9945. Metin
{يُسَبِّح لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْض} يُنَزِّههُ فَاللَّام زَائِدَة وَأَتَى بِمَا دُون من تغليبا للأكثر {له الملك وله الحمد وهو على كل شيء قدير}
{يُسَبِّح لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْض} “Göklerde olanlar ve yerde olanlar Allah'ı tesbih eder” O'nu her türlü noksanlıktan tenzih eder. [Buradaki] lâm harfi zâidedir. Çoğunluğu tağlib yoluyla (genelleştirerek) akıllılar için kullanılan "men" yerine "mâ" getirilmiştir. {له الملك وله الحمد وهو على كل شيء قدير} “Mülk O'nundur, hamd O'nadır ve O her şeye hakkıyla kadirdir.”
9946. Metin
{هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِر وَمِنْكُمْ مُؤْمِن} فِي أَصْلِ الْخِلْقَة ثُمَّ يُمِيتكُمْ وَيُعِيدكُمْ عَلَى ذلك {والله بما تعملون بصير}
{هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِر وَمِنْكُمْ مُؤْمِن} “Sizi yaratan O'dur. Buna rağmen kiminiz kâfir, kiminiz de mümindir” yaratılışın aslı itibariyle [böyle takdir edilmiştir]. Sonra sizi öldürür ve bu hal üzere diriltir. {والله بما تعملون بصير} “Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”
9947. Metin
{خلق السماوات وَالْأَرْض بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَركُمْ} إذْ جَعَلَ شكل الآدمي أحسن الأشكال {وإليه المصير}
{خلق السماوات وَالْأَرْض بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَأَحْسَنَ صُوَركُمْ} “Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Size şekil verdi ve şekillerinizi de güzel yaptı” zira insanın şeklini en güzel şekil kılmıştır. {وإليه المصير} “Dönüş de ancak O'nadır.”
9948. Metin
{يعلم ما في السماوات وَالْأَرْض وَيَعْلَم مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاَللَّه عَلِيم بِذَاتِ الصُّدُور} بِمَا فِيهَا مِنْ الْأَسْرَار والمعتقدات
{يعلم ما في السماوات وَالْأَرْض وَيَعْلَم مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ وَاَللَّه عَلِيم بِذَاتِ الصُّدُور} “Göklerde ve yerde olanı bilir. Gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, göğüslerin özünü hakkıyla bilendir” içlerindeki sırları ve inançları [bilir].
9949. Metin
{أَلَمْ يَأْتِكُمْ} يَا كُفَّار مَكَّة {نَبَأ} خَبَر {الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْل فَذَاقُوا وَبَال أَمْرهمْ} عُقُوبَة الْكُفْر فِي الدُّنْيَا {وَلَهُمْ} فِي الْآخِرَة {عَذَاب أَلِيم} مُؤْلِم
{أَلَمْ يَأْتِكُمْ} “Size gelmedi mi” ey Mekke kâfirleri! {نَبَأ} “haberi” {الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْل فَذَاقُوا وَبَال أَمْرهمْ} “daha önce inkâr edip de işlerinin vebalini tadanların?” dünyadaki küfürlerinin cezasını. {وَلَهُمْ} “Onlar için vardır” ahirette {عَذَاب أَلِيم} “can yakıcı bir azap.” acı verici.
9950. Metin
{ذَلِكَ} أَيْ عَذَاب الدُّنْيَا {بِأَنَّهُ} ضَمِير الشَّأْن {كَانَتْ تَأْتِيهِمْ رُسُلهمْ بِالْبَيِّنَاتِ} الْحُجَج الظَّاهِرَات عَلَى الْإِيمَان {فَقَالُوا أَبَشَر} أُرِيدَ بِهِ الْجِنْس {يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا} عَنْ الْإِيمَان {وَاسْتَغْنَى اللَّه} عَنْ إيمَانهمْ {وَاَللَّه غَنِيّ} عَنْ خَلْقه {حَمِيد} مَحْمُود في أفعاله
{ذَلِكَ} “İşte bu” yani dünya azabı, {بِأَنَّهُ} “şundan dolayıdır:” [buradaki zamir] şe'n zamiridir, {كَانَتْ تَأْتِيهِمْ رُسُلهمْ بِالْبَيِّنَاتِ} “Peygamberleri kendilerine apaçık delillerle geliyordu” imana yönelik apaçık hüccetlerle, {فَقَالُوا أَبَشَر} “Onlar ise dediler ki: Bir beşer mi” bununla beşer cinsi kastedilmiştir, {يَهْدُونَنَا فَكَفَرُوا وَتَوَلَّوْا} “bize doğru yolu gösterecekmiş? Böylece inkâr ettiler ve yüz çevirdiler” imandan {وَاسْتَغْنَى اللَّه} “Allah da [onların imanına] ihtiyaç duymadı” onların imanından müstağni kaldı. {وَاَللَّه غَنِيّ} “Allah zengindir” yarattıklarına muhtaç değildir, {حَمِيد} “övgüye layık olandır” fiillerinde övülmüştür.
9951. Metin
{زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنْ} مُخَفَّفَة وَاسْمهَا مَحْذُوف أي أنهم {لن يبعثوا قل بلى وربي لتبعثن ثم لتنبؤن بما عملتم وذلك على الله يسير}
{زَعَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنْ} “İnkâr edenler iddia ettiler ki” [buradaki] 'en' edatı muhaffefedir (şeddesizdir) ve ismi mahzuftur; yani onların iddiasına göre, {لن يبعثوا قل بلى وربي لتبعثن ثم لتنبؤن بما عملتم وذلك على الله يسير} “kesinlikle diriltilmeyecekler. De ki: Hayır! Rabbime andolsun ki mutlaka diriltileceksiniz, sonra da yaptıklarınız size mutlaka haber verilecektir. Bu ise Allah’a göre pek kolaydır.”
9952. Metin
{فآمنوا بالله ورسوله والنور} القرآن {الذي أنزلنا والله بما تعملون خبير}
{فآمنوا بالله ورسوله والنور} “Artık Allah'a, Resûlü'ne ve o nura” Kur'an'a {الذي أنزلنا والله بما تعملون خبير} “indirdiğimiz [nura] iman edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
9953. Metin
اذكر {يَوْم يَجْمَعكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْع} يَوْم الْقِيَامَة {ذَلِكَ يَوْم التَّغَابُن} يَغْبِن الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ بِأَخْذِ مَنَازِلهمْ وَأَهْلِيهِمْ فِي الْجَنَّة لَوْ آمَنُوا {وَمَنْ يُؤْمِن بِاَللَّهِ وَيَعْمَل صَالِحًا يُكَفَّر عَنْهُ سَيِّئَاته وَيُدْخِلهُ} وفي قراءة بالنون في الفعلين {جَنَّات تَجْرِي مِنْ تَحْتهَا الْأَنْهَار خَالِدِينَ فِيهَا أبدا ذلك الفوز العظيم}
Hatırla {يَوْم يَجْمَعكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْع} “Sizi toplanma günü için bir araya getireceği günü” kıyamet gününü. {ذَلِكَ يَوْم التَّغَابُن} “İşte bu, kâr ve zararın ortaya çıkacağı (teğâbün) günüdür” müminler, iman etmiş olsalardı kâfirlerin cennette alacakları makamlarını ve ailelerini alarak kâfirlere üstün gelirler/onları aldatmış gibi olurlar. {وَمَنْ يُؤْمِن بِاَللَّهِ وَيَعْمَل صَالِحًا يُكَفَّر عَنْهُ سَيِّئَاته وَيُدْخِلهُ} “Kim Allah'a inanır ve salih amel işlerse, [Allah] onun kötülüklerini örter ve onu koyar” -bir kıraatte her iki fiil de nun ile [okunmuştur]- {جَنَّات تَجْرِي مِنْ تَحْتهَا الْأَنْهَار خَالِدِينَ فِيهَا أبدا ذلك الفوز العظيم} “içinden ırmaklar akan, içinde ebedî olarak kalacakları cennetlere [koyar]. İşte büyük kurtuluş budur.”
9955. Metin
{وَاَلَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا} الْقُرْآن {أُولَئِكَ أَصْحَاب النَّار خَالِدِينَ فِيهَا وَبِئْسَ الْمَصِير} هِيَ
{وَاَلَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا} “İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise” Kur'an'ı, {أُولَئِكَ أَصْحَاب النَّار خَالِدِينَ فِيهَا وَبِئْسَ الْمَصِير} “işte onlar ateş ehlidirler; orada ebedî kalacaklardır. O ne kötü varış yeridir!” o [ateş].
9957. Metin
{مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَة إلَّا بِإِذْنِ اللَّه} بِقَضَائِهِ {وَمَنْ يُؤْمِن بِاَللَّهِ} فِي قَوْله إنَّ المصيبة بقضائه {يهد قلبه} للصبر عليها {والله بكل شيء عليم}
{مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَة إلَّا بِإِذْنِ اللَّه} “Hiçbir musibet başa gelmez ki Allah'ın izniyle olmasın” O'nun kazasıyladır. {وَمَنْ يُؤْمِن بِاَللَّهِ} “Kim Allah'a inanırsa” musibetin O'nun kazasıyla olduğunu kabul etmesinde, {يهد قلبه} “[Allah] onun kalbine hidayet verir” ona sabretmesi için. {والله بكل شيء عليم} “Allah her şeyi hakkıyla bilendir.”
9959. Metin
{وَأَطِيعُوا اللَّه وَأَطِيعُوا الرَّسُول فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا على رسولنا البلاغ المبين} البين
{وَأَطِيعُوا اللَّه وَأَطِيعُوا الرَّسُول فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَإِنَّمَا على رسولنا البلاغ المبين} “Allah'a itaat edin, Resûl'e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, şüphesiz Elçimizin üzerine düşen ancak apaçık bir tebliğdir” açık ve nettir.
9961. Metin
{الله لا إله إلا هو وعلى الله فليتوكل المؤمنون}
{الله لا إله إلا هو وعلى الله فليتوكل المؤمنون} “Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Müminler ancak Allah'a tevekkül etsinler.”
9963. Metin
{يَا أَيّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إنَّ مِنْ أَزْوَاجكُمْ وَأَوْلَادكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} أَنْ تُطِيعُوهُمْ فِي التَّخَلُّف عَنْ الْخَيْر كَالْجِهَادِ وَالْهِجْرَة فَإِنَّ سَبَب نُزُول الْآيَة الْإِطَاعَة فِي ذَلِكَ {وَإِنْ تَعْفُوا} عَنْهُمْ فِي تَثْبِيطهمْ إيَّاكُمْ عَنْ ذَلِكَ الْخَيْر معتلين بمشقة فراقكم عليهم {وتصفحوا وتغفروا فإن الله غفور رحيم}
{يَا أَيّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إنَّ مِنْ أَزْوَاجكُمْ وَأَوْلَادكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ} “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır; onlardan sakının” cihat ve hicret gibi hayırlardan geri kalma hususunda onlara itaat etmekten [sakının]. Zira ayetin nüzul sebebi bu hususta [onlara] itaat edilmesidir. {وَإِنْ تَعْفُوا} “Eğer affeder” ayrılığınızın kendilerine zor geleceğini öne sürerek sizi o hayırdan alıkoymaları sebebiyle onları [affeder], {وتصفحوا وتغفروا فإن الله غفور رحيم} “hoş görür ve bağışlarsanız, şüphesiz Allah da çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
9965. Metin
{إنَّمَا أَمْوَالكُمْ وَأَوْلَادكُمْ فِتْنَة} لَكُمْ شَاغِلَة عَنْ أُمُور الْآخِرَة {وَاَللَّه عِنْده أَجْر عَظِيم} فَلَا تَفُوتُوهُ بِاشْتِغَالِكُمْ بِالْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَاد
{إنَّمَا أَمْوَالكُمْ وَأَوْلَادكُمْ فِتْنَة} “Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir imtihandır” sizin için ahiret işlerinden alıkoyucudur. {وَاَللَّه عِنْده أَجْر عَظِيم} “Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” Mallar ve çocuklarla meşgul olarak onu kaçırmayın.
9967. Metin
{فَاتَّقُوا اللَّه مَا اسْتَطَعْتُمْ} نَاسِخَة لِقَوْلِهِ {اتَّقُوا اللَّه حَقّ تُقَاته} {وَاسْمَعُوا} مَا أُمِرْتُمْ بِهِ سماع قبول {وأطيعوا الله وَأَنْفِقُوا} فِي الطَّاعَة {خَيْرًا لِأَنْفُسِكُمْ} خَبَر يَكُنْ مُقَدَّرَة جَوَاب الْأَمْر {وَمَنْ يُوقَ شُحّ نَفْسه فَأُولَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ} الْفَائِزُونَ
{فَاتَّقُوا اللَّه مَا اسْتَطَعْتُمْ} “O halde gücünüz yettiğince Allah'tan korkun” [bu ayet], {اتَّقُوا اللَّه حَقّ تُقَاته} “Allah'tan hakkıyla sakının” ayetini neshetmiştir (hükmünü kaldırmıştır). {وَاسْمَعُوا} “ve dinleyin” size emredilenleri kabul kulağıyla [dinleyin], {وأطيعوا الله وَأَنْفِقُوا} “itaat edin ve infak edin” taatte [bulunun], {خَيْرًا لِأَنْفُسِكُمْ} “kendi nefisleriniz için hayırlı [olanı yapın]” takdirî "yekün" fiilinin haberidir ve emrin cevabıdır. {وَمَنْ يُوقَ شُحّ نَفْسه فَأُولَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ} “Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir” zafere ulaşanlardır.
9969. Metin
{إنْ تُقْرِضُوا اللَّه قَرْضًا حَسَنًا} بِأَنْ تَتَصَدَّقُوا عَنْ طِيب قَلْب {يُضَاعِفهُ لَكُمْ} وَفِي قِرَاءَة يُضَعِّفهُ بِالتَّشْدِيدِ بِالْوَاحِدَةِ عَشْرًا إلَى سَبْعمِائَةٍ وَأَكْثَر {وَيَغْفِر لَكُمْ} مَا يَشَاء {وَاَللَّه شَكُور} مُجَازٍ عَلَى الطَّاعَة {حَلِيم} فِي الْعِقَاب عَلَى الْمَعْصِيَة
{إنْ تُقْرِضُوا اللَّه قَرْضًا حَسَنًا} “Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz” gönül hoşluğuyla sadaka vermek suretiyle, {يُضَاعِفهُ لَكُمْ} “O bunu sizin için kat kat artırır” -bir kıraatte şedde ile "yuda‘‘ıfhu" [şeklinde okunmuştur]- bire ondan yedi yüze ve daha fazlasına kadar [artırır], {وَيَغْفِر لَكُمْ} “ve sizi bağışlar” dilediği şeyleri. {وَاَللَّه شَكُور} “Allah şükrün karşılığını verendir” itaatin mükâfatını verendir, {حَلِيم} “hilim sahibidir” masiyetin cezalandırılmasında [acele etmeyendir].
9971. Metin
{عَالِم الْغَيْب} السِّرّ {وَالشَّهَادَة} الْعَلَانِيَة {الْعَزِيز} فِي ملكه {الحكيم} في صنعه = ٦٥ سورة الطلاق
{عَالِم الْغَيْب} “Gaybı bilendir” sırrı, {وَالشَّهَادَة} “ve görünen âlemi [bilendir]” açığı, {الْعَزِيز} “Mutlak güç sahibidir” mülkünde, {الحكيم} “Hüküm ve hikmet sahibidir” sanatında. = 65 Talak Suresi