9919. Metin
{يسبح لله} يُنَزِّههُ فَاللَّام زَائِدَة {مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الْأَرْض} فِي ذِكْر مَا تَغْلِيب لِلْأَكْثَرِ {الْمَلِك الْقُدُّوس} الْمُنَزَّه عَمَّا لَا يَلِيق بِهِ {الْعَزِيز الْحَكِيم} فِي مُلْكه وَصُنْعه
{يسبح لله} “Allah'ı tesbih eder” O'nu tenzih eder. [Buradaki] lâm zâiddir (fazlalıktır). {مَا فِي السَّمَاوَات وَمَا فِي الْأَرْض} “göklerde olanlar ve yerde olanlar” Mâ (مَا) zikredilmesinde çoğunluğa tağlîb (baskın kılma) vardır. {الْمَلِك الْقُدُّوس} “O, Mülkün sahibidir, Kuddûs'tür” Kendisine layık olmayan şeylerden münezzehtir. {الْعَزِيز الْحَكِيم} “Azîz'dir, Hakîm'dir” Mülkünde ve sanatında.
9920. Metin
{هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ} الْعَرَب وَالْأُمِّيّ مَنْ لَا يَكْتُب وَلَا يَقْرَأ كِتَابًا {رَسُولًا مِنْهُمْ} هُوَ مُحَمَّد ﷺ {يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاته} الْقُرْآن {وَيُزَكِّيهِمْ} يُطَهِّرهُمْ مِنْ الشِّرْك {وَيُعَلِّمهُمْ الْكِتَاب} الْقُرْآن {وَالْحِكْمَة} مَا فِيهِ مِنْ الْأَحْكَام {وَإِنْ} مُخَفَّفَة مِنْ الثَّقِيلَة وَاسْمهَا مَحْذُوف أَيْ وَإِنَّهُمْ {كَانُوا مِنْ قَبْل} قَبْل مَجِيئِهِ {لَفِي ضَلَال مُبِين} بَيِّن
{هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ} “Ümmîler arasında gönderen O'dur” yani Araplar [arasında]. Ümmî; yazı yazmayan ve kitap okumayan kimsedir. {رَسُولًا مِنْهُمْ} “kendilerinden bir elçi” O, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'dir. {يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاته} “onlara O'nun ayetlerini okuyan” yani Kur'an'ı; {وَيُزَكِّيهِمْ} “ve onları arındıran” onları şirkten temizleyen; {وَيُعَلِّمهُمْ الْكِتَاب} “onlara Kitab'ı” Kur'an'ı; {وَالْحِكْمَة} “ve Hikmet'i öğreten” ondaki hükümleri. {وَإِنْ} İn (إنْ), muhaffefedir (şeddesiz kılınmıştır); ismi hazfedilmiştir, yani muhakkak onlar; {كَانُوا مِنْ قَبْل} “daha önce idiler” O'nun gelişinden önce; {لَفِي ضَلَال مُبِين} “apaçık bir sapıklık içindeydiler” besbelli.
9921. Metin
{وَآخَرِينَ} عَطْف عَلَى الْأُمِّيِّينَ أَيْ الْمَوْجُودِينَ {مِنْهُمْ} وَالْآتِينَ مِنْهُمْ بَعْدهمْ {لَمَّا} لَمْ {يَلْحَقُوا بِهِمْ} فِي السَّابِقَة وَالْفَضْل {وَهُوَ الْعَزِيز الْحَكِيم} فِي ملكه وصنعه وهم التابعة وَالِاقْتِصَار عَلَيْهِمْ كَاف فِي بَيَان فَضْل الصَّحَابَة الْمَبْعُوث فِيهِمْ النَّبِيّ ﷺ عَلَى مَنْ عَدَاهُمْ مِمَّنْ بَعَثَ إلَيْهِمْ وَآمَنُوا بِهِ مِنْ جَمِيع الْإِنْس وَالْجِنّ إلَى يَوْم الْقِيَامَة لِأَنَّ كُلّ قَرْن خَيْر مِمَّنْ يَلِيه
{وَآخَرِينَ} “ve başkalarına da” el-Ümmiyyîn (ümmîler) üzerine matuftur, yani [mevcut olanlar]; {مِنْهُمْ} “onlardan olup” ve onlardan sonra gelecek olanlar; {لَمَّا} henüz değil; {يَلْحَقُوا بِهِمْ} “kendilerine henüz katılmamış olan” fazilette ve öncelikte [katılmamış olan]. {وَهُوَ الْعَزِيز الْحَكِيم} “O, Azîz'dir, Hakîm'dir” mülkünde ve sanatında. Onlar Tabiîn'dir. Onlarla yetinilmesi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in aralarına gönderildiği Sahabe'nin, kıyamet gününe kadar kendisine gönderilip iman eden diğer bütün insan ve cinlere olan üstünlüğünü beyan etmede yeterlidir; çünkü her asır kendisinden sonra gelen [asır]dan daha hayırlıdır.
9922. Metin
{ذَلِكَ فَضْل اللَّه يُؤْتِيه مَنْ يَشَاء} النَّبِيّ ومن ذكر معه {والله ذو الفضل العظيم}
{ذَلِكَ فَضْل اللَّه يُؤْتِيه مَنْ يَشَاء} “İşte bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir lütuftur” Peygamber'e ve onunla beraber zikredilenlere. {والله ذو الفضل العظيم} “Allah, büyük lütuf sahibidir.”
9923. Metin
{مَثَل الَّذِينَ حَمِّلُوا التَّوْرَاة} كُلِّفُوا الْعَمَل بِهَا {ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا} لَمْ يَعْمَلُوا بِمَا فِيهَا مِنْ نَعْته ﷺ فَلَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ {كَمَثَلِ الْحِمَار يَحْمِل أَسْفَارًا} أَيْ كُتُبًا فِي عَدَم انْتِفَاعه بِهَا {بِئْسَ مَثَل الْقَوْم الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّه} الْمُصَدِّقَة لِلنَّبِيِّ ﷺ وَالْمَخْصُوص بِالذَّمِّ مَحْذُوف تَقْدِيره هَذَا الْمَثَل {وَاَللَّه لَا يَهْدِي الْقَوْم الظالمين} الكافرين
{مَثَل الَّذِينَ حَمِّلُوا التَّوْرَاة} “Tevrat'la yükümlü tutulup” onunla amel etmekle mükellef kılınıp; {ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا} “sonra onu taşımayanların durumu” onda yer alan O'nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) vasıflarıyla amel etmeyip O'na iman etmeyenlerin [durumu]; {كَمَثَلِ الْحِمَار يَحْمِل أَسْفَارًا} “kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir” yani ondan faydalanamaması bakımından [büyük] kitaplar [taşıyan eşek gibidir]. {بِئْسَ مَثَل الْقَوْم الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِ اللَّه} “Allah'ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür!” Peygamber'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğrulayan [ayetleri]. Kötülemeye tahsis edilen [kelime] hazfedilmiştir, takdiri 'bu misal'dir. {وَاَللَّه لَا يَهْدِي الْقَوْم الظالمين} “Allah zâlimler topluluğunu hidayete erdirmez” yani kâfirleri.
9924. Metin
{قُلْ يَا أَيّهَا الَّذِينَ هَادُوا إنْ زَعَمْتُمْ أَنَّكُمْ أَوْلِيَاء لِلَّهِ مِنْ دُون النَّاس فَتَمَنَّوْا الْمَوْت إنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ} تَعَلَّقَ بِتَمَنَّوْا الشَّرْطَانِ عَلَى أَنَّ الْأَوَّل قَيْد فِي الثَّانِي أَيْ إن صدقتم في زعمكم أنكم أولياء لله وَالْوَلِيّ يُؤْثِر الْآخِرَة وَمَبْدَؤُهَا الْمَوْت فَتَمَنَّوْهُ
{قُلْ يَا أَيّهَا الَّذِينَ هَادُوا إنْ زَعَمْتُمْ أَنَّكُمْ أَوْلِيَاء لِلَّهِ مِنْ دُون النَّاس فَتَمَنَّوْا الْمَوْت إنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ} “De ki: Ey Yahudiler! Eğer diğer insanları dışlayarak sadece kendinizin Allah'ın dostları olduğunu iddia ediyorsanız ve bu iddianızda samimiyseniz, haydi ölümü temenni edin!” Birinci şart ikinci şarta bir kayıt olmak üzere, iki şart [fiili] temenni edin (تَمَنَّوْا) [emrine] bağlanmıştır. Yani şayet siz Allah'ın dostları olduğunuz iddiasında doğru sözlü iseniz -ki dost olan âhireti tercih eder, onun başlangıcı ise ölümdür- o halde onu temenni edin.
9925. Metin
{ولا يتمنونه أبدا بما قدمته أَيْدِيهمْ} مِنْ كُفْرهمْ بِالنَّبِيِّ الْمُسْتَلْزِم لِكَذِبِهِمْ {وَاَللَّه عَلِيم بِالظَّالِمِينَ} الْكَافِرِينَ
{ولا يتمنونه أبدا بما قدمته أَيْدِيهمْ} “Ellerinin önden gönderdikleri yüzünden onu asla temenni edemezler” Peygamber'i inkâr etmelerinden [ötürüdür] ki bu onların yalancı olmalarını gerektirir. {وَاَللَّه عَلِيم بِالظَّالِمِينَ} “Allah, zâlimleri çok iyi bilendir” kâfirleri.
9926. Metin
{قُلْ إنَّ الْمَوْت الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ} الْفَاء زَائِدَة {مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إلَى عَالِم الْغَيْب وَالشَّهَادَة} السِّرّ وَالْعَلَانِيَة {فَيُنَبِّئكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} فَيُجَازِيكُمْ بِهِ
{قُلْ إنَّ الْمَوْت الَّذِي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَإِنَّهُ} “De ki: Kendisinden kaçtığınız ölüm var ya, şüphesiz o” Fâ (الْفَاء) zâiddir. {مُلَاقِيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ إلَى عَالِم الْغَيْب وَالشَّهَادَة} “size mutlaka kavuşacaktır. Sonra gaybı da görünen âlemi de bilene döndürüleceksiniz” gizliyi ve açığı; {فَيُنَبِّئكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} “O da size yapmış olduklarınızı haber verecektir” ve onunla sizi cezalandıracaktır/mükafatlandıracaktır.
9927. Metin
{يَا أَيّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ} بِمَعْنَى فِي {يَوْم الْجُمُعَة فَاسْعَوْا} فَامْضُوا {إلَى ذِكْر اللَّه} لِلصَّلَاةِ {وَذَرُوا الْبَيْع} اُتْرُكُوا عَقْده {ذَلِكُمْ خَيْر لَكُمْ إنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ} أَنَّهُ خَيْر فافعلوه
{يَا أَيّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ} fî (فِي) manasındadır; {يَوْم الْجُمُعَة فَاسْعَوْا} “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman koşun” yönelip gidin; {إلَى ذِكْر اللَّه} “Allah'ı anmaya” namaza; {وَذَرُوا الْبَيْع} “ve alışverişi bırakın” onun akdini terk edin. {ذَلِكُمْ خَيْر لَكُمْ إنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ} “Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” bunun hayır olduğunu [bilirseniz] haydi yapın.
9929. Metin
{فَإِذَا قُضِيَتْ الصَّلَاة فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْض} أَمْر إبَاحَة {وَابْتَغُوا} اُطْلُبُوا الرِّزْق {مِنْ فَضْل اللَّه وَاذْكُرُوا اللَّه} ذِكْرًا {كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ} تَفُوزُونَ كَانَ ﷺ يَخْطُب يَوْم الْجُمُعَة فَقَدِمَتْ عِير وَضُرِبَ لِقُدُومِهَا الطَّبْل عَلَى الْعَادَة فَخَرَجَ لَهَا النَّاس مِنْ الْمَسْجِد غَيْر اثْنَيْ عَشَر رَجُلًا فَنَزَلَتْ
{فَإِذَا قُضِيَتْ الصَّلَاة فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْض} “Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın” ibâha (mübahlık) emridir; {وَابْتَغُوا} “ve arayın” rızık talep edin; {مِنْ فَضْل اللَّه وَاذْكُرُوا اللَّه} “Allah'ın lütfundan, Allah'ı da zikredin” zikir ile; {كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ} “çokça [zikredin] ki kurtuluşa eresiniz” zafere ulaşasınız. [Peygamber] sallallâhu aleyhi ve sellem Cuma günü hutbe okuyordu; bir kervan geldi ve gelişi için âdete binaen davul çalındı. Bunun üzerine on iki adam hariç insanlar mescidden onun yanına çıktı ve bu [ayet] nâzil oldu.
9931. Metin
{وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَة أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إلَيْهَا} أَيْ التِّجَارَة لِأَنَّهَا مَطْلُوبهمْ دُون اللَّهْو {وَتَرَكُوك} فِي الْخُطْبَة {قَائِمًا قُلْ مَا عِنْد اللَّه} مِنْ الثَّوَاب {خَيْر} لِلَّذِينَ آمَنُوا {مِنْ اللَّهْو وَمِنْ التِّجَارَة وَاَللَّه خَيْر الرَّازِقِينَ} يُقَال كُلّ إنْسَان يَرْزُق عَائِلَته أَيْ مِنْ رِزْق اللَّه تعالى = ٦٣ سورة المنافقون
{وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَة أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إلَيْهَا} “Onlar bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman oraya yönelip dağıldılar” yani ticarete; çünkü eğlenceyi değil onu aramaktaydılar; {وَتَرَكُوك} “ve seni bıraktılar” hutbede; {قَائِمًا قُلْ مَا عِنْد اللَّه} “ayakta. De ki: Allah katında olan” sevap; {خَيْر} “daha hayırlıdır” iman edenler için; {مِنْ اللَّهْو وَمِنْ التِّجَارَة وَاَللَّه خَيْر الرَّازِقِينَ} “eğlenceden de ticaretten de. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” 'Her insan ailesini rızıklandırır' denir, yani Yüce Allah'ın rızkından. = 63 el-Münâfikûn Sûresi