11183. Metin
{وَالسَّمَاء ذَات الْبُرُوج} الْكَوَاكِب اِثْنَيْ عَشَر بُرْجًا تَقَدَّمَتْ فِي الْفُرْقَان
{وَالسَّمَاء ذَات الْبُرُوج} “Burçlar sahibi göğe” [andolsun]. [Burçlar], Furkan [suresinde] geçen on iki burcun yıldızlarıdır.
11184. Metin
{وَالْيَوْم الْمَوْعُود} يَوْم الْقِيَامَة
{وَالْيَوْم الْمَوْعُود} “Ve vadedilen güne” ki o, kıyamet günüdür.
11185. Metin
{وَشَاهِد} يَوْم الْجُمْعَة {وَمَشْهُود} يَوْم عَرَفَة كَذَا فُسِّرَتْ الثَّلَاثَة فِي الْحَدِيث فَالْأَوَّل مَوْعُود بِهِ وَالثَّانِي شَاهِد بِالْعَمَلِ فِيهِ وَالثَّالِث تَشْهَدهُ النَّاس وَالْمَلَائِكَة وَجَوَاب الْقَسَم مَحْذُوف صَدْره تَقْدِيره لَقَدْ
{وَشَاهِد} “Şahitlik edene” cuma gününe, {وَمَشْهُود} “ve şahitlik edilene” arefe gününe [andolsun]. Bu üçü hadiste böyle tefsir edilmiştir. Birincisi vaat edilendir; ikincisi, içinde yapılan amele şahittir; üçüncüsü ise insanların ve meleklerin şahit olduğu [gündür]. Kasemin cevabının başı hazfedilmiştir; takdiri “muhakkak ki” şeklindedir.
11186. Metin
{قُتِلَ} لُعِنَ {أَصْحَاب الْأُخْدُود} الشَّقّ فِي الْأَرْض
{قُتِلَ} “Kahrolsun” lanetlensin {أَصْحَاب الْأُخْدُود} “o hendek ehli!” [Uhdûd], yerdeki yarıktır.
11187. Metin
{النَّار} بَدَل اِشْتِمَال مِنْهُ {ذَات الْوُقُود} مَا توقد به
{النَّار} “O ateş” [ifadesi] ondan bedel-i iştimaldir, {ذَات الْوُقُود} “tutuşturulan [ateş].” [Vukûd], kendisiyle ateş yakılan şeydir.
11188. Metin
{إِذْ هُمْ عَلَيْهَا} حَوْلهَا عَلَى جَانِب الْأُخْدُود عَلَى الْكَرَاسِيّ {قُعُود}
{إِذْ هُمْ عَلَيْهَا} “Hani onlar onun başında” hendeğin kenarında sandalyeler üzerinde {قُعُود} “oturuyorlardı.”
11189. Metin
{وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ} بِاَللَّهِ مِنْ تَعْذِيبهمْ بِالْإِلْقَاءِ فِي النَّار إِنْ لَمْ يَرْجِعُوا عَنْ إِيمَانهمْ {شُهُود} حُضُور رُوِيَ أَنَّ اللَّه أَنْجَى الْمُؤْمِنِينَ الْمُلْقَيْنَ فِي النَّار بِقَبْضِ أَرْوَاحهمْ قَبْل وُقُوعهمْ فِيهَا وَخَرَجَتْ النَّار إِلَى مَنْ ثم فأحرقتهم
{وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ} “Onlar müminlere yaptıklarını” imanlarından dönmedikleri takdirde ateşe atarak Allah'a [inananlara] yaptıkları işkenceleri {شُهُود} “seyrediyorlardı.” [Görerek] hazır bulunuyorlardı. Rivayet edildiğine göre Allah, ateşe atılan müminlerin ruhlarını ateşe düşmeden önce kabzederek onları kurtarmış; ateş de oradakilere doğru çıkıp onları yakmıştır.
11190. Metin
{وما نقموا منهم إلا أن يُؤْمِنُوا بِاَللَّهِ الْعَزِيز} فِي مُلْكه {الْحَمِيد} الْمَحْمُود
{وما نقموا منهم إلا أن يُؤْمِنُوا بِاَللَّهِ الْعَزِيز} “Onlardan, yalnızca mülkünde Azîz olan Allah'a iman etmeleri sebebiyle intikam alıyorlardı” {الْحَمِيد} “[ve] Hamîd olan” övgüye layık bulunan.
11191. Metin
{الذي له ملك السماوات وَالْأَرْض وَاَللَّه عَلَى كُلّ شَيْء شَهِيد} أَيْ مَا أَنْكَرَ الْكُفَّار عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِلَّا إِيمَانهمْ
{الذي له ملك السماوات وَالْأَرْض وَاَللَّه عَلَى كُلّ شَيْء شَهِيد} “O ki, göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah her şeye şahittir.” Yani kâfirler, müminlerin yalnızca iman etmelerini inkâr edip kınamışlardı.
11193. Metin
{إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَات} بِالْإِحْرَاقِ {ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَاب جَهَنَّم} بِكُفْرِهِمْ {وَلَهُمْ عَذَاب الْحَرِيق} أَيْ عَذَاب إِحْرَاقهمْ الْمُؤْمِنِينَ فِي الْآخِرَة وَقِيلَ فِي الدُّنْيَا بِأَنْ أُخْرِجَتْ النَّار فأحرقتهم كما تقدم
{إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَات} “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip” [onları] yakarak, {ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَاب جَهَنَّم} “sonra da tövbe etmeyenler var ya, işte onlar için inkârları sebebiyle cehennem azabı vardır” {وَلَهُمْ عَذَاب الْحَرِيق} “ve onlar için yakıcı azap vardır.” Yani ahirette müminleri yakmalarının azabı vardır. Daha önce geçtiği üzere ateşin çıkıp kendilerini yakması suretiyle dünyada olduğu da söylenmiştir.
11195. Metin
{إن الذين آمنوا وعملوا الصالحات لهم جنات تجري من تحتها الأنهار ذلك الفوز الكبير}
{إن الذين آمنوا وعملوا الصالحات لهم جنات تجري من تحتها الأنهار ذلك الفوز الكبير} “Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.”
11197. Metin
{إِنَّ بَطْش رَبّك} بِالْكَفَّارِ {لَشَدِيد} بِحَسْب إِرَادَته
{إِنَّ بَطْش رَبّك} “Şüphesiz Rabbinin yakalaması” kâfirleri [cezalandırması], {لَشَدِيد} “pek çetindir” O'nun dilemesine göre.
11199. Metin
{إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئ} الْخَلْق {وَيُعِيد} فَلَا يُعْجِزهُ ما يريد
{إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئ} “Şüphesiz O, [yaratmayı] ilk baştan yapar” mahlukatı, {وَيُعِيد} “ve [onu] tekrar iade eder.” Dolayısıyla dilediği hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.
11201. Metin
{وَهُوَ الْغَفُور} لِلْمُذْنِبِينَ الْمُؤْمِنِينَ {الْوَدُود} الْمُتَوَدِّد إِلَى أوليائه بالكرامة
{وَهُوَ الْغَفُور} “O, çok bağışlayandır” günahkâr müminleri, {الْوَدُود} “çok sevendir” ikramda bulunarak dostlarına sevgisini gösterendir.
11203. Metin
{ذُو الْعَرْش} خَالِقه وَمَالِكه {الْمَجِيد} بِالرَّفْعِ الْمُسْتَحِقّ لِكَمَالِ صِفَات الْعُلُوّ
{ذُو الْعَرْش} “Arş'ın sahibidir” onun yaratıcısı ve malikidir, {الْمَجِيد} “şanı pek yüce olandır.” Merfû okunuşla [el-Mecîd], yücelik sıfatlarının kemaline layık olandır.
11205. Metin
{فَعَّال لِمَا يُرِيد} لَا يُعْجِزهُ شَيْء
{فَعَّال لِمَا يُرِيد} “Dilediğini hakkıyla yapandır.” Hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.
11207. Metin
{هَلْ أَتَاك} يَا مُحَمَّد {حَدِيث الْجُنُود}
{هَلْ أَتَاك} “Sana geldi mi” ey Muhammed, {حَدِيث الْجُنُود} “o orduların haberi?”
11209. Metin
{فِرْعَوْن وَثَمُود} بَدَل مِنْ الْجُنُود وَاسْتُغْنِيَ بِذِكْرِ فِرْعَوْن عَنْ أَتْبَاعه وَحَدِيثهمْ أَنَّهُمْ أُهْلِكُوا بِكُفْرِهِمْ وَهَذَا تَنْبِيه لِمَنْ كَفَرَ بِالنَّبِيِّ ﷺ وَالْقُرْآن لِيَتَّعِظُوا
{فِرْعَوْن وَثَمُود} “Firavun ve Semûd'un?” [İfadesi], ordulardan bedeldir. Firavun zikredilerek ona tabi olanlardan müstağni kalınmıştır. Onların haberi ise küfürleri sebebiyle helak edilmiş olmalarıdır. Bu, ibret alsınlar diye Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'i ve Kur'an'ı inkâr edenlere bir uyarıdır.
11211. Metin
{بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيب} بِمَا ذُكِرَ
{بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيب} “Doğrusu inkâr edenler bir yalanlama içindedirler” zikredilen şeyleri.
11213. Metin
{وَاَللَّه مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيط} لَا عَاصِم لَهُمْ منه
{وَاَللَّه مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيط} “Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.” Onlar için O'ndan hiçbir kurtarıcı yoktur.
11215. Metin
{بَلْ هُوَ قُرْآن مَجِيد} عَظِيم
{بَلْ هُوَ قُرْآن مَجِيد} “Hayır, o şerefli bir Kur'an'dır” pek yücedir.
11217. Metin
{فِي لَوْح} هُوَ فِي الْهَوَاء فَوْق السَّمَاء السَّابِعَة {مَحْفُوظ} بِالْجَرِّ مِنْ الشَّيَاطِين وَمِنْ تَغْيِير شَيْء مِنْهُ طُوله مَا بَيْن السَّمَاء وَالْأَرْض وعرضه ما بين المشرق والمغرب وهو من درة بيضاء قاله بن عباس ﵄ = ٨٦ سورة الطارق
{فِي لَوْح} “Bir Levih'tedir” ki o, yedinci semanın üzerindeki boşluktadır, {مَحْفُوظ} “korunmuş.” Mecrûr okunuşla [mahfûzin], şeytanlardan ve ondan herhangi bir şeyin değiştirilmesinden [korunmuştur]. Onun uzunluğu yer ile gök arası kadar, genişliği ise doğu ile batı arası kadardır; beyaz bir incidendir. Bunu İbn Abbas radıyallâhu anhümâ söylemiştir. = 86 Tarık Suresi