11079. Metin
{وَيْل} كَلِمَة عَذَاب أَوْ وَادٍ فِي جَهَنَّم {للمطففين}
{وَيْل} “Vay haline / helak olsun” [ifadesi] bir azap kelimesi yahut Cehennem'de bir vadidir, {للمطففين} “ölçüde ve tartıda hile yapanların!”
11080. Metin
{الَّذِينَ إِذَا اِكْتَالُوا عَلَى} أَيْ مِنْ {النَّاس يستوفون} الكيل
{الَّذِينَ إِذَا اِكْتَالُوا عَلَى} yani {النَّاس يستوفون} “insanlardan ölçüp aldıkları zaman tam alırlar.” yani ölçeği tam tutarlar.
11081. Metin
{وَإِذَا كَالُوهُمْ} أَيْ كَالُوا لَهُمْ {أَوْ وَزَنُوهُمْ} أَيْ وَزَنُوا لَهُمْ {يُخْسِرُونَ} يُنْقِصُونَ الْكَيْل أَوْ الوزن
{وَإِذَا كَالُوهُمْ} yani onlara ölçtükleri {أَوْ وَزَنُوهُمْ} yani onlara tarttıkları vakit {يُخْسِرُونَ} “eksik verirler.” ölçüyü veya tartıyı noksan yaparlar.
11082. Metin
{أَلَا} اِسْتِفْهَام تَوْبِيخ {يَظُنّ} يَتَيَقَّن {أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مبعوثون}
{أَلَا} kınama ve azarlama bildiren bir soru edatıdır, {يَظُنّ} kesin olarak inanmaz mı {أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مبعوثون} “onlar diriltileceklerini?”
11083. Metin
{لِيَوْمٍ عَظِيم} أَيْ فِيهِ وَهُوَ يَوْم الْقِيَامَة
{لِيَوْمٍ عَظِيم} “Büyük bir gün için” yani o günde ki o da kıyamet günüdür.
11084. Metin
{يَوْم} بَدَل مِنْ مَحَلّ لِيَوْمٍ فَنَاصِبه مَبْعُوثُونَ {يَقُوم النَّاس} مِنْ قُبُورهمْ {لِرَبِّ الْعَالَمِينَ} الْخَلَائِق لِأَجْلِ أَمْره وَحِسَابه وَجَزَائِهِ
{يَوْم} kelimesi “li-yevmin” [ifadesinin] mahallinden bedeldir; onu nasbeden [âmil] “meb‘ûsûn”dur. {يَقُوم النَّاس} “İnsanların kalkacağı [gün]” kabirlerinden, {لِرَبِّ الْعَالَمِينَ} “âlemlerin Rabbi için.” [yani] mahlukatın Rabbi için; O'nun emri, hesabı ve cezası/mükâfatı için.
11085. Metin
{كَلَّا} حَقًّا {إِنَّ كِتَاب الْفُجَّار} أَيْ كِتَاب أَعْمَال الْكُفَّار {لَفِي سِجِّين} قِيلَ هُوَ كِتَاب جَامِع لِأَعْمَالِ الشَّيَاطِين وَالْكَفَرَة وَقِيلَ هُوَ مَكَان أَسْفَل الْأَرْض السَّابِعَة وَهُوَ مَحَلّ إِبْلِيس وَجُنُوده
{كَلَّا} “Hayır!” Gerçek şu ki, {إِنَّ كِتَاب الْفُجَّار} “şüphesiz günahkârların/kâfirlerin yazısı” yani kâfirlerin amel defteri, {لَفِي سِجِّين} “muhakkak Siccîn'dedir.” Denildi ki: O, şeytanların ve kâfirlerin amellerini toplayan kapsamlı bir kitaptır. Bir diğer görüşe göre ise o, yedinci yerin dibinde bir mekândır ve İblis ile ordularının bulunduğu yerdir.
11086. Metin
{وَمَا أَدْرَاك مَا سِجِّين} مَا كِتَاب سِجِّين
{وَمَا أَدْرَاك مَا سِجِّين} “Siccîn'in ne olduğunu sana ne bildirdi?” Siccîn kitabı nedir [bilir misin]?
11087. Metin
{كتاب مرقوم} مختوم
{كتاب مرقوم} “[O,] yazılmış/mühürlenmiş bir kitaptır.” mühürlenmiştir.
11089. Metin
{ويل يومئذ للمكذبين}
{ويل يومئذ للمكذبين} “O gün yalanlayanların vay haline!”
11091. Metin
{الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّين} الْجَزَاء بَدَل أَوْ بيان للمكذبين
{الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّين} “Onlar ceza gününü yalanlayanlardır.” [Bu ifade] “lil-mükezzibîn” için bedel veya beyandır.
11093. Metin
{وَمَا يُكَذِّب بِهِ إِلَّا كُلّ مُعْتَدٍ} مُتَجَاوِز الْحَدّ {أَثِيم} صِيغَة مُبَالَغَة
{وَمَا يُكَذِّب بِهِ إِلَّا كُلّ مُعْتَدٍ} “Onu ancak her haddi aşan yalanlar,” [yani] sınırı aşan, {أَثِيم} “günahkâr [yalanlar].” mübalağa sıygasıdır.
11095. Metin
{إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتنَا} الْقُرْآن {قَالَ أَسَاطِير الْأَوَّلِينَ} الْحِكَايَات الَّتِي سُطِّرَتْ قَدِيمًا جَمَعَ أُسْطُورَة بِالضَّمِّ أَوْ إِسْطَارَة بِالْكَسْرِ
{إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتنَا} “Âyetlerimiz ona okunduğu zaman,” [yani] Kur'an, {قَالَ أَسَاطِير الْأَوَّلِينَ} “'Öncekilerin masallarıdır' der.” Geçmişte kaleme alınmış hikâyelerdir. Damme ile “ustûra”nın veya kesre ile “istâra”nın çoğuludur.
11097. Metin
{كَلَّا} رَدْع وَزَجْر لِقَوْلِهِمْ ذَلِكَ {بَلْ رَانَ} غَلَبَ {عَلَى قُلُوبهمْ} فَغَشِيَهَا {مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ} مِنْ الْمَعَاصِي فَهُوَ كَالصَّدَأِ
{كَلَّا} “Hayır!” Onların bu sözlerini reddetme ve menetmedir. {بَلْ رَانَ} “Bilakis galip gelip kaplamıştır” {عَلَى قُلُوبهمْ} “kalplerini” bürümüştür, {مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ} “kazandıkları şeyler.” yani günahlar; dolayısıyla bu pas gibidir.
11099. Metin
{كَلَّا} حَقًّا {إِنَّهُمْ عَنْ رَبّهمْ يَوْمئِذٍ} يَوْم القيامة {لمحجوبون} فلا يرونه
{كَلَّا} “Hayır!” Gerçek şu ki, {إِنَّهُمْ عَنْ رَبّهمْ يَوْمئِذٍ} “şüphesiz onlar o gün Rablerinden” kıyamet günü {لمحجوبون} “kesinlikle perdelenmişlerdir / mahrumdurlar.” O'nu göremezler.
11101. Metin
{ثم إنهم لصالو الْجَحِيم} لَدَاخِلُو النَّار الْمُحْرِقَة
{ثم إنهم لصالو الْجَحِيم} “Sonra onlar mutlaka alevli ateşe gireceklerdir.” yakıcı ateşe gireceklerdir.
11103. Metin
{ثُمَّ يُقَال} لَهُمْ {هَذَا} أَيْ الْعَذَاب {الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ}
{ثُمَّ يُقَال} “Sonra” onlara “denilir:” {هَذَا} “İşte bu,” yani bu azap, {الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ} “yalanlayıp durduğunuz şeydir!”
11105. Metin
{كَلَّا} حَقًّا {إِنَّ كِتَاب الْأَبْرَار} أَيْ كِتَاب أَعْمَال الْمُؤْمِنِينَ الصَّادِقِينَ فِي إِيمَانهمْ {لَفِي عِلِّيِّينَ} قِيلَ هُوَ كِتَاب جَامِع لِأَعْمَالِ الْخَيْر مِنْ الْمَلَائِكَة وَمُؤْمِنِي الثَّقَلَيْنِ وَقِيلَ هُوَ مَكَان فِي السَّمَاء السَّابِعَة تَحْت الْعَرْش
{كَلَّا} “Hayır!” Gerçek şu ki, {إِنَّ كِتَاب الْأَبْرَار} “şüphesiz iyilerin yazısı” yani imanlarında sadık olan müminlerin amel defteri, {لَفِي عِلِّيِّينَ} “muhakkak İlliyyîn'dedir.” Denildi ki: O; meleklerin, insanların ve cinlerin müminlerinin hayır amellerini toplayan kapsamlı bir kitaptır. Bir diğer görüşe göre ise o, yedinci semada Arş'ın altında bir yerdir.
11107. Metin
{وَمَا أَدْرَاك} أَعْلَمَك {مَا عِلِّيُّونَ} مَا كِتَاب عليين
{وَمَا أَدْرَاك} “Sana ne bildirdi” sana ne öğretti {مَا عِلِّيُّونَ} “İlliyyîn'in ne olduğunu?” İlliyyîn kitabı nedir [bilir misin]?
11108. Metin
٢٠ - هو
٢٠- O:
11109. Metin
{كِتَاب مَرْقُوم} مَخْتُوم
{كِتَاب مَرْقُوم} “Yazılmış/mühürlenmiş bir kitaptır.” mühürlenmiştir.
11111. Metin
{يَشْهَدهُ الْمُقَرَّبُونَ} مِنْ الْمَلَائِكَة
{يَشْهَدهُ الْمُقَرَّبُونَ} “Ona yakınlaştırılmış olanlar tanıklık eder/görür.” meleklerden.
11113. Metin
{إِنَّ الْأَبْرَار لَفِي نَعِيم} جَنَّة
{إِنَّ الْأَبْرَار لَفِي نَعِيم} “Şüphesiz iyiler muhakkak bir nimet (Cennet) içindedirler.” Cennet'tedirler.
11115. Metin
{عَلَى الْأَرَائِك} السُّرَر فِي الْحِجَال {يَنْظُرُونَ} مَا أُعْطُوا مِنْ النَّعِيم
{عَلَى الْأَرَائِك} “Koltuklar/tahtlar üzerinde” çadırlar/odalar içindeki tahtlar üzerinde {يَنْظُرُونَ} “seyrederler.” kendilerine verilen nimetleri.
11117. Metin
{تَعْرِف فِي وُجُوههمْ نَضْرَة النَّعِيم} بَهْجَة التَّنَعُّم وحسنه
{تَعْرِف فِي وُجُوههمْ نَضْرَة النَّعِيم} “Onların yüzlerinde nimetin parlaklığını/sevincini tanırsın.” Nimet içinde oluşun neşesini ve güzelliğini [görürsün].
11119. Metin
{يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيق} خَمْر خَالِصَة مِنْ الدَّنَس {مَخْتُوم} عَلَى إِنَائِهَا لَا يَفُكّ خَتْمه غَيْرهمْ
{يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيق} “Onlara halis bir içkiden içirilir” kirden/tortudan arınmış saf şaraptan, {مَخْتُوم} “mühürlenmiş.” kabı mühürlüdür, onun mührünü onlardan başkası açamaz.
11121. Metin
{خِتَامه مِسْك} أَيْ آخِر شُرْبه تَفُوح مِنْهُ رَائِحَة الْمِسْك {وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسْ الْمُتَنَافِسُونَ} فَلْيَرْغَبُوا بِالْمُبَادَرَةِ إِلَى طَاعَة اللَّه
{خِتَامه مِسْك} “Sonu/mührü misktir.” yani içiminin sonundan misk kokusu yayılır. {وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسْ الْمُتَنَافِسُونَ} “Yarışanlar artık bunun için yarışsınlar!” Allah'a itaate koşarak rağbet etsinler.
11123. Metin
{وَمِزَاجه} أَيْ مَا يُمْزَج بِهِ {مِنْ تَسْنِيم} فسر بقوله
{وَمِزَاجه} “Onun karışımı” yani kendisine katılan şey {مِنْ تَسْنِيم} “Tesnîm'dendir.” [Bu], şu sözüyle tefsir edilmiştir:
11125. Metin
{عَيْنًا} فَنَصَبَهُ بِأَمْدَحَ مُقَدَّرًا {يَشْرَب بِهَا الْمُقَرَّبُونَ} مِنْهَا أَوْ ضَمَّنَ يَشْرَب مَعْنَى يَلْتَذّ
{عَيْنًا} “Bir pınardır ki,” takdirî bir “emdehü” (överim) [fiili] ile mansub kılınmıştır; {يَشْرَب بِهَا الْمُقَرَّبُونَ} “ondan yakınlaştırılmış olanlar içer.” [yani] ondan içerler yahut “yeşrabü” [fiili] “yeltezzü” (lezzet alır) manasını tazammun etmiştir.
11127. Metin
{إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا} كَأَبِي جَهْل وَنَحْوه {كَانُوا مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا} كَعَمَّارٍ وَبِلَال وَنَحْوهمَا {يَضْحَكُونَ} استهزاء بهم
{إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا} “Şüphesiz günah işleyenler/suçlular” Ebû Cehil ve benzerleri gibi, {كَانُوا مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا} “iman edenlere” Ammâr, Bilâl ve benzerleri gibi [müminlere] {يَضْحَكُونَ} “gülüyorlardı,” onlarla alay ederek.
11129. Metin
{وَإِذَا مَرُّوا} أَيْ الْمُؤْمِنُونَ {بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ} يُشِير الْمُجْرِمُونَ إِلَى الْمُؤْمِنِينَ بِالْجَفْنِ وَالْحَاجِب اِسْتِهْزَاء
{وَإِذَا مَرُّوا} “Yanlarından geçtikleri zaman da” yani müminler, {بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ} “birbirlerine kaş göz işareti yaparlardı.” günahkârlar, alay etmek için göz kapakları ve kaşlarıyla müminleri işaret ederlerdi.
11131. Metin
{وإذا انقلبوا} رجعوا {إلى أهلهم انقلبوا فاكهين} وَفِي قِرَاءَة فَكِهِينَ مُعْجَبِينَ بِذِكْرِهِمْ الْمُؤْمِنِينَ
{وإذا انقلبوا} “Döndükleri vakit” vardıklarında {إلى أهلهم انقلبوا فاكهين} “ailelerine keyifli/neşeli olarak dönerlerdi.” bir kıraatte ise [müminleri alaya alıp] anmaktan haz alarak/böbürlenerek (فَكِهِينَ) şeklinde [okunmuştur].
11133. Metin
{وَإِذَا رَأَوْهُمْ} أَيْ الْمُؤْمِنِينَ {قَالُوا إِنَّ هَؤُلَاءِ لَضَالُّونَ} لِإِيمَانِهِمْ بِمُحَمَّدٍ ﷺ
{وَإِذَا رَأَوْهُمْ} “Onları gördüklerinde,” yani müminleri [gördüklerinde], {قَالُوا إِنَّ هَؤُلَاءِ لَضَالُّونَ} “«Şüphesiz bunlar sapıtmış kimselerdir» derlerdi.” Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e iman ettikleri için.
11135. Metin
قال تعالى {وَمَا أُرْسِلُوا} أَيْ الْكُفَّار {عَلَيْهِمْ} عَلَى الْمُؤْمِنِينَ {حَافِظِينَ} لَهُمْ أَوْ لِأَعْمَالِهِمْ حَتَّى يُدْرُوهُمْ إِلَى مصالحهم
Yüce Allah buyurdu: {وَمَا أُرْسِلُوا} “Halbuki onlar gönderilmemişlerdi” yani kâfirler, {عَلَيْهِمْ} “onların üzerine” müminlerin üzerine {حَافِظِينَ} “bekçi/gözetici olarak.” onları yahut onların amellerini koruyucu olarak [gönderilmediler] ki onları kendi maslahatlarına yönlendirsinler.
11137. Metin
{فَالْيَوْم} أَيْ يَوْم الْقِيَامَة {الَّذِينَ آمَنُوا مِنْ الكفار يضحكون}
{فَالْيَوْم} “İşte bugün” yani kıyamet günü {الَّذِينَ آمَنُوا مِنْ الكفار يضحكون} “iman edenler kâfirlere gülerler.”
11139. Metin
{عَلَى الْأَرَائِك} فِي الْجَنَّة {يَنْظُرُونَ} مِنْ مَنَازِلهمْ إِلَى الْكُفَّار وَهُمْ يُعَذَّبُونَ فَيَضْحَكُونَ مِنْهُمْ كَمَا ضَحِكَ الْكُفَّار مِنْهُمْ فِي الدُّنْيَا
{عَلَى الْأَرَائِك} “Koltuklar/tahtlar üzerinde” Cennet'te {يَنْظُرُونَ} “seyrederler.” konaklarından azap edilmekte olan kâfirlere bakarlar ve dünyada kâfirlerin kendilerine güldüğü gibi onlar da kâfirlere gülerler.
11141. Metin
{هَلْ ثُوِّبَ} جُوزِيَ {الْكُفَّار مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ} نعم = ٨٤ سورة الانشقاق
{هَلْ ثُوِّبَ} “Karşılığı verildi mi?” cezası/mükafatı verildi [mi], {الْكُفَّار مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ} “kâfirlere yapmış olduklarının?” Evet. = 84 İnşikak Suresi