10926. Metin
{عَبَسَ} النَّبِيّ كَلَحَ وَجْهه {وَتَوَلَّى} أَعْرَضَ لِأَجْلِ
{عَبَسَ} “Yüzünü ekşitti” Peygamber yüzünü buruşturdu {وَتَوَلَّى} “ve arkasını döndü.” yüz çevirdi; çünkü
10927. Metin
{أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَى} عَبْد اللَّه بْن أُمّ مَكْتُوم فَقَطَعَهُ عَمَّا هُوَ مَشْغُول بِهِ مِمَّنْ يَرْجُو إِسْلَامه مِنْ أَشْرَاف قُرَيْش الَّذِينَ هُوَ حَرِيص عَلَى إِسْلَامهمْ وَلَمْ يَدْرِ الْأَعْمَى أَنَّهُ مَشْغُول بِذَلِكَ فَنَادَاهُ عَلِّمْنِي مِمَّا عَلَّمَك اللَّه فَانْصَرَفَ النَّبِيّ ﷺ إِلَى بَيْته فَعُوتِبَ فِي ذَلِكَ بِمَا نَزَلَ فِي هَذِهِ السُّورَة فَكَانَ بَعْد ذَلِكَ يَقُول لَهُ إِذَا جَاءَ مَرْحَبًا بِمَنْ عَاتَبَنِي فِيهِ رَبِّي وَيَبْسُط لَهُ رِدَاءَهُ
{أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَى} “Kendisine o âmâ geldi diye.” Abdullah b. Ümmi Mektûm geldi ve Peygamber'in, Müslüman olmalarını çok arzu ettiği Kureyş'in ileri gelenleriyle meşguliyetini kesti. Âmâ ise onun meşgul olduğunu bilmiyordu ve: "Allah'ın sana öğrettiklerinden bana da öğret" diye seslendi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem evine döndü. Bu konuda, bu sûrede inen [ayetler] ile uyarıldı (kendisine sitem edildi). Bundan sonra ne zaman âmâ gelse ona: "Rabbimin hakkında beni uyardığı kimseye merhaba!" der ve ona ridasını sererdi.
10928. Metin
{وَمَا يُدْرِيك} يُعْلِمك {لَعَلَّهُ يَزَّكَّى} فِيهِ إِدْغَام التَّاء فِي الْأَصْل فِي الزَّاي أَيْ يَتَطَهَّر مِنْ الذُّنُوب بِمَا يَسْمَع مِنْك
{وَمَا يُدْرِيك} “Sana ne bildirir ki” sana ne öğretir {لَعَلَّهُ يَزَّكَّى} “belki de o arınacaktı?” Burada aslındaki te harfinin ze harfine idgamı vardır; yani senden dinledikleriyle günahlardan temizlenecekti.
10929. Metin
{أَوْ يُذْكَر} فِيهِ إدْغَام التَّاء فِي الْأَصْل فِي الذَّال أَيْ يَتَّعِظ {فَتَنْفَعهُ الذِّكْرَى} الْعِظَة الْمَسْمُوعَة مِنْك وَفِي قِرَاءَة بِنَصْبِ تَنْفَعهُ جَوَاب الترجي
{أَوْ يَذَّكَّرُ} “Yahut öğüt alacaktı da” Burada aslındaki te harfinin zâl harfine idgamı vardır; yani ibret alacaktı {فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرَى} “böylece bu öğüt ona fayda verecekti?” senden dinlediği öğüt. Bir kıraatte 'tenfe'ahu' kelimesi nasb ile (üstünlü) okunmuştur ve umut bildiren ifadenin cevabıdır.
10930. Metin
{أَمَّا مَنْ اِسْتَغْنَى} بِالْمَالِ
{أَمَّا مَنِ اسْتَغْنَى} “Kendini ihtiyaçsız görene gelince” mal ile [kendini zengin ve müstağni sayana],
10931. Metin
{فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّى} وَفِي قِرَاءَة بِتَشْدِيدِ الصَّاد بِإِدْغَامِ التَّاء الثَّانِيَة فِي الْأَصْل فِيهَا تُقْبِل وتتعرض
{فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّى} “Sen ona yöneliyorsun.” Bir kıraatte sad harfinin şeddesiyle [teşeddede] okunmuştur ki aslındaki ikinci te harfinin idgam edilmesiyledir; yani ona yöneliyor ve ilgileniyorsun.
10932. Metin
{وَمَا عَلَيْك أَلَّا يَزَّكَّى} يُؤْمِن
{وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى} “Onun arınmamasından sana ne!” iman etmemesinden [sen sorumlu değilsin].
10933. Metin
{وَأَمَّا مَنْ جَاءَك يَسْعَى} حَال مِنْ فَاعِل جاء
{وَأَمَّا مَنْ جَاءَكَ يَسْعَى} “Ama koşarak sana gelen kimseye gelince” [yes'â] 'câe' fiilinin failinin halidir,
10934. Metin
{وَهُوَ يَخْشَى} اللَّه حَال مِنْ فَاعِل يَسْعَى وهو الأعمى
{وَهُوَ يَخْشَى} “O, korkarak [gelmişken]” Allah'tan korkarak; bu da 'yes'â' fiilinin failinin -ki o da âmâdır- halidir,
10936. Metin
{فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّى} فِيهِ حَذْف التَّاء الْأُخْرَى فِي الْأَصْل أَيْ تَتَشَاغَل
{فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّى} “Sen onunla ilgilenmiyorsun.” Burada kelimenin aslındaki diğer te harfi hazfedilmiştir; yani onunla meşgul olmayıp başkasına yöneliyorsun.
10938. Metin
{كَلَّا} لَا تَفْعَل مِثْل ذَلِكَ {إِنَّهَا} أَيْ السُّورَة أَوْ الْآيَات {تَذْكِرَة} عِظَة لِلْخَلْقِ
{كَلَّا} “Hayır, asla!” Böyle bir şey yapma! {إِنَّهَا} “Şüphesiz o” yani bu sûre yahut ayetler {تَذْكِرَةٌ} “bir öğüttür.” yaratılmışlar için bir nasihattir.
10940. Metin
{فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ} حَفِظَ ذَلِكَ فَاتَّعَظَ بِهِ
{فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ} “Dileyen onu düşünüp öğüt alır.” Onu ezberler/akılda tutar ve onunla ibret alır.
10942. Metin
{فِي صُحُف} خَبَر ثَانٍ لِأَنَّهَا وَمَا قَبْله اِعْتِرَاض {مُكَرَّمَة} عِنْد اللَّه
{فِي صُحُفٍ} “[O] sahifelerdedir” [innehe'nin] ikinci haberidir; zira önceki kısım itirâzî (ara) cümledir; {مُكَرَّمَةٍ} “değerli” Allah katında yüce tutulan,
10944. Metin
{مَرْفُوعَة} فِي السَّمَاء {مُطَهَّرَة} مُنَزَّهَة عَنْ مَسّ الشياطين
{مَرْفُوعَةٍ} “yüksek mertebeli” semada, {مُطَهَّرَةٍ} “tertemiz” şeytanların dokunmasından arındırılmış,
10946. Metin
{بِأَيْدِي سَفَرَة} كَتَبَة يَنْسَخُونَهَا مِنْ اللَّوْح الْمَحْفُوظ
{بِأَيْدِي سَفَرَةٍ} “Elçilerin ellerindedir.” Levh-i Mahfuz'dan onu istinsah eden kâtiplerin [ellerindedir],
10948. Metin
{كِرَام بَرَرَة} مُطِيعِينَ لِلَّهِ تَعَالَى وَهُمْ الْمَلَائِكَة
{كِرَامٍ بَرَرَةٍ} “Saygıdeğer, itaatkâr [elçilerin].” Yüce Allah'a itaatkâr olan; onlar da meleklerdir.
10950. Metin
{قُتِلَ الْإِنْسَان} لُعِنَ الْكَافِر {مَا أَكْفَرَهُ} اِسْتِفْهَام تَوْبِيخ أَيْ مَا حَمَلَهُ عَلَى الْكُفْر
{قُتِلَ الْإِنْسَانُ} “Kahrolası insan!” Kâfire lanet edildi. {مَا أَكْفَرَهُ} “Ne kadar da nankördür!” Azarlama amacıyla sorulan bir sorudur; yani onu inkâra sürükleyen nedir?
10952. Metin
{مِنْ أَيّ شَيْء خَلَقَهُ} اِسْتِفْهَام تَقْرِير ثُمَّ بينه فقال
{مِنْ أَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ} “[Allah] onu hangi şeyden yarattı?” İkrar ettirme amaçlı bir istifhamdır; sonra bunu açıklayarak buyurdu ki:
10954. Metin
{مِنْ نُطْفَة خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ} عَلَقَة ثُمَّ مُضْغَة إِلَى آخِر خَلْقه
{مِنْ نُطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ} “Bir damla sudan (nutfeden) yarattı da ona şekil verdi (biçimlendirdi).” Alaka, sonra mudğa ve yaratılışının sonuna kadar [aşama aşama şekillendirdi].
10956. Metin
{ثُمَّ السَّبِيل} أَيْ طَرِيق خُرُوجه مِنْ بَطْن أمه {يسره}
{ثُمَّ السَّبِيلَ} “Sonra yolu” yani annesinin karnından çıkış yolunu {يَسَّرَهُ} “ona kolaylaştırdı.”
10958. Metin
{ثُمَّ أَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ} جَعَلَهُ فِي قَبْر يَسْتُرهُ
{ثُمَّ أَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ} “Sonra onu öldürdü ve kabre koydu.” Onu örtecek bir kabre koydurdu.
10960. Metin
{ثُمَّ إِذَا شَاءَ أَنْشَرَهُ} لِلْبَعْثِ
{ثُمَّ إِذَا شَاءَ أَنْشَرَهُ} “Sonra dilediği vakit onu diriltecektir.” yeniden diriliş (ba's) için.
10962. Metin
{كَلَّا} حَقًّا {لَمَّا يَقْضِ} لَمْ يَفْعَل {مَا أَمَرَهُ} بِهِ رَبّه
{كَلَّا} “Hayır!” Gerçek şu ki, {لَمَّا يَقْضِ} “yerine getirmemiştir” yapmamıştır {مَا أَمَرَهُ} “O'nun kendisine emrettiğini.” Rabbinin kendisine emrettiklerini.
10964. Metin
{فَلْيَنْظُرْ الْإِنْسَان} نَظَر اِعْتِبَار {إِلَى طَعَامه} كَيْف قُدِّرَ وَدُبِّرَ لَهُ
{فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ} “İnsan baksın” ibret nazarıyla [baksın] {إِلَى طَعَامِهِ} “yiyeceğine.” Kendisi için nasıl takdir edilip düzenlendiğine [baksın].
10966. Metin
{أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاء} مِنْ السَّحَاب {صَبًّا}
{أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاءَ} “Biz suyu akıttıkça akıttık” buluttan {صَبًّا} “bolca.”
10968. Metin
{ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْض} بِالنَّبَاتِ {شَقًّا}
{ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ} “Sonra yeri yardık” bitkilerle {شَقًّا} “yardıkça.”
10970. Metin
{فَأَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّا} كَالْحِنْطَةِ وَالشَّعِير
{فَأَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّا} “Böylece orada taneler bitirdik.” buğday ve arpa gibi.
10972. Metin
{وَعِنَبًا وَقَضْبًا} هُوَ الْقَتّ الرَّطْب
{وَعِنَبًا وَقَضْبًا} “Üzümler ve yoncalar” o, taze biçilen ottur (yoncadır),
10974. Metin
{وزيتونا ونخلا}
{وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا} “Zeytinler ve hurmalıklar,”
10976. Metin
{وَحَدَائِق غُلْبًا} بَسَاتِين كَثِيرَة الْأَشْجَار
{وَحَدَائِقَ غُلْبًا} “Ve sık ağaçlı bahçeler” ağaçları çok olan bahçeler,
10978. Metin
{وَفَاكِهَة وَأَبًّا} مَا تَرْعَاهُ الْبَهَائِم وَقِيلَ التِّبْن
{وَفَاكِهَةً وَأَبًّا} “Meyveler ve çayırlar (otlaklar)” hayvanların otladığı şeylerdir; saman olduğu da söylenmiştir.
10980. Metin
{مَتَاعًا} مُتْعَة أَوْ تَمْتِيعًا كَمَا تَقَدَّمَ فِي السُّورَة قَبْلهَا {لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ} تَقَدَّمَ فِيهَا أَيْضًا
{مَتَاعًا} “Bir faydalanma olarak” faydalanma veya faydalandırma amacıyla, nitekim bir önceki surede geçtiği gibi; {لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ} “sizin ve hayvanlarınız için.” Onda (önceki surede) bu da geçmişti.
10982. Metin
{فإذا جاءت الصاخة} النفخة الثانية
{فَإِذَا جَاءَتِ الصَّاخَّةُ} “O kulakları sağır eden ses geldiği zaman” ikinci üflemedir (sûrdur).
10984. Metin
{يوم يفر المرء من أخيه}
{يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ} “O gün kişi kardeşinden kaçar,”
10986. Metin
{وأمه وأبيه}
{وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ} “Annesinden ve babasından,”
10988. Metin
{وَصَاحِبَته} زَوْجَته {وَبَنِيهِ} يَوْم بَدَل مِنْ إِذَا وجوابها دل عليها
{وَصَاحِبَتِهِ} “Eşinden” karısından {وَبَنِيهِ} “ve oğullarından.” {يَوْمَ} [kelimesi], {إِذَا} [zarfından] bedeldir; onun cevabına ise [sonraki ayetler] delalet etmiştir.
10990. Metin
{لِكُلِّ اِمْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمئِذٍ شَأْن يُغْنِيه} حَال يَشْغَلهُ عَنْ شَأْن غَيْره أَيْ اِشْتَغَلَ كُلّ واحد بنفسه
{لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ} “O gün onlardan her birinin, kendine yetecek (başından aşkın) bir derdi vardır.” Onu başkasının durumundan alıkoyacak bir haldir; yani herkes sadece kendisiyle meşgul olmuştur.
10992. Metin
{وُجُوه يَوْمئِذٍ مُسْفِرَة} مُضِيئَة
{وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌ} “O gün birtakım yüzler parıldar,” aydınlıktır,
10994. Metin
{ضَاحِكَة مُسْتَبْشِرَة} فَرِحَة وَهُمْ الْمُؤْمِنُونَ
{ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌ} “Güler, sevinç doludur.” Neşelidirler; onlar müminlerdir.
10996. Metin
{وَوُجُوه يَوْمئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَة} غُبَار
{وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ} “O gün birtakım yüzler de vardır ki, üzerlerini toz kaplamıştır,” tozdur,
10998. Metin
{تَرْهَقهَا} تَغْشَاهَا {قَتَرَة} ظُلْمَة وَسَوَاد
{تَرْهَقُهَا} “Onları bürür” kaplar {قَتَرَةٌ} “bir karanlık.” Bir karanlık ve karaltı [kaplar].
11000. Metin
{أُولَئِكَ} أَهْل هَذِهِ الْحَالَة {هُمْ الْكَفَرَة الْفَجَرَة} أي الجامعون بين الكفر والفجور = ٨١ سورة التكوير
{أُولَئِكَ} “İşte onlar” bu durumda olanlar {هُمُ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ} “kâfirlerin, günahkârların ta kendileridir.” Yani küfür ile fücûru (günahkârlığı) kendilerinde toplayanlardır. = 81 Tekvîr Suresi