Zelzele

Nesefî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

16351. Metin

سورة الزلزلة مختلف فيها وهي ثمان آيات

Zilzâl Suresi hakkında [Mekkî mi Medenî mi olduğu hususunda] ihtilaf edilmiştir ve o sekiz ayettir.

16352. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

16353. Metin

إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا (١)

{ إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا } “Yeryüzü kendine has sarsıntısıyla sallandığı zaman,” (1)

16354. Metin

{إذا زلزلت الأرض زلزالها} اى حركت زلزالها الشديد الذي ليس بعده زلزال وقرئ بفتح الزاى فالمكسور مصدر والمفتوح اسم

{ إِذَا زُلْزِلَتِ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا } Yani, kendisinden sonra başka bir sarsıntı olmayan o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı zaman demektir. Zâ (ز) harfinin fethasıyla (zalzâlehâ) da okunmuştur; kesreli olanı (zilzâl) masdar, fethalı olanı (zalzâl) ise isimdir.

16355. Metin

وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا (٢)

{ وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا } “Ve yer ağırlıklarını dışarı attığı [zaman],” (2)

16356. Metin

{وَأَخْرَجَتِ الأرض أَثْقَالَهَا} أي كنوزها وموتاها جمع ثقل وهو متاع البيت جعل ما في جوفها من الدفائن أثقالاً لها

{ وَأَخْرَجَتِ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا } Yani hazinelerini ve ölülerini [dışarı attığı zaman]. Sikl (ثِقْل) kelimesinin çoğuludur ki o ev eşyasıdır; karnındaki gömülü şeyleri onun ağırlıkları kılmıştır.

16357. Metin

وَقَالَ الْإِنْسَانُ مَا لَهَا (٣)

{ وَقَالَ الْإِنْسَانُ مَا لَهَا } “Ve insan: «Ona ne oluyor?» dediği [zaman].” (3)

16358. Metin

{وقال الإنسان ما لها} زلزلت هذه الزلزلة الشديدة ولفظت ما في بطنها وذلك عند النفخة الثانية حين تزلزل وتلفظ موتاها أحياء فيقولون ذلك لما يهرهم من الأمر الفظيع كما يقولون مَن بَعَثَنَا من مرقدنا وقيل هذا قول الكافر لأنه كان لا يؤمن بالبعث فأما المؤمن فيقول هَذَا مَا وعد الرحمن وصدق المرسلون

{ وَقَالَ الْإِنْسَانُ مَا لَهَا } [Ona ne oluyor ki] böyle şiddetle sarsıldı ve karnındakileri dışarı attı? Bu durum, ikinci sûr üflenişinde yeryüzünün sarsılıp ölülerini diri olarak dışarı fırlattığı zamandır. Başlarına gelen korkunç durum sebebiyle böyle derler; nitekim { مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا } “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?” dedikleri gibi. Bunun kâfirin sözü olduğu da söylenmiştir; zira o yeniden dirilmeye inanmıyordu. Mümin ise şöyle der: { هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ } “Bu, Rahmân'ın vaad ettiği şeydir ve elçiler doğru söylemiştir.”

16359. Metin

يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا (٤)

{ يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا } “İşte o gün [yer], haberlerini anlatır.” (4)

16360. Metin

{يَوْمَئِذٍ} بدل من إذا وناصبها {تُحَدّثُ} أي تحدث الخلق {أَخْبَارَهَا} فحذف أول المفعولين لأن المقصود ذكر تحديثها الإخبار

{ يَوْمَئِذٍ } lafzı, “izâ” (إِذَا) kelimesinden bedeldir ve onu nasbeden âmil { تُحَدِّثُ } fiilidir. Yani [yeryüzü] mahlûkata { أَخْبَارَهَا } haberlerini anlatır. İki mef'ûlden birincisi hazfedilmiştir; çünkü maksat haberleri anlatmasını zikretmektir,

16361. Metin

لا ذكر الخلق قيل ينطقها الله وتخبر بما عمل عليها من خير وشروفى الحديث تشهد على كل واحد بما علم على ظهرها

yoksa mahlûkatı zikretmek değildir. Allah'ın onu konuşturacağı ve üzerinde hayır ve şerden ne işlenmişse haber vereceği söylenmiştir. Hadiste ise şöyle geçmektedir: “Sırtında ne işlendiğine dair herkesin aleyhine şahitlik eder.”

16362. Metin

بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا (٥)

{ بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا } “Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.” (5)

16363. Metin

{بِأَنَّ رَبَّكَ أوحى لَهَا} أي تحدث أخبارها بسبب إيحاء ربك لها أي إليها وأمره اياها بالتحديث

{ بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا } Yani haberlerini, Rabbinin ona vahyetmesi -yani ona ilham edip bildirmesi- ve haber vermesini ona emretmesi sebebiyle anlatır.

16364. Metin

يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ (٦)

{ يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ } “O gün insanlar, amelleri kendilerine gösterilsin diye bölük bölük fırlayıp çıkarlar.” (6)

16365. Metin

{يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ الناس} يصدرون عن مخارجهم من القبور إلى الموقف {أَشْتَاتاً} بيض الوجوه آمنين وسود الوجوه فزعين أو يصدرون عن الموقف أشتاتاً يتفرق بهم طريقا الجنة والنار {لّيُرَوْاْ أعمالهم} أي جزاء أعمالهم

{ يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ } Kabirlerinden çıkış yerlerinden mahşer yerine çıkarlar; { أَشْتَاتًا } yüzleri ak ve güvende olanlar ile yüzleri kara ve dehşete düşmüş olanlar [halinde] bölük bölük. Ya da mahşer yerinden ayrılıp Cennet ve Cehennem yollarına bölük bölük dağılırlar. { لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ } Yani amellerinin karşılığını görmeleri için.

16366. Metin

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ (٧)

{ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ } “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onu görür.” (7)

16367. Metin

{فمن يعمل مثقال ذرة} نملة ضغيرة {خيرا} تمييز {يره} أى يرى جزاؤه

{ فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ } Küçük bir karınca [ağırlığınca]; { خَيْرًا } temyizdir; { يَرَهُ } yani onun karşılığını görür.

16368. Metin

وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ (٨)

{ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ } “Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse, onu görür.” (8)

16369. Metin

{وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً يَرَهُ} قيل هذا في الكفار والأول في المؤمنين ويروى أن أعرابياً أخر خيراً يره فقيل له فدمت وأخرت فقال

{ وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ } Bunun kâfirler hakkında, ilkinin ise müminler hakkında olduğu söylenmiştir. Rivayet edildiğine göre bir bedevî { خَيْرًا يَرَهُ } ifadesini sonraya bırakarak okumuş, kendisine: “Öne aldın ve geriye bıraktın” denilince şöyle demiştir:

16370. Metin

وروي أن جد الفرزدق أتاه ﵇ ليستقرئه فقرأ عليه هذه الآية فقال حسبي حسبي وهي أحكم آية وسميت الجامعة والله أعلم

Rivayet edildiğine göre Ferazdak'ın dedesi kendisine Kur'an okutması için Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelmiş, [Allah Resûlü de] ona bu ayeti okumuştur. Bunun üzerine [Ferazdak'ın dedesi]: “Bana yeter, bana yeter!” demiştir. Bu en muhkem ayettir ve el-Câmia (bütün hükümleri toplayan) diye isimlendirilmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.