16262. Metin
سورة التين مكية وهي ثمان آيات
Tîn Suresi Mekkîdir ve sekiz ayettir.
16263. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
16264. Metin
وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ (١)
{ وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ } “İncire ve zeytine andolsun,”
16265. Metin
{والتين والزيتون} أقسم بهما لأنهما عجيبان من بين الأشجار المثمرة روي أنه أهدي لرسول الله ﷺ طبق من تين فأكل منه وقال لأصحابه كلوا فلو قلت أن فاكهة أنزلت من الجنة لقلت هذه لأن فاكهة الجنة بلا عجم فكلوها فإنها تقطع البواسير وتنفع من النقرس وقال نعم السواك الزيتون من الشجرة المباركة يطيب الفم ويذهب بالحفرة وقال هي سواكي وسواك الأنبياء قبلي وعن ابن عباس رضى الله عنهما هو تينكم هذا وزيتونكم هذا وقيل هما جبلان بالشام منبتاهما
{ وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ } “İncire ve zeytine andolsun” Meyve veren ağaçlar arasında şaşırtıcı özelliklere sahip oldukları için bu ikisine yemin etti. Rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir tabak incir hediye edildi, ondan yedi ve ashabına: “Yiyiniz! Eğer cennetten bir meyvenin indirildiğini söyleyecek olsaydım bunun [incir] olduğunu söylerdim; zira cennet meyvesi çekirdeksizdir. Ondan yiyiniz, çünkü o basuru keser ve gut hastalığına fayda verir.” buyurdu. Yine şöyle buyurdu: “Mübarek ağaçtan olan zeytin ne güzel misvaktır! Ağzı hoş kokutur ve diş pasını giderir.” Ve: “O benim misvağım ve benden önceki peygamberlerin misvağıdır.” buyurdu. İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan [rivayet edildiğine göre] o: “Şu bildiğiniz inciriniz ve şu bildiğiniz zeytininizdir.” demiştir. [Diğer bir görüşte ise] bunların Şam bölgesinde, bu ikisinin yetiştiği iki dağ olduğu söylenmiştir.
16266. Metin
وَطُورِ سِينِينَ (٢)
{ وَطُورِ سِينِينَ } “Sînâ Dağı'na,”
16267. Metin
{وَطُورِ سِينِينَ} أضيف الطور وهو الجبل إلى سينين وهي البقعة ونحو سينون بيرون في جواز الإعراب بالواو والياء والإقرار على الياء وتحريك النون بحركات الإعراب
{ وَطُورِ سِينِينَ } “Sînâ Dağı'na” [Burada] dağ anlamına gelen “et-Tûr”, bir bölge/yer olan “Sînîn”e izafe edilmiştir. [Kelimenin] “Sînûn” ve “Yabrûn” gibi vav ve yâ ile irab alabilmesi, yahut yâ üzere sabit kılınıp nûn harfinin irab harekesiyle harekelenmesi caizdir.
16268. Metin
وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ (٣)
{ وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ } “Ve bu güvenli şehre!”
16269. Metin
{وهذا البلد} يعني مكة {الأمين} من أمن الرجل أمانة فهو أمين وأمانته أنه يحفظ من دخله كما يحفظ الأمين ما يؤتمن عليه ومعنى القسم بهذه الأشياء الإبانة عن شرف البقاع المباركة وما ظهر فيها من الخير والبركة بسكنى الأنبياء والأولياء فنبت التين والزيتون مهاجر إبراهيم ومولد عيسى ومنشؤه والطور المكان الذي نودي منه موسى ومكة مكان البيت الذي هو هدى للعالمين ومولد نبينا ومبعثه صلوات الله عليهم أجمعين أو الأولان قسم بمهبط الوحي على عيسى والثالث على موسى والرابع على محمد ﵈ وجواب القسم
{ وَهَذَا الْبَلَدِ } “Ve bu şehre” Yani Mekke'ye. { الْأَمِينِ } “Güvenli” Kişinin emaneti koruması manasındaki “emune” kökünden olup emîn [güvenilir/güvenli] demektir. Onun güvenilirliği ise, güvenilir kişinin kendisine emanet edileni koruması gibi, oraya gireni korumasıdır. Bu şeylere yemin edilmesinin anlamı; mübarek mekânların şerefini, peygamberlerin ve velilerin buralarda ikamet etmesiyle ortaya çıkan hayır ve bereketi beyan etmektir. Zira incir ve zeytinin yetiştiği yer İbrahim'in hicret yurdu, İsa'nın doğup büyüdüğü yerdir; Tûr, Musa'ya nida edilen yerdir; Mekke ise âlemlere hidayet olan Beyt'in [Kâbe'nin] bulunduğu yer, Peygamberimiz salavâtullâhi aleyhim ecmaîn'in doğduğu ve peygamber olarak gönderildiği yerdir. Yahut ilk ikisi İsa'ya vahyin indiği yere, üçüncüsü Musa'ya, dördüncüsü ise Muhammed aleyhisselâm'a [vahyin indiği yere] yemindir. Yeminin cevabı [ise şudur]:
16270. Metin
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ (٤)
{ لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ } “Doğrusu biz insanı en güzel biçimde yarattık.”
16271. Metin
{لَقَدْ خَلَقْنَا الإنسان} وهو جنس {فِى أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ} في أحسن تعديل لشكله وصورته وتسوية اعضائه
{ لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ } “Doğrusu biz insanı yarattık” İnsan [kelimesi burada] cinstir. { فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ } “En güzel biçimde” Şeklinin, suretinin en güzel kıvamında ve azalarının dengeli kılınışında [yarattık].
16272. Metin
ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ (٥)
{ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ } “Sonra da onu aşağıların en aşağısına indirdik.”
16273. Metin
{ثُمَّ رددناه أَسْفَلَ سافلين} أي ثم كان عاقبة أمره حين لم يشكر نعمة تلك الخلقة الحسنة القويمة السوية أن رددناه أسفل من سفل خلقاً وتركيباً يعني أقبح من قبح صورة وهم أصحاب النار أو أسفل من سفل من أهل الدركات أو ثم رددناه بعد ذلك التقويم والتحسين أسفل من سفل في حسن الصورة والشكل حيث نكسناه في خلقه فقوس ظهره بعد اعتداله وابيض شعره بعد سواده وتشننّ جلده وكلّ سمعه وبصره وتغير كل شئ منه فمشيه دليف وصونه
{ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ } “Sonra da onu aşağıların en aşağısına indirdik.” Yani sonra, bu güzel, düzgün ve dengeli yaratılış nimetine şükretmediğinde işinin sonu, onu hilkat ve yapı bakımından aşağıların en aşağısına çevirmemiz oldu; yani suretçe çirkinlerin en çirkini kıldık ki onlar cehennem ehlidir; yahut [onu] cehennemin tabakalarındaki aşağıların en aşağısına [indirdik]. Yahut da bu kıvam ve güzelleştirmeden sonra onu, suret ve şekil güzelliğinde aşağıların en aşağısına çevirdik; öyle ki yaratılışında onu tersyüz ettik; düzgünlüğünden sonra beli büküldü, siyahlığından sonra saçı beyazladı, derisi buruştu, işitmesi ve görmesi zayıfladı ve onun her şeyi değişti; yürüyüşü yavaş adımlarla yürümek, sesi
16274. Metin
حفات وقوته ضعف وشهامته خوف
kısık, kuvveti zayıflık ve cesareti korkaklık [oldu].
16275. Metin
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ (٦)
{ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ } “Ancak iman edip salih ameller işleyenler hariç; onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.”
16276. Metin
{إلا الذين آمنوا وَعَمِلُواْ الصالحات فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ} ودخل الفاء هنا دون سورة الانشقاق للجمع بين اللغتين والاستثناء على الأول متصل وعلى الثاني منقطع أي ولكن الذين كانوا صالحين من الهرمى والزمنى فلهم ثواب غير منقطع على
{ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ } “Ancak iman edip salih ameller işleyenler hariç; onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.” İki lügati cem etmek için İnşikâk Suresi'nden farklı olarak buraya “fâ” [harfi] dâhil olmuştur. İstisna, birinci [anlama] göre muttasıl, ikinci [anlama] göre munkatıdır; yani: Fakat yaşlılardan ve kötürüm olanlardan salih kimselere,
16277. Metin
طاعتهم وصبرهم عل الابتلاء بالشيخوخة والهرم وعلى مقاساة المشاق والقيام بالعبادة
itaatlerine, yaşlılık ve düşkünlükle sınanmaya sabretmelerine, meşakkatlere göğüs germelerine ve ibadeti yerine getirmelerine karşılık kesintisiz bir mükâfat vardır.
16278. Metin
فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ (٧)
{ فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ } “Artık bundan sonra sana dini (hesap gününü) ne yalanlattırabilir?”
16279. Metin
والخطاب في {فَمَا يُكَذّبُكَ بَعْدُ بالدين} للإنسان على طريقة الالتفات أي فما سبب تكذيبك بعد هذا البيان القاطع والبرهان الساطع بالجزاء والمعنى أن خلق الإنسان من نطفة وتقويمه بشراً سوياً وتدريجه في مراتب الزيادة إلى أن يكمل ويستوى ثم تنكيسه إلى أن يبلغ أرذل العمر لا ترى دليلاً أوضح منه على قدرة الخالق وأن من قدر على خلق الإنسان وعلى هذا كله لم يعجز عن اعادته فما سبب تكذبيك بالجزاء أو لرسول الله ﷺ فمن ينسبك إلى الكذب بعد هذا الدليل فما بمعنى من
{ فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ } “Artık bundan sonra sana dini ne yalanlattırabilir?” ayetindeki hitap, iltifat yoluyla insana yöneliktir. Yani bu kesin beyan ve parlak delilden sonra karşılık gününü yalanlamanın sebebi nedir? Anlam şudur: İnsanın bir nutfeden yaratılması, düzgün bir beşer kılınması, olgunlaşıp kemale erene kadar merhale merhale artırılması, sonra da ömrün en düşkün çağına ulaşıncaya kadar tersyüz edilmesi... Yaratıcının kudretine bundan daha açık bir delil göremezsin; insanı yaratmaya ve bütün bunlara güç yetiren, onu yeniden diriltmekten aciz kalmaz. O halde karşılık gününü yalanlamanın sebebi nedir? Yahut [hitap] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'edir: Bu delilden sonra seni kim yalana nispet edebilir? [Bu takdirde] “mâ”, “men” (kim) anlamındadır.
16280. Metin
أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ (٨)
{ أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ } “Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?”
16281. Metin
{أَلَيْسَ الله بِأَحْكَمِ الحاكمين} وعيد للكفار وأنه يحكم عليهم بما هم أهله وهو من الحكم والقضاء والله أعلم
{ أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ } “Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?” [Bu], kâfirlere bir tehdittir ve O'nun onlar hakkında hak ettikleri şekilde hüküm vereceğidir. Bu, hüküm ve kaza (yargılama) kökünden gelir. En doğrusunu Allah bilir.