16474. Metin
سورة قريش
Kureyş Suresi
16475. Metin
بسم الله الرحمن الرحيم {لإيلاف قريش}
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. { لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ } “Kureyş'in alıştırılması için”
16476. Metin
لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ (١)
{ لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ } “Kureyş'in alıştırılması için,” (Kureyş: 1)
16477. Metin
{لإيلاف قريش} متعلق بقوله فلعبدوا أموهم أن يعبدوه لأجل إيلافهم الرحلتين ودخلت الفاء لما في الكلام من معنى الشرط أي إن نعم الله عليهم لا تحصى فإن لم يعبدوه لسائر نعمه فليعبدوه لهذه الواحدة التي هي نعمة ظاهرة أو بما قبله أى فجعلهم كعصف مأكول لا يلاف قُرَيْشٍ يعني أن ذلك الإتلاف لهذا الإيلاف وهذا كالتضمين في الشعر وهو أن يتعلق معنى البيت بالذى قبله تعلقا لا يضح إلا به وهما في مصحف أبيّ سورة واحدة بلا فصل ويروى عن الكسائي ترك التسمية بينهما والمعنى أنه أهلك الحبشة الذين قصدوهم ليتسامع الناس بذلك فيحرموهم قضل احترام حتى ينتظم لهم الأمن في رحلتيهم فلا يجترئ أحد عليهم وقيل المعنى أعجبوا لا يلاف قريش لالاف قريش شامى أى المؤلفة قريش وقيل يقال ألفته ألفاً وإلافاً وقريش ولد النضر بن كنانة سموه بتصغير القرش وهو دابة عظيمة في البحر تعبث بالسفن ولا تطلق إلا بالنار والتصغير للتعظيم فسموه بذلك لشدتهم ومنعتهم تشبيهاً بها وقيل
{ لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ } ifadesi, { فَلْيَعْبُدُوا } sözüne mütealliktir (bağlıdır). Onlara, iki yolculuğa alıştırılmaları sebebiyle O'na kulluk etmelerini emretmiştir. Kelamda şart anlamı bulunduğu için ف (fâ) harfi dâhil olmuştur; yani Allah'ın onlar üzerindeki nimetleri sayılamaz, şayet O'na diğer nimetleri için kulluk etmiyorlarsa, apaçık bir nimet olan bu tek nimet için olsun O'na kulluk etsinler. Yahut da [bu ifade] öncesine mütealliktir; yani Kureyş'in alıştırılması için { فجعلهم كعصف مأكول } “Onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı”. Yani o helâk ediş, bu alıştırma içindir. Bu durum şiirdeki tazmin (bir beytin manasının ancak sonraki beyitle tamamlanması) gibidir; o da bir beytin manasının ancak kendisiyle sahih olabileceği şekilde önceki beyte bağlanmasıdır. Bu iki sure, Übeyy'in mushafında aralarında fasıla olmaksızın tek bir suredir. Kisâî'den de ikisi arasında besmeleyi terk ettiği rivayet edilmiştir. Manası şudur: İnsanlar bunu işitsin de onlara son derece saygı duysunlar, böylece iki yolculuklarında kendilerine emniyet sağlansın ve kimse onlara cüret edemesin diye, kendilerine kasteden Habeşlileri helâk etti. Şöyle de denilmiştir: Mana, “Kureyş'in alıştırılmasına hayret edin” demektir. Şam kıraatinde { لِإِلَافِ قُرَيْشٍ } şeklindedir; yani “Kureyş'i kaynaştırması [için]”. Şöyle de denilmiştir: أَلِفْتُهُ أَلْفاً وَإِلَافاً (ona alıştım/ısındım) denilir. Kureyş, Nadr b. Kinâne'nin evlatlarıdır. Onu, denizdeki gemilerle oynayan ve ancak ateşle defedilebilen büyük bir hayvan olan el-kırş (köpekbalığı) kelimesinin tasgîri (küçültme ismi) ile isimlendirmişlerdir. Buradaki tasgîr tazim (yüceltme) içindir. Güçleri ve karşı konulmazlıkları sebebiyle ona benzetilerek bu isimle adlandırılmışlardır. Şöyle de denilmiştir:
16478. Metin
من القرش وهو الجمع والكسب لأنهم كانوا كسابين بتجاراتهم وضربهم فى البلاد
el-Karş (الْقَرْش) kelimesindendir; o da toplamak ve kazanmak demektir. Çünkü onlar ticaretleri ve beldelerdeki yolculukları sebebiyle çok kazanç sağlayan kimselerdi.
16479. Metin
إِيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ (٢)
{ إِيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ } “Kış ve yaz yolculuğuna alıştırıldıkları için.” (Kureyş: 2)
16480. Metin
{إيلافهم رِحْلَةَ الشتاء والصيف} أطلق الإيلاف ثم أبدل عنه المقيد بالرحلتين تفخيماً لأمر الإيلاف وتذكيرا لعظيم النعمة فيه ونصب الرحلة بايلافهم مفعولاً به وأراد رحلتي الشتاء والصيف فأفرد لا من الإلباس وكانت لقريش رحلتان يرحلون في الشتاء إلى اليمن وفى الصيف إلى الشام فيتمارون ويتجرون وكانوا في رحلتيهم آمنين لأنهم أهل حرم الله فلا يتعرض لهم وغيرهم يغار عليهم
{ إِيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ } İylâf kelimesi mutlak olarak getirilmiş, ardından iylâf işini yüceltmek ve bundaki nimetin büyüklüğünü hatırlatmak için iki yolculukla kayıtlı olan bedel kılınmıştır. { رِحْلَةَ } kelimesi { إِيلافِهِمْ } masdarının mefulü bih'i olarak mensuptur. Kış ve yazın iki yolculuğunu kastetmiştir; karışıklık olmaması için [kelimeyi] müfret getirmiştir. Kureyş'in iki yolculuğu vardı: Kışın Yemen'e, yazın ise Şam'a giderlerdi; böylece erzak temin eder ve ticaret yaparlardı. Bu iki yolculuklarında güvende idiler; zira onlar Allah'ın Harem'inin ehliydiler, bu yüzden kimse onlara dokunmazdı, başkalarına ise baskın düzenlenirdi.
16481. Metin
فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ (٣) الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ (٤)
{ فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ (٣) الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ (٤) } “Artık bu Beyt'in Rabbine ibadet etsinler; ki O, kendilerini açlıktan kurtarıp doyuran ve korkudan emin kılan kimsedir.” (Kureyş: 3-4)
16482. Metin
{فَلْيَعْبُدُواْ رَبَّ هذا البيت الذى أَطْعَمَهُم مّن جوع وآمنهم من خوف} والتنكير فى جوع وخوف لشدتهما يعني أطعمهم بالرحلتين من جوع شديد كانوا فيه قبلهما وآمنهم من خوف عظيم وهو خوف أصحاب الفيل أو خوف التخطف في بلدهم ومسايرهم وقيل كانوا قد أصابتهم شدة حتى أكلوا الجيف والعظام المحرقة آمنهم من خوف الجذام فلا يصيبهم ببلدهم وقيل ذلك كله بدعاء إبراهيم ﵇.
{ فَلْيَعْبُدُواْ رَبَّ هذا البيت الذى أَطْعَمَهُم مّن جوع وآمنهم من خوف } “Açlık” ve “korku” kelimelerinin nekire (belirtisiz) gelmesi, onların şiddetinden ötürüdür. Yani bu iki yolculuk sayesinde onları, daha önce içinde bulundukları şiddetli açlıktan kurtarıp doyurmuş ve büyük bir korkudan; yani Fil Ashabı'nın korkusundan yahut kendi beldelerinde ve yolculuklarında kapılıp yağmalanma korkusundan emin kılmıştır. Şöyle de denilmiştir: Onlara öyle bir darlık isabet etmişti ki leşleri ve yanmış kemikleri yemişlerdi; [Allah da] onları cüzzam korkusundan emin kılmıştır, bu sebeple beldelerinde onlara [cüzzam] isabet etmez. Bunların tamamının İbrâhim aleyhisselâm'ın duasıyla olduğu da söylenmiştir.