22720. Metin
سورة الكوثر
Kevser Suresi
22721. Metin
وتسمى النحر.
Ona Nahr [Suresi] de denir.
22722. Metin
مقصودها المنحة بكل خير يمكن أن يكون، واسمها الكوثر واضح في ذلك وكذا النحر لأنه معروف في نحر الإبل، وذلك غاية الكرم عند العرب) بسم الله (الملك الأعظم الجواد الأكرم الذي لا لفائض فضله) الرحمن (الذي شمل الخلائق بجوده وفاوت بينهم في صوب وبله) الرحيم (الذي خص حزبه بالاهتداء بهديه والاعتصام بحبله.
Surenin maksadı, mümkün olabilecek her türlü hayrın lütfedilmesidir. Kevser ismi buna açıkça delalet ettiği gibi Nahr ismi de öyledir; zira Nahr, develerin kurban edilmesinde bilinir ki bu da Araplar nezdinde cömertliğin zirvesidir. (Bismillâh) Taşan lütfuna [nihayet olmayan], en yüce Hükümran, en cömert ve kerim olan Allah'ın adıyla; (er-Rahmân) Cömertliğiyle bütün yaratılmışları kuşatan ve sağanak yağmuruyla aralarında farklılıklar kılan; (er-Rahîm) Kendi taraftarlarını rehberliğine uymak ve ipine sımsıkı sarılmakla özel kılan.
22723. Metin
لما كانت سورة الدين بإفصاحها ناهية عن مساوىء الأخلاق، كانت بإفهامها داعية إلى معالي الشيم، فجاءت الكوثر لذلك، وكانت الدين قد ختمت بأبخل البخلاء وأدنى الخلائق: المنع تنفيراً من البخل ومما جره من التكذيب، فابتدئت الكوثر بأجود الجود. العطاء لأشرف الخلائق ترغيباً فيه وندباً إليه، فكان كأنه قيل: أنت يا خير الخلق غير متلبس بشيء مما نهت عنه تلك المختتمة بمنع الماعون: {إنا} بما لنا من العظمة
Dîn [Mâûn] Suresi açık beyanıyla kötü ahlaktan nehyettiğinde, dolaylı anlatımıyla da üstün ahlaka davet etmişti. İşte Kevser Suresi bunun için geldi. Dîn Suresi, cimrilikten ve onun peşi sıra getirdiği yalanlamadan nefret ettirmek için cimrilerin en cimrisi ve mahlukatın en aşağısı olan [yardımı] engellemekle son bulmuştu. Kevser Suresi ise cömertliğe teşvik etmek ve özendirmek için mahlukatın en şereflisine yapılan en cömert ihsanla, [yani] bağışla başladı. Sanki şöyle denildi: Ey yaratılmışların en hayırlısı! Sen, Mâûn'u engellemekle son bulan o surenin nehyettiği şeylerin hiçbirine bulaşmış değilsin: {إنا} “Şüphesiz biz” sahip olduğumuz yücelikle,
22724. Metin
وأكد لأجل تكذيبهم: {أعطيناك} أي خولناك مع التمكين العظيم، ولم يقل: آتيناك، لأن الإيتاء أصله الإحضار وإن اشتهر في معنى الإعطاء {الكوثر *} الذي هو من جملة الجود على المصدقين بيوم الدين.
Onların yalanlamaları sebebiyle pekiştirerek: {أعطيناك} “Sana verdik” yani büyük bir kudretle birlikte seni mülk sahibi kıldık. 'آتيناك' (sana getirdik/verdik) demedi; çünkü 'itâ' kelimesinin aslı 'hazır bulundurmak'tır, her ne kadar 'ihsan etmek' anlamında meşhur olmuşsa da. {الكوثر *} “Kevser'i” ki bu da din gününü tasdik edenlere yönelik cömertliğin tamamındandır.
22725. Metin
ولما كان كثير الرئيس أكثر من كثير غيره، فكيف بالملك فكيف بملك الملوك، فكيف إذا أخرجه في صيغة مبالغة فكيف إذا كان في مظهر العظمه، فكيف إذا بنيت الصيغة على الواو الذي له العلو والغلبة فكيف إذا أتت إثر الفتحة التي لها من ذلك مثل ذلك بل أعظم، كان المعنى: أفضنا عليك وأبحناك من كل شيء من الأعيان والمعاني من العلم والعمل وغيرهما من معادن الدارين ومعاونهما الخير الذي لا غاية له، فلا يدخل تحت الوصف، فأغنيناك عن أن تؤثر بذلك أو توفر مالك بجلب نفع أو دفع ضر، ومنه النهر الذي في الجنة ويسقي المؤمنين من الحوض الممدود منه في المحشر الذي مثاله في الدنيا شريعته ﷺ التي عراها وأسبابها عدد النجوم الذين هم علماء أمته المقتدى بهم، فقد اجتمع لك الغبطتان: أشرف العطاء من أكرم المعطين وأعظمهم.
Bir önderin 'çoğu' başkasının 'çoğundan' daha fazla olduğuna göre, bir melikin, hele meliklerin Meliki'nin 'çoğu' nasıl olur! Üstelik bunu mübalağa kipiyle ifade ettiğinde nasıl olur! Hele azamet makamında olduğunda nasıl olur! Üstelik bu kalıp, yücelik ve galebe ifade eden 'vav' harfi üzerine kurulmuşsa nasıl olur! Hele bu harf, kendisi gibi hatta daha büyük bir anlam taşıyan fethanın ardından geldiğinde nasıl olur! İşte anlam şöyledir: Sana ilim ve amel gibi somut ve soyut her şeyden, iki yurdun hazinelerinden ve onların yardım unsurlarından sonu gelmeyen, tavsife sığmayan hayrı bolca akıttık ve sana mubah kıldık. Böylece seni, bir menfaat temin etmek veya bir zararı savmak için bu şeyleri başkasına tercih etmekten yahut malını biriktirmekten müstağni kıldık. Cennetteki nehir de bu hayırdandır; mahşerde bu nehirden beslenen havuzdan müminleri sular. O nehrin dünyadaki misali ise Hz. Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem şeriatıdır; onun bağları ve sebepleri, ümmetinin kendisine uyulan âlimleri olan yıldızlar sayısıncadır. Böylece senin için iki gıpta kaynağı bir araya gelmiştir: Verenlerin en kerimi ve en yücesinden en şerefli bağış.
22726. Metin
وقال الإمام أبو جعفر بن الزبير: لما نهى عباده عما يلتذ به من
İmam Ebu Cafer bin ez-Zübeyr şöyle demiştir: [Allah Teâlâ], kullarını
22727. Metin
أراد الدنيا وزينتها من الإكثار والكبر والتعزز بالمال والجاه وطلب الدنيا، أتبع ذلك بما منح نبيه مما هو خير مما يجمعون، وهو الكوثر وهو الخير الكثير، ومنه الحوض الذي ترده أمته في القيامة، لا يظمأ من شرب منه، ومنه مقامه المحمود الذي يحمده فيه الأولون والآخرون عند شفاعته العامة للخلق وإراحتهم من هول الموقف، ومن هذا الخير ما قدم له في دنياه من تحليل الغنائم والنصر بالرعب والخلق العظيم إلى ما لا يحصى من خيري الدنيا والآخرة مما بعض ذلك خير من الدنيا وما فيها إذ لا تعدل الدنيا وما فيها واحدة من هذه العطايا {قل بفضل الله وبرحمته فبذلك فليفرحوا هو خير مما يجمعون} [يونس: ٥٨] ومن الكوثر والخير الذي أعطاه الله كتابه المبين، الجامع لعقل الأولين والآخرين، والشفاء لما في الصدور.
dünyayı ve onun süsünü isteyen kimselerin lezzet aldığı çoğaltma tutkusundan, kibirden, mal ve makamla üstünlük taslamaktan ve dünya talebinden nehyedince; bunun peşinden Peygamberine, onların topladıklarından daha hayırlı olan şeyleri bağışladığını zikretti. Bu da Kevser'dir, yani pek çok hayırdır. Kıyamet gününde ümmetinin başına varacağı, içenin bir daha susamayacağı havuz da bundandır. Mahşer halkına umumi şefaatte bulunup onları mahşer yerinin dehşetinden rahatlattığında, öncekilerin ve sonrakilerin kendisini öveceği Makam-ı Mahmud da bundandır. Bu hayırdan biri de dünyasında kendisine sunulan ganimetlerin helal kılınması, [düşmanın kalbine salınan] korku ile yardım olunması ve yüce ahlaktır; ta ki dünya ve ahiretin sayılamayacak hayırlarına kadar. Bunların bir kısmı dahi dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır; zira dünya ve içindekiler bu bağışların tek bir tanesine bile denk olamaz. {قل بفضل الله وبرحمته فبذلك فليفرحوا هو خير مما يجمعون} “De ki: Allah'ın lütfuyla ve rahmetiyle, yalnızca bununla sevinsinler. Bu, onların topladıklarından daha hayırlıdır.” [Yunus: 58]. Allah'ın ona verdiği Kevser ve hayırdan biri de öncekilerin ve sonrakilerin aklını toplayan ve kalplerde olana şifa olan Apaçık Kitabıdır.
22728. Metin
ولما كمل له سبحانه من النعم ما لا يأتي عليه حصر مما لا يناسب أدناه نعيم الدنيا بجملتها، قال مبيناً له منبهاً على عظيم ما أعطاه
Sübhanehu [ve Teâlâ], en aşağısı bile bütün dünya nimetine denk gelmeyecek derecede sayılamayacak nimetleri onun için tamamlayınca, ona lütfettiği şeyin büyüklüğünü açıklamak ve buna dikkat çekmek üzere şöyle buyurdu:
22729. Metin
{لا تمدن عينيك إلى ما متعنا} [الحجر: ٨٨] إلى قوله {ورزق ربك خير وأبقى} فقد اضمحل في جانب نعمة الكوثر الذي أوتي كلُّ ما ذكره الله تعالى في الكتاب من نعيم أهل الدنيا وتمكن من تمكن منهم، وهذا أحد
{لا تمدن عينيك إلى ما متعنا} “Gözlerini dikme...” [Hicr: 88] ayetinden {ورزق ربك خير وأبقى} “Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha kalıcıdır” sözüne kadar. Nitekim kendisine verilen Kevser nimetinin yanında, Allah Teâlâ'nın Kitap'ta zikrettiği dünya ehlinin nimetleri ve onlardan güç sahiplerinin kudreti silinip gitmiştir. İşte bu,
22730. Metin
موجبات تأخير هذه السورة، فلم يقع بعدها ذكر شيء من نعيم الدنيا ولا ذكر أحد من المتنعمين بها لانقضاء هذا الغرض وتمامه، وسورة الدين آخر ما تضمن الإشارة إلى شيء من ذلك كما تقدم من تمهيد إشاراتها، وتبين بهذا وجه تعقيبها بها - والله تعالى أعلم - انتهى.
bu surenin [Mushaf tertibinde] sonraya bırakılmasının gerekçelerinden biridir. Bu maksat tamamlanıp sona erdiği için bundan sonra dünya nimetlerinden veya onunla nimetlenenlerden hiçbir şey zikredilmemiştir. Dîn Suresi, işaretlerinin başlangıcında geçtiği üzere, bunlardan bir şeye işaret içeren son sureydi. Böylece bu surenin onun peşine gelmesinin hikmeti açıklığa kavuşmuş oldu. Allah Teâlâ en iyisini bilir. [İbnü'z-Zübeyr'in sözü] bitti.
22731. Metin
ولما أعطاه ما فرغه به للعبادة وأكسبه غنى لا حاجة معه، سبب عنه قوله آمراً بما هو جامع لمجامع الشكر: {فصل} أي بقطع العلائق من الخلائق بالوقوف بين يدي الله في حضرة المراقبة شكراً لإحسان المنعم خلافاً للساهي عنها والمرائي فيها.
[Allah Teâlâ], kendisini ibadete adayabileceği şeyleri ona verip beraberinde hiçbir ihtiyacın bulunmadığı bir zenginlik kazandırınca, şükrün bütün kısımlarını toplayan şu buyruğunu buna bağladı: {فصل} “O halde namaz kıl” yani namazdan gafil olan ve onda gösteriş yapanın aksine, Nimet Veren'in ihsanına şükretmek üzere murakabe huzurunda Allah'ın divanında durarak mahlukatla olan bağları kopar.
22732. Metin
ولما أتى بمظهر العظمة لتكثير العطاء فتسبب عنه الأمر بما للملك من العلو، وكان أمره ﷺ تكوينياً لا إباء معه، وقع الالتفات إلى صفة الإحسان المقتضي للترغيب والإقبال لما يفيد من التحبيب، مع التصريح بالتوحيد، وإفادة أن العبادة لا تقع إلا شكراً فقال تعالى: {لربك} أي المحسن إليك بذلك سراً وعلناً مراغماً من شئت فلا سبيل لأحد عليك {وانحر *} أي أنفق له الكوثر من المال على المحاويج خلافاً لم يدعهم ويمنعهم الماعون لأن النحر أفضل نفقات
Bağışı çoğaltmak için azamet makamıyla hitap edip bundan Hükümran'a yakışan yücelikteki emir kaynaklanınca -ki O'nun sallallâhu aleyhi ve sellem emri, karşısında direnilemeyecek bir tekvînî emirdir- tevhidi açıkça belirtmek ve ibadetin ancak şükür olarak yapılabileceğini bildirmekle birlikte, sevdirme ifade eden ihsan sıfatına iltifat yapıldı ve bu sıfat yönelmeyi ve rağbeti gerektirdi. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurdu: {لربك} “Rabbin için” yani dilediğinin burnunu yere sürterek gizlide ve açıkta sana bu ihsanda bulunan [Rabbin için]; artık hiç kimsenin sana karşı bir yolu [üstünlüğü] yoktur. {وانحر *} “Ve kurban kes” yani Maun'u engelleyen ve yetimleri itip kakanların aksine, ihtiyaç sahiplerine maldan Kevser'i [bolca] infak et. Çünkü nahr (deve kurban etmek), Arapların infaklarının en faziletlisidir;
22733. Metin
العرب لأن الجزور الواحد يغني مائة مسكين، وإذا أطلق العرب المال انصرف إلى الإبل، ولذا عبر عن هذا المراد بالنحر ليفهم الزجر عما كانوا يفعلونه من الذبح للأوثان، ومن معناه أيضاً أظهر الذل والمسكنة والخشوع في الصلاة بوضع اليمنى على اليسرى تحت النحر هيئة الذليل الخاضع، وقد قابل في هذا أربعاً من سورة الدين بأربع، وهي البخل بالإعطاء، وإضاعة الصلاة بالأمر بها، والرياء بالتخصيص بالرب، ومنع الزكاة بالنحر.
zira tek bir deve yüz yoksulu doyurur. Araplar mal dediklerinde bu, deveye hamledilir. Bu sebeple, putlar için boğazlama âdetlerinden sakındırmayı anlatmak için bu maksat 'nahr' kelimesiyle ifade edilmiştir. Bunun bir diğer anlamı da boynun altında sağ eli sol elin üzerine koyarak zelil ve boyun eğmiş bir heyetle namazda zilleti, muhtaçlığı ve huşûu izhar etmektir. Bu surede, Dîn [Mâûn] Suresi'ndeki dört şeye karşılık dört şey getirilmiştir: Cimriliğe karşı bağışlama, namazı zayi etmeye karşı onunla emrolunma, riyaya karşı Rabbe tahsis etme ve zekâtı engellemeye karşı kurban kesme.
22734. Metin
ولما أمره باستغراق الزمان في عبادة الخالق، والإحسان إلى الخلائق بأعلى الخلائق، علله بما حاصله أنه لا شاغل له ولا حاجة أصلاً تلم به فقال: {إن شانئك} أي مبغضك والمتبرىء منك والمستهين بك مع ما أوتيت من الجمال، والخصال الفاضلة والكمال {هو} أي خاصة {الأبتر *} أي المقطوع من أصله والمقطوع النسل والمعدم والمنقطع الخير والبركة والذكر، لا يعقبه من يقوم بأمره ويذكر به وإن جمع المال، وفرغ بدنه لكل جمال، وأنت الموصول الأمر، النابه الذكر، المرفوع القدر، فلا تلتفت إليهم بوجه من الوجوه، فإنهم أقل من أن يبالي بهم من يفرغ نفسه للفوز بالمثول في حضراتنا الشريفة،
Zamanını Yaratıcı'ya ibadete ve mahlukata en üstün ahlakla ihsanda bulunmaya hasretmesini emredince; bunu, kendisini meşgul edecek hiçbir şeyin ve başına gelecek hiçbir ihtiyacın bulunmadığı gerçeğiyle gerekçelendirerek şöyle buyurdu: {إن شانئك} “Asıl sana buğzeden” yani sana lütfedilen güzellik, üstün vasıflar ve kemale rağmen sana kin besleyen, senden uzaklaşan ve seni küçümseyen kimse, {هو} “işte o” yani yalnızca o, {الأبتر *} “soyu kesik olandır” yani kökünden kesilmiş, nesli kesilmiş, yoksul kalmış, hayrı, bereketi ve anılması bitmiş olandır. Mal toplasa ve bedenini her türlü süse adasa bile, onun ardından işini yürütecek ve kendisini anacak kimse kalmaz. Sen ise işi devam eden, adı şan bulan, kadri yüceltilensin. Bu yüzden hiçbir şekilde onlara dönüp bakma; zira onlar, yüce dergâhımızda hazır bulunma bahtiyarlığına kendini adayan bir kimsenin
22735. Metin
والافتخار بالعكوف في أبوابنا العالية المنيفة، لك ما أنت عليه، ولهم ما هم فيه، فالآية الأخيرة النتيجة لأن من الكوثر علو أمره وأمر محبيه وأتباعه في ملكوت السماء والأرض ونهر الجنة وسفول شأن عدوه فيهما، فقد التف كما ترى مفصلها بموصلها، وعرف آخرها من أولها، وعرف أن وسطاها كالحدود الوسطى معانقة للأولى بكونها من ثمارها، ومتصلة بالأخرى لأنها من غايات مضمارها، وقد صدق الله ومن أصدق من الله قيلاً، لم يبق لأحد من مبغضيه ذكر بولد ولا تابع، ولا يوجد لهم شاكر ولا مادح ولا رافع، وأما هو ﷺ فقد ملأت ذريته من فاطمة الزهراء الأرض، وهم الأشرف مع مبالغة الملوك في قتلهم، وإخلاء الأرض من نسلهم، خوفاً من شرفهم العالي على شرفهم، ورفعتهم بالتواضع الغالب لصلفهم، وإذا راجعت آية
ve yüce, ulu kapılarımıza sığınmakla iftihar eden birinin dikkate almayacağı kadar önemsizdirler. Sen kendi yolundasın, onlar da kendi hallerindedir. Dolayısıyla son ayet bir neticedir; çünkü Kevser'den biri de göklerin ve yerin melekûtunda onun, sevenlerinin ve takipçilerinin şanının yücelmesi, cennet nehri ve her ikisinde de düşmanının durumunun alçalmasıdır. Gördüğün gibi surenin fasılaları birbirine kenetlenmiş, sonu başından anlaşılmış ve orta kısmının da birinci ayetin meyvelerinden biri olması hasebiyle onunla kucaklaştığı, diğerine de onun hedeflerinden olması sebebiyle bağlandığı anlaşılmıştır. Allah doğru söylemiştir; Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir? Ona buğzedenlerden hiçbirinin ne çocukla ne de bir takipçiyle anısı kalmıştır; onlar için ne bir şükreden, ne bir öven, ne de adlarını yücelten bulunur. Peygambere sallallâhu aleyhi ve sellem gelince; Fâtımatü'z-Zehrâ'dan gelen zürriyeti yeryüzünü doldurmuştur. Kralların onları öldürmede ve kendi şereflerinden üstün olan yüce şereflerinden korkarak ve onların böbürlenmelerine galip gelen tevazularından çekinerek yeryüzünü onların neslinden temizlemede aşırıya gitmelerine rağmen onlar en şereflilerdir. Ahzâb Suresi'ndeki şu ayete baktığında:
22736. Metin
{ما كان محمد أبا أحد من رجالكم ولكن رسول الله} [الأحزاب: ٤٠] من الأحزاب علمت أن توفي بنيه ﵈ قبله من إعلاء قدره ومزيد تشريفه بتوحيد ذكره، وأما اتباعه فقد استولوا على أكثر الأرض وهم أولو الفرقان، والعلم الباهر والعرفان، ويؤخذ منها أن من فرغ نفسه لربه أهلك عدوه وكفاه كل واحد منهم، وقد علم
{ما كان محمد أبا أحد من رجالكم ولكن رسول الله} “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; fakat o, Allah'ın Resulüdür...” [Ahzâb: 40], oğullarının radıyallâhu anhüm kendisinden önce vefat etmesinin, onun kadrini yüceltmek ve anılışını [sadece peygamberlikle] birlemek suretiyle şerefini artırmak için olduğunu anlarsın. Takipçilerine gelince; onlar yeryüzünün çoğuna hâkim olmuşlardır ve onlar Furkan, parlak ilim ve irfan sahipleridir. Buradan anlaşılır ki, kendini Rabbine adayan kimsenin düşmanını Allah helak eder ve onların her birine karşı ona kâfi gelir. Bilinmektedir ki,
22737. Metin
أن حاصل هذه السورة المن عليه ﷺ بالخير العظيم الذي من جملته النهر المادّ من الجنة في المحشر المورود لمن اتبعه، الممنوع ممن تأبى عنه وقطعه، وأمره بالصلاة والنحر للتوسعة على المحاويج، والبشارة بقطع دابر أعدائه ونصر جماعة أوليائه، كما أن من مقاصد الأعراف المناظرة لها في رد المقطع على المطلع تهديد الظالمين بالإهلاك في قوله {وكم من قرية أهلكناها} [الأعراف: ٤] ، وتصوير ذلك بذكر مصارع الماضين لمخالفتهم الرسل عليهم الصلاة والسلام والأمر بالصلاة وستر العورة وما يقصد بالنحر بقوله: {خذوا زينتكم عند كل مسجد وكلوا واشربوا} الآيات [الأعراف: ٣١] ، وذكر من يمنح ماء الجنة ومن يمنعه بقوله تعالى: {ونادى أصحاب النار أصحاب الجنة أو أفيضوا علينا من الماء أو مما رزقكم الله} الآيات [الأعراف: ٥٠] ، وقوله تعالى: {ورحمتي وسعت كل شيء فسأكتبها للذين يتقون ويؤتون الزكاة والذين هم بآياتنا يؤمنون الذين يتبعون الرسول النبي الأمي الذي يجدونه مكتوباً عندهم} [الأعراف: ١٥٧] هذا ما يتعلق بتفسير تراكبيها وجملها، وتأويل تفاصيلها ومجملها، وكذا نظيرتها في مبادىء أمرها ومكملها، ثم إن هذه السورة عشر كلمات في الكتابة إشارة إلى أن تمام بتر شانئه يكون مع تمام السنة العاشرة من
bu surenin özü; mahşerde cennetten uzanan, kendisine uyanların varacağı, yüz çevirip bağını koparanların ise mahrum kalacağı nehrin de dahil olduğu o büyük hayrın Hz. Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem lütfedilmesi, yoksullara bolluk sağlamak için namaz kılıp kurban kesmesinin emredilmesi, düşmanlarının kökünün kazınacağı ve dostlar topluluğunun zafere ulaşacağı müjdesidir. Nitekim sonunun başına bağlanması yönünden bu sureye benzeyen A'râf Suresi'nin maksatlarından biri de; {وكم من قرية أهلكناها} “Nice memleketleri helak ettik...” [A'râf: 4] kavlinde zalimlerin helak ile tehdit edilmesi, peygamberlere (aleyhimüssalâtü vesselâm) muhalefetleri sebebiyle geçmişlerin helak edildikleri yerlerin zikredilmesiyle bunun tasvir edilmesi, namazın, avret yerlerinin örtülmesinin ve nahr ile kastedilenin {خذوا زينتكم عند كل مسجد وكلوا واشربوا} “Her mescitte ziynetinizi takının; yiyin, için...” [A'râf: 31] ayetleriyle emredilmesi, Allah Teâlâ'nın: {ونادى أصحاب النار أصحاب الجنة أو أفيضوا علينا من الماء أو مما رزقكم الله} “Cehennem ehli, cennet ehline: 'Bize biraz sudan veya Allah'ın size verdiği rızıktan akıtın' diye seslenir...” [A'râf: 50] ayetleriyle cennet suyunu kime bağışlayıp kimi mahrum edeceğini zikretmesi ve Allah Teâlâ'nın: {ورحمتي وسعت كل شيء فسأكتبها للذين يتقون ويؤتون الزكاة والذين هم بآياتنا يؤمنون الذين يتبعون الرسول النبي الأمي الذي يجدونه مكتوباً عندهم} “Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır; onu sakınanlara, zekâtı verenlere, ayetlerimize inananlara ve yanlarındaki [Tevrat ve İncil'de] yazılı buldukları o ümmî peygambere uyanlara yazacağım...” [A'râf: 156-157] buyruğudur. İşte bu, surenin terkiplerinin ve cümlelerinin tefsiri ile detaylarının ve mücmel ifadelerinin teviliyle ilgilidir; başlangıcı ve tamamlayıcısı bakımından benzeri de böyledir. Sonra bu sure, yazılışta on kelimedir; bu da ona buğzedenin kökünün tamamen kazınmasının hicretin onuncu senesinin
22738. Metin
الهجرة، وكذا كان، لم تمض السنة الحادية عشر من الهجرة وفي جزيرة العرب إلا من يرى أشرف أحواله بذل نفسه وماله في حبه، وإذا أضفنا إليها الضميرين المستترين كانت اثنتا عشرة، وفي السنة الثانية عشرة من النبوة بايعه ﷺ الأنصار على منابذة الكفار، وإذا أضيف إلى العشرة الضمائر البارزة الخمسة كانت خمس عشرة، فتكون إشارة إنه ﷺ عند تمام السنة الخامسة عشر من نبوته يبسط يده العالية لبتر أعدائه وكذا كان في وقعة بدر الرفيعة القدر، ففي ضمائر الاستتار كانت البيعة وهي مستترة، وفي الضمائر البارزة كانت بدر وهي مشتهرة، وإذا أضيف إلى ذلك الضميران المستتران كانت سبع عشرة، وفي السنة السابعة عشرة من نبوته كانت غزوة بدر الموعد، وفى فيها النبي ﷺ بالوعد في الإتيان إلى بدر للقاء قريش للقتال ومقارعة الأبطال، فآذنهم الله فلم يأتوا، وإنما اعتبر ما بعد الهجرة من أحوال النبوة عندما عدت الكلمات الخطية العشر لكونها أقوى أحوال النبوة كما أن الكلمات الخطية أقوى من الضمائر وإن اشترك الكل في اسم الكلمات، فلذلك أخذ تمام البتر للشانىء وهو ما كان في السنة الحادية عشرة من هلاك أهل الردة وثبات العرب في صفة الإسلام، ولما ضمت الضمائر البارزة
tamamlanmasıyla olacağına bir işarettir. Gerçekten de öyle olmuştur; hicretin on birinci senesi geçmemişti ki Arap Yarımadası'nda, onun sevgisi uğruna canını ve malını feda etmeyi en şerefli hali saymayan kimse kalmamıştı. Buna iki gizli zamiri eklediğimizde on iki kelime olur; peygamberliğin on ikinci senesinde ise Ensar, kâfirlerle mücadele etmek üzere ona sallallâhu aleyhi ve sellem biat etmiştir. Bu on kelimeye açık beş zamir eklendiğinde on beş olur; bu da onun sallallâhu aleyhi ve sellem peygamberliğinin on beşinci senesi tamamlandığında düşmanlarının kökünü kazımak için yüce elini uzatacağına bir işarettir. Kadr-i yüce Bedir Gazvesi'nde de öyle olmuştur. Gizli zamirlerde biat gizli olarak yer alırken, açık zamirlerde meşhur olan Bedir Gazvesi yer almıştır. Buna iki gizli zamir eklendiğinde on yedi olur; peygamberliğinin on yedinci senesinde ise Bedrü'l-Mev'id Gazvesi gerçekleşmiştir. O gazvede Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, savaşmak ve yiğitlerle vuruşmak üzere Kureyş ile karşılaşmak için Bedir'e gelme vaadini yerine getirmiş, Allah da onlara korku vermiş ve gelememişlerdi. On yazılı kelime sayıldığında peygamberlik hallerinden hicretten sonrasının itibar edilmesi, kelimelerin hepsi kelime isminde ortak olsa da yazılı kelimelerin zamirlerden daha kuvvetli olması gibi, peygamberlik hallerinin en kuvvetlisi olmasındandır. Bu yüzden düşmanın kökünün tamamen kazınması, yani on birinci senede irtidat ehlinin helaki ve Arapların İslam sıfatında sebat etmesi hali esas alınmıştır. Açık zamirler
22739. Metin
الخمسة - التي هي أقرب من المستترة - إلى الكلمات الخطية وأضعف من الكلمات الخطية اعتبر من أول السورة لمناسبة ما كان من ضعف الحال فيما كان قبل الهجرة، فوازى ذلك السنة الثانية من الهجرة التي كانت فيها غزوة بدر الكبرى، وهي وإن كانت من العظم على أمر بالغ جداً لكنها كانت على وجه مخالف للقياس، فإن حال الصحابة ﵃ كان فيها في غاية الضعف، ولكونها أول ما وقع فيه النصر من الغزوات لم تكن نفوس المخالفين مذعنة لأن ما بعدها يكون مثلها، فإذا ضم إلى ذلك الضميران المستتران - وهما أضعف من البارز - انطبق العدد على سنة غزوة بدر الموعد في سنة أربع، وهي وإن كانت قوية لكون قريش ضعفوا عن اللقاء لكن كان حالها أضعف من بدر التي وقع فيها القتال وأستر، وكون كلماتها الخطية والاصطلاحية التي هي أبعاض الكلمات الخطية سبع عشرة مؤذن بأن الأمر في {فصلِّ} مصوب بالذات بالقصد الأول إلى الصلوات الخمس التي هي سبع عشرة ركعة، وأن من ثابر عليها كان مصلياً خارجاً من عهدة الأمر، فإذا قصدت في السفر بما اقتضته صفة التربية بالإحسان نقصت بقدر عدة
-ki bunlar gizli zamirlerden daha yakındır- yazılı kelimelere eklendiğinde ve yazılı kelimelerden daha zayıf olduğunda, hicretten önceki zayıf durumun münasebeti sebebiyle surenin başından itibaren itibar edildi; böylece Bedr-i Kübrâ Gazvesi'nin vuku bulduğu hicretin ikinci senesine denk geldi. O gazve her ne kadar son derece büyük bir hadise olsa da kıyasa aykırı bir şekilde gerçekleşmişti; zira sahabenin radıyallâhu anhüm o gündeki durumu son derece zayıftı ve zaferin vuku bulduğu ilk gazve olması sebebiyle muhaliflerin nefisleri sonrakilerin de onun gibi olacağına boyun eğmemişti. Buna açık zamirlerden daha zayıf olan iki gizli zamir eklendiğinde, sayı hicretin dördüncü yılındaki Bedrü'l-Mev'id Gazvesi senesine denk gelir. Bu gazve Kureyş'in karşılaşmaktan aciz kalması sebebiyle güçlü olsa da, durumu fiilî savaşın gerçekleştiği Bedir'den daha zayıf ve daha gizliydi. Surenin yazılı ve yazılı kelimelerin parçaları olan ıstılahi kelimelerinin on yedi olması, {فصلِّ} “O halde namaz kıl” emrinin bizzat ve öncelikli kısıtla on yedi rekât olan beş vakit namaza yöneldiğine, buna devam edenin namaz kılmış olup emrin sorumluluğundan çıkacağına işarettir. Yolculukta ihsan ile terbiye sıfatının gerektirdiği şekilde kasredildiğinde,
22740. Metin
الضمائر سوى الذي وفى الأمر بها لأن الأمر الناشىء عن مظهر العظمة لا يليق فيه التخفيف بنفسه كلمة الأمر، وإذا أضفنا إليها كلمات البسملة الأربعة كان لها أسرار كبرى من جهة أخرى، وذلك أن الكلمات الخطية تكون أربع عشرة إشارة إلى أن ابتداء البتر للأضداد يكون بالقوة القريبة من الفعل بالتهييء له في السنة الرابعة عشرة من النبوة، وذلك عام الهجرة، فإذا أضفنا إليها الضمائر البارزة التي هي أقرب إلى الكلمات الخطية وهي خمسة كانت تسع عشرة، وفي السنة التاسعة عشرة من النبوة وهي السادسة من الهجرة كان الفتح المبين على الشانئين الذي أنزل الله فيه سورة الفتح، فإذا أضفنا إليها الضميرين المستترين كانت إحدى وعشرين وهي سنة ثمان من الهجرة سنة الفتح الأكبر الذي عم العلم فيه بأن الشانىء هو الأبتر، وإذا اعتبرت حروفها المتلفظ بها كانت أربعة وأربعين حرفاً، فإذا ناظرتها بالسنين من أول حين النبوة كان آخرها سنة إحدى وثلاثين من الهجرة، وهي سنة البتر الأعظم لشانئه الأكبر الذي مزق كتابه، وكان مالكاً لبلاد اليمن، وهو قدر كبير من بلاد العرب وكذا لغيرهم مما قارب بلاده، وكانت قريش تجعله من عدادهم كما مضى بيانه في سورة الروم وهو كسرى ملك الفرس،
kendisiyle emrin yerine getirildiği hariç, zamirlerin sayısı kadar eksilir; çünkü azamet makamından doğan emirde, bizzat emir kelimesinin hafifletilmesi uygun düşmez. Buna Besmele'nin dört kelimesini eklediğimizde başka bir açıdan büyük sırlar ortaya çıkar: Şöyle ki, yazılı kelimeler on dört olur; bu da düşmanların kökünün kazınmasının başlangıcının, peygamberliğin on dördüncü senesinde buna hazırlık yapılarak fiile yakın bir kuvvetle başlayacağına işarettir ki bu da hicret yılıdır. Buna yazılı kelimelere en yakın olan beş açık zamiri eklediğimizde on dokuz olur; peygamberliğin on dokuzuncu senesinde, yani hicretin altıncı senesinde, Allah'ın hakkında Fetih Suresi'ni indirdiği düşmanlara karşı apaçık fetih gerçekleşmiştir. Buna iki gizli zamiri eklediğimizde yirmi bir olur; bu da düşmanın ebter [kökü kesik] olduğunun bilgisinin genelleştiği büyük fethin yılı olan hicretin sekizinci yılıdır. Surenin telaffuz edilen harfleri sayıldığında kırk dört harf olur; peygamberliğin ilk anından itibaren bunu senelerle karşılaştırdığında sonuncusu hicretin otuz birinci yılına denk gelir. Bu yıl, mektubunu yırtan en büyük düşmanının kökünün tamamen kazındığı yıldır. O, Yemen ülkesinin -ki Arap beldelerinin büyük bir kısmıdır- ve ona komşu diğer yerlerin hâkimiydi. Rum Suresi'nde açıklandığı üzere Kureyş onu kendi sayımından kabul ederdi; o da Fars hükümdarı Kisrâ'dır.
22741. Metin
ففيها كان انقراض ملكهم بقتل آخر ملوكهم يزدجرد، كما أنك إذا اعتبرت كلماتها الخطية مع الضمائر البارزة التي هي كلمات اصطلاحية دون ما استتر - فإن وجوب استتاره منع من عده - كانت تسع عشرة كلمة، فإن اعتبرت بها ما بعد الهجرة وازت وقت موت قيصر طاغية الروم في سنة تسع عشرة من الهجرة أهلكه الله، وقد تجهز إلى قتال العرب بالإسكندرية بنفسه، وأمر ألا يتخلف عنه أحد من الروم فكسر الله بموته شوكة الروم، واستأسدت العرب عند ذلك، فكانت الأحرف مشيرة إلى بتر الشانىء من الفرس، والكلمات مشيرة إلى بتر الشانىء من الروم والفرس أولى بإشارة الأحرف لأنهم ليسوا بذوي علم، والروم بالكلمات لأنهم أهل علم، والكلمات أقرب إلى العلم، وإذا اعتبرت أحرف البسملة اللفظية كانت ثمانية عشر حرفاً، فإذا جعلتها سنين من أول النبوة كان آخرها سنة خمس من الهجرة، وفيها كانت غزوة الأحزاب، قال النبي ﷺ بعد انصرافهم منها
Nitekim o yılda krallıklarının son bulması, son kralları Yezdicerd'in öldürülmesiyle gerçekleşmiştir. Yazılı kelimelerini, gizli olanlar hariç -zira gizlenmesinin vacip oluşu sayılmasına engeldir- ıstılahi kelimeler olan açık zamirlerle birlikte saydığında on dokuz kelime olur. Bunu hicretten sonrasıyla değerlendirirsen, hicretin on dokuzuncu senesinde Rum tağutu Kayser'in ölüm vaktine denk gelir; Allah onu helak etmiştir. O, bizzat İskenderiye'de Araplarla savaşmaya hazırlanmış ve Rumlardan hiç kimsenin geride kalmamasını emretmişti; Allah onun ölümüyle Rumların gücünü kırdı ve bunun üzerine Araplar aslan kesildi. Harfler Fars düşmanının kökünün kazınmasına, kelimeler ise Rum düşmanının kökünün kazınmasına işaret etmekteydi. Harflerin işaretine Farslar daha layıktır; çünkü onlar ilim sahibi değillerdir. Rumlar ise kelimelerle ifadeye layıktır; çünkü onlar ilim ehlidir ve kelimeler ilme daha yakındır. Besmele'nin telaffuz edilen harflerini saydığında on sekiz harf olur; bunu peygamberliğin başından itibaren seneler olarak aldığında sonuncusu hicretin beşinci yılına denk gelir ki o yılda Ahzâb Gazvesi vuku bulmuştur. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem oradan ayrıldıktan sonra şöyle buyurmuştur:
22742. Metin
«الآن نغزوهم ولا يغزونا» فهو أول أخذ الشانىء في الانبتار، وإذا اعتبرت الأحرف بحسب الرسم كانت تسعة عشر آخرها سنة ست، وهي عمرة الحديبية سنة الفتح السببي وهو الصلح الذي نزلت فيه سورة الفتح وسماه الله فتحاً، وقال النبي ﷺ: «إنه أعظم الفتح»
«Artık biz onlarla gazâ edeceğiz, onlar bizimle gazâ edemeyecekler.» İşte bu, düşmanın kökünün kazınmaya başlamasının ilk adımıdır. Harfler resm-i hatta (yazılışa) göre sayıldığında on dokuz olur; sonuncusu altıncı senedir ki bu da Hudeybiye umresidir, yani zâhirî fetih yılıdır. Bu, hakkında Fetih Suresi'nin indiği ve Allah'ın 'fetih' diye isimlendirdiği barıştır. Nitekim Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: «Şüphesiz bu en büyük fetihtir» buyurmuştur.
22743. Metin
فكان سبب الفتح الأعظم بخلطة الكفار لأهل الإسلام بالصلح، فأسرعوا إلى الإسلام بالدخول فيه لما رأوا من محاسن الدين وإعجاز القرآن، فكانوا يوم الفتح عشرة آلاف بعد أن كانوا قبل ذلك بسنتين يوم الحديبية ألفاً وأربعمائة - والله الموفق، هذا يسير من أسرار هذه السورة وقد علم منه من إعجازها ما يشرح الخواطر ويبهج النواظر، لأنه يفوق حسناً على الرياض النواضر، وعلم أيضاً جنون الخبيث المسخرة مسيلمة الكذاب - عليه اللعنة والتباب، وله سوء المنقلب والمآب، حيث قال في معارضتها: إنا أعطيناك الجماهر، فصل لربك وهاجر، إنا كفيناك المكابر أو المجاهر، لأنه كلام، مع أنه قصير المدى، ركيك اللحمة والسدى، غريق الساحة والفنا في الهلك والفنا، ليس فيه غنى، بل كله نصب وعنا، هلهل النسج رث القوى، منفصم العرى، مخلخل الأرجا، فاسد المعنى والبنا، سافل الألفاظ مر الجنى، لأن العلل منافية للمعلولات، والشوامل منافرة للمشمولات، ثم رأيت في دلائل الإعجاز للإمام عبد القاهر الجرجاني أن الوسطى من قال: العاهر وجاهر فإن كان بالدين لم يمنع الصدح بالباطل، وذلك لا يرضى به عاقل، وإن كان بالحرب كان على النصف لكل من تدبر فعرف، ولا نص فيه على الغلب بمطلوبيه، ولا طلب
Böylece barış vesilesiyle kâfirlerin İslam ehline karışması en büyük fethin sebebi oldu; dinin güzelliklerini ve Kur'an'ın i'cazını gördüklerinde süratle İslam'a giriverdiler. Nitekim bundan iki sene önce Hudeybiye gününde bin dört yüz kişi iken, fetih günü on bin kişi oldular. Muvaffak kılan Allah'tır. Bu, bu surenin sırlarından pek az bir kısmıdır; bundan, gönülleri ferahlatan ve gözleri aydınlatan i'cazı anlaşılmıştır; zira bu i'caz, güzellik bakımından taptaze bahçelerden bile üstündür. Yine bundan, -üzerine lanet ve helak olsun, dönüş ve varış yeri ne kötüdür- o pis maskara Müseylimetü'l-Kezzâb'ın deliliği de anlaşılmıştır. Zira o, bu sureye nazire yapmaya kalkışarak şöyle demiştir: 'İnnâ a'taynâke'l-cemâhir, fe-salli li-Rabbike ve hâcir, innâ kefeynâke'l-mükâbir ev el-mücâhir' (Biz sana kitleleri verdik, Rabbin için namaz kıl ve hicret et, şüphesiz biz büyüklük taslayana veya açıktan düşmanlık edene karşı sana yettik). Çünkü bu söz; kısa soluklu, atkısı ve çözgüsü çürük, alanı ve avlusu helak ve yokluk içinde boğulmuş, içinde hiçbir zenginlik bulunmayan, bilakis bütünüyle zahmet ve meşakkatten ibaret, dokuması gevşek, kuvveti döküntü, kulpları kopuk, köşeleri sarsık, anlamı ve yapısı bozuk, lafızları bayağı ve meyvesi acı bir laftır. Çünkü illetler malûllerle çelişmekte, kapsayanlar kapsananları dışlamaktadır. Sonra İmam Abdülkâhir el-Cürcânî'nin Delâilü'l-İ'câz adlı eserinde gördüm ki; ortadaki [nazire denemesi] 'el-'Âhir ve câhir' diyen kimsedir. Eğer bu dinle ilgiliyse bâtılı açıkça söylemeye engel olmamıştır ki buna hiçbir akıl sahibi razı olmaz; eğer savaşla ilgiliyse, düşünüp anlayan herkes için eşitlik üzere kalmıştır; istenen şeye galebe çalındığına dair onda hiçbir açık hüküm yoktur ve hiçbir talep de bulunmamaktadır.
22744. Metin
مع نقص الجود على كل تقدير، الذي هو المقصود للغني والفقير، والمأمور والأمير، هذا مع الإغارة على الأسلوب والحذو على المعهود غير محاذ
Üstelik her takdirde, zengin ve fakir, emredilen ve emir veren herkes için asıl maksat olan cömertliğin noksanlığı söz konusudur. Bu da üsluba saldırmak ve bilinene uymaya çalışırken ona hiç uyamamaktır;
22745. Metin
{في القصاص حياة} [البقرة: ١٧٩] في إسقاط «القتل أنفى للقتل» بالرشاقة مع الوجازة، والعذوبة مع البلاغة، في إصابة حاق المعنى بما يقود إلى السماح بالنفس، ويحمل على المبادرة إلى امتثال الأمر، والأولى من سخيف عقل الخسيف، وأكله؟ إلى الخلق مع نقصان المعنى السار للإسرار والأخرى مهملة لذوي الشبه والستر مع ما فاتها من قصر الخسار وخصوص التبار إلى ما حوت من بيان الكذب البتار للأعمار المخرب للديار تصديقاً للنبي ﷺ البار بأيدي صحابته الأخيار، إن في ذلك لعبرة لأولي الأبصار - فسبحان من علا فعلا كلامه كل كلام والسلام والحمد لله على كل حال.
tıpkı {في القصاص حياة} “Kısasta sizin için hayat vardır” [Bakara: 179] ayetinin, zarafetle birlikte vecizliği, akıcılıkla birlikte belağatı içinde barındırarak nefsi cömertçe fedakârlığa sevk eden ve emre imtisal etmeye hemen yönelten tam hedefe isabet edişiyle 'Öldürmek, öldürmeyi en çok engelleyen şeydir' sözünü hükümsüz kılması gibi. Birincisi o ahmak, bön herifin aklının ürünüdür; sırları sevindiren anlam noksanlığıyla birlikte mahlukata havalesidir. Diğeri ise, hüsranın has kılınması ve helakin tahsisi bir yana, hayırlı sahabilerinin elleriyle o doğru sözlü Peygamber'i sallallâhu aleyhi ve sellem tasdik edercesine ömürleri kesip biçen ve diyarları harabeye çeviren yalanın beyanını içermesiyle birlikte şüphe ve örtü sahipleri için ihmal edilmiştir. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır. Yüceler yücesi olan Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir; O'nun kelamı bütün kelamların üstündedir. Selam olsun ve her halükârda hamd Allah'a mahsustur.