15913. Metin
سورة الطارق مكية وهي سبع عشرة آية
Târık Suresi Mekkîdir ve on yedi ayettir.
15914. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
15915. Metin
وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ (١) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ (٢) النَّجْمُ الثَّاقِبُ (٣)
{ وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ } “Andolsun göğe ve Târık'a,” (1) { وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ } “Târık'ın ne olduğunu sen nereden bileceksin?” (2) { النَّجْمُ الثَّاقِبُ } “[O,] karanlığı delen yıldızdır.” (3)
15916. Metin
{والسماء والطارق وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطارق النجم الثاقب} عظم قدر السماء في أعين الخلق لكونها معدن رزقهم ومسكن ملائكته وفيها خلق الجنة فأقسم بها وبالطارق والمراد جنس النجوم أو جنس الشهب التي يرجم بها لعظم منفعتها ثم فسره بالنجم الثاقب أى المضئ كانه يثقب الظلام يضوئه فينفذ فيه ووصف بالطارق لأنه يبدو بالليل كما يقال للآتي ليلاً طارق أو لأنه يطرق الجني أي يصكه وجواب القسم
{ وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ النَّجْمُ الثَّاقِبُ } Yaratılmışların gözünde göğün kadrini, onların rızık kaynağı, meleklerinin meskeni olması ve Cennet'in orada yaratılmış bulunması sebebiyle yüceltmiştir. Böylece göğe ve Târık'a yemin etmiştir. [Târık ile] kastedilen, yıldız cinsidir veya faydasının büyüklüğü sebebiyle [şeytanların] kendisiyle taşlandığı alev huzmesi cinsidir. Sonra onu, karanlığı delen yıldız yani ışığıyla karanlığı yarıp içine işleyen parlak yıldız olarak açıklamıştır. Geceleyin ortaya çıktığı için Târık olarak nitelenmiştir; nitekim gece gelen kimseye de târık denir. Yahut cinlerin kapısını çaldığı, yani onlara çarptığı için böyle denmiştir. Kasemin cevabı ise [şudur]:
15917. Metin
إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ (٤)
{ إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ } “Hiçbir nefis yoktur ki, üzerinde mutlaka bir koruyucu [gözetici] bulunmasın.” (4)
15918. Metin
{إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ} لأن لما كانت مشددة بمعنى الاكقراءة عاصم وحمزة وابن عامر فتكون إن نافية أي ما كل نفس إلا عليها حافظ وإن كانت مخففة كقراءة غيرهم فتكون إن مخففة من الثقيلة أى انه كل نفس لعليها حافظ يحفظها من الآفات أو يحفظ عملها ورزقها
{ إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّa عَلَيْهَا حَافِظٌ } Âsım, Hamza ve İbn Âmir'in kıraatinde olduğu gibi { لَمَّا } şeddeli olup { إِلَّا } (ancak/sadece) anlamında olduğunda, { إِنْ } olumsuzluk bildirir; yani hiçbir nefis yoktur ki üzerinde mutlaka bir koruyucu olmasın. Diğerlerinin kıraatinde olduğu gibi şeddesiz olduğunda ise { إِنْ }, şeddeli halinden hafifletilmiş (muhaffefe) olur. Yani şüphesiz her nefsin üzerinde, onu afetlerden koruyan yahut amelini ve rızkını koruyan bir gözetici vardır.
15919. Metin
وأجلها فإذا استوفى ذلك ماتت وقيل هو كاتب الأعمال فما زائدة واللام فارقة بين الثقيلة والخفيفة وحافظ مبتدأ وعليها الخبر والجملة خبر كُلٌّ وأيتهما كانت فهي مما يتلقى به القسم
[Koruyucu, onun rızkını] ve ecelini [gözetir]. Bunlar tamamlanınca ölür. Bir görüşe göre o, amelleri yazandır. [Hafifletilmiş okuyuşa göre] { مَا } fazlalıktır (zâiddir), [baştaki] lâm ise ağırlaştırılmış ile hafifletilmiş olanı ayırt eden (fârika) lâmdır. { حَافِظٌ } mübteda (özne), { عَلَيْهَا } haber (yüklem)dir ve bu cümle { كُلٌّ } kelimesinin haberidir. İki [kıraat] şeklinden hangisi olursa olsun, bu cümle yeminin karşılığıdır (cevâbü'l-kasemdir).
15920. Metin
فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ (٥)
{ فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَ } “Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın!” (5)
15921. Metin
{فَلْيَنظُرِ الإنسان مِمَّ خُلِقَ} لما ذكر أن على كل نفس حافظاً أمره بالنظر في أول أمره ليعلم أن من أنشأه قادر على إعادته وجزائه فيعمل ليوم الجزاء ولا يملى على حافظه الاما يسره فى عاقبته ومم خلق استفهام أى من أى شئ خلتى جوابه
{ فَلْيَنظُرِ الإنسان مِمَّ خُلِقَ } Her nefsin üzerinde bir koruyucu bulunduğunu zikredince, kendisini ilk kez var edenin onu yeniden diriltmeye ve karşılığını vermeye de kadir olduğunu bilmesi için insana yaratılışının başlangıcına bakmasını emretmiştir. Ta ki karşılık günü için amel etsin ve koruyucusuna, ancak akıbetinde kendisini sevindirecek şeyleri yazdırsın. { مِمَّ خُلِقَ } soru cümlesidir; yani hangi şeyden yaratılmıştır? Bunun cevabı [ise şudur]:
15922. Metin
خُلِقَ مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ (٦)
{ خُلِقَ مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ } “Atılan bir sudan yaratılmıştır.” (6)
15923. Metin
{خُلِقَ مِن مَّاءٍ دَافِقٍ} والدفق صب فيه دفع والدفق في الحقيقة لصاحبه والإسناد إلى الماء مجاز وعن بعض أهل اللغة دفقت الماء دفقاً صببته ودفق الماء بنفسه أي انصب ولم يقل من ماءين لا متزاجهما فى الرحم واتحادهما حين ابتدئ فى خلقه
{ خُلِقَ مِن مَّاءٍ دَافِقٍ } Defk (دَفْق), şiddetle ve hızla dökmektir. Defk fiili hakikatte suyun sahibine aittir, suya nispet edilmesi ise mecazdır. Bazı lügat âlimlerinden şöyle nakledilmiştir: Suyu defk ile döktüm, yani akıttım; su da bizzat döküldü, yani aktı demektir. Rahimde birbirine karışıp birleştikleri için yaratılışın başlangıcında "iki sudan" denilmemiştir.
15924. Metin
يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ (٧)
{ يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ } “[O su,] bel ile göğüs kemikleri arasından çıkar.” (7)
15925. Metin
{يخرج من بين الصلب والترائب} من بين صلب الرجل وترائب المرأة وهي عظام الصدر حيث تكون القلادة وقيل العظم والعصب من الرجل واللحم والدم من المرأة
{ يخرج من بين الصلب والترائب } Erkeğin bel kemiği ile kadının terâibi arasından [çıkar]. Terâib, gerdanlığın bulunduğu göğüs kemikleridir. Bir görüşe göre kemik ve sinir erkekten, et ve kan ise kadındandır.
15926. Metin
إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرٌ (٨)
{ إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرٌ } “Şüphesiz O, onu yeniden döndürmeye [diriltmeye] elbette kadirdir.” (8)
15927. Metin
{إِنَّهُ} إن الخالق لدلالة خلق عليه ومعناه ان الذى خلق الإنسان إبتداء من نظفة {على رَجْعِهِ} على إعادته خصوصاً {لَقَادِرٌ} لبيّن القدرة لا يعجز عنه كقوله إنني لفقير ونصب
{ إِنَّهُ } Yaratılışın O'na delalet etmesi sebebiyle, şüphesiz Yaratıcı, { على رَجْعِهِ } özellikle onu yeniden yaratmaya { لَقَادِرٌ } kudreti apaçık olandır, bundan asla aciz kalmaz. Bu, tıpkı "Şüphesiz ben pek fakirim" sözü gibidir. Şunun mansub olması (üstün alması) ise:
15928. Metin
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ (٩)
{ يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ } “Gizlilerin ortaya döküleceği gün,” (9)
15929. Metin
{يَوْمَ تبلى} أي تكشف برجعه أو بمضمر دل عليه قوله رجعه أى بعثه يوم تبلى {السرائر} ما أسرفى القلوب من العقائد والنيات وما أخذمن الأعمال
{ يَوْمَ تبلى } Yani [gizlilerin] açığa çıkarılacağı gün; bu [zaman zarfı], { رجعه } kelimesiyle veya { رجعه } ifadesinin delalet ettiği gizli bir fiille mansubdur; yani gizlilerin açığa çıkarılacağı gün onu diriltir demektir. { السرائر } Kalplerde gizlenen inançlar, niyetler ve amellerden gizli tutulan şeylerdir.
15930. Metin
فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ (١٠)
{ فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ } “Artık onun ne bir gücü ne de bir yardımcısı vardır.” (10)
15931. Metin
{فَمَا لَهُ} فما للإنسان {مِن قُوَّةٍ} في نفسه على دفع ما حل به {وَلاَ نَاصِرٍ} يعينه ويدفع عنه
{ فَمَا لَهُ } Artık insan için yoktur, { مِن قُوَّةٍ } başına gelen şeyi savacak kendi içinde bir güç, { وَلاَ نَاصِرٍ } ona yardım edecek ve [azabı] ondan defedecek bir yardımcı.
15932. Metin
وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ (١١)
{ وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ } “Andolsun o dönüşlü [yağmurlu] göğe,” (11)
15933. Metin
{والسماء ذَاتِ الرجع} أي المطر وسمي به لعوده كل حين
{ والسماء ذَاتِ الرجع } Yani yağmur demektir. Her vakit geri dönüp tekrar geldiği için bu isimle anılmıştır.
15934. Metin
وَالْأَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ (١٢)
{ وَالْأَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ } “Ve yarılan yere,” (12)
15935. Metin
{والأرض ذَاتِ الصدع} هو ما تتصدع عنه الأرض من النبات
{ والأرض ذَاتِ الصدع } Yerin yarılıp içerisinden çıkardığı bitkilerdir.
15936. Metin
إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ (١٣)
{ إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ } “Şüphesiz o [Kur'an], ayırt edici kesin bir sözdür.” (13)
15937. Metin
{إِنَّهُ} إن القرآن {لَقَوْلٌ فَصْلٌ} فاصل بين الحق والباطل كما قيل فرقان
{ إِنَّهُ } Şüphesiz Kur'an, { لَقَوْلٌ فَصْلٌ } Furkan denildiği gibi hak ile batılın arasını ayıran kesin bir sözdür.
15938. Metin
وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ (١٤)
{ وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ } “O, bir şaka [boş söz] değildir.” (14)
15939. Metin
{وَمَا هوَ بالهزل} باللعب والباطل يعني أنه جد كله ومن حقه وقد وصفه الله بذلك أن يكون مهيباً في الصدور معظماً في القلوب يرتفع به قارئه وسامعه أن يلم بهزل أو يتفكه بمزاح
{ وَمَا هوَ بالهزل } Oyun ve batıl değildir. Yani o baştan sona ciddiyettir. Allah onu böyle nitelediğine göre, onun hakkı; göğüslerde heybetli, kalplerde yüce olması, onu okuyanın ve dinleyenin bir şakaya kapılmaktan veya mizahla oyalanmaktan kendini uzak tutmasıdır.
15940. Metin
إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا (١٥)
{ إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا } “Şüphesiz onlar bir tuzak kurup dururlar.” (15)
15941. Metin
{أَنَّهُمْ} يعني مشركي مكة {يَكِيدُونَ كَيْداً} يعملون المكايد في إبطال أمر الله وأطفاء نور الحق
{ أَنَّهُمْ } Yani Mekke müşrikleri, { يَكِيدُونَ كَيْداً } Allah'ın emrini boşa çıkarmak ve hakkın nurunu söndürmek için tuzaklar kurarlar.
15942. Metin
وَأَكِيدُ كَيْدًا (١٦)
{ وَأَكِيدُ كَيْدًا } “Ben de bir tuzak kurarım.” (16)
15943. Metin
{وأكيد كيدا} وأجازتهم جزاء كيدهم باستدراجي لهم من حيث لا يعلمون فسمي جزاء الكيد كيداً كما سمي جزاء الاعتداء والسيئة اعتداء وسيئة وإن لم يكن اعتداء وسيئة ولا يجوز إطلاق هذا الوصف على الله تعالى إلا على وجه الجزاء كقوله نسوا الله فنسيهم يخادعون الله وهو خادعهم الله يستهزئ بهم
{ وأكيد كيدا } Ben de onları hiç bilmedikleri bir yönden derece derece helake yaklaştırarak (istidrâc ile) kurdukları tuzakların cezasını veririm. Haddizatında bir tecavüz ve kötülük olmadığı halde tecavüzün ve kötülüğün cezalandırılması "tecavüz" ve "kötülük" olarak adlandırıldığı gibi, tuzağın cezası da tuzak (keyd) olarak adlandırılmıştır. Bu nitelemenin Yüce Allah hakkında kullanılması, ancak ceza ve karşılık verme bağlamında caiz olur; nitekim { نسوا الله فنسيهم } “Onlar Allah'ı unuttular, O da onları unuttu”, { يخادعون الله وهو خادعهم } “Allah'ı aldatmaya çalışırlar, halbuki O onların aldatmalarını boşa çıkarandır” ve { الله يستهزئ بهم } “Allah onlarla alay eder” ayetlerinde olduğu gibidir.
15944. Metin
فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا (١٧)
{ فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا } “Öyleyse o inkârcılara mühlet ver, onlara birazcık süre tanı!” (17)
15945. Metin
{فمهل الكافرين} أى لا تدع بهلا كهم ولا تستعجل به {أَمْهِلْهُمْ} أنظرهم فكرر وخالف بين اللفظين لزيادة التسكين والتصبير {رويدا} امهالا يسيراً ولا يتكلم بها إلا مصغّرة وهي من رادت الريح ترود رودا تحركت ضعيفة
{ فمهل الكافرين } Yani helak olmaları için beddua etme ve bu konuda acele etme. { أَمْهِلْهُمْ } Onlara mühlet tanı. Teskini ve sabrı pekiştirmek için iki farklı lafızla tekrar etmiştir. { رويدا } Az bir süre tanı. Bu kelime sadece ism-i tasgîr (küçültme ismi) olarak kullanılır ve rüzgarın zayıf bir şekilde esip hareket etmesi anlamındaki Râdeti'r-rîhu terûdü revden (رادت الريح ترود رودا) ifadesinden gelmektedir.