11001. Metin
{إِذَا الشَّمْس كُوِّرَتْ} لُفِّفَتْ وَذُهِبَ بِنُورِهَا
{إِذَا الشَّمْس كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman,” sarılıp ışığı giderildiği [zaman],
11002. Metin
{وَإِذَا النُّجُوم اِنْكَدَرَتْ} اِنْقَضَّتْ وَتَسَاقَطَتْ عَلَى الْأَرْض
{وَإِذَا النُّجُوم اِنْكَدَرَتْ} “Ve yıldızlar döküldüğü zaman,” dökülüp yeryüzüne saçıldığı [zaman],
11003. Metin
{وَإِذَا الْجِبَال سُيِّرَتْ} ذُهِبَ بِهَا عَنْ وَجْه الْأَرْض فَصَارَتْ هَبَاء مُنْبَثًّا
{وَإِذَا الْجِبَال سُيِّرَتْ} “Ve dağlar yürütüldüğü zaman,” yeryüzünden giderilip savrulmuş toz haline geldiği [zaman],
11004. Metin
{وَإِذَا الْعِشَار} النُّوق الْحَوَامِل {عُطِّلَتْ} تُرِكَتْ بِلَا رَاعٍ أَوْ بِلَا حَلْب لِمَا دَهَاهُمْ مِنْ الْأَمْر وَإِنْ لَمْ يَكُنْ مَال أَعْجَب إِلَيْهِمْ منها
{وَإِذَا الْعِشَار} “Ve doğumu yaklaşmış develer” -ki bunlar gebe develerdir- {عُطِّلَتْ} “terkedildiği zaman,” başlarına gelen dehşetli durum sebebiyle -kendileri için bundan daha değerli bir mal olmasa bile- çobansız bırakıldığı veya sağılmadığı [zaman],
11005. Metin
{وَإِذَا الْوُحُوش حُشِرَتْ} جُمِعَتْ بَعْد الْبَعْث لِيَقْتَصّ لِبَعْضٍ مِنْ بَعْض ثُمَّ تَصِير تُرَابًا
{وَإِذَا الْوُحُوش حُشِرَتْ} “Ve vahşi hayvanlar bir araya toplandığı zaman,” birbiriyle kısaslaşmaları için dirilişten sonra toplanıp ardından toprak haline geldikleri [zaman],
11006. Metin
{وَإِذَا الْبِحَار سُجِّرَتْ} بِالتَّخْفِيفِ وَالتَّشْدِيد أُوقِدَتْ فَصَارَتْ نارا
{وَإِذَا الْبِحَار سُجِّرَتْ} “Ve denizler kaynatıldığı zaman,” şeddesiz ve şeddeli [okunuşla]; tutuşturulup ateş haline getirildiği [zaman],
11007. Metin
{وإذا النفوس زوجت} قرنت بأجسادها
{وإذا النفوس زوجت} “Ve ruhlar eşleştirildiği zaman,” bedenleriyle birleştirildiği [zaman],
11008. Metin
{وإذا الموؤودة} الْجَارِيَة تُدْفَن حَيَّة خَوْف الْعَار وَالْحَاجَة {سُئِلَتْ} تبكيتا لقاتلها
{وإذا الموؤودة} “Ve diri diri toprağa gömülen kıza” -ki o, utanç ve yoksulluk korkusuyla diri diri gömülen kız çocuğudur- {سُئِلَتْ} “sorulduğu zaman,” katilini azarlamak amacıyla,
11009. Metin
{بِأَيِّ ذَنْب قُتِلَتْ} وَقُرِئَ بِكَسْرِ التَّاء حِكَايَة لِمَا تُخَاطَب بِهِ وَجَوَابهَا أَنْ تَقُول قُتِلْت بلا ذنب
{بِأَيِّ ذَنْب قُتِلَتْ} “Hangi günahtan ötürü öldürüldü? [diye.]” Kendisine hitap edilmesini hikâye yoluyla [tâ harfinin] kesresiyle de okunmuştur. Onun cevabı ise: "Bir günahım olmaksızın öldürüldüm" demesidir.
11011. Metin
{وَإِذَا الصُّحُف} صُحُف الْأَعْمَال {نُشِرَتْ} بِالتَّخْفِيفِ وَالتَّشْدِيد فتحت وبسطت
{وَإِذَا الصُّحُف} “Ve sahifeler” -amel defterleri- {نُشِرَتْ} “açıldığı zaman,” şeddesiz ve şeddeli [okunuşla]; açılıp serildiği [zaman],
11013. Metin
{وَإِذَا السَّمَاء كُشِطَتْ} نُزِعَتْ عَنْ أَمَاكِنهَا كَمَا يُنْزَع الْجِلْد عَنْ الشَّاة
{وَإِذَا السَّمَاء كُشِطَتْ} “Ve gökyüzü sıyrılıp koparıldığı zaman,” koyunun derisinin yüzüldüğü gibi yerinden sökülüp alındığı [zaman],
11015. Metin
{وَإِذَا الْجَحِيم} النَّار {سُعِّرَتْ} بِالتَّخْفِيفِ وَالتَّشْدِيد أُجِّجَتْ
{وَإِذَا الْجَحِيم} “Ve cehennem” -ateş- {سُعِّرَتْ} “kızıştırıldığı zaman,” şeddesiz ve şeddeli [okunuşla]; alevlendirildiği [zaman],
11017. Metin
{وَإِذَا الْجَنَّة أُزْلِفَتْ} قُرِّبَتْ لِأَهْلِهَا لِيَدْخُلُوهَا وَجَوَاب إِذَا أَوَّل السُّورَة وَمَا عُطِفَ عَلَيْهَا
{وَإِذَا الْجَنَّة أُزْلِفَتْ} “Ve cennet yaklaştırıldığı zaman,” ehlinin girmesi için yaklaştırıldığı [zaman]. Surenin başındaki {إِذَا} "zaman" [şart edatının] ve ona atfedilenlerin cevabı [şudur]:
11019. Metin
{عَلِمَتْ نَفْس} كُلّ نَفْس وَقْت هَذِهِ الْمَذْكُورَات وَهُوَ يَوْم الْقِيَامَة {مَا أَحْضَرَتْ} مِنْ خَيْر وشر
{عَلِمَتْ نَفْس} “[Her] nefis bilmiş olacaktır:” zikredilen bu olayların vaktinde -ki o, kıyamet günüdür- her nefis [bilecektir ki], {مَا أَحْضَرَتْ} “ne hazırladığını.” Hayır ve şerden [ne hazırladığını].
11021. Metin
{فلا أقسم} لا زائدة {بالخنس}
{فلا أقسم} “Yemin ederim” [buradaki] {لا} zaidedir (pekiştirme içindir), {بالخنس} “o sinip gizlenenlere,”
11023. Metin
{الجوار الْكُنَّس} هِيَ النُّجُوم الْخَمْسَة زُحَل وَالْمُشْتَرَى وَالْمَرِّيخ وَالزُّهَرَة وَعُطَارِد تَخْنُس بِضَمِّ النُّون أَيْ تَرْجِع فِي مَجْرَاهَا وَرَاءَهَا بَيْنَمَا نَرَى النَّجْم فِي آخِر الْبُرْج إِذْ كَرَّ رَاجِعًا إِلَى أَوَّله وتكنس النُّون تَدْخُل فِي كِنَاسهَا أَيْ تَغِيب فِي الْمَوَاضِع الَّتِي تَغِيب فِيهَا
{الجوار الْكُنَّس} “o akıp gidip yuvalarına girenlere!” Bunlar beş gezegendir: Satürn (Zühal), Jüpiter (Müşteri), Mars (Merrih), Venüs (Zühre) ve Merkür (Utarid). {تَخْنُس} nûn harfinin zammesiyle; yani yörüngelerinde geri dönerler; nitekim yıldızı burcun sonunda görürken birden ilk [derecesine] geri dönmüş olarak görürüz. {وتكنس} [ise] yuvasına girmesi, yani battığı yerlerde kaybolmasıdır.
11025. Metin
{وَاللَّيْل إِذَا عَسْعَسَ} أَقْبَلَ بِظَلَامِهِ أَوْ أَدْبَرَ
{وَاللَّيْل إِذَا عَسْعَسَ} “Ve kararmaya başladığı (veya çekilip gittiği) zaman geceye,” karanlığıyla geldiği veya çekilip gittiği [zaman],
11027. Metin
{وَالصُّبْح إِذَا تَنَفَّسَ} اِمْتَدَّ حَتَّى يَصِير نَهَارًا بينا
{وَالصُّبْح إِذَا تَنَفَّسَ} “Ve ağardığı zaman sabaha ki,” uzayıp apaydınlık bir gündüz haline geldiği [zaman],
11029. Metin
{إِنَّهُ} أَيْ الْقُرْآن {لَقَوْل رَسُول كَرِيم} عَلَى اللَّه تَعَالَى وَهُوَ جِبْرِيل أُضِيفَ إِلَيْهِ لِنُزُولِهِ به
{إِنَّهُ} “Şüphesiz o,” yani Kur'an, {لَقَوْل رَسُول كَرِيم} “şerefli bir elçinin sözüdür.” Allah Teâlâ katında [şerefli olan elçinin] ki o Cebrail'dir; onu indiren olması sebebiyle ona nispet edilmiştir.
11031. Metin
{ذِي قُوَّة} أَيْ شَدِيد الْقُوَى {عِنْد ذِي الْعَرْش} أَيْ اللَّه تَعَالَى {مَكِين} ذِي مَكَانَة مُتَعَلِّق بِهِ عِنْد
{ذِي قُوَّة} “Çok güçlü,” yani son derece kuvvetli, {عِنْد ذِي الْعَرْش} “Arş'ın sahibi katında” yani Allah Teâlâ katında, {مَكِين} “itibarlı olan [bir elçinin].” [Makin kelimesi] makam sahibi anlamındadır ve {عِنْد} ile bağlantılıdır.
11033. Metin
{مُطَاع ثَمَّ} تُطِيعهُ الْمَلَائِكَة فِي السَّمَاوَات {أَمِين} على الوحي
{مُطَاع ثَمَّ} “Orada kendisine itaat edilen,” semalarda melekler kendisine itaat eder, {أَمِين} “güvenilir [bir elçidir].” Vahiy konusunda [güvenilirdir].
11035. Metin
{وَمَا صَاحِبكُمْ} مُحَمَّد ﷺ عُطِفَ عَلَى إِنَّهُ إِلَى آخِر الْمُقْسَم عَلَيْهِ {بِمَجْنُونٍ} كَمَا زَعَمْتُمْ
{وَمَا صَاحِبكُمْ} “Arkadaşınız” Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem -üzerine yemin edilen ifadenin devamı olarak {إِنَّهُ} üzerine matuftur- {بِمَجْنُونٍ} “bir mecnun (cinnet getirmiş) değildir.” İddia ettiğiniz gibi.
11037. Metin
{وَلَقَدْ رَآهُ} رَأَى مُحَمَّد ﷺ جِبْرِيل عَلَى صُورَته الَّتِي خُلِقَ عَلَيْهَا {بِالْأُفُقِ الْمُبِين} الْبَيِّن وَهُوَ الْأَعْلَى بِنَاحِيَةِ الْمَشْرِق
{وَلَقَدْ رَآهُ} “Andolsun ki onu gördü,” Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem Cebrail'i yaratıldığı suret üzere gördü; {بِالْأُفُقِ الْمُبِين} “apaçık ufukta.” Açık olan [ufukta]; o da doğu tarafındaki en yüksek yerdir.
11039. Metin
{وَمَا هُوَ} مُحَمَّد ﷺ {عَلَى الْغَيْب} مَا غَابَ مِنْ الْوَحْي وَخَبَر السماء {بظنين} أَيْ بِمُتَّهَمٍ وَفِي قِرَاءَة بِالضَّادِ أَيْ بِبَخِيلٍ فَيَنْتَقِص شَيْئًا مِنْهُ
{وَمَا هُوَ} “Ve o,” Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem, {عَلَى الْغَيْب} “gayb konusunda” vahiyden ve gök haberinden gayb olanlar hakkında {بظنين} “itham edilen biri değildir.” Yani töhmet altında tutulan biri değildir. Zâ (ظ) yerine dâd (ض) ile yapılan bir kıraatte [بضنين] "cimri biri değildir", dolayısıyla ondan hiçbir şeyi eksiltmez [anlamındadır].
11041. Metin
{وَمَا هُوَ} أَيْ الْقُرْآن {بِقَوْلِ شَيْطَان} مُسْتَرِق السَّمْع {رَجِيم} مَرْجُوم
{وَمَا هُوَ} “Ve o,” yani Kur'an, {بِقَوْلِ شَيْطَان} “şeytanın sözü değildir;” kulak hırsızlığı yapan [şeytanın], {رَجِيم} “kovulmuş (taşlanmış) [olan].” Taşlanmış [olan].
11043. Metin
{فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ} فَبِأَيِّ طَرِيق تَسْلُكُونَ فِي إِنْكَاركُمْ الْقُرْآن وَإِعْرَاضكُمْ عَنْهُ
{فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ} “O halde nereye gidiyorsunuz?” Kur'an'ı inkârınız ve ondan yüz çevirmeniz konusunda hangi yola giriyorsunuz?
11045. Metin
{إِنْ} مَا {هُوَ إِلَّا ذِكْر} عِظَة {لِلْعَالَمِينَ} الإنس والجن
{إِنْ} {هُوَ إِلَّا ذِكْر} “O, ancak bir öğüttür,” bir nasihattir, {لِلْعَالَمِينَ} “âlemler için.” İnsanlar ve cinler için.
11047. Metin
{لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ} بَدَل مِنْ الْعَالَمِينَ بِإِعَادَةِ الجار {أن يستقيم} باتباع الحق
{لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ} “İçinizden dileyen kimseler için,” cer harfinin tekrarıyla {الْعَالَمِينَ} ifadesinden bedeldir, {أن يستقيم} “dosdoğru yolda yürümeyi.” Hakka uyarak.
11049. Metin
{وما تشاؤون} الِاسْتِقَامَة عَلَى الْحَقّ {إِلَّا أَنْ يَشَاء اللَّه رب العالمين} الخلائق استقامتكم عليه = ٨٢ سورة الانفطار
{وما تشاؤون} “Ve siz dileyemezsiniz,” hak üzere istikamet bulmayı, {إِلَّا أَنْ يَشَاء اللَّه رب العالمين} “âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe.” Yani bütün mahlukatın [Rabbi olan Allah] sizin onun üzere istikamet bulmanızı dilemedikçe. = 82 İnfitâr Suresi