16418. Metin
سورة التكاثر مكية وهي ثمان آيات
Tekâsür Suresi Mekkîdir ve sekiz ayettir.
16419. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
16420. Metin
أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ (١)
{ أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ } “Çoklukla övünmek sizi oyaladı.” (1)
16421. Metin
{ألهاكم التكاثر} سغلكم التبارى فى الكثرة والتناهى بها في الأموال والأولاد عن طاعة الله
{ أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ } “Çoklukla övünmek sizi oyaladı.” Mallarda ve evlatlarda çokluk yarışı yapmak ve bununla övünmek sizi Allah'a itaatten alıkoyup meşgul etti.
16422. Metin
حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ (٢)
{ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ } “Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” (2)
16423. Metin
{حتى زُرْتُمُ المقابر} حتى أدرككم الموت على تلك الحال أو حتى زرتم المقابر وعددتم من المقابر من موتاكم
{ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ } “Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz.” Nihayet siz bu hâldeyken ölüm size ulaştı veya kabirleri ziyaret edip ölülerinizi kabirlerden saydınız.
16424. Metin
كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٣)
{ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ } “Hayır! Yakında bileceksiniz.” (3)
16425. Metin
{كَلاَّ} ردع وتنبيه على أنه لا ينبغي للناظر لنفسه أن تكون الدنيا تجميع همه ولا يهتم بدينه
{ كَلَّا } bir vazgeçirme ve kendi menfaatini düşünen kimseye, bütün gayretini dünyayı toplamaya verip dinini önemsememesinin yakışmayacağına dair bir uyarıdır.
16426. Metin
{سَوْفَ تَعْلَمُونَ} عند النزع سوء عاقبة ما كنتم عليه
{ سَوْفَ تَعْلَمُونَ } “Yakında bileceksiniz.” Can çekişme anında üzerinde bulunduğunuz hâlin kötü akıbetini [anlayacaksınız].
16427. Metin
ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (٤)
{ ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ } “Sonra yine hayır! Yakında bileceksiniz.” (4)
16428. Metin
{ثُمَّ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ} في القبور
{ ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ } “Sonra yine hayır! Yakında bileceksiniz.” Kabirlerde [olurken].
16429. Metin
كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (٥)
{ كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ } “Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilseydiniz.” (5)
16430. Metin
{كَلاَّ} تكرير الردع للانذار والتخريف {لَّوْ تَعْلَمُونَ} جواب لو محذوف أي لو تعلمون ما بين أيديكم {عِلْمَ اليقين} علم الأمر اليقين أي كعلمكم ما تستيقنونه من الأمور لما ألهاكم التكاثر أو لفعلتم مالا يوصف ولكنكم ضلال جهلة
{ كَلَّا } uyarmak ve korkutmak maksadıyla vazgeçirmenin tekrarıdır. { لَوْ تَعْلَمُونَ } [ifadesinde] Lev (لَوْ) edatının cevabı mahzuftur (düşmüştür); yani önünüzdeki [hesabı] bilseydiniz, { عِلْمَ الْيَقِينِ } kesin gerçeğin bilgisiyle; yani işlerden kesin olarak bildiğiniz şeyleri bilmeniz gibi [bilseydiniz], çokluk yarışı sizi oyalamazdı veya tarif edilemeyecek şeyler yapardınız; ancak sizler sapkın ve cahillersiniz.
16431. Metin
لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ (٦)
{ لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ } “Andolsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz.” (6)
16432. Metin
{لَتَرَوُنَّ الجحيم} هو جواب قسم محذوف والقسم لتوكيد الوعيد لَتَرَوُنَّ بضم التاء شامي وعلي
{ لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ } mahzuf (düşmüş) bir yeminin cevabıdır; yemin ise tehdidi pekiştirmek içindir. Şâmî (İbn Âmir) ve Ali, { لَتُرَوُنَّ } şeklinde tâ harfini ötre ile okumuşlardır.
16433. Metin
ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (٧)
{ ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ } “Sonra andolsun, onu kesin bir görüşle mutlaka göreceksiniz.” (7)
16434. Metin
{ثم لترونها} كرره معطوفا بثم تغليظاً في التهديد وزيادة في التهويل أو الأول بالقلب والثاني بالعين {عَيْنَ اليقين} أي الرؤية التي هي نفس اليقين وخالصته
{ ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا } “Sonra andolsun, onu mutlaka göreceksiniz.” [ifadesini], tehdidi şiddetlendirmek ve dehşeti artırmak amacıyla 'sümme' (ثُمَّ) ile matuf kılarak tekrarlamıştır; yahut birincisi kalp ile, ikincisi ise göz iledir. { عَيْنَ الْيَقِينِ } yani kesinliğin bizzat kendisi ve katıksızı olan görme ile [göreceksiniz].
16435. Metin
ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ (٨)
{ ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ } “Sonra andolsun, o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.” (8)
16436. Metin
{ثم لتسألن يَوْمَئِذٍ عَنِ النعيم} عن الأمن والصحة فيم أفنيتموهما عن ابن مسعود رضى الله عنه وقيل عن التنعيم الذي شغلكم الالتذاذ به عن الدين وتكاليفه وعن الحسن ما سوى كنّ يؤويه وثوب يواريه وكسرة تقويه وقد روي مرفوعاً والله أعلم
{ ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ } İbn Mes‘ûd radıyallâhu anh'tan [rivayet edildiğine göre]: “Onları ne uğrunda tükettiğinize dair emniyet ve sağlıktan [sorulacaksınız].” Denildi ki: “Tadını çıkarmanın sizi dinden ve dinî yükümlülüklerden alıkoyduğu nimetlenmeden [sorulacaksınız].” Hasan[-ı Basrî]'den [rivayet edildiğine göre de]: “Kişiyi barındıran bir sığınak, [avretini] örten bir giysi ve ona güç veren bir lokma ekmek dışındaki her şeyden [sorulacaksınız].” Bu, merfû olarak da rivayet edilmiştir. En doğrusunu Allah bilir.