınız ve çocuklarınız sizi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve müminlere hıyanet etmeye, onlara samimiyeti terk etmeye ve düşmanlarını dost edinmeye sevk etmesin; zira akrabalarınız size fayda veremeyecektir; {وَلَا أَوْلَادُكُمْ} “ne de evlatlarınız” ki onlar uğruna Allah'a isyan ettiniz. {يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَفْصِلُ بَيْنَكُمْ} “Kıyamet gününde arınızı ayıracaktır”; böylece itaat ehlini cennete, isyan ehlini ise cehenneme sokacaktır. Âsım ve Ya'kûb {يَفْصِلُ} kelimesini ye harfinin fethası ve sâd harfinin kesresiyle şeddesiz olarak okumuşlardır. Hamza ve Kisâî ise ye'nin dammesi ve sâd'ın kesresiyle şeddeli olarak okumuşlardır. [İbn Âmir ise ye'nin dammesi ve sâd'ın fethasıyla şeddeli olarak okumuştur] (1). Diğerleri ise ye'nin dammesi ve sâd'ın fethasıyla şeddesiz olarak okumuşlardır. {وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ} “Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.” {قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ} “Sizin için bir örnek vardır” numune, {حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ} “İbrahim'de ve onunla birlikte olanlarda güzel [bir örnek]” iman ehlinden olanlarda; {إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ} “hani kavimlerine şöyle demişlerdi” müşrik olan kavimlerine: {إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ} “Biz sizden uzağız”; bürâe (بُرَآءُ) kelimesi berî' (بَرِيء) kelimesinin çoğuludur. {وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ} “ve Allah'tan başka taptıklarınızdan [uzağız]. Sizi inkâr ettik” sizin dininizi reddettik ve inkâr ettik; {وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَدًا حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ} “Bizimle sizin aranızda, yalnızca tek olan Allah'a iman edinceye kadar ebedî bir düşmanlık ve kin baş göstermiştir.” Hâtıb'a ve müminlere, müşriklerden uzak durma hususunda İbrahim aleyhisselâm'a ve onunla beraber olan müminlere uymalarını emretmektedir. {إِلَّا قَوْلَ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ} “Ancak İbrahim'in babasına: 'Senin için mutlaka bağışlanma dileyeceğim' demesi müstesnadır”; yani İbrahim'de ve onun hallerinde sizin için güzel bir örnek vardır, ancak müşrik babası için bağışlanma dilemesi müstesnadır; zira İbrahim aleyhisselâm babasına: "Senin için mutlaka bağışlanma dileyeceğim" demiş, sonra da Tevbe Suresi'nde zikrettiğimiz üzere ondan uzaklaşmıştı (2). {وَمَا أَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ} “Fakat Allah'tan [gelecek] hiçbir şeyi senin adına savmaya gücüm yetmez”; İbrahim babasına şöyle demektedir: Eğer Allah'a isyan eder ve O'na şirk koşarsan, sana hiçbir faydam dokunmaz ve Allah'ın azabını senden savamam. {رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا} “Rabbimiz! Yalnız sana tevekkül ettik”; bunu İbrahim ve onunla birlikte olan müminler söylemektedir; {وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ} “ve yalnız sana yöneldik ve dönüş yalnız sanadır.”
15909. Metin
{رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (٥) }
{رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (٥)}12 “«Rabbimiz! Bizi inkâr edenler için bir imtihan [konusu] kılma, bizi bağışla ey Rabbimiz! Şüphesiz mutlak güç sahibi, tam hüküm ve hikmet sahibi olan ancak Sensin.» (5)”
15910. Metin
{لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ (٦) عَسَى اللَّهُ أَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةً وَاللَّهُ قَدِيرٌ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ (٧) لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ أَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ (٨) }
{لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ (٦) عَسَى اللَّهُ أَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ مَوَدَّةً وَاللَّهُ قَدِيرٌ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ (٧) لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ أَنْ تَبَرُّوهُمْ وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ (٨)} “Andolsun ki onlarda sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü uman kimseler için güzel bir örnek vardır. Kim de yüz çevirirse bilsin ki Allah, hiçbir şeye muhtaç olmayan, her türlü övgüye layık olandır. (6) Olur ki Allah, onlardan düşmanlık beslediklerinizle aranızda bir sevgi bağı kurar. Allah her şeye Kadîrdir; Allah Çok Bağışlayandır, Çok Merhamet Edendir. (7) Allah, din hususunda sizinle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara iyilik etmenizi ve onlara adaletle davranmanızı yasaklamaz. Şüphesiz Allah adaletli davrananları sever. (8)”
15911. Metin
{رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا} قَالَ الزَّجَّاجُ: لَا تُظْهِرْهُمْ عَلَيْنَا فَيَظُنُّوا أَنَّهُمْ عَلَى الْحَقِّ
{رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا} “Rabbimiz! Bizi inkâr edenler için bir imtihan kılma”; Zeccâc dedi ki: Onları bize galip getirme ki kendilerinin hak üzere olduklarını sanıp
15912. Metin
فَيُفْتَنُوا وَقَالَ مُجَاهِدٌ: لَا تُعَذِّبْنَا بِأَيْدِيهِمْ وَلَا بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِكَ فَيَقُولُونَ: لَوْ كَانَ هَؤُلَاءِ عَلَى الْحَقِّ مَا أَصَابَهُمْ ذَلِكَ (١) {وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ} {لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ} أَيْ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ مَعَهُ {أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ} هَذَا بَدَلٌ مِنْ قَوْلِهِ "لَكُمْ" وَبَيَانٌ أَنَّ هَذِهِ الْأُسْوَةَ لِمَنْ يَخَافُ اللَّهَ وَيَخَافُ عَذَابَ الْآخِرَةِ {وَمَنْ يَتَوَلَّ} يُعْرِضْ عَنِ الْإِيمَانِ وَيُوَالِ الْكُفَّارَ {فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ} عَنْ خَلْقِهِ {الْحَمِيدُ} إِلَى أَوْلِيَائِهِ وَأَهْلِ طَاعَتِهِ.
fitneye düşmesinler. Mücâhid ise şöyle demiştir: Bizi onların elleriyle veya katından bir azapla cezalandırma ki, 'Eğer bunlar hak üzere olsalardı bu başlarına gelmezdi' demesinler (1). {وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ} “ve bizi bağışla Rabbimiz! Şüphesiz sen Mutlak Güç Sahibisin, Hüküm ve Hikmet Sahibisin.” {لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِيهِمْ} “Andolsun ki onlarda sizin için vardır” yani İbrahim'de ve onunla birlikte olanlarda; {أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ} “Allah'ı ve ahiret gününü uman kimseler için güzel bir örnek”; bu, "sizin için" ifadesinden bedeldir ve bu örneğin Allah'tan korkan ve ahiret azabından çekinen kimseler için olduğunu açıklamaktadır. {وَمَنْ يَتَوَلَّ} “Kim de yüz çevirirse” imandan yüz çevirip kâfirleri dost edinirse, {فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ} “bilsin ki Allah, hiçbir şeye muhtaç olmayandır” yarattıklarına muhtaç değildir; {الْحَمِيدُ} “her türlü övgüye layık olandır” dostlarına ve itaat ehline karşı.
15913. Metin
قَالَ مُقَاتِلٌ: فَلَمَّا أَمَرَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ بِعَدَاوَةِ الْكُفَّارِ عَادَى الْمُؤْمِنُونَ أَقْرِبَاءَهُمُ الْمُشْرِكِينَ وَأَظْهَرُوا لَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَرَاءَةَ. وَيَعْلَمُ اللَّهُ شِدَّةَ وَجْدِ الْمُؤْمِنِينَ بِذَلِكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ٢ {عَسَى اللَّهُ أَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ} أَيْ مِنْ كُفَّارِ مَكَّةَ {مَوَدَّةً} فَفَعَلَ اللَّهُ ذَلِكَ بِأَنْ أَسْلَمَ كَثِيرٌ مِنْهُمْ، فَصَارُوا لَهُمْ أَوْلِيَاءَ وَإِخْوَانًا، وَخَالَطُوهُمْ وَنَاكَحُوهُمْ {وَاللَّهُ قَدِيرٌ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ} ثُمَّ رَخَّصَ اللَّهُ تَعَالَى فِي صِلَةِ الَّذِينَ لم يعادوا ١٦١/ب الْمُؤْمِنِينَ وَلَمْ يُقَاتِلُوهُمْ فَقَالَ: {لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ أَنْ تَبَرُّوهُمْ} {لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ أَنْ تَبَرُّوهُمْ} أَيْ لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنْ بِرِّ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ {وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ} تَعْدِلُوا فِيهِمْ بِالْإِحْسَانِ وَالْبِرِّ {إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ} قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: نَزَلَتْ فِي خُزَاعَةَ كَانُوا قَدْ صَالَحُوا النَّبِيَّ ﷺ عَلَى أَنْ لَا يُقَاتِلُوهُ وَلَا يُعِينُوا عَلَيْهِ أَحَدًا، فَرَخَّصَ اللَّهُ فِي بِرِّهِمْ.
Mukātil şöyle demiştir: Allah müminlere kâfirlere düşmanlık etmelerini emredince müminler müşrik olan akrabalarına düşmanlık beslediler ve onlara düşmanlıklarını ve [onlardan] beri olduklarını açıkça gösterdiler. Allah müminlerin bundan dolayı duydukları derin üzüntüyü bildi de Allah 2 {عَسَى اللَّهُ أَنْ يَجْعَلَ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ عَادَيْتُمْ مِنْهُمْ} -yani Mekke kâfirlerinden- {مَوَدَّةً} “Olur ki Allah sizinle, içlerinden kendilerine düşmanlık besledikleriniz arasında bir sevgi bağı kurar” [ayetini] indirdi. Allah da onlardan birçoğunun Müslüman olmasını sağlayarak bunu gerçekleştirdi; böylece onlar için dostlar ve din kardeşleri oldular, onlarla bir arada yaşadılar ve evlilik yaptılar. {وَاللَّهُ قَدِيرٌ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ} “Allah her şeye kādirdir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Sonra Allah Teâlâ, müminlere düşmanlık etmeyen ve onlarla savaşmayan kimselerle bağları sürdürmeye ruhsat verip şöyle buyurdu: {لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ أَنْ تَبَرُّوهُمْ} {لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَلَمْ يُخْرِجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ أَنْ تَبَرُّوهُمْ} “Allah, din hususunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi... yasaklamaz”; yani Allah sizinle savaşmayanlara iyilik etmenizi yasaklamaz; {وَتُقْسِطُوا إِلَيْهِمْ} “...ve onlara adaletli davranmanızı [yasaklamaz]”; yani ihsan ve iyilikle haklarında âdil davranmanızı [yasaklamaz]. {إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ} “Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.” İbn Abbâs şöyle demiştir: [Bu ayet] Huzâa [kabilesi] hakkında indi. Onlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile kendisiyle savaşmamak ve aleyhine hiç kimseye yardım etmemek üzere anlaşma yapmışlardı; bunun üzerine Allah onlara iyilik yapılmasına ruhsat verdi.
15914. Metin
وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ: نَزَلَتْ فِي أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ، وَذَلِكَ أَنَّ أُمَّهَا قُتَيْلَةَ بِنْتَ عَبْدِ الْعُزَّى قَدِمَتْ عَلَيْهَا الْمَدِينَةَ بِهَدَايَا، ضِبَابًا وَأَقِطًا وَسَمْنًا، وَهِيَ مُشْرِكَةٌ، فَقَالَتْ أَسْمَاءُ: لَا أَقْبَلُ مِنْكِ هَدِيَّةً وَلَا تَدْخُلِي عَلَيَّ بَيْتِي حَتَّى أَسْتَأْذِنَ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَسَأَلَتْ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَأَنْزَلَ اللَّهُ هَذِهِ الْآيَةَ فَأَمَرَهَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَنْ تُدْخِلَهَا مَنْزِلَهَا وَتَقْبَلَ هَدِيَّتَهَا وَتُكْرِمَهَا وَتُحْسُنَ إِلَيْهَا (١) .
Abdullah b. ez-Zübeyr ise şöyle demiştir: Bu ayet Esmâ bint Ebî Bekir hakkında indi. Şöyle ki: Annesi Kuteyle bint Abdiluzzâ, müşrik olduğu halde keler eti, kurutulmuş yoğurt (keş) ve yağ gibi hediyelerle Medine'ye onun yanına geldi. Esmâ: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den izin almadıkça ne senin hediyeni kabul ederim ne de evime girmene izin veririm" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu; bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de ona annesini evine almasını, hediyesini kabul etmesini, ona ikramda bulunup iyi davranmasını emretti (1).
15915. Metin
أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ الْمَلِيحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَاتِمٌ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ ﵄ قَالَتْ: قَدِمَتْ عَلَيَّ أُمِّي وَهِيَ مُشْرِكَةٌ فِي عَهْدِ قُرَيْشٍ إِذْ عَاهَدُوا رَسُولَ اللَّهِ ﷺ وَمُدَّتِهِمْ مَعَ أَبِيهَا فَاسْتَفْتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي قَدِمَتْ عَلَيَّ وَهِيَ رَاغِبَةٌ أَفَأَصِلُهَا؟ قَالَ: صِلِيهَا (٢) .
Bize Abdulvâhid el-Melîhî haber verip dedi ki: Bize Ahmed b. Abdillâh en-Nuaymî haber verdi, bize Muhammed b. Yûsuf haber verdi, bize Muhammed b. İsmâîl anlattı, bize Kuteybe anlattı, bize Hâtim, Hişâm b. Urve'den, o babasından, o da Esmâ bint Ebî Bekir radıyallâhu anhümâ'dan anlattı; o şöyle demiştir: Kureyş'in Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile antlaşma yaptığı ve babasıyla olan mühlet döneminde annem müşrik olduğu halde bana geldi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e danışarak: "Ey Allah'ın Resûlü! Annem beni arzulayarak [bana ilgi duyarak] geldi, ona sıla-i rahimde bulunup ilgilenebilir miyim?" dedim. O da: "Evet, annene sıla-i rahimde bulun" buyurdu (2).
15916. Metin
وَرُوِيَ عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ قَالَ: فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِيهَا "لَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ لَمْ يُقَاتِلُوكُمْ فِي الدِّينِ". ثُمَّ ذَكَرَ الَّذِينَ نَهَاهُمْ عَنْ صِلَتِهِمْ فَقَالَ: {إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ}
İbn Uyeyne'den şöyle rivayet edilmiştir: Allah onun hakkında "Allah, din hususunda sizinle savaşmamış... olanlara [iyilik etmenizi] yasaklamaz" ayetini indirdi. Sonra kendileriyle bağ kurmayı yasakladığı kimseleri zikrederek şöyle buyurdu: {إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ}
15917. Metin
{إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ أَنْ تَوَلَّوْهُمْ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ (٩) }
{إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ أَنْ تَوَلَّوْهُمْ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ (٩)} “Allah sizi ancak, din hususunda sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanıza arka çıkan kimseleri dost edinmekten meneder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir. (9)”
15918. Metin
{إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ} وَهُمْ مُشْرِكُو مَكَّةَ {أَنْ تَوَلَّوْهُمْ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ}
{إِنَّمَا يَنْهَاكُمُ اللَّهُ عَنِ الَّذِينَ قَاتَلُوكُمْ فِي الدِّينِ وَأَخْرَجُوكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ وَظَاهَرُوا عَلَى إِخْرَاجِكُمْ} “Allah sizi ancak, din hususunda sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanıza arka çıkan kimseleri meneder”; bunlar Mekke müşrikleridir; {أَنْ تَوَلَّوْهُمْ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ} “onları dost edinmekten [meneder]. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”
15919. Metin
{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَآتُوهُمْ مَا أَنْفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَاسْأَلُوا مَا أَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْأَلُوا مَا أَنْفَقُوا ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (١٠) }
{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ وَآتُوهُمْ مَا أَنْفَقُوا وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَلَا تُمْسِكُوا بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ وَاسْأَلُوا مَا أَنْفَقْتُمْ وَلْيَسْأَلُوا مَا أَنْفَقُوا ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (١٠)} “Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bunlar onlara helal değildir, onlar da bunlara helal olmazlar. Onların [harcadıkları] mehirleri kendilerine verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınların nikâh bağlarına tutunmayın. Harcadığınız mehri isteyin, onlar da harcadıklarını istesinler. Bu, Allah'ın hükmüdür; aranızda hüküm verir. Allah hakkıyla Bilendir, Hüküm ve Hikmet Sahibidir. (10)”
15920. Metin
قَوْلُهُ ﷿ {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ} الْآيَةَ.
Allah Azze ve Celle'nin: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ} “Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan edin...” ayeti.
15921. Metin
أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ الْمَلِيحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ عَنْ عُقَيلٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ أَنَّهُ سَمِعَ مَرْوَانَ وَالْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ يُخْبِرَانِ عَنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ قَالَا لَمَّا كَاتَبَ سُهَيْلُ بْنُ عَمْرٍو يَوْمئَذٍ، كَانَ فِيمَا اشْتَرَطَ سُهَيْلُ بْنُ عَمْرٍو عَلَى النَّبِيِّ ﷺ: أَنَّهُ لَا يَأْتِيكَ مِنَّا أَحَدٌ -وَإِنْ
Bize Abdülvâhid el-Melîhî haber verdi, bize Ahmed b. Abdillâh en-Naîmî haber verdi, bize Muhammed b. Yûsuf haber verdi, bize Muhammed b. İsmâîl [el-Buhârî] anlattı1, bize Yahyâ b. Bükeyr anlattı, bize el-Leys, Ukayl'den, o İbn Şihâb'dan naklen anlattı; [o şöyle dedi:] Bana Urve b. ez-Zübeyr haber verdi ki kendisi, Mervân ve el-Misver b. Mahrame'nin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından naklen şöyle anlattıklarını işitmiştir: "O gün Süheyl b. Amr [antlaşma metnini] yazıştığında, Süheyl b. Amr'ın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e ileri sürdüğü şartlar arasında şu da vardı2: 'Bizden sana her kim gelirse -velev ki
15922. Metin
كَانَ عَلَى دِينِكَ-إِلَّا رَدَدْتَهُ إِلَيْنَا، وَخَلَّيْتَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُ. فَكَرِهَ الْمُؤْمِنُونَ ذَلِكَ وَأَبِي سُهَيْلٌ إِلَّا ذَلِكَ، فَكَاتَبَهُ النَّبِيُّ ﷺ عَلَى ذَلِكَ، فَرَدَّ النَّبِيُّ ﷺ يَوْمَئِذٍ أَبَا جَنْدَلٍ إِلَى أَبِيهِ سُهَيْلِ بْنِ عَمْرٍو، وَلَمْ يَأْتِهِ أَحَدٌ مِنَ الرِّجَالِ إِلَّا رَدَّهُ فِي تِلْكَ الْمُدَّةِ وَإِنْ كَانَ مُسْلِمًا، وَجَاءَتِ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ، وَكَانَتْ أُمُّ كُلْثُومٍ بِنْتُ عُقْبَةَ بْنِ أَبِي مُعَيْطٍ مِمَّنْ خَرَجَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ يَوْمَئِذٍ مُهَاجِرَةً وَهِيَ عَاتِقٌ، فَجَاءَ أَهْلُهَا يَسْأَلُونَ النَّبِيَّ ﷺ أَنْ يُرْجِعَهَا إِلَيْهِمْ فَلَمْ يُرْجِعْهَا إِلَيْهِمْ لِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِنَّ: "إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ" إِلَى "وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ"
olsa dahi- onu mutlaka bize geri vereceksin ve onunla bizim aramızı serbest bırakacaksın." Müminler bundan hoşlanmadılar, fakat Süheyl ancak bu şartla kabul etti. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onunla bu şart üzerinden antlaşma yazdı. O gün Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Cendel'i babası Süheyl b. Amr'a geri verdi; o süre zarfında Müslüman da olsa kendisine gelen erkeklerden hiç kimse kalmadı ki onu geri vermiş olmasın. Derken mümin kadınlar hicret ederek geldiler. Ukbe b. Ebî Muayt'ın kızı Ümmü Gülsüm o gün Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e hicret ederek gelen ve henüz evlenmemiş genç bir kız olan kimselerdendi. Ailesi gelip Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den kızı kendilerine geri vermesini istediler. Fakat Allah Teâlâ kadınlar hakkında: "Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir..." ayetinden "...onlar da bunlara helal olmazlar" kavline kadar olan kısmı indirdiği için Peygamber onları geri vermedi.
15923. Metin
قَالَ عُرْوَةُ فَأَخْبَرَتْنِي عَائِشَةُ رَضِيَ اللَّهُ تَعَالَى عَنْهَا: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ كَانَ يَمْتَحِنُهُنَّ بِهَذِهِ الْآيَةِ: "يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ" إِلَى قَوْلِهِ: "غَفُورٌ رَحِيمٌ".
Urve dedi ki: Âişe radıyallâhu teâlâ anhâ bana şöyle haber verdi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem o kadınları şu ayetle imtihan ederdi: "Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana geldiklerinde..." ayetinden "...Çok Bağışlayandır, Çok Merhamet Edendir" kavline kadar.
15924. Metin
قَالَ عُرْوَةُ: قَالَتْ عَائِشَةُ ﵂: فَمَنْ أَقَرَّتْ بِهَذَا الشَّرْطِ مِنْهُنَّ قَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ قَدْ بَايَعْتُكِ كَلَامًا يُكَلِّمُهَا بِهِ، وَاللَّهِ مَا مَسَّتْ يَدُهُ يَدَ امْرَأَةٍ قَطُّ فِي الْمُبَايَعَةِ مَا بَايَعَهُنَّ إِلَّا بِقَوْلِهِ (١) .
Urve dedi ki: Âişe radıyallâhu anhâ şöyle dedi: Onlardan kim bu şartı ikrar ederse, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona sözlü olarak hitap ederek: "Seninle biatleştim" derdi. Allah'a yemin olsun ki biatleşme esnasında onun eli hiçbir kadının eline asla değmemiştir; onlarla sadece söz ile biatleşmiştir (1).
15925. Metin
قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: أَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ مُعْتَمِرًا حَتَّى إِذَا كَانَ بِالْحُدَيْبِيَةِ صَالَحَهُ مُشْرِكُو مَكَّةَ عَلَى أَنَّ مَنْ أَتَاهُ مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ رَدَّهُ إِلَيْهِمْ وَمَنْ أَتَى أَهْلَ مَكَّةَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ لَمْ يَرُدُّوهُ إِلَيْهِ، وَكَتَبُوا بِذَلِكَ كِتَابًا وَخَتَمُوا عَلَيْهِ، فَجَاءَتْ سُبَيْعَةُ بِنْتُ الْحَارِثِ الْأَسْلَمِيَّةُ مُسْلِمَةً بَعْدَ الْفَرَاغِ مِنَ الْكِتَابِ، فَأَقْبَلَ زَوْجُهَا مُسَافِرٌ مِنْ بَنِي مَخْزُومٍ -وَقَالَ مُقَاتِلٌ هُوَ: صَيْفِيُّ بْنُ الرَّاهِبِ-فِي طَلَبِهَا، وَكَانَ كَافِرًا، فَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ رُدَّ عَلَيَّ امْرَأَتِي فَإِنَّكَ قَدْ شَرَطْتَ أَنْ تَرُدَّ عَلَيْنَا مَنْ أَتَاكَ مِنَّا وَهَذِهِ طَيَّةُ الْكِتَابِ لَمْ تَجِفَّ بَعْدُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ ﷿: "يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ" مِنْ دَارِ الْكُفْرِ إِلَى دَارِ الْإِسْلَامِ {فَامْتَحِنُوهُنَّ}
İbn Abbâs dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem umre yapmak üzere yola çıktı. Nihayet Hudeybiye'ye vardığında Mekke müşrikleri; Mekke halkından kendisine kim gelirse onu kendilerine geri vermesi, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından Mekke halkına kim giderse onu kendisine geri vermemeleri şartıyla onunla sulh yaptılar. Bu hususta bir antlaşma metni yazdılar ve üzerine mühür bastılar. Yazı tamamlandıktan sonra Sübey'a bint el-Hâris el-Eslemiyye Müslüman olarak geldi. Bunun üzerine Mahzûmoğulları'ndan olan -Mukâtil onun Sayfî b. er-Râhib olduğunu söylemiştir- kocası Müsâfir onu aramak üzere geldi; kendisi kâfirdi. Dedi ki: "Ey Muhammed! Karımı bana geri ver; zira sen bizden sana gelen kimseyi bize geri vermeyi şart koştun. İşte antlaşma yazısının mürekkebi henüz kurumadı." Bunun üzerine Azîz ve Celîl olan Allah: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ } “Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldikleri zaman...” -küfür diyarından İslâm diyarına- { فَامْتَحِنُوهُنَّ } “...onları imtihan edin” [ayetini] indirdi.1
15926. Metin
قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ: امْتِحَانُهَا: أَنْ تُسْتَحْلَفَ مَا خَرَجَتْ لِبُغْضِ زَوْجِهَا وَلَا عِشْقًا لِرَجُلٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ، وَلَا رَغْبَةً عَنْ أَرْضٍ إِلَى أَرْضٍ، وَلَا لِحَدَثٍ أَحْدَثَتْهُ وَلَا لِالْتِمَاسِ دُنْيَا وَمَا خَرَجَتْ إِلَّا رَغْبَةً فِي الْإِسْلَامِ وَحُبًّا لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ.
İbn Abbâs dedi ki: Kadının imtihan edilmesi; kocasından nefret ettiği için, Müslümanlardan bir adama aşık olduğu için, bir memleketi bırakıp başka bir memlekete gitme hevesiyle, işlediği bir suç sebebiyle veya bir dünya menfaati arayışıyla çıkmadığına; bilakis yalnızca İslâm'a olan rağbeti, Allah ve Resûlü'nün sevgisi sebebiyle çıktığına dair ona yemin ettirilmesiydi.
15927. Metin
قَالَ فَاسْتَحْلَفَهَا رَسُولُ اللَّهِ ﷺ عَلَى ذَلِكَ فَحَلَفَتْ فَلَمْ يَرُدَّهَا، وَأَعْطَى زَوْجَهَا مَهْرَهَا وَمَا أَنْفَقَ عَلَيْهَا؛ فَتَزَوَّجَهَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ﵁ (١) وَكَانَ يَرُدُّ مَنْ جَاءَهُ مِنَ الرِّجَالِ وَيَحْبِسُ مَنْ جَاءَهُ مِنَ النِّسَاءِ بَعْدَ الِامْتِحَانِ وَيُعْطِي أَزْوَاجَهُنَّ مُهُورَهُنَّ.
[İbn Abbâs] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona bu hususta yemin ettirdi, kadın da yemin etti; bunun üzerine onu geri vermedi, kocasına da mehrini ve kadına harcadığı nafakayı verdi. Daha sonra kadınla Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh evlendi (1). Resûlullah kendisine gelen erkekleri geri veriyor, imtihandan sonra gelen kadınları ise alıkoyuyor ve kocalarına mehirlerini veriyordu.
15928. Metin
{اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ} [أَيْ هَذَا الِامْتِحَانُ لَكُمْ، وَاللَّهِ أَعْلَمُ بِهِنَّ] (٢) {فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ} مَا أَحَلَّ اللَّهُ مُؤْمِنَةً لِكَافِرٍ {وَآتُوهُمْ} يَعْنِي أَزْوَاجَهُنَّ الْكُفَّارَ {مَا أَنْفَقُوا} عَلَيْهِنَّ يَعْنِي الْمَهْرَ الَّذِي دَفَعُوا إِلَيْهِنَّ {وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ} أَيْ مُهُورَهُنَّ، أَبَاحَ اللَّهُ نِكَاحَهُنَّ لِلْمُسْلِمِينَ، وَإِنْ كَانَ لَهُنَّ أَزْوَاجٌ فِي دَارِ الْكُفْرِ لِأَنَّ الْإِسْلَامَ فَرَّقَ بَيْنَهُنَّ وَبَيْنَ أَزْوَاجِهِنَّ الْكُفَّارِ {وَلَا تُمْسِكُوا} [قَرَأَ أَبُو عَمْرٍو وَيَعْقُوبُ: بِالتَّشْدِيدِ، وَالْآخَرُونَ: بِالتَّخْفِيفِ، مِنَ الْإِمْسَاكِ] (٣) {بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ} "وَالْعِصَمُ": جُمْعُ الْعِصْمَةِ، وَهِيَ مَا يُعْتَصَمُ بِهِ مِنَ الْعَقْدِ وَالنَّسَبِ. "وَالْكَوَافِرُ": جُمْعُ الْكَافِرَةِ.
{اللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَانِهِنَّ} “Allah onların imanlarını daha iyi bilir”; [yani bu imtihan sizin içindir, onların iç durumunu ise Allah daha iyi bilir] (2). {فَإِنْ عَلِمْتُمُوهُنَّ مُؤْمِنَاتٍ فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ لَا هُنَّ حِلٌّ لَهُمْ وَلَا هُمْ يَحِلُّونَ لَهُنَّ} “Eğer onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bunlar onlara helal değildir, onlar da bunlara helal olmazlar”; Allah hiçbir mümin kadını kâfir erkeğe helal kılmamıştır. {وَآتُوهُمْ} “ve onlara verin” yani onların kâfir olan kocalarına, {مَا أَنْفَقُوا} “harcadıklarını” kadınlarına verdikleri mehri; {وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ} “Mehirlerini verdiğiniz takdirde onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur” yani mehirlerini verdiğinizde; Allah, küfür diyarında kocaları bulunsa bile Müslümanlara bu kadınlarla nikâhlanmayı mubah kılmıştır; çünkü İslâm, kadınlarla kâfir kocalarının arasını ayırmıştır. {وَلَا تُمْسِكُوا} “ve tutunmayın”; [Ebû Amr ve Ya'kûb şeddeli, diğerleri ise 'imsâk' kökünden şeddesiz olarak okumuşlardır] (3), {بِعِصَمِ الْكَوَافِرِ} “kâfir kadınların nikâh bağlarına”; "el-İsam" (الْعِصَم), nikâh ve soy bağı gibi tutunulan bağ anlamındaki "isme" (عِصْمَة) kelimesinin çoğuludur. "el-Kevâfir" (الْكَوَافِر) ise "kâfire" (كَافِرَة) kelimesinin çoğuludur.
15929. Metin
نَهَى اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ عَنِ الْمُقَامِ عَلَى نِكَاحِ الْمُشْرِكَاتِ، يَقُولُ: مَنْ كَانَتْ لَهُ امْرَأَةٌ كَافِرَةٌ بِمَكَّةَ فَلَا يَعْتَدُّ بِهَا فَقَدِ انْقَطَعَتْ عِصْمَةُ الزَّوْجِيَّةِ بَيْنَهُمَا.
Allah Teâlâ müminleri müşrik kadınların nikâhı altında kalmaktan nehyetmiştir; şöyle buyurmaktadır: Mekke'de kâfir bir hanımı olan kimse onu artık eş saymasın, zira aralarındaki evlilik bağı kopmuştur.
15930. Metin
قَالَ الزُّهْرِيُّ: فَلَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ طَلَّقَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ﵁ امْرَأَتَيْنِ كَانَتَا لَهُ بِمَكَّةَ مُشْرِكَتَيْنِ: قُرَيْبَةُ بِنْتُ أَبِي أُمَيَّةَ بْنِ الْمُغِيرَةِ، فَتَزَوَّجَهَا بَعْدَهُ مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، وَهُمَا عَلَى شِرْكِهِمَا بِمَكَّةَ، وَالْأُخْرَى أُمُّ كلثوم بنت ١٦٢/أعَمْرِو بْنِ جَرْوَلٍ الْخُزَاعِيَةُ أُمِّ ابْنِهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، فَتَزَوَّجَهَا أَبُو جَهْمِ بْنُ حُذَافَةَ بْنِ غَانِمٍ، وَهُمْا عَلَى شِرْكِهِمَا. وَكَانَتْ أَرْوَى بِنْتُ ربيعة بن الحرث بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ تَحْتَ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، فَهَاجَرَ طَلْحَةُ وَهِيَ بِمَكَّةَ عَلَى دِينِ قَوْمِهَا فَفَرَّقَ الْإِسْلَامُ بَيْنَهُمَا فَتَزَوَّجَهَا فِي الْإِسْلَامِ خَالِدُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ بْنِ أُمَيَّةَ (٤) .
Zührî dedi ki: Bu ayet inince Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh, Mekke'de bulunan müşrik iki hanımını boşadı: Biri Ebû Ümeyye b. el-Mugîre'nin kızı Kuraybe idi; ondan sonra bu kadınla -her ikisi de Mekke'de şirk üzereyken- Muâviye b. Ebî Süfyân evlendi. Diğeri ise oğlu Abdullah b. Ömer'in annesi olan Amr b. Cervel el-Huzâiyye'nin kızı 162/a Ümmü Gülsüm idi; onunla da -her ikisi de şirk üzereyken- Ebû Cehm b. Huzeyfe b. Gânim evlendi. Rebi'a b. el-Hâris b. Abdilmuttalib'in kızı Ervâ ise Talha b. Ubeydillâh'ın nikâhı altındaydı; Talha hicret etti, kadın ise Mekke'de kavminin dini üzere kaldı; böylece İslâm aralarını ayırdı. Daha sonra İslâm üzere iken bu kadınla Hâlid b. Saîd b. el-Âs b. Ümeyye evlendi (4).
15931. Metin
قَالَ الشَّعْبِيُّ: وَكَانَتْ زَيْنَبُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ امْرَأَةُ أَبِي الْعَاصِ بْنِ الرَّبِيعِ أَسْلَمَتْ وَلَحِقَتْ
Şa'bî şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kızı ve Ebu'l-Âs b. er-Rebî'in hanımı olan Zeyneb Müslüman olmuş ve [Medine'ye] giderek...
15932. Metin
بِالنَّبِيِّ ﷺ، وَأَقَامَ أَبُو الْعَاصِ بِمَكَّةَ مُشْرِكًا، ثُمَّ أَتَى الْمَدِينَةَ فَأَسْلَمَ، فَرَدَّهَا عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ (١)
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldi. Ebu'l-Âs ise Mekke'de müşrik olarak kaldı; daha sonra Medine'ye gelip Müslüman oldu, bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [kızını] ona geri verdi (1).
15933. Metin
{وَاسْأَلُوا} أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ {مَا أَنْفَقْتُمْ} أَيْ: إِنْ لَحِقَتِ امْرَأَةٌ مِنْكُمْ بِالْمُشْرِكِينَ مُرْتَدَّةً فَاسْأَلُوا مَا أَنْفَقْتُمْ مِنَ الْمَهْرِ إِذَا مَنَعُوهَا مِمَّنْ تُزَوَّجَهَا مِنْهُمْ {وَلْيَسْأَلُوا} يَعْنِي: الْمُشْرِكِينَ الَّذِينَ لَحِقَتْ أَزْوَاجُهُمْ بِكُمْ {مَا أَنْفَقُوا} مِنَ الْمَهْرِ مِمَّنْ تَزَوَجَهَا مِنْكُمْ {ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ} قَالَ الزُّهْرِيُّ: لَوْلَا الْهُدْنَةُ وَالْعَهْدُ الَّذِي كَانَ بَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَبَيْنَ قُرَيْشٍ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ لَأَمْسَكَ النِّسَاءَ وَلِمَ يَرُدَّ الصَّدَاقَ، وَكَذَلِكَ كَانَ يَصْنَعُ بِمَنْ جَاءَهُ مِنَ الْمُسَلِّمَاتِ قَبْلَ الْعَهْدِ (٢) فَلَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الْآيَةُ أَقَرَّ الْمُؤْمِنُونَ بِحُكْمِ اللَّهِ ﷿ وَأَدَّوْا مَا أُمِرُوا بِهِ مِنْ نَفَقَاتِ الْمُشْرِكِينَ عَلَى نِسَائِهِمْ، وَأَبَى الْمُشْرِكُونَ أَنْ يُقِرُّوا بِحُكْمِ اللَّهِ فِيمَا أُمِرُوا بِهِ مِنْ أَدَاءِ نَفَقَاتِ الْمُسْلِمِينَ [عَلَى نِسَائِهِمْ] (٣) فَأَنْزَلَ اللَّهُ ﷿: {وَإِنْ فَاتَكُمْ}
{وَاسْأَلُوا} “ve isteyin” ey müminler! {مَا أَنْفَقْتُمْ} “harcadığınızı” yani içinizden bir kadın dinden dönerek müşriklere katılır ve onlar kadını vermekten kaçınırlarsa, onlardan bu kadınla evlenen kimseden harcadığınız mehri isteyin; {وَلْيَسْأَلُوا} “onlar da istesinler” yani eşleri size katılmış olan müşrikler istesinler, {مَا أَنْفَقُوا} “harcadıklarını” sizden o kadınla evlenen kimseden mehrini istesinler. {ذَلِكُمْ حُكْمُ اللَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ} “Bu, Allah'ın hükmüdür; aranızda hüküm verir. Allah hakkıyla Bilendir, Hüküm ve Hikmet Sahibidir.” Zührî dedi ki: Eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile Kureyş arasında Hudeybiye günü yapılan ateşkes ve antlaşma olmasaydı, kadınları alıkoyar ve mehirlerini geri vermezdi; nitekim antlaşmadan önce kendisine gelen Müslüman kadınlara da böyle yapıyordu (2). Bu ayet inince müminler Allah Azze ve Celle'nin hükmünü kabul ettiler ve müşriklerin hanımlarına yaptıkları harcamaları onlara ödemekle emrolundukları şeyi yerine getirdiler. Müşrikler ise Müslümanların hanımlarına yaptıkları harcamaları ödemeleri hususunda kendilerine emredilen Allah'ın hükmünü kabul etmekten kaçındılar (3). Bunun üzerine Allah Azze ve Celle: {وَإِنْ فَاتَكُمْ} “Ve eğer sizden giderse...” ayetini indirdi.
15934. Metin
{وَإِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ إِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَآتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَا أَنْفَقُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ (١١) }
{وَإِنْ فَاتَكُمْ شَيْءٌ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ إِلَى الْكُفَّارِ فَعَاقَبْتُمْ فَآتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَاجُهُمْ مِثْلَ مَا أَنْفَقُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ (١١)} “Eğer eşlerinizden biri kâfirlere kaçar da siz de [onlarla savaşıp] ganimet elde ederseniz, eşleri gitmiş olanlara harcadıkları kadarını verin. İman ettiğiniz Allah'a karşı gelmekten sakının. (11)”
15935. Metin
{وَإِنْ فَاتَكُمْ} أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ {شَيْءٌ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ إِلَى الْكُفَّارِ} فَلَحِقْنَ بِهِمْ مُرْتَدَّاتٍ {فَعَاقَبْتُمْ} قَالَ الْمُفَسِّرُونَ: مَعْنَاهُ غَنِمْتُمْ، أَيْ غَزَوْتُمْ فَأَصَبْتُمْ مِنَ الْكُفَّارِ عُقْبَى وَهِيَ الْغَنِيمَةُ، وَقِيلَ: ظَهَرْتُمْ وَكَانَتِ الْعَاقِبَةُ لَكُمْ، وَقِيلَ: أَصَبْتُمُوهُمْ فِي الْقِتَالِ بِعُقُوبَةٍ حَتَّى غَنِمْتُمْ، قَرَأَ حُمَيدُ الْأَعْرَجُ "فَعَقَّبْتُمْ" بِالتَّشْدِيدِ، وَقَرَأَ الزُّهْرِيُّ: "فَعَقَبْتُمْ" خَفِيفَةً بِغَيْرِ أَلْفٍ وَقَرَأَ مُجَاهِدٌ " فَأَعْقَبْتُمْ " أَيْ صَنَعْتُمْ بِهِمْ كَمَا صَنَعُوا بِكُمْ. وَكُلُّهَا لُغَاتٌ بِمَعْنًى وَاحِدٍ، يُقَالُ: عَاقَبَ وَعَقَّبَ وَعَقَبَ، وَأَعْقَبَ وَتَعَقَّبَ وَتَعَاقَبَ وَاعْتَقَبَ: إِذَا غَنِمَ. وَقِيلَ: "التَّعْقِيبُ": غَزْوَةٌ بَعْدَ غَزْوَةٍ {فَآتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَاجُهُمْ} إِلَى الْكُفَّارِ مِنْكُمْ {مِثْلَ مَا أَنْفَقُوا} عَلَيْهِنَّ مِنَ الْغَنَائِمِ الَّتِي صَارَتْ فِي أَيْدِيكُمْ مِنْ أَمْوَالِ الْكُفَّارِ. وَقِيلَ: فَعَاقَبْتُمُ الْمُرْتَدَّةَ بِالْقَتْلِ.
{وَإِنْ فَاتَكُمْ} “Ve eğer sizden giderse” ey müminler! {شَيْءٌ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ إِلَى الْكُفَّارِ} “eşlerinizden biri kâfirlere” dinden dönerek onlara katılırlarsa, {فَعَاقَبْتُمْ} “ve siz de ganimet elde ederseniz”; müfessirler dediler ki: Bunun manası ganimet aldınız demektir; yani savaşıp kâfirlerden bir ganimet elde ettiniz. Denildi ki: Üstün geldiniz ve akıbet sizin lehinize oldu. Denildi ki: Savaşta onları cezalandırıp ganimet elde ettiniz. Humeyd el-A'rec "fe'akkabtüm" (فَعَقَّبْتُمْ) şeklinde şeddeli okumuştur; Zührî ise elifsiz ve şeddesiz olarak "fe'akabtüm" (فَعَقَبْتُمْ) okumuştur; Mücâhid ise "fe'a'kabtüm" (فَأَعْقَبْتُمْ) okumuştur, yani: Onların size yaptığı gibi siz de onlara yaptınız demektir. Bunların hepsi aynı manaya gelen kullanımlardır; ganimet elde edildiğinde "âkabe, akkabe, akabe, a'kabe, te'akkabe, te'âkabe ve i'tekabe" denir. Denildi ki: "Ta'kîb", bir gazvenin ardından başka bir gazveye çıkmaktır. {فَآتُوا الَّذِينَ ذَهَبَتْ أَزْوَاجُهُمْ} “Eşleri gitmiş olanlara verin” içinizden eşleri kâfirlere kaçmış olanlara, {مِثْلَ مَا أَنْفَقُوا} “harcadıkları kadarını [verin]” kâfirlerin mallarından elinize geçen ganimetlerden onlara harcadıkları mehir miktarını verin. Denildi ki: Mürted olan kadını öldürmekle cezalandırdığınızda [verin].
15936. Metin
وَرُوِيَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ﵁ قَالَ: لِحِقَ بِالْمُشْرِكِينَ مِنْ نِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ سِتُّ نِسْوَةٍ: أُمُّ الْحَكَمِ بِنْتُ أَبِي سُفْيَانَ وَكَانَتْ تَحْتَ عِيَاضِ بْنِ شَدَّادٍ الْفِهْرِيِّ، وَفَاطِمَةُ بِنْتُ أَبِي أُمَيَّةَ
1 İbn Abbâs'tan radıyallâhu anhümâ şöyle rivayet edilmiştir:2 "Müminlerin ve muhacirlerin3 kadınlarından altı kadın müşriklere katıldı: İyâz b. Şeddâd el-Fihrî'nin nikâhı altında bulunan Ebû Süfyân'ın kızı Ümmü'l-Hakem ile Ebû Ümeyye'nin kızı Fâtıma...
15937. Metin
ابن الْمُغِيرَةِ أُخْتُ أُمِّ سَلَمَةَ كَانَتْ تَحْتَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، فَلَمَّا أَرَادَ عُمَرُ أَنْ يُهَاجِرَ أَبَتْ وَارْتَدَتْ، وَبَرْوَعُ بِنْتُ عُقْبَةَ، كَانَتْ تَحْتَ شَمَّاسِ بْنِ عُثْمَانَ، وَعَزَّةُ بن عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ نَضْلَةَ، وَزَوْجُهَا عمرو ابن عبدود، وَهِنْدُ بِنْتُ أَبِي جَهْلِ بْنِ هِشَامٍ، كَانَتْ تَحْتَ هِشَامِ بْنِ الْعَاصِ بْنِ وَائِلٍ، وَأُمُّ كُلْثُومٍ بِنْتُ جَرْوَلٍ، كَانَتْ تَحْتَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، فَكُلُّهُنَّ رَجَعْنَ عَنِ الْإِسْلَامِ، فَأَعْطَى رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَزْوَاجَهُنَّ مُهُورَ نِسَائِهِمْ مِنَ الْغَنِيمَةِ (١) .
b. el-Mugîre'nin kızı Fâtıma -ki Ömer hicret etmek istediğinde o kaçınmış ve dinden dönmüştü-; Şemmâs b. Osmân'ın nikâhı altında olan Ukbe kızı Berva'; kocası Amr b. Abdivüdd olan Azze bint Abdilazîz b. Nadle; Hişâm b. el-Âs b. Vâil'in nikâhı altında olan Ebû Cehl b. Hişâm'ın kızı Hind; ve Ömer b. el-Hattâb'ın nikâhı altında olan Cervel kızı Ümmü Gülsüm. Bunların hepsi İslâm'dan döndüler; bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ganimetten onların kocalarına kadınlarının mehirlerini verdi (1).
15938. Metin
{وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ} وَاخْتَلَفَ الْقَوْلُ فِي أَنَّ رَدَّ مَهْرِ مَنْ أَسْلَمَتْ مِنَ النِّسَاءِ إِلَى أَزْوَاجِهِنَّ، كَانَ وَاجِبًا أَوْ مَنْدُوبًا؟ .
{وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ} “İman ettiğiniz Allah'a karşı gelmekten sakının.” Müslüman olan kadınların mehrini kocalarına geri vermenin vacip mi yoksa mendup mu olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir.
15939. Metin
وَأَصْلُهُ أَنَّ الصُّلْحَ هَلْ كَانَ وَقْعَ عَلَى رَدِّ النِّسَاءِ؟ فِيهِ قَوْلَانِ: أَحَدُهُمَا أَنَّهُ وَقَعَ عَلَى رَدِّ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ جَمِيعًا لِمَا رُوِّينَا: أَنَّهُ لَا يَأْتِيكَ مِنَّا أَحَدٌ وَإِنْ كَانَ عَلَى دِينِكَ إِلَّا رَدَدْتَهُ إِلَيْنَا ثُمَّ صَارَ الْحُكْمُ فِي رَدِّ النِّسَاءِ مَنْسُوخًا بِقَوْلِهِ: "فَلَا تَرْجِعُوهُنَّ إِلَى الْكُفَّارِ" فَعَلَى هَذِهِ كَانَ رَدُّ الْمَهْرِ وَاجِبًا.
Bunun esası ise şudur: Barış antlaşması kadınların da geri verilmesi şartı üzerine mi yapılmıştı? Bu hususta iki görüş vardır: Birincisi; rivayet ettiğimiz: "Bizden sana gelen kimse senin dinin üzere olsa bile mutlaka onu bize geri vereceksin" ifadesi gereğince hem erkeklerin hem de kadınların birlikte geri verilmesi şartı üzerine yapılmıştı; daha sonra kadınların geri verilmesi hükmü: "Onları kâfirlere geri döndürmeyin" ayetiyle neshedildi. Bu görüşe göre mehrin iadesi vaciptir.
15940. Metin
وَالْقَوْلُ الْآخَرُ: أَنَّ الصُّلْحَ لَمْ يَقَعْ عَلَى رَدِّ النِّسَاءِ، لِأَنَّهُ رُوِيَ عَنْ عَلِيٍّ: أَنَّهُ لَا يَأْتِيكَ مِنَّا رَجُلٌ وَإِنْ كَانَ عَلَى دِينِكَ إِلَّا رَدَدْتَهُ إِلَيْنَا وَذَلِكَ لِأَنَّ الرَّجُلَ لَا يُخْشَى عَلَيْهِ مِنَ الْفِتْنَةِ فِي الرَّدِّ مَا يُخْشَى عَلَى الْمَرْأَةِ مِنْ إِصَابَةِ الْمُشْرِكِ إِيَّاهَا وَأَنَّهُ لَا يُؤَمَنُ عَلَيْهَا الرِّدَّةُ إِذَا خُوِّفَتْ، وَأُكْرِهَتْ عَلَيْهَا لِضَعْفِ قَلْبِهَا وَقِلَّةِ هِدَايَتِهَا إِلَى الْمَخْرَجِ مِنْهَا بِإِظْهَارِ كَلِمَةِ الْكُفْرِ مَعَ التَّوْرِيَةِ، وَإِضْمَارِ الْإِيمَانِ وَلَا يُخْشَى ذَلِكَ عَلَى الرَّجُلِ لِقُوَّتِهِ وَهِدَايَتِهِ إِلَى التَّقِيَّةِ، فَعَلَى هَذَا كَانَ رَدُّ الْمَهْرِ مَنْدُوبًا. وَاخْتَلَفُوا فِي أَنَّهُ هَلْ يَجِبُ الْعَمَلُ بِهِ الْيَوْمَ فِي رَدِّ الْمَالِ إِذَا شُرِطَ فِي مُعَاقَدَةِ الْكُفَّارِ؟ فَقَالَ قَوْمٌ: لَا يَجِبُ، وَزَعَمُوا أَنَّ الْآيَةَ مَنْسُوخَةٌ، وَهُوَ قَوْلُ عَطَاءٍ وَمُجَاهِدٍ وَقَتَادَةَ. وَقَالَ قَوْمٌ: هِيَ غَيْرُ مَنْسُوخَةٍ وَيُرَدُّ إِلَيْهِمْ مَا أَنْفَقُوا.
Diğer görüş ise şudur: Barış antlaşması kadınların geri verilmesi şartı üzerine yapılmamıştı. Zira Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: "Bizden sana gelen bir adam, senin dinin üzere olsa bile mutlaka onu bize geri vereceksin." Bunun sebebi şudur: Geri verilme durumunda erkek hakkında, kadının başına müşrikin musallat olması gibi bir fitneden korkulmaz. Ayrıca kadın korkutulup dinden dönmeye zorlandığında; kalbinin zayıflığı, imanı gizleyip tevriye yaparak küfür sözünü açığa vurmak suretiyle bundan kurtuluş yolunu bulmaktaki yetersizliği sebebiyle onun dinden dönmesinden emin olunamaz. Erkek ise gücü ve takiyyeye yol bulabilmesi sebebiyle onun hakkında böyle bir şeyden korkulmaz. Buna göre mehrin geri verilmesi menduptur. Kâfirlerle yapılan antlaşmada şart koşulduğunda, günümüzde malın geri verilmesi hususunda bu hükümle amel etmenin vacip olup olmadığı konusunda ihtilaf etmişlerdir: Bir grup "Vacip değildir" demiş ve ayetin mensuh (hükmü kaldırılmış) olduğunu ileri sürmüştür; bu, Atâ, Mücâhid ve Katâde'nin görüşüdür. Diğer bir grup ise "Ayet mensuh değildir ve harcadıkları [mehir] kendilerine geri verilir" demiştir.1
15941. Metin
{يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (١٢) }
{يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ عَلَى أَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا وَلَا يَسْرِقْنَ وَلَا يَزْنِينَ وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ فَبَايِعْهُنَّ وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (١٢)} “Ey Peygamber! İnanmış kadınlar; Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir bühtan uydurup getirmemek ve hiçbir meşru işte sana karşı gelmemek şartıyla sana biat etmeye geldiklerinde onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah Çok Bağışlayandır, Çok Merhamet Edendir. (12)”
15942. Metin
قَوْلُهُ ﷿: {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ} الْآيَةَ. وَذَلِكَ يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ لَمَّا فَرَغَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ مِنْ بَيْعَةِ الرِّجَالِ، وَهُوَ عَلَى الصَّفَا وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَسْفَلَ مِنْهُ، وَهُوَ يُبَايِعُ النِّسَاءَ بِأَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَيُبَلِّغُهُنَّ عَنْهُ وَهِنْدُ بِنْتُ عُتْبَةَ امْرَأَةُ أَبِي سُفْيَانَ مُتَنَقِّبَةٌ مُتَنَكِّرَةٌ مَعَ النِّسَاءِ خَوْفًا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ أَنْ يَعْرِفَهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ: أُبَايِعْكُنَّ "عَلَى أَنْ لَا تُشْرِكْنَ بِاللَّهِ
Allah Azze ve Celle'nin: {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا جَاءَكَ الْمُؤْمِنَاتُ يُبَايِعْنَكَ} “Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana biat etmeye geldiklerinde...” ayeti. Bu olay Mekke'nin fethi günü, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Safâ tepesinde iken erkeklerin biatini tamamlayıp Ömer b. el-Hattâb'ın onun daha aşağısında durarak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in emriyle kadınlardan biat aldığı ve onun adına kadınlara tebliğde bulunduğu sırada gerçekleşmiştir. Ebû Süfyân'ın hanımı Hind bint Utbe de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisini tanımasından korktuğu için peçeli ve tanınmaz bir vaziyette kadınların arasındaydı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sizden Allah'a [hiçbir şeyi ortak koşmamak...] üzere biat alıyorum" buyurdu.
15943. Metin
شَيْئًا" فَرَفَعَتْ هِنْدٌ رَأْسَهَا وَقَالَتْ: وَاللَّهِ إِنَّكَ لَتَأْخُذُ عَلَيْنَا أَمْرًا مَا رَأَيْنَاكَ أَخَذْتَهُ عَلَى الرِّجَالِ، وَبَايَعَ الرِّجَالَ يَوْمَئِذٍ عَلَى الْإِسْلَامِ، وَالْجِهَادِ فَقَطْ فَقَالَ النَّبِيُّ ﷺ "وَلَا يَسْرِقْنَ" فَقَالَتْ هِنْدٌ: إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ شَحِيحٌ وَإِنِّي أَصَبْتُ مِنْ مَالِهِ هَنَاتٍ، فَلَا أَدْرِي أَيَحِلُّ لِي أَمْ لَا؟ فَقَالَ أَبُو سُفْيَانُ: مَا أَصَبْتِ مِنْ شَيْءٍ فِيمَا مَضَى وَفِيمَا غَبَرَ فَهُوَ لَكِ حَلَالٌ، فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ وَعَرَفَهَا فَقَالَ لَهَا: وَإِنَّكِ لَهِنْدُ بِنْتُ عَتْبَةَ؟ قَالَتْ: نَعَمْ فَاعْفُ عَمَّا سَلَفَ عَفَا اللَّهُ عَنْكَ، فَقَالَ: "وَلَا يَزْنِينَ" فَقَالَتْ هِنْدٌ: أَوَ تَزْنِي الْحُرَّةُ؟ فَقَالَ: "وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ" فَقَالَتْ هِنْدٌ: رَبَّيْنَاهُنَّ صِغَارًا وَقَتَلْتُمُوهُمْ كِبَارًا فَأَنْتُمْ وَهُمْ أَعْلَمُ، وَكَانَ ابْنُهَا حَنْظَلَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ قَدْ قُتِلَ يَوْمَ بَدْرٍ، فَضَحِكَ عُمَرُ ﵁ حَتَّى اسْتَلْقَى، وَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ فَقَالَ: "وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ" -وَهِيَ أَنْ تَقْذِفَ وَلَدًا عَلَى زَوْجِهَا لَيْسَ مِنْهُ-قَالَتْ هِنْدٌ: وَاللَّهِ إِنَّ الْبُهْتَانَ لَقَبِيحٌ وَمَا تَأْمُرُنَا إِلَّا بِالرُّشْدِ وَمَكَارِمِ الْأَخْلَاقِ، فَقَالَ: "وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ" قَالَتْ هِنْدٌ: مَا جَلَسْنَا مَجْلِسَنَا هَذَا وُفِي أَنْفُسِنَا أَنْ نَعْصِيَكَ فِي شَيْءٍ. فَأَقَرَّ النِّسْوَةُ بِمَا أُخِذَ عَلَيْهِنَّ (١) قَوْلُهُ ﷿: {وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ} أَرَادَ وَأْدَ الْبَنَاتِ الَّذِي كَانَ يَفْعَلُهُ أهل الجاهلية ١٦٢/ب قَوْلُهُ {وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ} لَيْسَ الْمُرَادُ مِنْهُ نَهْيَهُنَّ عَنِ الزِّنَا لِأَنَّ النَّهْيَ عَنِ الزِّنَا قَدْ تَقَدَّمَ ذِكْرُهُ، بَلِ الْمُرَادُ مِنْهُ أَنَّ تَلْتَقِطَ مَوْلُودًا وَتَقُولَ لِزَوْجِهَا هَذَا وَلَدِي مِنْكَ فَهُوَ الْبُهْتَانُ الْمُفْتَرَى بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ لِأَنَّ الْوَلَدَ إِذَا وَضَعَتْهُ الْأُمُّ سَقَطَ بَيْنَ يَدَيْهَا وَرِجْلَيْهَا. قَوْلُهُ {وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ} أَيْ فِي كُلِّ أَمْرٍ وَافَقَ طَاعَةَ اللَّهِ. قَالَ بَكْرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيُّ: فِي كُلِّ أَمْرٍ فِيهِ رُشْدُهُنَّ. وَقَالَ مُجَاهِدٌ: لَا تَخْلُو الْمَرْأَةُ بِالرِّجَالِ. وَقَالَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ وَالْكَلْبِيُّ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زَيْدٍ: هُوَ النَّهْيُ عَنِ النَّوْحِ وَالدُّعَاءِ بِالْوَيْلِ وَتَمْزِيقِ الثَّوْبِ وَحَلْقِ الشَّعْرِ وَنَتْفِهِ وَخَمْشِ الْوَجْهِ، وَلَا تُحَدِّثُ الْمَرْأَةُ الرِّجَالَ إِلَّا ذَا مَحْرَمٍ، وَلَا تَخْلُو بِرَجُلٍ غَيْرِ ذِي مَحْرَمٍ، وَلَا تُسَافِرُ إِلَّا مَعَ ذِي مَحْرَمٍ.
[hiçbir şeyi ortak koşmamak...]" deyince Hind başını kaldırdı ve: "Vallahi sen bizden, erkeklerden aldığını görmediğimiz bir konuda söz alıyorsun" dedi. O gün [Resûlullah] erkeklerden yalnızca İslam ve cihad üzerine biat almıştı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ve hırsızlık yapmamak [üzere]" buyurdu. Hind: "Ebû Süfyân eli sıkı bir adamdır. Ben onun malından ufak tefek şeyler aldım, bana helal mi değil mi bilmiyorum" dedi. Ebû Süfyân: "Geçmişte ve gelecekte aldığın her şey sana helal olsun" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem güldü ve onu tanıyarak: "Sen gerçekten Utbe'nin kızı Hind misin?" dedi. Hind: "Evet, geçmişi bağışla ki Allah da seni bağışlasın" dedi. [Resûlullah]: "Ve zina etmemek [üzere]" buyurdu. Hind: "Hür bir kadın hiç zina eder mi?" dedi. [Resûlullah]: "Ve çocuklarını öldürmemek [üzere]" buyurdu. Hind: "Biz onları küçükken büyüttük, siz de büyüdüklerinde onları öldürdünüz; siz de onlar da [durumu] daha iyi bilirsiniz" dedi. Oğlu Hanzala b. Ebî Süfyân Bedir günü öldürülmüştü. Bunun üzerine Ömer radıyallâhu anh sırtüstü yatacak derecede güldü, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de tebessüm etti. Sonra [Resûlullah]: "Elleriyle ayakları arasında bir bühtan uydurup getirmemek [üzere]" —ki bu, kadının kocasına ait olmayan bir çocuğu ona nispet etmesidir— buyurdu. Hind: "Vallahi iftira pek çirkin bir şeydir; sen bize ancak doğru yolu ve güzel ahlakı emrediyorsun" dedi. [Resûlullah]: "Ve hiçbir meşru işte sana karşı gelmemek [üzere]" buyurdu. Hind: "Biz bu meclisimizde, içimizde sana herhangi bir hususta karşı gelme düşüncesi varken oturmadık" dedi. Böylece kadınlar kendilerinden alınan şartları kabul ettiler. (¬١) Allah Azze ve Celle'nin: {وَلَا يَقْتُلْنَ أَوْلَادَهُنَّ} “çocuklarını öldürmemek” sözüyle, Câhiliye ehlinin yaptığı kız çocuklarını diri diri gömme uygulamasını kastetmiştir. 162/b {وَلَا يَأْتِينَ بِبُهْتَانٍ يَفْتَرِينَهُ بَيْنَ أَيْدِيهِنَّ وَأَرْجُلِهِنَّ} “elleriyle ayakları arasında bir bühtan uydurup getirmemek” sözünden kasıt, onların zinadan menedilmesi değildir; zira zinanın yasaklandığı daha önce zikredilmiştir. Aksine bundan kasıt, kadının [başka bir] bebeği alıp kocasına: "Bu senden olan çocuğumdur" demesidir. İşte bu, elleri ve ayakları arasında uydurulan bühtandır; çünkü kadın çocuğu doğurduğunda, çocuk elleri ve ayakları arasına düşer. {وَلَا يَعْصِينَكَ فِي مَعْرُوفٍ} “ve hiçbir meşru işte sana karşı gelmemek” sözü, yani Allah'a itaate uygun olan her hususta demektir. Bekr b. Abdillâh el-Müzenî: "Kendilerinin doğru yolu bulmalarını sağlayacak her hususta" demiştir. Mücâhid: "Kadının erkeklerle baş başa kalmamasıdır" demiştir. Saîd b. el-Müseyyeb, el-Kelbî ve Abdurrahman b. Zeyd ise: "Bu; feryat ederek ağlamaktan, feryad-u figan etmekten, elbiseyi yırtmaktan, saçı kazımaktan, saç yolmaktan ve yüz tırmalamaktan nehyedilmedir. Kadın, mahremi olmayan erkeklerle konuşmaz, mahremi olmayan erkekle baş başa kalmaz ve ancak bir mahremiyle yolculuğa çıkar" demişlerdir.
15944. Metin
أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ الْمَلِيحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا
Bize Abdülvâhid el-Melîhî bildirdi, bize Ahmed b. Abdillâh en-Naîmî bildirdi, bize Muhammed b. Yûsuf bildirdi, bize rivayet etti:1
15945. Metin
مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ قَالَتْ: بَايَعْنَا رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فَقَرَأَ عَلَيْنَا "أَنْ لَا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا" وَنَهَانَا عَنِ النِّيَاحَةِ، فَقَبَضَتِ امْرَأَةٌ يَدَهَا فَقَالَتْ: أَسْعَدَتْنِي فُلَانَةٌ أُرِيدُ أَنْ أَجْزِيَهَا فَمَا قَالَ لَهَا النَّبِيُّ ﷺ شَيْئًا فَانْطَلَقَتْ وَرَجَعَتْ وَبَايَعَهَا (١)
Muhammed b. İsmâil rivayet etti, bize Ebû Ma'mer rivayet etti, bize Abdülvâris rivayet etti, bize Eyyûb, Hafsa bint Sîrîn'den, o da Ümmü Atıyye'den rivayet etti; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat ettik. Bize: "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak" [ayetini] okudu ve bizi ölü arkasından feryat ederek ağlamaktan menetti. Bunun üzerine bir kadın elini çekip: "Filanca kadın [benim ölüme ağlayarak] bana yardım etmişti, ona karşılığını vermek istiyorum" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona bir şey demedi. Kadın gitti, sonra geri geldi ve Resûlullah onun biatini kabul etti. (¬١)
15946. Metin
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الشُّرَيْحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ الثَّعْلَبِيُّ، أَخْبَرَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْحُسَيْنِ الدَّيْنَوَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا أَبُو يَعْلَى الْمَوْصِلِيُّ، حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا أَبَانُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ أَنَّ زَيْدًا حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا سَلَامٍ حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا مَالِكٍ الْأَشْعَرِيَّ حَدَّثَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ قَالَ: "أَرْبَعٌ فِي أُمَّتِي مِنْ أَمْرِ الْجَاهِلِيَّةِ لَا يَتْرُكُونَهُنَّ: الْفَخْرُ فِي الْأَحْسَابِ، وَالطَّعْنُ فِي الْأَنْسَابِ، وَالِاسْتِسْقَاءُ بِالنُّجُومِ وَالنِّيَاحَةُ". وَقَالَ: "النَّائِحَةُ إِذَا لَمْ تَتُبْ قَبْلَ مَوْتِهَا تَقُومُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَعَلَيْهَا سِرْبَالٌ مِنْ قَطِرَانٍ وَدِرْعٌ مِنْ جَرَبٍ" (٢)
Bize Ahmed b. İbrâhîm eş-Şüreyhî bildirdi, bize Ahmed b. Muhammed b. İbrâhîm es-Sa'lebî bildirdi, bize el-Hüseyin b. Muhammed b. el-Hüseyin ed-Dîneverî bildirdi, bize Ahmed b. Muhammed b. İshâk rivayet etti, bize Ebû Ya'lâ el-Mevsılî rivayet etti, bize Hüdbe b. Hâlid rivayet etti, bize Ebân b. Yezîd rivayet etti, bize Yahyâ b. Ebî Kesîr rivayet etti; Zeyd ona rivayet etmiş, Ebû Sellâm ona rivayet etmiş, Ebû Mâlik el-Eş'arî ona rivayet etmiş ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Ümmetimde Câhiliye âdetlerinden kalma dört şey vardır ki onları terk etmezler: Soylarla övünmek, neseplere dil uzatmak, yıldızlarla yağmur istemek ve ölünün arkasından feryat ederek ağlamak." Ve şöyle buyurdu: "Ölünün arkasından feryat ederek ağlayan kadın, ölmeden önce tövbe etmezse, kıyamet gününde üzerinde katrandan bir gömlek ve uyuzdan bir zırh olduğu halde diriltilir." (¬٢)
15947. Metin
أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ الْمَلِيحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي أَخْبَرَنَا الْأَعْمَشُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ عَنْ مَسْرُوقٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: قَالَ النَّبِيُّ ﷺ: "لَيْسَ مِنَّا مَنْ ضَرَبَ الْخُدُودَ وَشَقَّ الْجُيُوبَ وَدَعَا بِدَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ" (٣) قَوْلُهُ: {فَبَايِعْهُنَّ} يَعْنِي إِذَا بَايَعْنَكَ فَبَايِعْهُنَّ {وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ}
Bize Abdülvâhid el-Melîhî bildirdi, bize Ahmed b. Abdillâh en-Nuaymî bildirdi, bize Muhammed b. Yûsuf bildirdi, bize Muhammed b. İsmâil rivayet etti, bize Amr b. Hafs rivayet etti, bize babam rivayet etti, bize el-A'meş, Abdullâh b. Mürre'den, o Mesrûk'tan, o da Abdullâh'tan bildirdi; o şöyle dedi: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Yanaklarını döven, yakalarını yırtan ve Câhiliye çığlığıyla feryat eden bizden değildir" buyurdu. (¬٣) {فَبَايِعْهُنَّ} “onların biatlerini kabul et” yani sana biat ettiklerinde biatlerini kabul et; {وَاسْتَغْفِرْ لَهُنَّ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ} “ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah Çok Bağışlayandır, Çok Merhamet Edendir.”
15948. Metin
أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ الْمَلِيحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ النَّعِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ﵂ قَالَتْ: كَانَ النَّبِيُّ ﷺ يُبَايِعُ النِّسَاءَ بِالْكَلَامِ بِهَذِهِ الْآيَةِ: "لَا يُشْرِكْنَ بِاللَّهِ شَيْئًا" قَالَتْ: وَمَا مَسَّتْ يَدُ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ يَدَ امْرَأَةٍ إِلَّا امْرَأَةً يَمْلِكُهَا (٤)
Bize Abdülvâhid el-Melîhî bildirdi, bize Ahmed b. Abdillâh en-Nuaymî bildirdi, bize Muhammed b. Yûsuf bildirdi, bize Muhammed b. İsmâil rivayet etti, bana Mahmûd rivayet etti, bize Abdürrezzâk rivayet etti, bize Ma'mer ez-Zührî'den, o Urve'den, o da Âişe radıyallâhu anhâ'dan bildirdi; o şöyle dedi: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kadınlardan sadece sözlü olarak: "Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak" [ifadesinin yer aldığı] bu ayet ile biat alırdı. Âişe: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in eli, sahip olduğu hanımından başka hiçbir kadının eline asla değmemiştir" dedi. (¬٤)
15949. Metin
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الشُّرَيْحِيُّ، أَخْبَرَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الثَّعْلَبِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ
Bize Ahmed b. İbrâhîm eş-Şüreyhî bildirdi, bize Ebû İshâk es-Sa'lebî bildirdi, bize Muhammed b. Abdillâh b.1234
15950. Metin
حَمْدُونٍ، أَخْبَرَنَا مَكِّيُّ بْنُ عَبْدَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ ابن الْمُنْكَدِرِ، سَمِعَ أُمَيْمَةَ بِنْتَ رُقَيَّةَ تَقُولُ: بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فِي نِسْوَةٍ، فَقَالَ لَنَا: فِيمَا اسْتَطَعْتُنَّ وَأَطَقْتُنَّ، فَقُلْتُ: رَسُولُ اللَّهِ ﷺ أَرْحَمُ بِنَا مِنْ أَنْفُسِنَا قُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ بَايِعْنَا قَالَ سُفْيَانُ: يَعْنِي صَافِحْنَا فَقَالَ: "إِنِّي لَا أُصَافِحُ النِّسَاءَ، إِنَّمَا قَوْلِي لِامْرَأَةٍ كَقَوْلِي لِمِائَةِ امْرَأَةٍ" (١)
Hamdûn bildirdi, bize Mekkî b. Abdân bildirdi, bize Abdurrahman b. Bişr rivayet etti, bize Süfyân b. Uyeyne, Muhammed b. el-Münk Cloudir'den rivayet etti; o Ümeyme bint Rukayka'yı şöyle derken işitmiştir: Bir grup kadınla birlikte Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat ettim. Bize: "Gücünüzün yettiği ve takat getirebildiğiniz ölçüde" buyurdu. Ben: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize karşı kendimizden daha merhametlidir" dedim ve: "Ey Allah'ın Resûlü! Bizimle biatleş (Süfyân: Yani elimizi sık dedi)" dedim. Bunun üzerine: "Ben kadınlarla el sıkışmam. Benim bir kadına olan sözüm, yüz kadına olan sözüm gibidir" buyurdu. (¬١)
15951. Metin
{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَئِسُوا مِنَ الْآخِرَةِ كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَابِ الْقُبُورِ (١٣) }
{يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَئِسُوا مِنَ الْآخِرَةِ كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَابِ الْقُبُورِ (١٣)} “Ey iman edenler! Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinmeyin. Kâfirler kabirdekilerden nasıl ümit kestilerse, onlar da ahiretten öylece ümit kesmişlerdir. (13)”
15952. Metin
قَوْلُهُ ﷿: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ} وَهَمُّ الْيَهُودُ، وَذَلِكَ أَنَّ أُنَاسًا مِنْ فُقَرَاءِ الْمُسْلِمِينَ كَانُوا يُخْبِرُونَ الْيَهُودَ أَخْبَارَ الْمُسْلِمِينَ يَتَوَصَّلُونَ إِلَيْهِمْ بِذَلِكَ فَيُصِيبُونَ مِنْ ثِمَارِهِمْ، فَنَهَاهُمُ اللَّهُ عَنْ ذَلِكَ ٢ {قَدْ يَئِسُوا} يَعْنِي هَؤُلَاءِ الْيَهُودَ {مِنَ الْآخِرَةِ} بِأَنْ يَكُونَ لَهُمْ فِيهَا ثَوَابٌ وَخَيْرٌ {كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَابِ الْقُبُورِ} أَيْ: كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ الَّذِينَ مَاتُوا وَصَارُوا فِي الْقُبُورِ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَهُمْ حَظٌّ وَثَوَابٌ فِي الْآخِرَةِ. قَالَ مُجَاهِدٌ: الْكُفَّارُ حِينَ دَخَلُوا قُبُورَهُمْ أَيِسُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ. قَالَ سَعِيدُ بْنُ جُبَيْرٍ: يَئِسُوا مِنَ الْآخِرَةِ كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ الَّذِينَ مَاتُوا فَعَايَنُوا الْآخِرَةَ. وَقِيلَ: كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَابِ الْقُبُورِ أَنْ يَرْجِعُوا إِلَيْهِمْ.
Yüce Allah'ın: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ} “Ey iman edenler! Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinmeyin” buyruğu: Bunlar Yahudilerdir. Şöyle ki, fakir Müslümanlardan bazı kimseler Yahudilere Müslümanların haberlerini ulaştırıyor, bu yolla onlara yanaşıp meyvelerinden elde ediyorlardı. Bunun üzerine Allah onları bundan nehyetti.2 {قَدْ يَئِسُوا} “Ümit kesmişlerdir” yani bu Yahudiler, {مِنَ الْآخِرَةِ} “ahiretten” [ümit kesmişlerdir]; orada kendileri için bir sevap ve hayır bulunmasından [ümitlerini kesmişlerdir], {كَمَا يَئِسَ الْكُفَّارُ مِنْ أَصْحَابِ الْقُبُورِ} “kâfirlerin kabirdekilerden ümit kestikleri gibi.” Yani ölüp kabirlere girmiş kâfirlerin, ahirette kendileri için bir nasip ve mükâfat bulunmasından ümit kestikleri gibi. Mücâhid şöyle demiştir: Kâfirler kabirlerine girdiklerinde Allah'ın rahmetinden ümit kestiler. Saîd b. Cübeyr şöyle demiştir: Ölüp de ahireti bizzat müşahede eden kâfirlerin ümit kestiği gibi onlar da ahiretten ümit kesmişlerdir. Şöyle de denilmiştir: Kâfirlerin, kabirdekilerin kendilerine dönmesinden ümit kestikleri gibi.