11142. Metin
{إذا السماء انشقت}
{إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ} “Gök yarıldığı zaman”
11143. Metin
{وَأَذِنَتْ} سَمِعَتْ وَأَطَاعَتْ فِي الِانْشِقَاق {لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ} أَيْ وَحُقَّ لَهَا أَنْ تَسْمَع وَتُطِيع
{وَأَذِنَتْ} “Ve boyun eğdiği [zaman]” yarılma hususunda dinleyip itaat ettiği [zaman], {لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ} “Rabbine, ki ona yaraşan da budur” yani dinleyip itaat etmek onun hakkıdır / ona yaraşır.
11144. Metin
{وَإِذَا الْأَرْض مُدَّتْ} زِيدَ فِي سَعَتهَا كَمَا يُمَدّ الْأَدِيم وَلَمْ يَبْقَ عَلَيْهَا بِنَاء وَلَا جبل
{وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ} “Ve yer uzatılıp düzlendiği zaman” derinin çekilip uzatıldığı gibi genişliği artırıldığı ve üzerinde hiçbir bina ile hiçbir dağ kalmadığı [zaman],
11145. Metin
{وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا} مِنْ الْمَوْتَى إِلَى ظَاهِرهَا {وتخلت} عنه
{وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا} “İçindekileri dışarı atıp” içindeki ölüleri dış yüzeyine [atıp] {وَتَخَلَّتْ} “ve tamamen boşaldığı [zaman]” onlardan büsbütün arındığı [zaman],
11146. Metin
{وَأَذِنَتْ} سَمِعَتْ وَأَطَاعَتْ فِي ذَلِكَ {لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ} وَذَلِكَ كُلّه يَكُون يَوْم الْقِيَامَة وَجَوَاب إِذَا وَمَا عُطِفَ عَلَيْهَا مَحْذُوف دَلَّ عَلَيْهِ مَا بَعْده تَقْدِيره لَقِيَ الْإِنْسَان عَمَله
{وَأَذِنَتْ} “Ve boyun eğdiği [zaman]” bunda dinleyip itaat ettiği [zaman], {لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ} “Rabbine, ki ona yaraşan da budur” Bütün bunlar kıyamet günü gerçekleşecektir. {إِذَا} edatının ve ona atfedilenlerin cevabı hazfedilmiştir; kendisinden sonraki ifade buna delalet etmektedir, takdiri de: "[O zaman] insan ameliyle karşılaşacaktır" şeklindedir.
11147. Metin
{يَا أَيّهَا الْإِنْسَان إِنَّك كَادِح} جَاهِد فِي عَمَلك {إِلَى} لِقَاء {رَبّك} وَهُوَ الْمَوْت {كَدْحًا فَمُلَاقِيه} أَيْ مُلَاقٍ عَمَلك الْمَذْكُور مِنْ خَيْر أَوْ شَرّ يَوْم الْقِيَامَة
{يَا أَيُّهَا الْإِنْسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ} “Ey insan! Şüphesiz sen çaba gösterip durmaktasın” amelinde gayret etmektesin {إِلَى} “kadar” kavuşuncaya [kadar] {رَبِّكَ} “Rabbine” ki o da ölümdür {كَدْحًا فَمُلَاقِيهِ} “sonunda O’na kavuşacaksın” yani kıyamet günü hayır veya şerden söz konusu amelinle karşılaşacaksın.
11148. Metin
{فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابه} كِتَاب عَمَله {بِيَمِينِهِ} هو المؤمن
{فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ} “Kime kitabı verilirse” amel defteri {بِيَمِينِهِ} “sağından” o mümindir.
11149. Metin
{فَسَوْفَ يُحَاسَب حِسَابًا يَسِيرًا} هُوَ عَرْض عَمَله عَلَيْهِ كَمَا فِي حَدِيث الصَّحِيحَيْنِ وَفِيهِ مَنْ نُوقِشَ الْحِسَاب هَلَكَ وَبَعْد الْعَرْض يُتَجَاوَز عَنْهُ
{فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا} “O, kolay bir hesapla hesaba çekilecektir” Sahîhayn'daki hadiste geçtiği üzere amellerinin kendisine arz edilmesidir. O hadiste [şöyle buyrulur]: "Kimin hesabı inceden inceye sorgulanırsa helak olur." Arzdan sonra ise [kusurları] bağışlanır.
11150. Metin
{وَيَنْقَلِب إِلَى أَهْله} فِي الْجَنَّة {مَسْرُورًا} بِذَلِكَ
{وَيَنْقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ} “Ve ehline dönecektir” cennetteki [ehline] {مَسْرُورًا} “sevinçli olarak” bundan dolayı [sevinç içinde].
11152. Metin
{وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابه وَرَاء ظَهْره} هُوَ الْكَافِر تُغَلّ يُمْنَاهُ إِلَى عُنُقه وَتُجْعَل يُسْرَاهُ وَرَاء ظَهْره فَيَأْخُذ بِهَا كِتَابه
{وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ} “Kime de kitabı arkasından verilirse” o kafirdir; sağ eli boynuna bağlanır, sol eli ise arkasına konulur ve kitabını onunla alır.
11154. Metin
{فَسَوْفَ يَدْعُو} عِنْد رُؤْيَته مَا فِيهِ {ثُبُورًا} يُنَادِي هَلَاكه بِقَوْلِهِ يَا ثُبُورَاه
{فَسَوْفَ يَدْعُو} “O hemen çağıracaktır” içinde olanları gördüğünde {ثُبُورًا} “yok olmayı” "Ey helakım gel!" diyerek helakını çağıracaktır.
11156. Metin
{وَيَصْلَى سَعِيرًا} يَدْخُل النَّار الشَّدِيدَة وَفِي قِرَاءَة بِضَمِّ الْيَاء وَفَتْح الصَّاد وَاللَّام الْمُشَدَّدَة
{وَيَصْلَى سَعِيرًا} “Ve alevli ateşe girecektir” şiddetli ateşe girecektir. Bir kıraatte [kelime] ya harfinin dammesi, sad harfinin fethası ve lam harfinin şeddesiyle [yusallâ şeklinde] okunmuştur.
11158. Metin
{إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْله} عَشِيرَته فِي الدُّنْيَا {مسرورا} بطرا باتباعه هواه
{إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْلِهِ} “Çünkü o, ehlinin arasında” dünyada akrabaları arasında {مَسْرُورًا} “sevinçliydi” hevasına uyarak şımarmıştı.
11160. Metin
{إِنَّهُ ظَنَّ إنْ} مُخَفَّفَة مِنْ الثَّقِيلَة وَاسْمهَا مَحْذُوف أَيْ أَنَّهُ {لَنْ يَحُور} يَرْجِع إِلَى ربه
{إِنَّهُ ظَنَّ أَنْ} “O sanmıştı ki” [Buradaki {أَنْ}], şeddeli olan [enne]'den hafifletilmiştir, ismi ise mahzuftur; yani şüphesiz o, {لَنْ يَحُورَ} “asla geri dönmeyecek” Rabbine dönmeyecek.
11162. Metin
{بَلَى} يَرْجِع إِلَيْهِ {إِنَّ رَبّه كَانَ بِهِ بَصِيرًا} عَالِمًا بِرُجُوعِهِ إِلَيْهِ
{بَلَى} “Hayır, [dönecektir]!” O'na dönecektir. {إِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيرًا} “Şüphesiz Rabbi onu hakkıyla görmekteydi” O'na döneceğini bilmekteydi.
11164. Metin
{فَلَا أُقْسِم} لَا زَائِدَة {بِالشَّفَقِ} هُوَ الْحُمْرَة فِي الْأُفُق بَعْد غُرُوب الشَّمْس
{فَلَا أُقْسِمُ} “Yemin ederim” [Buradaki] {لَا} zaidedir (pekiştirme içindir). {بِالشَّفَقِ} “akşamın kızıllığına” Güneşin batışından sonra ufuktaki kızıllıktır.
11166. Metin
{وَاللَّيْل وَمَا وَسَقَ} جَمَعَ مَا دَخَلَ عَلَيْهِ مِنْ الدَّوَابّ وَغَيْرهَا
{وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ} “Geceye ve topladığı şeylere” içine giren hayvanlar ve diğer şeyleri toplayıp barındırdığı [şeylere],
11168. Metin
{وَالْقَمَر إِذَا اِتَّسَقَ} اِجْتَمَعَ وَتَمَّ نُوره وَذَلِكَ فِي اللَّيَالِي الْبِيض
{وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَ} “Ve dolunay haline geldiği zaman aya” toplandığı ve nuru tamamlandığı [zaman]; bu da eyyâm-ı bîzdedir (ayın en parlak gecelerindedir).
11170. Metin
{لَتَرْكَبُنَّ} أَيّهَا النَّاس أَصْله تَرْكَبُونَنَّ حُذِفَتْ نُون الرَّفْع لِتَوَالِي الْأَمْثَال وَالْوَاو لِالْتِقَاءِ السَّاكِنَيْنِ {طَبَقًا عَنْ طَبَق} حَالًا بَعْد حَال وَهُوَ الْمَوْت ثُمَّ الْحَيَاة وَمَا بَعْدهَا مِنْ أَحْوَال الْقِيَامَة
{لَتَرْكَبُنَّ} “Siz mutlaka tabakadan tabakaya geçeceksiniz” Ey insanlar! Aslı {تَرْكَبُونَنَّ} şeklindedir; peş peşe benzer harflerin gelmesi sebebiyle ref nûnu, iki sakinin karşılaşması sebebiyle de vâv harfi hazfedilmiştir. {طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ} “halden hale” halden hale [geçeceksiniz]; o da ölüm, sonra hayat ve ardından gelen kıyamet halleridir.
11172. Metin
{فَمَا لَهُمْ} أَيْ الْكُفَّار {لَا يُؤْمِنُونَ} أَيْ أَيّ مَانِع مِنْ الْإِيمَان أَوْ أَيّ حُجَّة لَهُمْ فِي تَرْكه مَعَ وُجُود بَرَاهِينه
{فَمَا لَهُمْ} “Onlara ne oluyor da” yani kafirlere {لَا يُؤْمِنُونَ} “iman etmiyorlar?” yani delilleri ortadayken imana engel olan ne vardır yahut onu terk etmelerinde ne gibi bir gerekçeleri vardır?
11174. Metin
{و} مالهم {إِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمْ الْقُرْآن لَا يَسْجُدُونَ} يَخْضَعُونَ بِأَنْ يُؤْمِنُوا بِهِ لِإِعْجَازِهِ
{وَ} “Ve” onlara ne oluyor da {إِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ} “kendilerine Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar?” icazı (eşsizliği) sebebiyle ona iman ederek boyun eğmiyorlar?
11176. Metin
{بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَ} بِالْبَعْثِ وَغَيْره
{بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَ} “Aksine, o kafirler yalanlıyorlar” yeniden dirilmeyi ve diğer hususları.
11178. Metin
{وَاَللَّه أَعْلَم بِمَا يُوعُونَ} يَجْمَعُونَ فِي صُحُفهمْ مِنْ الْكُفْر وَالتَّكْذِيب وَأَعْمَال السُّوء
{وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ} “Oysa Allah, içlerinde ne sakladıklarını çok iyi bilmektedir” amel defterlerinde küfür, yalanlama ve kötü amellerden topladıkları şeyleri [çok iyi bilmektedir].
11180. Metin
{فَبَشِّرْهُمْ} أَخْبِرْهُمْ {بِعَذَابٍ أَلِيم} مُؤْلِم
{فَبَشِّرْهُمْ} “Onları müjdele” onlara bildir {بِعَذَابٍ أَلِيمٍ} “can yakıcı bir azapla” elem verici [bir azapla].
11182. Metin
{إلا} لكن {الذين آمنوا وعملوا الصالحات لهم أَجْر غَيْر مَمْنُون} غَيْر مَقْطُوع وَلَا مَنْقُوص ولا يمن به عليه = ٨٥ سورة البروج
{إِلَّا} “Ancak” lakin {الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ} “iman edip salih ameller işleyenler başkadır; onlar için kesintisiz bir mükafat vardır” kesilmeyen, eksilmeyen ve kendilerine başa kakılmayan [bir mükafat vardır] = 85 Burûc Suresi