Âdiyât

Nesefî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

16371. Metin

سورة العاديات مختلف فيها وهي إحدى عشرة آية

Âdiyât Sûresi [hakkında Mekkî mi Medenî mi olduğu konusunda] ihtilaf edilmiştir ve o on bir ayettir.

16372. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

16373. Metin

وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا (١)

{ وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا } “Soluk soluğa koşanlara andolsun.” (1)

16374. Metin

{والعاديات ضَبْحاً} أقسم بخيل الغزاة تعدو فتضبح والضبح صوت أنفاسها إذا عدن وعن ابن عباس رضى الله عنهما أنه حكماه فقال أح أح وانتصاب ضَبْحاً على يضبحن ضبحا

{ وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا } [Allah], koşup soluyan gazilerin atlarına yemin etmiştir. Dabih (ضَبْح), koştukları vakit nefeslerinden çıkan sestir. İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre o, bu sesi taklit ederek "Ah, ah" demiştir. “Dabhan” (ضَبْحًا) kelimesinin mansub olması, [takdiri] "yadbahne dabhan" (يضبحن ضبحا) fiiline göredir.

16375. Metin

فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا (٢)

{ فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا } “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara,” (2)

16376. Metin

{فالموريات} تورى نار الحباحب وهي ما ينقدح من حوافرها {قَدْحاً} قادحات صاكات بحوافرها الحجارة والقدح الصك والإيراء إخراج النار تقول قدح فأورى وقدح فأصلد وانتصب قدحا بما انتصب به ضبحا

{ فَالْمُورِيَاتِ } Ateşböceği kıvılcımı gibi ateş çıkaranlardır ki bu da nallarından çakan [kıvılcımdır]. { قَدْحًا } Nallarıyla taşlara çarparak kıvılcım çakanlardır. Kadh (قَدْح) çarpmak, îrâ’ (إيراء) ise ateş çıkarmaktır. [Arapçada] "Kadeha fe-evrâ" (çaktı ve ateş çıkardı) ve "Kadeha fe-aslede" (çaktı fakat ateş çıkarmadı) denir. “Kadhan” (قَدْحًا) kelimesinin mansub oluş sebebi, “dabhan” (ضَبْحًا) kelimesinin mansub oluş sebebiyle aynıdır.

16377. Metin

فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا (٣)

{ فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا } “Sabah vakti baskın yapanlara,” (3)

16378. Metin

{فالمغيرات} تغير على العدو {صُبْحاً} في وقت الصبح

{ فَالْمُغِيرَاتِ } Düşmana baskın yapanlara, { صُبْحًا } sabah vaktinde.

16379. Metin

فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)

{ فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا } “Böylece orada tozu dumana katanlara,” (4)

16380. Metin

{فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعاً} فهيجن بذلك الوقت غباراً

{ فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا } O vakitte tozu dumana kattılar.

16381. Metin

فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (٥)

{ فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا } “Derken onunla bir topluluğun ortasına dalanlara.” (5)

16382. Metin

{فَوَسَطْنَ بِهِ} بذلك الوقت {جَمْعاً} من جموع الأعداء ووسطه بمعنى توسطه وقيل الضمير لمكان الغارة أو للعدى الذي دل عليه والعاديات وعطف فَأَثَرْنَ على الفعل الذي وضع اسم الفاعل موضعه

{ فَوَسَطْنَ بِهِ } O vakitte [veya o yerde], { جَمْعًا } düşman topluluklarından bir topluluğun ortasına daldılar. "Vasatahu" (وسطه), "tevassatahu" (ortasına daldı) anlamındadır. [“Bihi”deki] zamirin, baskın yapılan mekana ya da “el-Âdiyât” (العاديات) lafzının delalet ettiği koşmaya râci olduğu da söylenmiştir. { فَأَثَرْنَ } fiili, ism-i fâilin yerine geçtiği fiile atfedilmiştir.

16383. Metin

لأن المعنى واللاتى عدون فأورين فأغرن فأثرن وجوب القسم

Çünkü mana; "Koşan, kıvılcım saçan, baskın yapan ve tozu dumana katanlara [andolsun]" şeklindedir. [Sonraki ayet ise] yeminin cevabıdır:

16384. Metin

إِنَّ الْإِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ (٦)

{ إِنَّ الْإِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ } “Şüphesiz insan, Rabbine karşı pek nankördür.” (6)

16385. Metin

{إِنَّ الإنسان لِرَبّهِ لَكَنُودٌ} لكفور أي إنه لنعمة ربه خصوصاً لشديد الكفران

{ إِنَّ الْإِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ } Pek nankördür (kefûrdur); yani o, bilhassa Rabbinin nimetine karşı nankörlüğü çok şiddetli olandır.

16386. Metin

وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ (٧)

{ وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ } “Ve şüphesiz o, buna bizzat şahittir.” (7)

16387. Metin

{وَإِنَّهُ} وإن الإنسان {على ذلك} على كنوده {لَشَهِيدٌ} يشهد على نفسه أو وإن الله على كنوده لشاهد على سبيل الوعيد

{ وَإِنَّهُ } Ve şüphesiz insan, { عَلَى ذَلِكَ } kendi nankörlüğüne { لَشَهِيدٌ } kendi aleyhine bizzat şahitlik eder. Yahut bir tehdit üslubuyla; "Şüphesiz Allah, onun nankörlüğüne şahittir" [demektir].

16388. Metin

وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ (٨)

{ وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ } “Gerçekten o, mal sevgisinden ötürü pek katıdır (haristir).” (8)

16389. Metin

{وَإِنَّهُ لِحُبّ الخير لَشَدِيدٌ} وإنه لأجل حب المال لبخيل ممسك أو إنه لحب المال لقوي وهو لحب عبادة الله ضعيف

{ وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ } Ve şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle pek cimri ve tutucudur. Ya da o, mal sevgisinde pek güçlü ve hırslı iken, Allah'a ibadet sevgisinde ise zayıftır.

16390. Metin

أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ (٩)

{ أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ } “Bilmez mi o, kabirlerde bulunanların dışarı fırlatıldığı zamanı?” (9)

16391. Metin

{أَفَلاَ يَعْلَمُ} الإنسان {إِذَا بُعْثِرَ} بعث {مَا في القبور} من الموتى وما معنى من

{ أَفَلَا يَعْلَمُ } İnsan [bilmez mi], { إِذَا بُعْثِرَ } diriltilip çıkarıldığı zaman, { مَا فِي الْقُبُورِ } kabirlerdeki ölülerin? “Mâ” (ما) burada “men” (من) anlamındadır.

16392. Metin

وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ (١٠)

{ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ } “Ve göğüslerde olanların ortaya döküldüğü [zamanı]?” (10)

16393. Metin

{وَحُصِّلَ مَا فِى الصدور} ميز ما فيها من الخير والشر

{ وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ } İçlerindeki hayır ve şerrin ayırt edilip ortaya çıkarıldığı [zamanı]?

16394. Metin

إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ (١١)

{ إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ } “Şüphesiz Rableri o gün onlardan hakkıyla haberdardır.” (11)

16395. Metin

{إِنَّ رَبَّهُم بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّخَبِيرٌ} لعالم فيجازيهم على أعمالهم من الخير والشر وخص يَوْمَئِذٍ بالذكر وهو عالم بهم في جميع الأزمان لأن الجزاء يقع يومئذ والله أعلم

{ إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ } Elbette [onları] çok iyi bilmektedir; dolayısıyla hayır ve şerden ibaret amellerinin karşılığını onlara verecektir. O her zamanda onları hakkıyla bildiği halde “o gün” (يَوْمَئِذٍ) ifadesinin tahsis edilmesi, karşılığın o gün verilecek olmasındandır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.