11050. Metin
{إِذَا السَّمَاء اِنْفَطَرَتْ} اِنْشَقَّتْ
{إِذَا السَّمَاء اِنْفَطَرَتْ} “Gök yarıldığı zaman”, parçalandığı [zaman],
11051. Metin
{وَإِذَا الْكَوَاكِب اِنْتَثَرَتْ} اِنْقَضَّتْ وَتَسَاقَطَتْ
{وَإِذَا الْكَوَاكِب اِنْتَثَرَتْ} “Yıldızlar döküldüğü zaman”, yerlerinden kopup döküldüğü [zaman],
11052. Metin
{وَإِذَا الْبِحَار فُجِّرَتْ} فُتِحَ بَعْضهَا فِي بَعْض فَصَارَتْ بَحْرًا وَاحِدًا وَاخْتَلَطَ الْعَذْب بِالْمِلْحِ
{وَإِذَا الْبِحَار فُجِّرَتْ} “Denizler fışkırtılıp birbirine katıldığı zaman”, birbiriyle birleşip tek bir deniz haline geldiği ve tatlı su ile tuzlu su birbirine karıştığı [zaman],
11053. Metin
{وَإِذَا الْقُبُور بُعْثِرَتْ} قُلِبَ تُرَابهَا وَبُعِثَ مَوْتَاهَا وَجَوَاب إِذَا وَمَا عُطِفَ عَلَيْهَا
{وَإِذَا الْقُبُور بُعْثِرَتْ} “Kabirlerin içi dışına çıkarıldığı zaman”, toprağı altüst edilip içindeki ölüler diriltilerek çıkarıldığı [zaman]. “İzâ” (إِذَا) şart edatının ve ona matuf olanların cevabı [şudur]:
11054. Metin
{عَلِمَتْ نَفْس} أَيْ كُلّ نَفْس وَقْت هَذِهِ الْمَذْكُورَات وَهُوَ يَوْم الْقِيَامَة {مَا قَدَّمَتْ} مِنْ الْأَعْمَال {و} مَا {أَخَّرَتْ} مِنْهَا فَلَمْ تَعْمَلهُ
{عَلِمَتْ نَفْس} “[Her] nefis bilmiş [olacaktır]”, yani zikredilen bu olayların vaktinde -ki o kıyamet günüdür- her nefis {مَا قَدَّمَتْ} “önden ne gönderdiğini”, amellerden [neler yaptığını] {و} “ve” {أَخَّرَتْ} “neyi de geride bıraktığını”, onlardan yapmayıp terk ettiklerini [öğrenmiş olacaktır].
11055. Metin
{يَا أَيّهَا الْإِنْسَان} الْكَافِر {مَا غَرَّك بِرَبِّك الْكَرِيم} حَتَّى عَصَيْته
{يَا أَيّهَا الْإِنْسَان} “Ey insan!” -[ey] kâfir [insan]!- {مَا غَرَّك بِرَبِّك الْكَرِيم} “Seni o kerim Rabbine karşı ne aldattı”, da O’na isyan ettin?
11056. Metin
{الَّذِي خَلَقَك} بَعْد أَنْ لَمْ تَكُنْ {فَسَوَّاك} جَعَلَك مُسْتَوِي الْخِلْقَة سَالِم الْأَعْضَاء {فَعَدَلَك} بِالتَّخْفِيفِ وَالتَّشْدِيد جَعَلَك مُعْتَدِل الْخَلْق مُتَنَاسِب الْأَعْضَاء لَيْسَتْ يَد أَوْ رِجْل أَطْوَل مِنْ الْأُخْرَى
{الَّذِي خَلَقَك} “O ki seni yarattı”, sen hiçbir şey değilken [seni var etti]; {فَسَوَّاك} “sana şekil verip düzenledi”, seni yaratılışı düzgün, organları kusursuz kıldı; {فَعَدَلَك} “ve seni dengeli yaptı” -[bu kelime] tahfif (şeddesiz: عدلك) ve teşdid (şeddeli: عدّلك) ile [okunur]- seni yaratılışı dengeli ve organları birbiriyle uyumlu kıldı; ne bir el ne de bir ayak diğerinden daha uzundur.
11057. Metin
{فِي أَيّ صُورَة مَا} صِلَة {شَاءَ رَكَّبَك}
{فِي أَيّ صُورَة مَا} “Dilediği herhangi bir surette” -“mâ” (ما) sıladır (zâittir)- {شَاءَ رَكَّبَك} “seni birleştirdi / terkip etti”.
11058. Metin
{كَلَّا} رَدْع عَنْ الِاغْتِرَار بِكَرَمِ اللَّه تَعَالَى {بَلْ تُكَذِّبُونَ} أَيْ كُفَّار مَكَّة {بِالدِّينِ} بِالْجَزَاءِ عَلَى الْأَعْمَال
{كَلَّا} “Hayır!”, Allah Teâlâ’nın keremine aldanmaktan menetmedir; {بَلْ تُكَذِّبُونَ} “Aksine siz yalanlıyorsunuz”, yani Mekke kâfirleri [yalanlıyor], {بِالدِّينِ} “dini (hesabı)”, amellerin karşılık bulmasını.
11060. Metin
{وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ} مِنْ الْمَلَائِكَة لِأَعْمَالِكُمْ
{وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ} “Şüphesiz üzerinizde bekçiler vardır”, amellerinizi [kaydeden] meleklerden.
11062. Metin
{كِرَامًا} عَلَى اللَّه {كَاتِبِينَ} لَهَا
{كِرَامًا} “Değerli”, Allah katında [şerefli], {كَاتِبِينَ} “yazıcılar”, onları (amelleri) yazanlar.
11064. Metin
{يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ} جَمِيعه
{يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ} “Yaptıklarınızı bilirler”, hepsini.
11066. Metin
{إِنَّ الْأَبْرَار} الْمُؤْمِنِينَ الصَّادِقِينَ فِي إِيمَانهمْ {لَفِي نعيم} جنة
{إِنَّ الْأَبْرَار} “Şüphesiz iyiler”, imanlarında sadık olan müminler, {لَفِي نعيم} “elbette bir nimet (cennet) içindedirler”.
11068. Metin
{وَإِنَّ الْفُجَّار} الْكُفَّار {لَفِي جَحِيم} نَار مُحْرِقَة
{وَإِنَّ الْفُجَّار} “Şüphesiz kötüler / günahkârlar da”, kâfirler, {لَفِي جَحِيم} “elbette cehennemdedirler”, yakıcı bir ateştedirler.
11070. Metin
{يَصْلَوْنَهَا} يَدْخُلُونَهَا وَيُقَاسُونَ حَرّهَا {يَوْم الدِّين} الْجَزَاء
{يَصْلَوْنَهَا} “Oraya girerler”, oraya girip onun sıcağını çekerler, {يَوْم الدِّين} “ceza gününde”, hesap gününde.
11072. Metin
{وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ} بِمُخْرَجِينَ
{وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ} “Onlar oradan kaybolup gidecek (kaçabilecek) de değillerdir”, oradan çıkarılacak değillerdir.
11074. Metin
{وَمَا أَدْرَاك} أَعْلَمَك {مَا يَوْم الدِّين}
{وَمَا أَدْرَاك} “Sana ne bildirdi”, sana ne öğretti {مَا يَوْم الدِّين} “ceza gününün ne olduğunu?”
11076. Metin
{ثُمَّ مَا أَدْرَاك مَا يَوْم الدِّين} تَعْظِيم لِشَأْنِهِ
{ثُمَّ مَا أَدْرَاك مَا يَوْم الدِّين} “Yine sana ne bildirdi o ceza gününün ne olduğunu?” Onun şanını yüceltmedir.
11078. Metin
{يَوْم} بِالرَّفْعِ أَيْ هُوَ يَوْم {لَا تَمْلِك نَفْس لِنَفْسٍ شَيْئًا} مِنْ الْمَنْفَعَة {وَالْأَمْر يَوْمئِذٍ لِلَّهِ} لَا أَمْر لِغَيْرِهِ فِيهِ أَيْ لَمْ يُمَكِّن أَحَدًا مِنْ التَّوَسُّط فِيهِ بِخِلَافِ الدُّنْيَا = ٨٣ سورة المطففين
{يَوْم} “O gün” -merfû olarak (يَوْمُ), yani o gün öyle bir gündür ki- {لَا تَمْلِك نَفْس لِنَفْسٍ شَيْئًا} “hiçbir nefis başka bir nefis için hiçbir şeye mâlik olamaz”, hiçbir fayda [sağlayamaz]. {وَالْأَمْر يَوْمئِذٍ لِلَّهِ} “O gün emir yalnız Allah’a aittir”, orada O’ndan başkasının hiçbir buyruğu olmaz; yani dünyanın aksine, orada hiç kimseye aracılık etme imkânı verilmez. = 83 Mutaffifîn Suresi