16979. Metin
سُورَةُ الِانْفِطَارِ مَكِّيَّةٌ (١) بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
İNFİTÂR SÛRESİ MEKKÎDİR (1) RAHMÂN VE RAHÎM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
16980. Metin
{إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ (١) وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ (٢) وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ (٣) وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ (٤) عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ (٥) يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ (٦) }
{إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ (١) وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ (٢) وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ (٣) وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ (٤) عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ (٥) يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ (٦) } “Gök yarıldığı zaman, yıldızlar dağılıp saçıldığı zaman, denizler fışkırtılıp [birbirine] katıldığı zaman, kabirlerin içi dışına çıkarıldığı zaman, her nefis önden ne gönderdiğini ve geride ne bıraktığını bilecektir. Ey insan! O çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?”
16981. Metin
{إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ} انْشَقَّتْ. {وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ} تَسَاقَطَتْ. {وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ} فُجِّرَ بَعْضُهَا فِي بَعْضٍ وَاخْتَلَطَ الْعَذْبُ بِالْمِلْحُ فَصَارَتْ بَحْرًا وَاحِدًا وَقَالَ الرَّبِيعُ: "فُجِّرَتْ" فَاضَتْ. {وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ} بُحِثَتْ وَقُلِبَ تُرَابُهَا وَبُعِثَ مَا فِيهَا مِنَ الْمَوْتَى أَحْيَاءً يُقَالُ: بَعْثَرْتُ الْحَوْضَ وَبَحْثَرْتُهُ إِذَا قَلَبْتُهُ فَجَعَلْتُ أَسْفَلَهُ أَعْلَاهُ. {عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ} قِيلَ: "مَا قَدَّمَتْ" مِنْ عَمَلٍ صَالِحٍ أَوْ سَيِّئٍ وَ"أَخَّرَتْ" مِنْ سُنَّةٍ حَسَنَةٍ أَوْ سَيِّئَةٍ. وَقِيلَ: "مَا قَدَّمَتْ" مِنَ الصَّدَقَاتِ وَ"أَخَّرَتْ" مِنَ التَّرِكَاتِ عَلَى مَا ذَكَرْنَا فِي قَوْلِهِ: "يُنَبَّأُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ" (الْقِيَامَةِ-١٣) . {يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ} مَا خَدَعَكَ وَسَوَّلَ لَكَ الْبَاطِلَ حَتَّى أَضَعْتَ مَا وَجَبَ عَلَيْكَ. وَالْمَعْنَى: مَاذَا أَمَّنَكَ مِنْ [عَذَابِهِ] ٢ قَالَ عَطَاءٌ: نَزَلَتْ فِي الْوَلِيدِ بْنِ الْمُغِيرَةِ.
{إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ} “Gök yarıldığı zaman” yarıldı. {وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ} “yıldızlar dağılıp saçıldığı zaman” döküldü. {وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ} “denizler fışkırtılıp [birbirine] katıldığı zaman” birbirine fışkırtılıp açıldı, tatlı ile tuzlu su birbirine karıştı ve tek bir deniz hâline geldi. er-Rebî‘: “{فُجِّرَتْ} taştı” demiştir. {وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ} “kabirlerin içi dışına çıkarıldığı zaman” deşildi, toprağı altüst edildi ve içindeki ölüler diri olarak diriltilip çıkarıldı. Havuzu altüst edip altını üstüne getirdiğim zaman “بَعْثَرْتُ الْحَوْضَ وَبَحْثَرْتُهُ” denir. {عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ} “[o gün] herkes neyi önden gönderdiğini ve neyi arkaya bıraktığını bilecektir.” Şöyle denilmiştir: “{مَا قَدَّمَتْ} [önden gönderdiği] salih veya kötü amelden, {وَأَخَّرَتْ} [arkada bıraktığı] güzel veya kötü sünnetten/çığırdan.” Yine şöyle denilmiştir: “{مَا قَدَّمَتْ} [önden gönderdiği] sadakalardan, {وَأَخَّرَتْ} [arkaya bıraktığı] tereke ve miraslardan.” Nitekim {يُنَبَّأُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ} “O gün insana, önden gönderdiği ve arkada bıraktığı her şey haber verilir” (el-Kıyâme: 13) âyetinde zikrettiğimiz üzere. {يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ} “Ey insan! Kerîm (lütuf ve keremi bol) olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?” Seni ne aldattı ve üzerine farz olan şeyleri zayi edinceye kadar sana batılı süslü gösteren ne oldu? Anlamı şudur: O'nun [azabından]2 seni güvende kılan ne oldu? Atâ şöyle demiştir: [Bu âyet] Velîd b. Mugîre hakkında inmiştir.
16982. Metin
وَقَالَ الْكَلْبِيُّ وَمُقَاتِلٌ: نَزَلَتْ فِي الْأَسْوَدِ بْنِ شُرَيْقٍ ضَرَبَ النَّبِيَّ فَلَمْ يُعَاقِبْهُ اللَّهُ ﷿ فَأَنْزَلَ اللَّهُ هَذِهِ الْآيَةَ (١) يَقُولُ: مَا الَّذِي غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ الْمُتَجَاوِزِ عَنْكَ إِذْ لَمْ يُعَاقِبْكَ عَاجِلًا بِكُفْرِكَ؟ قَالَ قَتَادَةُ: غَرَّهُ عَدُوُّهُ الْمُسَلَّطُ عَلَيْهِ يَعْنِي الشَّيْطَانَ قَالَ مُقَاتِلٌ: غَرَّهُ عَفْوُ اللَّهِ حِينَ لَمْ يُعَاقِبْهُ فِي أَوَّلِ [مَرَّةٍ] (٢) . وَقَالَ السُّدِّيُّ: غَرَّهُ رِفْقُ اللَّهِ بِهِ.
Kelbî ve Mukâtil ise şöyle demişlerdir: Bu ayet Esved b. Şurayk hakkında indi. O, Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem]'e vurdu, aziz ve celil olan Allah da onu hemen cezalandırmadı. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi (1). Şöyle buyurmaktadır: İnkârından ötürü seni hemen cezalandırmadığı halde, seni bağışlayan cömert Rabbine karşı seni aldatan ne oldu? Katâde: "Ona musallat edilen düşmanı yani şeytan onu aldattı" dedi. Mukâtil: "İlk [seferinde] (2) onu cezalandırmadığında Allah'ın affı onu aldattı" dedi. Süddî ise: "Allah'ın ona yumuşak davranması onu aldattı" demiştir.
16983. Metin
وَقَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ: مَا منكم من ١٨٦/ب أَحَدٍ إِلَّا سَيَخْلُو اللَّهُ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. فَيَقُولُ: يَا ابْنَ آدَمَ مَا غَرَّكَ بِي؟ يَا ابْنَ آدَمَ مَاذَا عَمِلْتَ فِيمَا [عَلِمْتَ] (٣) ؟ يَا ابْنَ آدَمَ مَاذَا أَجَبْتَ الْمُرْسَلِينَ؟.
İbn Mes‘ûd şöyle demiştir: Sizden 186/b hiçbir kimse yoktur ki kıyamet günü Allah onunla baş başa kalmasın. Şöyle buyuracaktır: "Ey Âdemoğlu! Beni aldatan ne oldu? Ey Âdemoğlu! [Bildiğin] (3) şey hakkında ne amel işledin? Ey Âdemoğlu! Elçilere ne cevap verdin?"
16984. Metin
وَقِيلَ لِلْفُضَيْلِ بْنِ عِيَاضٍ: لَوْ أَقَامَكَ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ: مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ؟ مَاذَا كُنْتَ تَقُولُ؟ قَالَ: أَقُولُ غَرَّنِي سُتُورُكَ الْمُرَخَّاةُ (٤) .
Fudayl b. İyâz'a: "Kıyamet günü Allah seni huzuruna dikip: 'O çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?' diye sorsa ne derdin?" denildi. O da: "Beni Senin salınmış [ayıpları örten] perdelerin aldattı, derdim" (4) dedi.
16985. Metin
وَقَالَ يَحْيَى بْنُ مُعَاذٍ: لَوْ أَقَامَنِي بَيْنَ يَدَيْهِ فَقَالَ مَا غَرَّكَ بِي؟ [فَأَقُولُ] (٥) غَرَّنِي بِكَ بِرُّكَ بِي سَالِفًا وَآنِفًا.
Yahyâ b. Muâz ise şöyle demiştir: "Beni huzuruna dikip: 'Bana karşı seni aldatan ne oldu?' diye sorsa; [şöyle derim:] (5) 'Geçmişte ve son zamanlarda bana olan iyiliğin beni Sana karşı aldattı.'"
16986. Metin
وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ الْوَرَّاقُ: لَوْ قَالَ لِي: مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ؟ لَقُلْتُ: غَرَّنِي كَرَمُ الْكَرِيمِ.
Ebû Bekir el-Verrâk ise şöyle demiştir: "Bana: 'O çok cömert olan Rabbine karşı seni aldatan nedir?' diye sorsa; muhakkak: 'Kerîm olanın keremi beni aldattı' derdim."
16987. Metin
قَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْإِشَارَةِ: إِنَّمَا قَالَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ دُونَ سَائِرِ أَسْمَائِهِ وَصِفَاتِهِ كَأَنَّهُ لَقَّنَهُ الْإِجَابَةَ حَتَّى يَقُولَ: غَرَّنِي كَرَمُ الْكَرِيمِ.
İşaret ehlinden bazıları şöyle demiştir: Diğer isim ve sıfatları yerine sadece "el-Kerîm olan Rabbine" buyurması, sanki kula: "Kerîm olanın keremi beni aldattı" desin diye cevabı telkin etmesi gibidir.
16988. Metin
{الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ (٧) فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ (٨) }
{الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ (٧) فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ (٨) } “O ki seni yarattı, seni düzene koydu ve seni dengeli/orantılı kıldı. Dilediği herhangi bir surette seni birleştirdi/şekillendirdi.”
16989. Metin
{الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ} قَرَأَ أَهْلُ الْكُوفَةِ وَأَبُو جَعْفَرٍ "فَعَدَلَكَ" بِالتَّخْفِيفِ أَيْ صَرَفَكَ وَأَمَالَكَ إِلَى أَيِّ صُورَةٍ شَاءَ حَسَنًا وَقَبِيحًا وَطَوِيلًا وَقَصِيرًا. وَقَرَأَ الْآخَرُونَ بِالتَّشْدِيدِ أَيْ قَوَّمَكَ وَجَعَلَكَ مُعْتَدِلَ الْخَلْقِ وَالْأَعْضَاءِ. {فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ} قَالَ مُجَاهِدٌ وَالْكَلْبِيُّ وَمُقَاتِلٌ: فِي أَيِّ شَبَهٍ مِنْ أَبٍ أَوْ أَمٍّ أَوْ خَالٍ أَوْ عَمٍّ.
{الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ} “O ki seni yarattı, seni düzene koydu ve seni dengeli/orantılı kıldı.” Kûfe ehli ile Ebû Ca‘fer, "fe-‘adeleke (فَعَدَلَكَ)" şeklinde şeddesiz okumuşlardır; yani güzel, çirkin, uzun ve kısa olarak seni dilediği bir surete çevirdi ve yöneltti demektir. Diğerleri ise şeddeli okumuşlardır; yani seni dosdoğru yaptı, yaratılışını ve uzuvlarını mutedil kıldı. {فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ} “Dilediği herhangi bir surette seni birleştirdi/şekillendirdi.” Mücâhid, Kelbî ve Mukâtil: Babadan, anneden, dayıdan veya amcadan dilediği herhangi bir benzerlikte [demişlerdir].
16990. Metin
وَجَاءَ فِي الْحَدِيثِ: أَنَّ النُّطْفَةَ إِذَا اسْتَقَرَّتْ فِي الرَّحِمِ أُحْضِرَ كُلُّ عِرْقٍ بَيْنَهُ وَبَيْنَ آدَمَ ثُمَّ قَرَأَ "فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ" ٦ .
Hadiste şöyle gelmiştir: « أَنَّ النُّطْفَةَ إِذَا اسْتَقَرَّتْ فِي الرَّحِمِ أُحْضِرَ كُلُّ عِرْقٍ بَيْنَهُ وَبَيْنَ آدَمَ » «Nutfe rahme yerleştiği zaman, onunla Âdem arasındaki her bir damar [soy bağı] hazır edilir.» Sonra {فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ} “Dilediği herhangi bir surette seni birleştirdi/şekillendirdi” [ayetini] okudu.6
16991. Metin
وَذَكَرَ الْفَرَّاءُ قَوْلًا آخَرَ: "فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ" إِنْ شَاءَ فِي صُورَةِ إِنْسَانٍ وَإِنْ شَاءَ فِي صُورَةِ دَابَّةٍ أَوْ حَيَوَانٍ آخَرَ.
Ferrâ başka bir görüş zikretmiştir: "Dilediği herhangi bir surette seni birleştirdi/şekillendirdi", dilerse insan suretinde, dilerse bir binek hayvanı veya başka bir hayvan suretinde [demektir].
16992. Metin
{كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ (٩) وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ (١٠) كِرَامًا كَاتِبِينَ (١١) يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ (١٢) إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ (١٣) وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ (١٤) يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ (١٥) وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ (١٦) وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ (١٧) ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ (١٨) }
{كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ (٩) وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ (١٠) كِرَامًا كَاتِبِينَ (١١) يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ (١٢) إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ (١٣) وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ (١٤) يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ (١٥) وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ (١٦) وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ (١٧) ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ (١٨) } “Hayır, aksine siz dini yalanlıyorsunuz. Oysa şüphesiz sizin üzerinizde koruyucular vardır. Değerli yazıcılar. Yaptığınız şeyleri bilirler. Şüphesiz iyiler bir nimet içindedirler. Şüphesiz kötüler de cehennemdedirler. Ceza gününde oraya gireceklerdir. Ve onlar ondan kaybolup gidecek de değillerdir. Ceza gününün ne olduğunu sana bildiren nedir? Sonra ceza gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?”
16993. Metin
{كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ} قَرَأَ أَبُو جَعْفَرٍ بِالْيَاءِ وَقَرَأَ الْآخَرُونَ بِالتَّاءِ لِقَوْلِهِ: "وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ" {بِالدِّينِ} بِالْجَزَاءِ وَالْحِسَابِ. {وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ} رُقَبَاءَ مِنَ الْمَلَائِكَةِ يَحْفَظُونَ عَلَيْكُمْ أَعْمَالَكُمْ. {كِرَامًا} عَلَى اللَّهِ {كَاتِبِينَ} يَكْتُبُونَ أَقْوَالَكُمْ وَأَعْمَالَكُمْ. {يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ} مِنْ خَيْرٍ أَوْ شَرٍّ. قَوْلُهُ ﷿: {إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ} الْأَبْرَارُ الَّذِينَ بَرُّوا وَصَدَقُوا فِي إِيمَانِهِمْ بِأَدَاءِ فَرَائِضِ اللَّهِ ﷿ وَاجْتِنَابِ مَعَاصِيهِ. {وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ} رُوِيَ أَنَّ سُلَيْمَانَ بْنَ عَبْدِ الْمَلِكِ قَالَ لِأَبِي حَازِمٍ الْمَدَنِيِّ: لَيْتَ شِعْرِي مَا لَنَا عِنْدَ اللَّهِ؟ قَالَ: اعْرِضْ عَمَلَكَ عَلَى كِتَابِ اللَّهِ فَإِنَّكَ تَعْلَمُ مَا لَكَ عِنْدَ اللَّهِ. قَالَ: فَأَيْنَ أَجِدُ فِي كِتَابِ اللَّهِ؟ قَالَ عِنْدَ قَوْلِهِ: "إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ" قَالَ سُلَيْمَانُ: فَأَيْنَ رَحْمَةُ اللَّهِ؟ قَالَ: "قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ" (الْأَعْرَافِ-٥٦) . قَوْلُهُ ﷿: {يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ} يَدْخُلُونَهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ عَظَّمَ ذَلِكَ الْيَوْمَ فَقَالَ: {وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ} ثُمَّ كَرَّرَ تَعَجُّبًا لِشَأْنِهِ فَقَالَ {ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ}
{كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ} “Hayır, aksine siz yalanlıyorsunuz” Ebû Ca‘fer "ye" ile (yukezzibûne) okumuştur, diğerleri ise {وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ} “Oysa şüphesiz sizin üzerinizde koruyucular vardır” kavlinden ötürü "te" ile okumuşlardır. {بِالدِّينِ} “dini” [yani] ceza ve hesabı. {وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ} “Oysa şüphesiz sizin üzerinizde koruyucular vardır” amellerinizi sizin aleyhinize koruyan meleklerden gözeticiler. {كِرَامًا} “Değerli” Allah katında şerefli, {كَاتِبِينَ} “yazıcılar” sözlerinizi ve amellerinizi yazarlar. {يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ} “Yaptığınız şeyleri bilirler” hayır veya şerden. Aziz ve celil olan Allah'ın: {إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ} “Şüphesiz iyiler bir nimet içindedirler” sözü; iyiler, aziz ve celil olan Allah'ın farzlarını yerine getirip günahlarından kaçınarak imanlarında sadık ve dürüst olan kimselerdir. {وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ} “Şüphesiz kötüler de cehennemdedirler” Rivayet edildiğine göre Süleyman b. Abdilmelik, Ebû Hâzim el-Medenî'ye: "Ah bilseydim, Allah katında halimiz nedir?" dedi. O da: "Amelini Allah'ın Kitabı'na arz et, o zaman Allah katında neyin olduğunu bilirsin" dedi. [Süleyman]: "Peki bunu Allah'ın Kitabı'nda nerede bulurum?" deyince; [Ebû Hâzim]: {إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ} “Şüphesiz iyiler bir nimet içindedirler. Şüphesiz kötüler de cehennemdedirler” kavlinin yanında dedi. Süleyman: "Peki Allah'ın rahmeti nerede?" diye sordu. O da: {قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ} “[Allah'ın rahmeti] iyilik edenlere yakındır” (A‘râf-56) dedi. Aziz ve celil olan Allah'ın: {يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ} “Ceza gününde oraya gireceklerdir. Ve onlar ondan kaybolup gidecek de değillerdir” sözü; kıyamet gününde oraya gireceklerdir. Sonra o günü yücelterek: {وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ} “Ceza gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?” buyurdu. Sonra onun durumuna hayret bildirmek için tekrarlayarak şöyle buyurdu: {ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ} “Sonra ceza gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?”
16994. Metin
{يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ (١٩) }
{يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ (١٩) } “O gün, hiçbir nefis başka bir nefis için hiçbir şeye mâlik olamaz ve o gün emir bütünüyle Allah'ındır.”
16995. Metin
{يَوْمَ لَا تَمْلِكُ} قَرَأَ أَهْلُ الْكُوفَةِ وَالْبَصْرَةِ: "يَوْمُ"
{يَوْمَ لَا تَمْلِكُ} Kûfe ve Basra ehli: "yevmu (يَوْمُ)"
16996. Metin
بِرَفْعِ الْمِيمِ رَدًّا عَلَى الْيَوْمِ الْأَوَّلِ وَقَرَأَ الْآخَرُونَ بِنَصْبِهَا أَيْ: فِي يَوْمٍ يَعْنِي: هَذِهِ الْأَشْيَاءَ فِي يَوْمٍ لَا تَمْلِكُ {نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا} قَالَ مُقَاتِلٌ: يَعْنِي لِنَفْسٍ كَافِرَةٍ شَيْئًا مِنَ الْمَنْفَعَةِ {وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ} أَيْ لَمْ يُمَلِّكِ اللَّهُ فِي ذَلِكَ الْيَوْمِ أَحَدًا شَيْئًا كَمَا مَلَّكَهُمْ فِي الدُّنْيَا.
mîm harfinin ötrelisiyle, ilk "yevm"e atıf yaparak okumuşlardır. Diğerleri ise nasb ile [üstünle] okumuşlardır; yani bir günde demektir. Yani: Bu şeyler {نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا} “hiçbir nefis başka bir nefis için hiçbir şeye mâlik olamayacağı” bir gündedir. Mukâtil: Yani kâfir bir nefis için hiçbir faydaya [mâlik olamaz] dedi. {وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ} “ve o gün emir bütünüyle Allah'ındır” Yani dünyada onları mâlik kıldığı gibi Allah o gün hiç kimseyi hiçbir şeye mâlik kılmaz.