11604. Metin
{لَمَّا دَعَا النَّبِيّ ﷺ قَوْمه وَقَالَ إِنِّي نَذِير لَكُمْ بَيْن يَدَيْ عَذَاب شَدِيد فَقَالَ عَمّه أَبُو لَهَب تَبًّا لك ألهذا دعوتنا نزل {تَبَّتْ} خَسِرَتْ {يَدَا أَبِي لَهَب} أَيْ جُمْلَته وَعَبَّرَ عَنْهَا بِالْيَدَيْنِ مَجَازًا لِأَنَّ أَكْثَر الْأَفْعَال تُزَاوَل بِهِمَا وَهَذِهِ الْجُمْلَة دُعَاء {وَتَبَّ} خَسِرَ هُوَ وَهَذِهِ خَبَر كَقَوْلِهِمْ أَهْلَكَهُ اللَّه وَقَدْ هَلَكَ وَلَمَّا خَوَّفَهُ النَّبِيّ بِالْعَذَابِ فَقَالَ إِنْ كان ما يقول بن أَخِي حَقًّا فَإِنِّي أَفْتَدِي مِنْهُ بِمَالِي وَوَلَدِي نزل
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kavmini davet edip: "Ben şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıyım" dediğinde amcası Ebû Leheb: "Yazıklar olsun sana! Bizi bunun için mi çağırdın?" dedi. [Bunun üzerine şu ayet] indi: {تَبَّتْ} “Kurusun” helak olsun {يَدَا أَبِي لَهَب} “Ebû Leheb'in iki eli” yani bizzat kendisi. Çoğu iş iki elle yapıldığı için mecaz yoluyla iki el ile ifade edilmiştir. Bu cümle bir bedduadır. {وَتَبَّ} “ve helak oldu” o hüsrana uğradı. Bu [cümle] ise insanların "Allah onu helak etsin, nitekim helak da oldu" demeleri gibi bir haberdir. Peygamber [sallallâhu aleyhi ve sellem] onu azapla korkuttuğunda [Ebû Leheb]: "Eğer kardeşimin oğlunun söylediği doğruysa, malımı ve evladımı fidye verip kendimi ondan kurtarırım" dedi. [Bunun üzerine şu ayet] indi:
11605. Metin
{مَا أَغْنَى عَنْهُ مَاله وَمَا كَسَبَ} أَيْ وَكَسَبَهُ أَيْ وَلَده مَا أَغْنَى بِمَعْنَى يُغْنِي
{مَا أَغْنَى عَنْهُ مَاله وَمَا كَسَبَ} “Ne malı ona bir fayda verdi ne de kazandığı” yani kazancı, yani evladı. [Buradaki] مَا أَغْنَى (fayda vermedi), يُغْنِي (fayda verir) anlamındadır.
11606. Metin
{سَيَصْلَى نَارًا ذَات لَهَب} أَيْ تُلَهَّب وَتُوقَد فَهِيَ مَآل تَكْنِيَته لِتَلَهُّبِ وَجْهه إِشْرَاقًا وَحُمْرَة
{سَيَصْلَى نَارًا ذَات لَهَب} “O, alevli bir ateşe girecektir” yani alevlenen ve tutuşan [bir ateşe]. Bu, yüzünün parlaklık ve kırmızılıktan ötürü alev gibi parlamasından dolayı [aldığı] künyesinin varacağı akıbettir.
11607. Metin
{وَامْرَأَته} عَطْف عَلَى ضَمِير يَصْلَى سَوَّغَهُ الْفَصْل المفعول وَصِفَته وَهِيَ أُمّ جَمِيل {حَمَّالَة} بِالرَّفْعِ وَالنَّصْب {الْحَطَب} الشَّوْك وَالسَّعْدَان تُلْقِيه فِي طَرِيق النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
{وَامْرَأَته} “Karısı da” [ifadesi], يَصْلَى fiilindeki zamire atıftır. Meful ve sıfatı ile araya fasıla girmesi buna cevaz vermiştir. O [kadın], Ümmü Cemîl'dir. Merfû ve mansûb [kıraatle], {حَمَّالَة} “taşıyıcısı olarak” {الْحَطَب} “odun” [yani] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yoluna attığı diken ve sa'dân [dikenini].
11608. Metin
{فِي جِيدهَا} عُنُقهَا {حَبْل مِنْ مَسَد} أَيْ لِيف وَهَذِهِ الْجُمْلَة حَال مِنْ حَمَّالَة الْحَطَب الَّذِي هُوَ نَعْت لِامْرَأَتِهِ أَوْ خَبَر مُبْتَدَأ مقدر = ١١٢ سورة الإخلاص
{فِي جِيدهَا} “Boynunda” boynunda {حَبْل مِنْ مَسَد} “bükülmüş liften bir ip olduğu halde” yani hurma lifi. Bu cümle, “امْرَأَتِهِ” kelimesinin sıfatı olan “حَمَّالَةَ الْحَطَبِ” ifadesinden hâldir yahut takdir edilen bir mübtedânın haberidir = 112 İhlâs Suresi