11567. Metin
{وَيْل} كَلِمَة عَذَاب أَوْ وَادٍ فِي جَهَنَّم {لِكُلِّ هُمَزَة لُمَزَة} أَيْ كَثِير الْهَمْز وَاللَّمْز أَيْ الْغِيبَة نَزَلَتْ فِيمَنْ كَانَ يَغْتَاب النَّبِيّ ﷺ وَالْمُؤْمِنِينَ كَأُمَيَّة بْن خَلَف وَالْوَلِيد بْن الْمُغِيرَة وَغَيْرهمَا
{وَيْل} “Vay haline / Yazıklar olsun” bir azap kelimesidir veya cehennemde bir vadidir; {لِكُلِّ هُمَزَة لُمَزَة} “her arkadan çekiştirip alay edenin!” yani çokça arkadan çekiştiren ve ayıplayan, yani gıybet eden kimsenin. [Bu ayet], Ümeyye b. Halef, Velîd b. Mugīre ve bu ikisi dışındakiler gibi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in ve müminlerin gıybetini yapan kimseler hakkında inmiştir.
11568. Metin
{الَّذِي جَمَعَ} بِالتَّخْفِيفِ وَالتَّشْدِيد {مَالًا وَعَدَّدَهُ} أَحْصَاهُ وَجَعَلَهُ عُدَّة لِحَوَادِث الدَّهْر
{الَّذِي جَمَعَ} “O ki topladı” [ifadesi] şeddesiz ve şeddeli [kıraatlerle okunmuştur]; {مَالًا وَعَدَّدَهُ} “malı ve onu sayıp durdu” [yani] onu saydı ve zamanın felaketlerine karşı bir hazırlık yaptı.
11569. Metin
{يَحْسَب} لِجَهْلِهِ {أَنَّ مَاله أَخْلَدَهُ} جَعَلَهُ خَالِدًا لا يموت
{يَحْسَب} “Sanır” cehaletinden dolayı; {أَنَّ مَاله أَخْلَدَهُ} “malının kendisini ebedî kıldığını” [yani] onu ölmeyecek şekilde ebedî kıldığını [zanneder].
11570. Metin
{كَلَّا} رَدْع {لَيُنَبَذَنَّ} جَوَاب قَسَم مَحْذُوف أَيْ لَيُطْرَحَنَّ {فِي الْحُطَمَة} الَّتِي تُحَطِّم كُلّ مَا ألقي فيها
{كَلَّا} “Hayır! / Asla!” bir vazgeçirme/reddetme ifadesidir; {لَيُنَبَذَنَّ} “Kesinlikle atılacaktır” hazfedilmiş bir yeminin cevabıdır, yani muhakkak fırlatılıp atılacaktır; {فِي الْحُطَمَة} “Hutame'ye!” içine atılan her şeyi kırıp parçalayan [yere].
11571. Metin
{وَمَا أَدْرَاك} أَعْلَمَك {مَا الْحُطَمَة}
{وَمَا أَدْرَاك} “Sana ne bildirdi” sana bildirdi; {مَا الْحُطَمَة} “Hutame'nin ne olduğunu?”
11572. Metin
{نَار اللَّه الْمُوقِدَة} الْمُسَعَّرَة
{نَار اللَّه الْمُوقِدَة} “Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir” alevlendirilmiş [ateşidir].
11573. Metin
{الَّتِي تَطَّلِع} تُشْرِف {عَلَى الْأَفْئِدَة} الْقُلُوب فَتُحْرِقهَا وَأَلَمهَا أَشَدّ مِنْ أَلَم غَيْرهَا لِلُطْفِهَا
{الَّتِي تَطَّلِع} “O ki yükselip aşar” tırmanıp ulaşır; {عَلَى الْأَفْئِدَة} “yüreklerin ta içine” [yani] kalplere, böylece onları yakar. [Kalplerin] inceliğinden/hassaslığından dolayı onun acısı, diğer [organların] acısından daha şiddetlidir.
11574. Metin
{إِنَّهَا عَلَيْهِمْ} جَمَعَ الضَّمِير رِعَايَة لِمَعْنَى كُلّ {مُؤْصَدَة} بِالْهَمْزِ وَبِالْوَاوِ بَدَله مُطْبَقَة
{إِنَّهَا عَلَيْهِمْ} “Şüphesiz o, onların üzerine” [ifadesinde] “küll” (كُلّ) lafzının manasına riayet edilerek zamir çoğul getirilmiştir; {مُؤْصَدَة} “kapatılmıştır” hemze ile veya hemze yerine vav ile [okunmuştur, yani] kilitlenip kapatılmıştır.
11575. Metin
{فِي عَمَد} بِضَمِّ الْحَرْفَيْنِ وَبِفَتْحِهِمَا {مُمَدَّدَة} صِفَة لما قبله فتكون النار داخل العمد = ١٠٥ سورة الفيل
{فِي عَمَد} “Sütunlar içinde” iki harfin ötresiyle veya fethasıyla [okunmuştur]; {مُمَدَّدَة} “uzatılmış” kendisinden öncekinin sıfatıdır; böylece ateş sütunların içinde olur. = 105 Fîl Suresi