11530. Metin
{وَالْعَادِيَات} الْخَيْل تَعْدُو فِي الْغَزْو وَتَضْبَح {ضَبْحًا} هُوَ صَوْت أَجْوَافهَا إِذَا عَدَتْ
{وَالْعَادِيَات} “Andolsun koşanlara” [yani] gazada koşan ve soluyan atlara, {ضَبْحًا} “soluk soluğa”. O [dabh], koştukları zaman karınlarından [ve göğüslerinden] çıkan sestir.
11531. Metin
{فَالْمُورِيَات} الْخَيْل تُورِي النَّار {قَدْحًا} بِحَوَافِرِهَا إِذَا سَارَتْ فِي الْأَرْض ذَات الْحِجَارَة بِاللَّيْلِ
{فَالْمُورِيَات} “Ve çakanlara”, [yani] geceleyin taşlık arazide gittiklerinde nallarıyla {قَدْحًا} “kıvılcım” [çıkaran], ateş tutuşturan atlara,
11532. Metin
{فَالْمُغِيرَات صُبْحًا} الْخَيْل تُغِير عَلَى الْعَدُوّ وَقْت الصُّبْح بِإِغَارَةِ أَصْحَابهَا
{فَالْمُغِيرَات صُبْحًا} “Sabah vakti baskın yapanlara”, [yani] sahiplerinin akınıyla sabah vakti düşmana baskın yapan atlara,
11533. Metin
{فَأَثَرْنَ} هَيَّجْنَ {بِهِ} بِمَكَانِ عَدْوهنَّ أَوْ بِذَلِكَ الْوَقْت {نَقْعًا} غُبَارًا بِشِدَّةِ حَرَكَتهنَّ
{فَأَثَرْنَ} “Ve savuranlara”, [yani] harekete geçirenlere, {بِهِ} “onda” koştukları yerde yahut o vakitte, {نَقْعًا} “toz duman” hareketlerinin şiddetiyle tozu [havaya kaldıranlara],
11534. Metin
{فَوَسَطْنَ بِهِ} بِالنَّقْعِ {جَمْعًا} مِنْ الْعَدْو أَيْ صِرْنَ وَسَطه وَعُطِفَ الْفِعْل عَلَى الِاسْم لِأَنَّهُ فِي تَأْوِيل الْفِعْل أَيْ وَاَللَّاتِي عَدَوْنَ فَأَوْرَيْن فأغرن
{فَوَسَطْنَ بِهِ} “Bununla ortasına dalanlara”, o toz dumanla, {جَمْعًا} “bir topluluğun” düşmandan bir topluluğun [arasına]; yani ortasına girdiler. Fiil isme atfedilmiştir, çünkü o fiil tevilindedir; yani koşan, [kıvılcım] çıkaran ve akın eden [atlara].
11535. Metin
{إِنَّ الْإِنْسَان} الْكَافِر {لِرَبِّهِ لَكَنُود} لَكَفُور يَجْحَد نعمته تعالى
{إِنَّ الْإِنْسَان} “Şüphesiz insan” [yani] kâfir, {لِرَبِّهِ لَكَنُود} “Rabbine karşı pek nankördür”, son derece nankördür; Yüce [Allah'ın] nimetini inkâr eder.
11536. Metin
{وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ} أَيْ كَنُوده {لَشَهِيد} يَشْهَد عَلَى نَفْسه بِصُنْعِهِ
{وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ} “Ve şüphesiz o, buna” yani nankörlüğüne {لَشَهِيد} “elbette şahittir”, yaptıklarıyla kendi aleyhine bizzat şahitlik eder.
11537. Metin
{وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْر} أَيْ الْمَال {لَشَدِيد} الْحُبّ لَهُ فَيَبْخَل بِهِ
{وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْر} “Ve şüphesiz o, hayır sevgisinde” yani mal [sevgisinde] {لَشَدِيد} “pek tutkundur”, ona olan sevgisi pek aşırıdır da bu yüzden cimrilik eder.
11538. Metin
{أَفَلَا يَعْلَم إِذَا بُعْثِرَ} أُثِيرَ وَأُخْرِجَ {مَا فِي الْقُبُور} مِنْ الْمَوْتَى أَيْ بُعِثُوا
{أَفَلَا يَعْلَم إِذَا بُعْثِرَ} “Bilmez mi, altüst edilip çıkarıldığı zaman”, deşilip dışarı çıkarıldığı [zaman], {مَا فِي الْقُبُور} “kabirlerdekiler” ölülerden [olanlar], yani diriltildiklerinde?
11540. Metin
{وَحُصِّلَ} بُيِّنَ وَأُفْرِزَ {مَا فِي الصُّدُور} الْقُلُوب مِنْ الْكُفْر وَالْإِيمَان
{وَحُصِّلَ} “Ve derlenip ortaya konduğu [zaman]”, açığa çıkarılıp ayrıştırıldığı [zaman], {مَا فِي الصُّدُور} “göğüslerdekiler” kalplerdeki küfür ve iman;
11542. Metin
{إِنَّ رَبّهمْ بِهِمْ يَوْمئِذٍ لَخَبِير} لَعَالَم فَيُجَازِيهِمْ عَلَى كُفْرهمْ أُعِيدَ الضَّمِير جَمْعًا نَظَرًا لِمَعْنَى الْإِنْسَان وَهَذِهِ الْجُمْلَة دَلَّتْ عَلَى مَفْعُول يَعْلَم أَيْ إِنَّا نُجَازِيه وَقْت مَا ذَكَرَ وَتَعَلَّقَ خَبِير بِيَوْمَئِذ وَهُوَ تَعَالَى خَبِير دَائِمًا لِأَنَّهُ يوم المجازاة = ١٠١ سورة القارعة
{إِنَّ رَبّهمْ بِهِمْ يَوْمئِذٍ لَخَبِير} “Şüphesiz Rableri o gün onlardan hakkıyla haberdardır”, [onları] elbette hakkıyla bilendir ve inkârlarına karşılık onları cezalandıracaktır. Zamir, “el-insân” (insan) lafzının anlamına binaen çoğul olarak getirilmiştir. Bu cümle, “ya'lemu” (bilir) fiilinin mefulüne (tümlecine) delalet etmektedir; yani zikredilen vakitte onu cezalandıracağımızı [bilmez mi?] “Habîr” kelimesi “yevmeizin” (o gün) lafzına bağlanmıştır. Oysa Yüce [Allah] daima haberdardır; [bunun o güne bağlanması] ceza ve mükâfat günü olmasındandır. = 101 Kâria Suresi