10556. Metin
{لا} زائدة في الموضعين {أقسم بيوم القيامة
{لا} “Hayır” her iki yerde de zâiddir. {أقسم بيوم القيامة
10557. Metin
{وَلَا أُقْسِم بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَة} الَّتِي تَلُوم نَفْسهَا وَإِنْ اجْتَهَدَتْ فِي الْإِحْسَان وَجَوَاب الْقَسَم مَحْذُوف أَيْ لَتُبْعَثُنَّ دَلَّ عليه
{وَلَا أُقْسِم بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَة} “Kıyamet gününe yemin ederim. Ve kendini kınayan nefse de yemin ederim!” İyilikte ne kadar gayret gösterse de kendini kınayan [nefse]. Yeminin cevabı hazfedilmiştir; yani "muhakkak diriltileceksiniz" demektir; buna şu delalet eder:
10558. Metin
{أَيَحْسَبُ الْإِنْسَان} أَيْ الْكَافِر {أَلَّنْ نَجْمَع عِظَامه} للبعث والإحياء
{أَيَحْسَبُ الْإِنْسَان} “İnsan sanır mı” yani kâfir, {أَلَّنْ نَجْمَع عِظَامه} “onun kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi?” diriltilmek ve yeniden canlandırılmak için.
10559. Metin
{بَلَى} نَجْمَعهَا {قَادِرِينَ} مَعَ جَمْعهَا {عَلَى أَنْ نُسَوِّيَ بَنَانه} وَهُوَ الْأَصَابِع أَيْ نُعِيد عِظَامهَا كَمَا كَانَتْ مَعَ صِغَرهَا فَكَيْفَ بِالْكَبِيرَةِ
{بَلَى} “Evet” onları bir araya getiririz, {قَادِرِينَ} “gücümüz yeterken” onları bir araya getirmekle birlikte, {عَلَى أَنْ نُسَوِّيَ بَنَانه} “parmak uçlarını bile düzeltmeye”. O da parmaklardır; yani küçüklüğüne rağmen onların kemiklerini eski hâline getirmeye [gücümüz yeterken], nerede kaldı büyük kemikler!
10560. Metin
{بَلْ يُرِيد الْإِنْسَان لِيَفْجُر} اللَّام زَائِدَة وَنَصَبَهُ بِأَنْ مُقَدَّرَة أَيْ أَنْ يُكَذِّب {أَمَامه} أَيْ يَوْم الْقِيَامَة دَلَّ عَلَيْهِ
{بَلْ يُرِيد الْإِنْسَان لِيَفْجُر} “Aksine insan günah işlemek ister”. Lâm zâiddir, [fiil] takdir edilen "en" ile mansub olmuştur; yani yalanlamak ister {أَمَامه} “önündekini” yani kıyamet gününü; buna şu delalet eder:
10561. Metin
{يَسْأَل أَيَّانَ} مَتَى {يَوْم الْقِيَامَة} سُؤَال اسْتِهْزَاء وتكذيب
{يَسْأَل أَيَّانَ} “Sorar: Ne zaman diye” ne vakit, {يَوْم الْقِيَامَة} “kıyamet günü?” Alay ve yalanlama sorusudur.
10562. Metin
{فإذا برق البصر} بكسر الراء وفتحها دَهَشَ وَتَحَيَّرَ لِمَا رَأَى مِمَّا كَانَ يُكَذِّبهُ
{فإذا برق البصر} “Göz kamaştığı zaman” [beraqa kelimesindeki] râ harfinin kesresi ve fethasıyla; yalanlamakta olduğu şeylerden gördüğü karşısında dehşete kapılıp şaşkına döndüğü [zaman].
10563. Metin
{وخسف القمر} أظلم وذهب ضوؤه
{وخسف القمر} “Ay tutulduğu [zaman]” karardığı ve ışığı gittiği [zaman].
10564. Metin
{وَجُمِعَ الشَّمْس وَالْقَمَر} فَطَلَعَا مِنْ الْمَغْرِب أَوْ ذهب ضوؤهما وَذَلِكَ فِي يَوْم الْقِيَامَة
{وَجُمِعَ الشَّمْس وَالْقَمَر} “Güneş ile ay bir araya getirildiği [zaman]” ikisi batıdan doğduğu veya ışıkları gittiği [zaman]. Bu da kıyamet günündedir.
10566. Metin
{يَقُول الْإِنْسَان يَوْمئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرّ} الْفِرَار
{يَقُول الْإِنْسَان يَوْمئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرّ} “İnsan o gün: Kaçacak yer neresi? der” kaçış [nerede]?
10568. Metin
{كَلَّا} رَدْع عَنْ طَلَب الْفِرَار {لَا وَزَر} لَا مَلْجَأ يَتَحَصَّن بِهِ
{كَلَّا} “Hayır!” Kaçmayı istemekten caydırmadır. {لَا وَزَر} “Hiçbir sığınak yoktur!” Sığınılacak hiçbir kale/korunak yoktur.
10570. Metin
{إلَى رَبّك يَوْمئِذٍ الْمُسْتَقَرّ} مُسْتَقَرّ الْخَلَائِق فَيُحَاسَبُونَ ويجازون
{إلَى رَبّك يَوْمئِذٍ الْمُسْتَقَرّ} “O gün varış yeri ancak Rabbinedir” yaratılmışların karar kılacağı yer; böylece hesaba çekilirler ve karşılıklarını alırlar.
10572. Metin
{يُنَبَّأ الْإِنْسَان يَوْمئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ} بِأَوَّلِ عمله وآخره
{يُنَبَّأ الْإِنْسَان يَوْمئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ} “O gün insana önden gönderdiği ve geride bıraktığı şeyler haber verilir” amelinin ilki ve sonuncusu.
10574. Metin
{بل الإنسان على نفسه بصيرة} شاهد تنطلق جَوَارِحه بِعَمَلِهِ وَالْهَاء لِلْمُبَالَغَةِ فَلَا بُدّ مِنْ جزائه
{بل الإنسان على نفسه بصيرة} “Doğrusu insan kendi aleyhine bir şahittir” bir şahittir; organları yaptığı amelleri dile getirir. [Kelimenin sonundaki] hâ harfi mübalağa içindir; dolayısıyla amellerinin karşılığını görmesi kaçınılmazdır.
10576. Metin
{وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيره} جَمْع مَعْذِرَة عَلَى غَيْر قِيَاس أَيْ لَوْ جَاءَ بِكُلِّ مَعْذِرَة مَا قبلت منه
{وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيره} “Mazeretlerini ortaya koysa bile”. [Meâzîr], kural dışı (gayri kıyâsî) olarak mâziretin çoğuludur; yani her türlü mazereti getirse bile ondan kabul edilmez.
10578. Metin
تَعَالَى لِنَبِيِّهِ {لَا تُحَرِّك بِهِ} بِالْقُرْآنِ قَبْل فَرَاغ جِبْرِيل مِنْهُ {لِسَانك لِتَعْجَل بِهِ} خَوْف أَنْ يَنْفَلِت مِنْك
Yüce [Allah] Peygamberine [şöyle buyurur]: Cibrîl onu bitirmeden önce Kur'an ile {لَا تُحَرِّك بِهِ} “dilini kımıldatma” {لِسَانك لِتَعْجَل بِهِ} “onu aceleye getirmek için” senden kaçıp gitmesi korkusuyla.
10580. Metin
{إنَّ عَلَيْنَا جَمْعه} فِي صَدْرك {وَقُرْآنه} قِرَاءَتك إيَّاهُ أَيْ جَرَيَانه عَلَى لِسَانك
{إنَّ عَلَيْنَا جَمْعه} “Şüphesiz onu toplamak Bize aittir” senin göğsünde, {وَقُرْآنه} “ve onu okutmak da” senin onu okuman yani dilinde akıp gitmesi.
10582. Metin
{فَإِذَا قَرَأْنَاهُ} عَلَيْك بِقِرَاءَةِ جِبْرِيل {فَاتَّبِعْ قُرْآنه} اسْتَمِعْ قِرَاءَته فَكَانَ ﷺ يَسْتَمِع ثُمَّ يَقْرَؤُهُ
{فَإِذَا قَرَأْنَاهُ} “Biz onu okuduğumuz zaman” Cibrîl'in okumasıyla sana, {فَاتَّبِعْ قُرْآنه} “onun okunuşunu takip et” okunuşunu dinle. Nitekim [Peygamber] ﷺ dinler, sonra onu okurdu.
10584. Metin
{ثُمَّ إنَّ عَلَيْنَا بَيَانه} بِالتَّفْهِيمِ لَك وَالْمُنَاسَبَة بَيْن هَذِهِ الْآيَة وَمَا قَبْلهَا أَنَّ تِلْكَ تَضَمَّنَتْ الْإِعْرَاض عَنْ آيَات اللَّه وَهَذِهِ تَضَمَّنَتْ الْمُبَادَرَة إلَيْهَا بِحِفْظِهَا
{ثُمَّ إنَّ عَلَيْنَا بَيَانه} “Sonra onu açıklamak da şüphesiz Bize aittir” sana kavratmakla. Bu ayet ile önceki ayet arasındaki münasebet şudur: Önceki ayet Allah'ın ayetlerinden yüz çevirmeyi, bu ayet ise onları ezberlemek için acele etmeyi içermektedir.
10586. Metin
{كَلَّا} اسْتِفْتَاح بِمَعْنَى أَلَا {بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَة} الدُّنْيَا بِالْيَاءِ وَالتَّاء فِي الْفِعْلَيْنِ
{كَلَّا} “Hayır!” "Dikkat edin / biliniz ki" anlamında bir başlangıç edatıdır. {بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَة} “Aksine siz peşin olanı seversiniz” dünyayı. Her iki fiilde yâ ve tâ ile [okunmuştur].
10588. Metin
{وَتَذَرُونَ الْآخِرَة} فَلَا يَعْمَلُونَ لَهَا
{وَتَذَرُونَ الْآخِرَة} “Ve ahireti terk edersiniz” onun için amel etmezler/etmezsiniz.
10590. Metin
{وُجُوه يَوْمئِذٍ} أَيْ فِي يَوْم الْقِيَامَة {نَاضِرَة} حسنة مضيئة
{وُجُوه يَوْمئِذٍ} “O gün birtakım yüzler vardır ki” yani kıyamet gününde, {نَاضِرَة} “pırıl pırıl parlar” güzeldir, aydınlıktır.
10592. Metin
{إلَى رَبّهَا نَاظِرَة} أَيْ يَرَوْنَ اللَّه ﷾ فِي الْآخِرَة
{إلَى رَبّهَا نَاظِرَة} “Rabbine bakarlar” yani ahirette Allah azze ve celle'yi görürler.
10594. Metin
{وَوُجُوه يَوْمئِذٍ بَاسِرَة} كَالِحَة شَدِيدَة الْعُبُوس
{وَوُجُوه يَوْمئِذٍ بَاسِرَة} “O gün birtakım yüzler de asıktır” kararmıştır, aşırı derecede çatık kaşlıdır.
10596. Metin
{تَظُنّ} تُوقِن {أَنْ يُفْعَل بِهَا فَاقِرَة} دَاهِيَة عَظِيمَة تكسر فقار الظهر
{تَظُنّ} “Anlar ki” kesin olarak bilir ki, {أَنْ يُفْعَل بِهَا فَاقِرَة} “kendisine bel kemiğini kıracak bir felaket yapılacaktır” bel kemiğini kıran büyük bir felaket.
10598. Metin
{كلا} بمعنى إلا {إلا بَلَغَتْ} النَّفْس {التَّرَاقِيَ} عِظَام الْحَلْق
{كلا} “Hayır!” "elâ" (bilin ki) anlamındadır. {إلا بَلَغَتْ} “[can] dayandığı zaman” can, {التَّرَاقِيَ} “köprücük kemiklerine” boğaz kemiklerine.
10600. Metin
{وقيل} قال من حوله {من راق} يرقيه ليشفى
{وقيل} “Ve denildiği [zaman]” etrafındakiler der ki: {من راق} “Kimdir şifa verecek efsuncu?” iyileşsin diye ona rukye yapacak olan.
10602. Metin
{وَظَنَّ} أَيْقَنَ مَنْ بَلَغَتْ نَفْسه ذَلِكَ {أَنَّهُ الفراق} فراق الدنيا
{وَظَنَّ} “Ve anlar ki” canı o noktaya varan kimse kesin olarak bilir ki, {أَنَّهُ الفراق} “bu bir ayrılıktır” dünyadan ayrılıştır.
10604. Metin
{وَالْتَفَّتْ السَّاق بِالسَّاقِ} أَيْ إحْدَى سَاقَيْهِ بِالْأُخْرَى عِنْد الْمَوْت أَوْ الْتَفَّتْ شِدَّة فِرَاق الدُّنْيَا بِشِدَّةِ إقْبَال الْآخِرَة
{وَالْتَفَّتْ السَّاق بِالسَّاقِ} “Bacak bacağa dolaştığı zaman” yani ölüm anında bir bacağı diğerine dolaştığında veya dünyadan ayrılışın şiddeti ahirete yönelişin şiddetiyle bir araya geldiğinde.
10606. Metin
{إلَى رَبّك يَوْمئِذٍ الْمَسَاق} أَيْ السَّوْق وَهَذَا يَدُلّ عَلَى الْعَامِل فِي إذَا وَالْمَعْنَى إذَا بَلَغَتْ النَّفْس الْحُلْقُوم تُسَاق إلَى حُكْم رَبّهَا
{إلَى رَبّك يَوْمئِذٍ الْمَسَاق} “O gün sevk yeri ancak Rabbinedir” yani sürüklenip götürülüştür. Bu, “izâ” (إِذَا) edatının amiline delalet eder. Anlamı şudur: Can boğaza dayandığında, Rabbinin hükmüne sevk edilir.
10608. Metin
{فَلَا صَدَّقَ} الْإِنْسَان {وَلَا صَلَّى} أَيْ لَمْ يُصَدِّق وَلَمْ يُصَلِّ
{فَلَا صَدَّقَ} “Fakat o ne tasdik etti” insan, {وَلَا صَلَّى} “ne de namaz kıldı” yani tasdik etmedi ve namaz kılmadı.
10610. Metin
{وَلَكِنْ كَذَّبَ} بِالْقُرْآنِ {وَتَوَلَّى} عَنْ الْإِيمَان
{وَلَكِنْ كَذَّبَ} “Aksine yalanladı” Kur'an'ı, {وَتَوَلَّى} “ve yüz çevirdi” imandan.
10612. Metin
{ثُمَّ ذَهَبَ إلَى أَهْله يَتَمَطَّى} يَتَبَخْتَر فِي مِشْيَته إعجابا
{ثُمَّ ذَهَبَ إلَى أَهْله يَتَمَطَّى} “Sonra da böbürlenerek ailesine gitti” çalım satarak, kibirle yürüyerek.
10614. Metin
{أَوْلَى لَك} فِيهِ الْتِفَات عَنْ الْغِيبَة وَالْكَلِمَة اسْم فِعْل وَاللَّام لِلتَّبْيِينِ أَيْ وَلِيّك مَا تَكْرَه {فَأَوْلَى} أَيْ فَهُوَ أَوْلَى بِك مِنْ غيرك
{أَوْلَى لَك} “Gerektir sana [o azap]” Burada gaybten (üçüncü şahıstan) muhataba iltifat vardır; bu kelime bir fiil-isimdir, lâm harfi ise beyan (açıklama) içindir. Yani: Hoşlanmadığın şey sana yakındır / layıktır. {فَأَوْلَى} “evet gerektir!” Yani o, sana başkasından daha layıktır.
10616. Metin
{ثُمَّ أَوْلَى لَك فَأَوْلَى} تَأْكِيد
{ثُمَّ أَوْلَى لَك فَأَوْلَى} “Yine gerektir sana [o azap], evet gerektir!” Tekittir (pekiştirmedir).
10618. Metin
{أَيَحْسَبُ} يَظُنّ {الْإِنْسَان أَنْ يُتْرَك سُدًى} هَمْلًا لَا يُكَلَّف بِالشَّرَائِعِ لَا يَحْسَب ذَلِكَ
{أَيَحْسَبُ} “Sanır mı?” zanneder mi, {الْإِنْسَان أَنْ يُتْرَك سُدًى} “insan başıboş bırakılacağını?” şeriat emirleriyle mükellef tutulmayıp kendi haline salıverileceğini? Bunu sanmasın!
10620. Metin
{أَلَمْ يَكُ} أَيْ كَانَ {نُطْفَة مِنْ مَنِيّ يُمْنَى} بِالْيَاءِ وَالتَّاء تُصَبّ فِي الرَّحِم
{أَلَمْ يَكُ} “O değil miydi?” yani [o] idi, {نُطْفَة مِنْ مَنِيّ يُمْنَى} “akıtılan meniden bir nutfe?” Yâ ve tâ ile [okunmuştur], rahme dökülen [meni].
10622. Metin
{ثُمَّ كَانَ} الْمَنِيّ {عَلَقَة فَخَلَقَ} اللَّه مِنْهَا الإنسان {فسوى} عدل أعضاءه
{ثُمَّ كَانَ} “Sonra oldu” meni, {عَلَقَة فَخَلَقَ} “bir alaka (embriyo); ardından [Allah] yarattı” Allah ondan insanı [yarattı], {فسوى} “ve şekil verip düzenledi” organlarını tastamam kıldı.
10624. Metin
{فَجَعَلَ مِنْهُ} مِنْ الْمَنِيّ الَّذِي صَارَ عَلَقَة قِطْعَة دَم ثُمَّ مُضْغَة أَيْ قِطْعَة لَحْم {الزَّوْجَيْنِ} النَّوْعَيْنِ {الذَّكَر وَالْأُنْثَى} يَجْتَمِعَانِ تَارَة وَيَنْفَرِد كُلّ مِنْهُمَا عَنْ الْآخَر تَارَة
{فَجَعَلَ مِنْهُ} “Ondan var etti” alaka (kan pıhtısı) ve sonra mudğa yani bir çiğnemlik et haline gelen meniden, {الزَّوْجَيْنِ} “iki çifti:” iki cinsi, {الذَّكَر وَالْأُنْثَى} “Erkeği ve dişiyi” Bunlar bazen bir arada bulunur [ikiz gibi], bazen de her biri diğerinden ayrı [tek] olur.
10626. Metin
{أَلَيْسَ ذَلِكَ} الْفَعَّال لِهَذِهِ الْأَشْيَاء {بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى} قَالَ ﷺ بلى = ٧٦ سورة الإنسان
{أَلَيْسَ ذَلِكَ} “İşte bunları yapan [Allah],” {بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى} “ölüleri diriltmeye kadir değil midir?” [Peygamber] sallallâhu aleyhi ve sellem: "Evet [kadirdir]!" buyurdu. = ٧٦ İnsan Suresi